küresel ısınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küresel ısınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2008 Pazar

Kuresel Isinma Bir yalandir !!!

Hala böyle konuşabilenler var demek ki!! İlginç..

Dünyanın en önemli hava durumu kanallarından Weather Channel’ın kurucusu,

''Küresel ısınma tarihin en büyük yalanıdır''

dedi.

Mevsimler şaşırdı", "Dünyanın düzeni bozuldu" ve "kuraklık kapıda" gibi sözler artık herkesin dilinde. Bilim adamları ve çevreciler hemen hergün küresel ısınmaya karşı acil önlem alınması gerektiği yolunda açıklamalar yapıyor. Ancak dünyanın en önemli hava durumu kanallarından Weather Channel’ın kurucusu John Coleman şok bir açıklama yaparak,

“Küresel ısınma tarihin en büyük yalanıdır”

dedi.

Coleman, IceCap adl

ı meteoroloji sitesinde yazdığı makalede, “Birkaç bilim adamı politik hedeflerini gerçekleştirebilmek için iklim verilerini taraflı şekilde yorumlayarak böyle bir fenomen olduğunu ileri sürdü. Washington’daki dostlarından büyük araştırma fonlarını da bu şekilde almayı başardılar. Küresel ısınma dedikleri şeye insanların yol açtığı da büyük bir aldatmacadır.



''Gezegenimiz tehlikede falan değil'' görüşünü savunan John Coleman'ın açıklamalarının ardından, iklim uzmanları, bu görüşlere büyük tepki gösterdi.

28 Aralık 2007 Cuma

Dunyada Bir Ilk

Dünyada bir ilk!




Dünyada bir ilk! Türk bilim adamları dünyada ilk defa uygulanan bir yöntemle kağıt fabrikalardan çıkan atık suyu elektrokimyasal olarak arıttı.

Yeni yöntemle biyolojik olarak mikroorganizmalar tarafından parçalanamayan ve dere, nehir ve kanalizasyona verilerek çevre kirliliği yaratan atık sular, daha da arıtılabiliyor.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Mühendislik Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Tanyolaç, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Avrupa'da kağıt fabrikalarının arıtılmış atık sularında atık madde oranının litrede 100-150 miligram olmasına karşın Türkiye'de 600-700 miligram olduğunu belirterek, geliştirdikleri yöntemle bu değeri 350 miligrama kadar düşürebildiklerini kaydetti.
Kağıt fabrikalarının atık sularını önce “çökeltme havuzlarına” aldıklarını, burada suda erimeyen kağıt elyafı gibi maddeleri toplayarak yine kağıt ve karton yapımında kullandıklarını, geri kalan suyu da biyolojik arıtmadan geçirdiklerini anlatan Tanyolaç, klasik biyolojik arıtmanın bazı kağıt üretimlerinde atıkları en fazla 600 miligram/litre seviyesine düşürülebildiğini belirtti.

Kağıt üretiminde kullanılan kimyasalların hepsinin biyolojik olarak parçalanamadığını anlatan Tanyolaç, Türkiye'de kanalizasyon deşarj sınırının 1000 miligram/litre gibi yüksek bir değerde olduğunu, bu nedenle Türkiye'deki kağıt fabrikalarının litrede 600-700 miligram kirliliğin bulunduğu arıtılmış sularını kanalizasyona verebildiklerini kaydetti.

Avrupa'daki fabrikaların, mevzuatları gereği, bu değeri litrede 100-150 miligrama düşürmek zorunda olduğunu belirten Tanyolaç, biyolojik arıtmadan sonra pahalı sistemler kurularak ozonlama ve ardından ikincil biyolojik arıtma gibi yöntemlerle istenilen değere düşürebildiklerini anlattı.

“Kağıt fabrikası atık suyunda karboksilik asit, sakkarit ve fenolik bazlı bir çok kimyasal bulunuyor ve bu maddelerin bazıları mikroorganizmalar tarafından yok edilemiyor. Biyolojik olarak mikroorganizmalar tarafından parçalanamayan maddeleri elektrokimyasal olarak biz burada parçalıyoruz” diyen Tanyolaç, geliştirdikleri yöntemin biyolojik arıtmanın ardından destekleyici olarak kullanması gerektiğini bildirdi.

Geliştirdikleri yöntemde kağıt atık sularında biyolojik olarak arıtılamayan maddelerin demir elektrotlar üzerinde reaksiyona girmesini sağladıklarını anlatan Tanyolaç, bunun ozonlama yöntemine göre daha avantajlı olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Abdurrahman Tanyolaç, “Bu yöntemin ozona göre avantajı; hidroksil radikalleri üretmesi ve ucuz olması. Hidroksil radikallerinin parçalama gücü ozon gazından daha fazla, dolayısıyla daha verimli” dedi.

Tanyolaç, “AB çevre mevzuatı Türkiye'de uygulanmaya başlayınca kağıt fabrikaları litrede 650-700 miligrama düşürebildikleri atık miktarını 100-150 miligrama düşürmek zorunda kalacak. Bu yöntemle kirlilik değerini 1 litrede 350 miligrama kadar düşürdük, daha da düşürmek için çalışıyoruz” diye konuştu.

25 Ekim 2007 Perşembe

Dunyayi Bekleyen 10 Tehlike

Gelecek 70 yılda Dünya'yı bekleyen 10 tehlike

İngiliz The Guardian gazetesi, gelecek 70 yıl içerisinde dünyanın ve insanoğlunun varlığını tehdit edebilecek 10 büyük tehlikeyi araştırdı.


EVRİM SAATİNİN SONU


Bilim adamları, doğadaki canlıların evrim saatini belirleyen telomer adlı DNA zincirlerinin kısalmasıyla, kanser, alzheimer gibi yaşlılığa bağlı hastalıkların da oluşma riskinin artığını kaydediyor.
Olasılığı: Düşük
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 80.



İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ


Atmosferde biriken zararlı gazların yarattığı sera etkisiyle bu yüzyılın sonuna kadar dünya sıcaklığında yaklaşık 2 derecelik artış bekleniyor.Bu ısı artışı, gıda stokları üzerinde onarılamaz hasar yaratacak.
Olasılığı: Yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 60.


KARA DELİKLER


Bilim adamları, dünyanın bir kara delik tarafından yutulması olasılığını da göz ardı etmiyor.
Olasılığı: Çok düşük
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 100.



KOZMİK PATLAMA


Samanyolundaki bir gezegenin patlamasıyla ortaya çıkacak gama ışınları, dünyada yeni bir buzul çağı başlatabilir.
Olasılığı: Düşük
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 40.



METEOR ÇARPMASI


Çapı 1.5 kilometre büyüklüğünde bir meteor, birkaç milyon yılda bir dünyaya çarpıyor. Çarpışmanın küresel sonucuysa yeni bir buzul çağı.
Olasılığı: Orta
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 50.

NÜKLEER SAVAŞ


Uluslararası strateji uzmanlar, Soğuk Savaş'ın bitimiyle azalan nükleer savaş olasılığının bugün İsrail, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore gibi nükleer silaha sahip ülkeler nedeniyle halen sürdüğünü belirtiyor.
Olasılığı: Düşük
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 80.



AKILLI ROBOTLARIN HÂKİMİYETİ


Gelişen teknolojiyle 2050'ye kadar robotların insanlar gibi düşünmeye başlayacağı tahmin ediliyor. Bunun sonucunda yaratıcıları üzerinde hâkimiyet kurma olasılıkları göz ardı edilmiyor.
Olasılığı: Yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 80.



SALGIN HASTALIKLAR


Son yüzyılda AIDS, SARS gibi salgın hastalıklarla mücadele eden insanoğlunun, daha kötü salgınlara maruz kalabileceği belirtiliyor. En yakın olasılık, Asya'yı vuran kuş gribi virüsünün tüm dünyaya yayılması.
Olasılığı: Çok yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur: Yüzde 30.



SÜPER VOLKAN PATLAMASI


Süper volkanlar, 50 bin yılda bir faaliyete geçiyor. Yarattıkları yıkımsa, meteor çarpmasının yaklaşık 12 katı.
Olasılığı: Çok yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 70.



TERÖRİZM


Uzmanlara göre, terörist grupların, biyolojik ve kimyasal kitle imha silahlarıyla saldırı düzenleme olasılığı her geçen gün artıyor.
Olasılığı: Çok yüksek
Gerçekleşirse insanlığın ne kadarı yok olur?: Yüzde 20.

23 Ağustos 2007 Perşembe

Kuresel Isinma ve Sonun Baslangici

Kışlar artık daha ılıman, yazlar daha sıcak ve kurak geçecek

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Murat Türkeş, küresel ısınma nedeniyle kışların gelecek yıllarda daha ılıman, yazların ise daha sıcak ve kurak geçeceğini bildirdi.

Doç.Dr. Türkeş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küresel ısınmanın etkisiyle mevsimlerin niteliklerinin değiştiğini belirterek, Türkiye’de özellikle gece en düşük sıcaklıklardaki kuvvetli ısınma nedeniyle, gündüz en yüksek sıcaklıkla gece en düşük sıcaklık arasında farkın bir çok bölgede azaldığını söyledi.

Bu durumun kışların gelecek yıllarda daha ılıman, yazların ise daha sıcak ve kurak geçeceğinin göstergesi olduğunu savunan Doç.Dr. Türkeş, "Gece en düşük sıcaklığın artmasına bağlı olarak, donlu gün sayısında da azalma var. Yazın ise gece en düşük sıcaklık arttığı için yazlar daha sıcak geçiyor" dedi.

Doç.Dr. Türkeş, havalandırma için elektrik enerjisinin daha fazla kullanılacağını bunun sonucunda atmosfere daha fazla sera gazı gönderileceğini kaydetti.

Türkiye yağışlarındaki alansal ve zamansal değişimlerle ilgili yaptıkları araştırmalarda, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yağış rejimlerinin genellikle 8, 12-13, 14, 18 ve 21 yıllık uzun dönemlerde belirlendiğini anlatan Doç.Dr. Türkeş, geçmişteki yağışlı ve kurak dönemlerin doğası dikkate alındığında, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde kurak bir kış mevsiminden sonraki birkaç yılın az ya da çok kurak geçme olasılığının yüksek olduğunun istatistiksel olarak görüldüğünü bildirdi.

Doç.Dr. Türkeş, 1906-2005 döneminde küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında gözlenen artışın 0.74 santigrat derece olduğunu, küresel sıcaklıktaki artışa bağlı olarak, sıcak hava dalgalarının ekolojik sistemleri ve insan yaşamını doğrudan etkileyecek önemli değişikliklere neden olacağını söyledi.

TDK ve Susuzluk.. Enteresan!!

Bunu da gördük sonunda..! Nasıl bir şartlanmadır ki bu engellemek için kelimeleri yasaklayacaksınız. İnsanlar duyunca susuz kaldıklarını anlayacaklar demek ki!!!! Demek ki kelimeler olmayınca susuzluk da olmayacak. Aferin! Daha akıllıca çözümlere gerek kalmadı değil mi???


Böylesi ne duyuldu ne görüldü TDK, su kıtlığını insanlara unutturmak için içinde su geçen atasözü ve deyimleri yasaklamaya hazırlanıyor.

23.08.2007 16:38 Kuraklık Türkçe'yi de etkiledi. TDK Başkanı 'Suyun az bulunur hale gelmesi 'Su içinde kalmak', 'Zaman su gibi aktı' gibi deyimleri değiştirecek' dedi.... Göller kurudu, şelaleler yosun bağladı... Bu olumsuz etkileri yüzünden günlük konuşmalarımızın gediklisi haline gelen küresel ısınma, "dilimizi" de damağımızı da kuruttu. Konuyla ilgili şimdiye kadar yapılan en ilginç açıklama Türk Dil Kurumu Başkanı (TDK) Şükrü Haluk Akalın'ndan geldi. Akalın, suyun az bulunur olmasının onu daha da değerli hale getireceğini, bu nedenle deyimler ve atasözlerinin zamanla kullanılamaz olabileceğini belirtti.

'199 BİRLEŞİK SÖZ BULUNUYOR' Akalın, şunları söyledi: "Türkçe'de suyla ilgili 199 birleşik söz var. Örneğin "sudan ucuz" ifadesini çok ucuz eşya için kullanıyoruz ama gelecekte su çok pahalı olduğunda bu ifade unutulup yerini "sudan pahalı" sözüne bırakabilir. Ya da derelerin, akmadığı bir ortamda "Zaman su gibi bitti" diyeceklerdir. Bu arada Akalın, "Su getirene söylediğimiz 'Su gibi aziz ol' deyimini daha çok kullanacağız" dedi.
Takvim

16 Ağustos 2007 Perşembe

Meteoroloji'den Kotu Haber

Meteoroloji'den kötü haber

Sonbahardaki yağışların, iç ve batı kesimlerde yaşanan ''hidrolojik kuraklığı'' ortadan kaldırma olasılığının düşük olduğu bildirildi.Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Ağustos-Eylül-Ekim aylarını kapsayan meteorolojik tahminler raporu hazırladı.

Rapora göre, ağustos ayında güney ve iç kesimlerin Basra alçak basıncının etkisinde kalacak olması nedeniyle sıcak ve kurak dönem
etkisini sürdürecek. Sıcaklık değerlerinin, ortalamaların 2-4 derece üzerinde seyredeceği ağustos ayında kuzey kesimlerde görülecek kısa süreli yağış geçişlerinin dışında önemli derecede yağış beklenmiyor.

Eylül-ekim aylarında ise yurdun kuzey ve iç kesimlerinde görülecek alçak basınç sistemleri ve cephesel geçişlere bağlı olarak özellikle kuzey ve iç kesimlerde mevsime uygun yağışların görüleceği tahmin ediliyor. Bu zaman periyodunda sıcaklık değerlerinin mevsim normallerinin 1-2 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.

Raporda, şu görüşlere yer verildi:''2007 Şubat-Mart döneminde yağış azlığına bağlı gelişen meteorolojik
kuraklığı, ilkbahar yağışlarının yetersizliği, oldukça kurak ve sıcak yaz şartları besledi. Bunun sonucunda başta Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgeleri olmak üzere ülkemizin iç ve batı kesimlerinin 'hidrolojik kuraklık' aşamasına geldiği göz önüne alındığında mevsimsel şartlara bağlı görülebilecek sonbahar yağışlarının ülkemizin iç ve batı kesimlerinde yaşanan hidrolojik kuraklığı önümüzdeki 4-5 aylık süreçte ortadan kaldırması olasılığı düşüktür.''

Raporda, ''Yağış azlığı olarak tanımlanan 'Meteorolojik Kuraklık' yağışların artış göstereceği dönemlere bağlı olarak ortadan kalksa dahi baraj, göl, nehir havzalarındaki hidrolojik kuraklığın ortadan kalkması için daha uzun süreli yağışlı dönemlere ihtiyaç vardır'' denildi.

YAĞIŞ AZLIĞI

Raporda, Ekim 2006-Temmuz 2007 periyodunda alınan yağışlarla ilgili değerlendirmeye de yer verildi.

Türkiye genelinde yağışların toplam miktarında yüzde 16.8 azalma görüldüğü vurgulanan raporda, Ege bölgesinde yüzde 44, Marmara
bölgesinde yüzde 33, İç Anadolu bölgesinde yüzde 22 azalma olduğu kaydedildi.

Kentsel bazda ise aynı dönemde İzmir ve İstanbul yüzde 49, Ankara ise yüzde 35 oranında daha az yağış aldı.

Raporda, Türkiye'nin coğrafi konum itibariyle yarı-kurak iklim kuşağında olduğu ve topografyası gereği düzensiz yağış rejimine sahip olduğu anımsatılarak, ''Sürekli kuraklık riskine maruz kalan bir ülke özelliği göz önüne alınarak su tasarrufunun azami ölçüde sürdürülmesi, sektörel planlamaların mevcut analiz ve öngörüler doğrultusunda yapılması yararlı olacaktır'' denildi.

Dunyada Kuraklik ve Kuresel Isinma

Kuraklık ve susuzluk dünyayı harekete geçirdi

Uluslararası kuruluşlar, bilim adamları ve çevre örgütleri dünyanın su sorununa çözüm bulmak ve acil eylem planlarını tartışmak amacıyla Stockholm’de bir araya geldi. Başta Türkiye olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde küresel ısınma ve kaynakların hızla tüketilmesiyle başlayan kuraklık ve susuzluk uluslararası kuruluşları harekete geçirdi. İsveç’in Başkenti Stockholm’de 12-18 Ağustos tarihleri arasında sürecek olan “Dünya Su Haftası” (World Water Week) kapsamında çeşitli toplantı ve etkinlikler yapılmaya başlandı.

STOCKHOLM

Uluslararası kuruluşlar, bilim adamları ve çevre örgütleri dünyanın su sorununa çözüm bulmak ve acil eylem planlarını tartışmak amacıyla Stockholm’de bir araya geldi. Başta Türkiye olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde küresel ısınma ve kaynakların hızla tüketilmesiyle başlayan kuraklık ve susuzluk uluslararası kuruluşları harekete geçirdi.

İsveç’in Başkenti Stockholm’de 12-18 Ağustos tarihleri arasında sürecek olan ve CİHAN’ın takip ettiği “Dünya Su Haftası” (World Water Week) kapsamında çeşitli toplantı ve etkinlikler yapılmaya başlandı. Dünya Su Haftası etkinlikleri, sorunların çözümü ve “karmaşa dolu bir geleceğe” hazır olmak için yapılması gerekenlerin tartışıldığı bir platform olurken, seminerler ve toplantılarla “sürdürülebilir yapıcı yönetim politikalarına ışık tutmak” amaçlanıyor. Bu hafta ile birlikte, dünya genelinde nüfus artışıyla birlikte kaynaklar ve özellikle de sular kururken, geri kalmış ülkelerin “vahim” durumu ele alınmaya çalışılıyor.

Stockholm’ün merkezindeki Folkethuset Konferans Merkezi’nde düzenlenen konferansların ikinci günü olan bugünkü oturumlarında dünyanın değişik ülkelerinden gelen konuşmacılar, konuyla ilgili açıklayıcı bilgiler verirken, katılımcı ülkelerden gelen davetlilerden gelen sorulara da cevap verdiler. Konferansı takip için yüzün üzerindeki ülkeden politikacı, araştırmacı, bilim adamIarı, sivil örgüt temsilcileri ve uzmanlar bugünkü oturuma iştirak etti.

Etkinliklerin bugünkü bölümünde açılış oturumunda su sorununa ilişkin önde gelen uzmanlar konuşmalar yaptıktan sonra, “Su, İklim ve Savunmasızlık”başlıklı bir tartışma paneli düzenlendi. Panelde konuşmalardan sonra katılımcıların sorularına cevaplar verildi ve bazı tartışmalar yaşandı.

17 Ağustos’ta düzenlenecek kapanış toplantısında iş dünyası, uluslararası organizasyonlar ve hükümet temsilcileri çeşitli sunuşlar yapacak. Haftanın son gününde ise su kaynaklarının kullanımına ilişkin teknik geziler düzenlenecek.
Su politikalarında değişim, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın su kaynaklarına etkisi, su yatırımlarının öncelik kazanması ve bölgesel çapta su sorunlarının tartışıldığı bu seminerler dizisi 18 Ağustos’a kadar sürecek.

Ayrıca Stockholm’de Dünya Su Haftası etkinlikleri kapsamında, 14-16 Ağustos tarihleri arasında AB Su İnisiyatifi toplantıları da düzenlenecek.
CİHAN’a özel açıklamalar yapan katılımcı ve konuşmacılar önemli bilgiler verdi. Nambia’dan katılan Johonson isimli katılımcı, ülkesinin Afrika’nın güneyinde çok güzel bir yer olduğunu fakat çok kuraklık yaşamakta olduğunu söylerken, bu konferansla birlikte çözüm arayışları içinde olacaklarını belirtti.

Susuzluk ve yoksulluk içiçe ve bunu çözme arayışları
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının geçen yıl yayımladığı,“Kıtlığın Ötesinde: Güç Dengesizliği, Yoksulluk ve Küresel Su Krizi”başlıklı insani gelişme raporunda dünya olarak büyük bir su krizinin eşiğinde olduğumuz gerçeğine işaret edilmişti. Bu sorun, 60’lı yıllardan beri uzmanların uyardığı bir husustu.

Raporda geçen temel tespitler şunlardı:
- Nüfus artışı ve iklim değişikliğiyle birlikte dünyanın en zengin ve en yoksul ülkeleri arasındaki uçurumun giderek büyüyor

- Ekonomik olarak geri kalan ülkeler, doğal kaynaklardan da mahrum kalmakta,
- Yoksul ülkeler ve bölgeler temiz suya erişmek için zengin ülkelerden daha fazla para ve emek harcamak zorunda kalıyor, ya da kirli suları içmek mecburiyetinde,
- Dünya üzerindeki 1,1 milyar kişinin su kaynakları sağlıksız durumda.

Bu yılki Dünya Su Haftası etkinliklerinde de bu temel problemlere çözüm arayışları ele alınmaya çalışılacak.

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Suyumuzu Kurtarmanin 10 Basit Yolu

Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu


Bildiğiniz gibi H2O, Dünyanın ¾’ü, vücudumuzun 2/3’si. Yaşamın ta kendisi. Yaşamın temel kaynağı olan su; tarımsal üretim, endüstriyel kullanım, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi konularda da önemli bir yere sahip. Suyun yeterli ve uygun kalitede olması, ekonomik ve sosyal kalkınma için de gerekli.

Türkiye’de suyun %75’i tarımda , %15’i evsel amaçlı ve %10’u da sanayide kullanılıyor. Sahip olduğumuz sınırlı su kaynakları, geri dönülemez biçimde tükeniyor. Türkiye’de son 40 yıl içinde 1 milyon 300 bin hektar sulak alan tarımsal amaçlı kurutma, doldurma, aşırı su kullanımı gibi nedenlerle ekolojik ve ekonomik işlevini yitirdi.


Türkiye’de su kullanımıyla ilgili en büyük sorun, özellikle tarımsal su kullanımında yaşanıyor. Tarımda kullanılan suyun büyük bir kısmı yanlış sulama teknikleri ve taşıma sırasındaki kayıplar nedeniyle boşa harcanıyor. Kaçak kuyular, aşırı yeraltı suyu çekimi sonucu su kaynakları kuruyor ve yok oluyor. Hotamış Sazlıkları, Eşmekaya Sazlıkları, Suğla Gölü bazı örnekler… Sulak alanların kaybı önce kuşları, sonra da insanları göçe zorluyor.


Türkiye’de suyun %10’u sanayide kullanılıyor ancak burada da su kaynaklarının aşırı kullanımı ve kirlenmesi gündeme geliyor. Tüm sektörlerde kaçak su kullanımının önüne geçilmesi ve sanayinin kullandığı suyu geri dönüştürerek yeniden kullanması gerekiyor. Yapılan araştırmalar bir litre atık suyun sekiz litre içme suyu kirlettiğini ortaya koyuyor. Su kaynaklarına yakın verimli tarım arazilerinin de sanayinin gelişimi için gözden çıkarılması diğer bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de nüfus artışı, köyden kente göç, plansız kentleşme ve su havzalarının yapılaşmaya açılmasına bağlı olarak içme suyu kaynakları kirlenip tükeniyor. Türkiye’de bugün nüfusun %7’si sağlıklı içme suyundan yoksun. Kişi başına düşen yıllık yaklaşık 1.400 m3 su miktarıyla Türkiye, su fakiri olma yolunda bir ülke. 2030 yılında Türkiye’de nüfusun 80 milyona ulaşacağı ve kişi başına 1.100 m3 kullanılabilir su düşeceği tahmin ediliyor. Bu da Türkiye’nin gelecekte su sıkıntısı çeken bir ülke olacağını gösteriyor.

Biz de şimdiden üzerimize düşeni yapmalı ve kısıtlı olan su kaynaklarımızı tasarruflu kullanmalıyız.

Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu

1. Musluğu Açık Bırakmayın
Her gün sebzelerimizi elde yıkamak yerine, su dolu bir kapta yıkarsanız, çok daha az su tüketirsiniz. 4 kişilik bir aile bu yöntemle yılda ortalama 18 ton su kurtarabilir.

2. Bulaşıklarınızı Elde Değil Makinede Yıkayın
4 kişilik bir ailenin günlük bulaşığını elde yıkarsanız, ortalama 84 - 126 litre su harcarsınız. Oysa bulaşık makinesi aynı bulaşığı sadece 12 litre su ile yıkar. Bu da bir yılda ortalama 26 - 40 ton suyu kurtarmanız demektir.

3. Diş Fırçalarken, Tıraş Olurken Suyu Kapatın
Diş fırçalarken ya da tıraş olurken, kullanmadığımız halde açık bıraktığımız su gideri, yılda kişi başı ortalama 12 tondur. 4 kişilik bir ailede bu rakam ortalama 48 tondur.

4. Daha Kısa Duş Alın
5 dakikalık bir duş sırasında ortalama 60 lt su harcarsınız. 4 kişilik bir ailenin her bir ferdi duş süresini 1 dakika azaltırsa yaklaşık 18 ton su kurtarırsınız.

5. Gereksiz Yere Sifon Çekmeyin
Tuvaleti çöp olarak kullanmayın. Dört kişilik bir ailenin her bir ferdi, günde bir kez sifonu amacı dışında çekerse yılda 16 ton su harcamış olur.

6. Sifona Plastik Bir Şişe Yerleştirin
1,5 litrelik bir pet şişeyi su ile doldurarak sifonunuzun içine yerleştirin. Sadece bu basit bir önlemle bile yılda 2 ton su kurtarabilirsiniz.

7. Duş Başlığınız Değiştirin
Yeni çıkan suyu daha iyi bir şekilde püskürten ekonomik duş başlıklarından alın. Böylece suyu daha az açarak daha tazyikli bir duş alabilirsiniz.

8.Muslukları Tamir Ettirin
Evdeki tüm muslukları su kaçırmadığından emin olum. Gerekirse tamir edin. Her saniye bir damla damlayan musluk yılda 1 ton su harcar.

9.Su Kaçaklarını Engelleyin
Evinizdeki ya da apartmanınızdaki su borularını yenileriyle değiştirin ya da tamir ettirin. Eski tip borular tonlarca su harcar.

10. Çamaşır Makinesini Ekonomik Kullanın
Bir çamaşır makinesi tek bir çalıştırmada 176 litre su harcar. Makinenizi haftada bir kez bile az kursanız, yılda 9 ton suyu kurtarırsınız.

Suyumuza sahip çıkalım. Çünkü su varsa hayat da vardır.

Buzul Dagi - Cilo Dagi'ndaki Buzullar Eriyor!


Cilo Dağı'nı bir çok insan bilmez. Coğrafya derslerinden hatırlayanlar, yöre insanları ve yabancı turistler bilirler. Her zaman ki ilginç durum.. Yabancılar kilometrelerce öteden merak edip, gelip buraları görüyorlar.. Ama bizim insanımız yine tarihini ve güzelliklerini farkedemiyor. Ortadan kaybolsa dahi ne önemi var..! Şimdi bu 20.000 yıllık buzullar eriyorlar.

20 bin yıllık buzullar eriyor

Hakkâri'nin 4 bin 135 rakımlı Cilo Sat dağlarında bulunan ve yaklaşık 20 bin yıllık olduğu tahmin edilen buzullar da küresel ısınmaya dayanamayıp erimeye başladı. Yer yer kalınlığı 30 metreyi bulan buzulların erimeye başlaması çevrecileri tedirgin etti. Hakkâri Meslek Yüksekokulu Müdürü ve Cilo Doğa Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tahir Yaşar, daha önce buzul olan bölgelerde bu yıl kaya ve kumların görülmeye başlandığını, küresel ısınmaya yönelik ciddi tedbirlerin alınması gerektiğini, aksi takdirde buzulların önümüzdeki birkaç yıl içinde yok olup gideceğini söyledi.

BEHÇET DALMAZ Hakkâri DHA

8 Ağustos 2007 Çarşamba

Suyumuzu ve Topragimizi Kaybediyoruz

Suyumuzu ve toprağımızı kaybediyoruz

Türkiye'de son 40 yılda Van Gölü'nün 3 katı, Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü'nün 25 katı oranında sulak alan yok olurken, kara yüzeyinin yüzde 90'ında çeşitli şiddetlerde erozyon görülüyor ve verimli topraklar da hızla kaybediliyor
KONYA - Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye ve TEMA'dan alınan bilgilere göre, küresel ısınma ve bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden Türkiye'nin sulak alanları ve birbirini tetikleyen sorunlar yüzünden verimli toprakları kaybediliyor.

Son 40 yıl ele alındığında 2,5 milyon hektarlık sulak alanın yarısı çeşitli nedenlerle yok oldu. Bazıları sinek üreten bataklık olduğu gerekçesiyle kurutuldu, bazıları besleyen kaynaklarının üzerine baraj ve gölet kurulması nedeniyle kurudu, birçoğu da tarımsal sulamaya esir düşerek haritadan silindi.

Türkiye'de kaybedilen sulak alanların boyutu küçümsenmeyecek kadar büyük... Yaklaşık 1 milyon 250 bin hektarlık kuruyan alan, Marmara Denizi'nin yüzölçümüne eşit. Sözkonusu kaybın Van Gölü'nün 3 katı, Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü'nün 25 katı, ülkenin en önemli göllerinden olan Tuz Gölü'nün ise 9 katından fazla olması dikkat çekiyor.

10 yıl önce 260 bin hektar olan Tuz Gölü'nün alanı bugün 130 bin hektara düşerken, giderek suyu azalan Beyşehir Gölü'nün önlem alınmazsa 3-5 yıl içinde bataklık haline geleceği belirtiliyor.

Nasreddin Hoca ile özdeşleşen, Türk kirazına kalite kazandıran, Akşehir Gölü ile beyaz kiraz üretiminde önemli rol oynayan Ereğli Sazlıkları kurudu. Ereğli'de sazlıkların kuruması yüzünden iklim bozuldu, meyve üretiminde kalite ve rekolte düştü.

5 MİLYON YILLIK GÜZELLİĞİ KAYBETTİK

"Dünyanın Nazar Boncuğu" olarak nitelendirilen, 5 milyon yıl önce oluşan Meke Gölü, birkaç yıl içinde bataklık haline döndü. 5 milyon yıldır var olan güzellik birkaç yılda kaybedildi. Bunu gören yabancı turistler tepki gösteriyor ancak Konya Kapalı Havzası'nda 30 bin kaçak kuyudan su çekilerek gölün sonu getiriliyor.

Çok sayıda sulak alanın kuruduğu ülkenin yeraltı su seviyesinin yüzde 40'ını barındıran Konya Kapalı Havzası'nda tehlike daha ciddi boyutlara tırmanıyor. Son 20 yılda yeraltı su seviyesi alt havzalarına göre 20-40 metre azalan Konya Kapalı Havzası'nda, kuruyan sulak alanlarıyla yıllardır tehlike çanları çalıyor.

WWF'nin raporuna göre doğal kaynakları şu andaki hızında tüketilmeye devam edilirse, insanlığın 2050 yılında iki gezegene daha ihtiyacı olacak. Bu durum, biyolojik yenileme kapasitesinin yüzde 50 fazlasını tüketen Türkiye için daha büyük önem taşıyor. Çünkü Türkiye'de birbirini etkileyen sorunlar yüzünden sularla birlikte topraklar da kaybediliyor.

Türkiye'de her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak erozyonla kaybedilirken, ülkenin erozyonla kaybettiği bu topraklar, 25 santimetre kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğer olarak tutuluyor.

Bitki örtüsü ve özellikle ormanların tahribi sonucu, toprak erozyonu ile her yıl 1 milyar 400 milyon ton toprak göllere, denizlere taşınarak ya da barajları doldurarak yitiriliyor.

Ülke topraklarımızın yüzde 90'ında çeşitli şiddetlerde erozyon yaşanıyor (yüzde 63'ünde çok şiddetli ve şiddetli görülüyor) ve bu durumun Avrupa'nın 17, Kuzey Amerika'nın 6 katı civarında olduğu belirtiliyor. Türkiye'de akarsularla birlikte alandan taşınan toprağın, ABD'nin 7, Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeyinde olduğu vurgulanıyor.

Fırat Nehri yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşırken, Keban Barajı'na 32 milyon, Karakaya Barajı'na 31 milyon ton toprak birikiyor. Bu birikme barajlardan faydalanmayı azaltıyor.

Türkiye'nin topraklarının sadece yüzde 15'inin üstün verimli olduğunu bunların da giderek kaybedildiği belirtiliyor. Cumhuriyetin ilanından bu yana 44 milyon hektar mera alanı 12,3 milyon hektara kadar gerilerken, her yıl kaybedilen 1 milyar 400 milyon ton toprağın 500 milyon tonu tarım alanlarından gidiyor.

BÖYLE GİTMEMELİ

NASA'nın yaptığı araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacak.

Erozyonla baraj göllerinin dibine yığılan topraklar, barajların doğal ömrünü yüzde 50 oranında azaltabiliyor. Bunun sonucunda yüksek değerde hidrolojik enerji ve kullanma suyu kayıpları meydana geliyor. Örneğin, dünya barajlarına erozyonla getirilip depolanan topraklar, enerji ve kullanma suyu bakımından yılda 6 milyar dolarlık bir zarara neden oluyor. Türkiye'de bunun tipik örneği Keban Barajı'nda görülüyor.

Türkiye'de 15 barajın (Altınapa, Bayındır, Buldan, Çaygören, Selevir, Çubuklu, Demirköprü, Hirfanlı, Karamanlı, Kartalkaya, Kemer, Kesikköprü, Seyhan, Sürgü, Yalvaç) ömürlerinin tahmin edilenden önce dolmuş ya da dolmak üzere olduğu vurgulanıyor. Bunlara ek olarak ülke ve bölge için büyük önem taşıyan Keban, Karakaya ve Atatürk barajlarında da tehlike çanları çalıyor.

GERİ KAZANMAK KOLAY OLMUYOR

Kaybedilen sulak alanlar ve verimli topraklar ekonomik açıdan büyük çapta zarara yol açarken, geri kazanımları kolay olmuyor.

Sulak alanları geri kazanmak, kuruyan gölleri eski haline getirmek için yüzlerce yıl gerekiyor. Örneğin Konya'da yeraltı su seviyesi giderek düşüyor. İçilebilir özellikteki temiz yeraltı suyu ile Tuz Gölü arasında kot farkı 15 metreye kadar indi.

Önceden 50 metrenin üzerindeki farkın 15 metreye kadar inmesi tehlikeyi beraberinde getiriyor. Böyle giderse 5-6 yıl sonra Tuz Gölü'nden yer altı suyuna doğru akış başlayacak ve temiz su tamamen bozulacak. Bu durumda da hayatın biteceği Konya Kapalı Havzası'nda yeraltı suyunun temizlenmesi için 1400 yıl gerekecek.

Aynı şekilde üretilemeyen bir kaynak olan verimli toprağın 1 santimetresi ortalama 500 yılda oluşuyor. Tarım yapılabilmesi için gereken minimum 40 santimetrelik toprağın oluşması ise ortalama 20 bin yılda gerçekleşiyor.

1 ton buğday elde edilmesi için bin ton, 1 porsiyon bonfilenin yenecek halde sunulabilmesi için (hayvanın büyümesi, beslenmesi vb.) 9 bin 800 litre, 1 pilicin yenebilir hale gelmesi için 1200 litre, 1 kilo ekmek için 400-1200 litre suya gereksinimin duyulduğu günümüzde kaybedilen ülke suyu ve toprağı için harekete geçmenin önemine işaret ediliyor..

Yıllardır sulak alanların kuruduğu ülkede bilinçlenmenin, büyük kentlerde su kesintilerine gidilmesiyle başladığını belirten WWF-Türkiye ve Tema Vakfı yetkilileri, "40 yılda 1,25 milyon hektar alanı kaybettik. Halen kayıplar sürüyor. Kişi başına düşen su azaldı, topraklarımız verimini kaybetti. Artık ülkede daha ciddi önlemlerin alınması gerekiyor" dedi.

6 Ağustos 2007 Pazartesi

NASA Raporu : "Turkiye 2040'ta iyice Col Olacak"

NASA'ya göre Türkiye'nin büyük bölümü 2040 yılında çöl olacak

Türkiye’de son 40 yılda Van Gölü’nün 3 katı, Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün 25 katı oranında sulak alan yok olurken, kara yüzeyinin yüzde 90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon görülüyor ve verimli topraklar da hızla kaybediliyor.

AA muhabirinin Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye ve TEMA’dan aldığı bilgilere göre, küresel ısınma ve bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden Türkiye’nin sulak alanları ve birbirini tetikleyen sorunlar yüzünden verimli toprakları kaybediliyor.

Türkiye’de kaybedilen sulak alanların boyutu küçümsenmeyecek kadar büyük... Yaklaşık 1 milyon 250 bin hektarlık kuruyan alan, Marmara Denizi’nin yüzölçümüne eşit. Sözkonusu kaybın Van Gölü’nün 3 katı, Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün 25 katı, ülkenin en önemli göllerinden olan Tuz Gölü’nün ise 9 katından fazla olması dikkat çekiyor.

BÖYLE GİTMEMELİ...

NASA’nın yaptığı araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde Türkiye’nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacak.
Erozyonla baraj göllerinin dibine yığılan topraklar, barajların doğal ömrünü yüzde 50 oranında azaltabiliyor. Bunun sonucunda yüksek değerde hidrolojik enerji ve kullanma suyu kayıpları meydana geliyor. Örneğin, dünya barajlarına erozyonla getirilip depolanan topraklar, enerji ve kullanma suyu bakımından yılda 6 milyar dolarlık bir zarara neden oluyor. Türkiye’de bunun tipik örneği Keban Barajı’nda görülüyor.

Türkiye’de 15 barajın (Altınapa, Bayındır, Buldan, Çaygören, Selevir, Çubuklu, Demirköprü, Hirfanlı, Karamanlı, Kartalkaya, Kemer, Kesikköprü, Seyhan, Sürgü, Yalvaç) ömürlerinin tahmin edilenden önce dolmuş ya da dolmak üzere olduğu vurgulanıyor. Bunlara ek olarak ülke ve bölge için büyük önem taşıyan Keban, Karakaya ve Atatürk barajlarında da tehlike çanları çalıyor.

-GERİ KAZANMAK KOLAY OLMUYOR...

Kaybedilen sulak alanlar ve verimli topraklar ekonomik açıdan büyük çapta zarara yol açarken, geri kazanımları kolay olmuyor.

Sulak alanları geri kazanmak, kuruyan gölleri eski haline getirmek için yüzlerce yıl gerekiyor. Örneğin Konya’da yeraltı su seviyesi giderek düşüyor. İçilebilir özellikteki temiz yeraltı suyu ile Tuz Gölü arasında kot farkı 15 metreye kadar indi.
Önceden 50 metrenin üzerindeki farkın 15 metreye kadar inmesi tehlikeyi beraberinde getiriyor. Böyle giderse 5-6 yıl sonra Tuz Gölü’nden yer altı suyuna doğru akış başlayacak ve temiz su tamamen bozulacak. Bu durumda da hayatın biteceği Konya Kapalı Havzası’nda yeraltı suyunun temizlenmesi için 1400 yıl gerekecek.

Aynı şekilde üretilemeyen bir kaynak olan verimli toprağın 1 santimetresi ortalama 500 yılda oluşuyor. Tarım yapılabilmesi için gereken minimum 40 santimetrelik toprağın oluşması ise ortalama 20 bin yılda gerçekleşiyor.

1 ton buğday elde edilmesi için bin ton, 1 porsiyon bonfilenin yenecek
halde sunulabilmesi için (hayvanın büyümesi, beslenmesi vb.) 9 bin 800 litre, 1 pilicin yenebilir hale gelmesi için 1200 litre, 1 kilo ekmek için 400-1200 litre suya gereksinimin duyulduğu günümüzde kaybedilen ülke suyu ve toprağı için harekete geçmenin önemine işaret ediliyor.. Yıllardır sulak alanların kuruduğu ülkede bilinçlenmenin, büyük kentlerde su kesintilerine gidilmesiyle başladığını belirten WWF-Türkiye ve Tema Vakfı yetkilileri, "40 yılda 1,25 milyon hektar alanı kaybettik. Halen kayıplar sürüyor. Kişi başına düşen su azaldı, topraklarımız verimini kaybetti. Artık ülkede daha ciddi önlemlerin alınması gerekiyor" dedi.

Milliyet.com - Muhabir : Zafer Akpınar

Naylon Yerine Kagit Poset Kullanin!

Naylon yerine kağıt poşet kullanın!

500 ile bin yıl arasında toprakta yok olabilen naylon poşetler, tek kullanımdan sonra çöpe atılmasıyla çevreye büyük zarar veriyor!


3 Ağustos 2007 Cuma
Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Konya İl Temsilcisi Namık Ceyhan, içinde barındırdığı kimyasal maddeler nedeniyle ancak 500 ile bin yıl arasında toprakta yok olabilen naylon poşetlerin, tek kullanımdan sonra çöpe atılmasıyla çevreye büyük zarar verdiğini, bu nedenle market ve alışveriş merkezlerinde kullanımının durdurulması gerektiğini savundu.

Ceyhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gelişen teknolojiyle insanların ihtiyaçları için üretilen birçok yeni ürünün, çevre sorunlarının her geçen gün artmasına, çözümlenemez hale gelmesine neden olduğunu belirtti.

Son yıllarda, gün geçtikçe sayıları artan alışveriş merkezlerinde kullanılan poşetlerin, çevre için ciddi tehditler oluşturmaya başladığını ifade Eden Ceyhan, "İçinde barındırdığı kimyasal maddeler nedeniyle ancak 500 ile bin yıl arasında toprakta yok olabilen naylon poşetler, tek kullanımdan sonra çöpe atılmasıyla çevreye büyük zarar veriyor" dedi.

Ceyhan, alış veriş sonrası müşterilere ücretsiz olarak verilen poşetlerin tek kullanımdan sonra çöpe atıldığını, geri dönüşümünün de olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Çöp sahalarında toprağa gömülen bu poşetler, maalesef içinde barındırdığı kimyasal maddeler nedeniyle çok zor yok oluyor. Kimyasal maddeler içeren poşetler, zadece toprağa değil, içine koyduğumuz sebze ve meyveler aracılığıyla insan sağlığına DA zararlı olabiliyor. Kaldı ki piyasadaki birçok poşet ikinci üçüncü kalitede ürün olduğu için sağlık için çevre için tahmin edildiğinden çok daha fazla zararlı."

NAYLON POŞET YERİNE KAĞIT TORBA VE FİLE ÖNERİSİ

Çevreye ve insan sağlığına zararları nedeniyle naylon poşetlerin marketlerde kullanımının kaldırılması gerektiğini söyleyen Ceyhan, bunun yerine Avrupa ülkelerinde kullanılan kağıt torba veya file sistemine geçilmesini önerdi.

Ülke genelindeki tüm marketlerin bu uygulamaya gönüllü olarak bir an önce geçmesi gerektiğini savunan Ceyhan, ilerleyen dönemlerde AB’ye uyum için bu uygulamaya geçişin zorunlu hale getirileceğini bildirdi.

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Önümüzdeki hafta hava nasil olacak?

Sıcaklardan ötürü geçtiğimiz senelerde sadece Fransa'da onbinden fazla kişi ölmüştü. Bu sayıya dikkat etmek lazım. Çünkü bu rakam gerçek. Son derece net hatırlıyorum! Yaşlı nüfusun fazla olduğu Fransa sıcaklardan kavrulmuş ve ölümler son derece fazla olmuştu.

Bugünse durum farklı kürese ısınmanın olumsuz (beklenen) etkileri ile sıcaklar bir yana dursun daha mevsim normallerini bile yakalayamadılar. Yaz sıcakları kendisini göstermemiş durumda.

Sonuç olarak küresel ısınma için etkin önlemler alınmalı bir an önce...



Biz sıcaklardan bunalmışken İngiltere, Fransa’nın kuzeyi, Benelüks ülkeleri, Kuzey Almanya ve İskandinav ülkeleri “Acaba yazı görebilecek miyiz?'' endişesi içinde günler geçiriyor. Neredeyse yağışsız geçen bir günleri yok, bizde ise her şey tam tersine, beklentilere rağmen yok. Sonbahar ve kış döneminde de başımızın üstünden geçecek bulutlara yağdıydı-yağmadıydı diye bakacak olursak daha çok bekleriz.

En kısa zamanda su yönetimi planlamasına bulut yönetimini de katmak, yağış olayına sonbahar ve özellikle de kış döneminde müdahale etmek durumundayız. Ben bu işlerle ilgili epeyce mesafe kat ettim. Bulutlara ve dolayısıyla kar depolanmasına hükmedebileceğimizi iddia ediyorum, hem de en doğal yöntemle, tabiat ne yapıyorsa onu biraz daha hızlandırarak ve ilk defa bizim bulduğumuz bir şeyi yaparak. Bu sene yaptık yaptık, eğer bu kışı kaçırırsak bekle 2009-10 kışını. Barajlara gelen suyun kaynağı kardır, yağmur suyu ile barajlar dolmaz; bunu unutmayın, benden söylemesi.

Gelelim temmuz sonu ve ağustosun ilk haftasının beklentilerine... Müjdeli haber, bizi bekleyen hava koşullarının tam anlamıyla yaz ortalamalarında olacak olması. Bir başka deyişle, geçen haftaki sıcaklar bu hafta yok.

Öncelikle Akdeniz bölgemizi biraz serinletelim. Bunaltıcı sıcaklar temmuzun sonundan sonra tüm yurdu ve Akdeniz bölgesini, hatta Güneydoğu Anadolu’yu bile terk edecek. Gece sıcaklıkları 20 dereceye kadar gerileyecek. Elbette gündüzleri sıcak ama öyle 40’larda falan değil, sadece mevsim normallerinde yani 30-35 derece arasında.

Biraz daha serinlik

Hafta sonu özellikle Karadeniz sahil kesimi sert poyraz rüzgarlarının etkisiyle serinlemiş olacak, aman denize girerken dikkat. Rip akıntısı bu hafta sonu kıyılarda mutlaka olacaktır; deniz dalgalı ise temkinli olun, cankurtaranı olan yerleri tercih edin ve uyarı alırsanız sakın ola denize adım atmayın. Unutmayın bu akıntı sahilden başlar. Diğer yerlerde hava gün boyunca maalesef sıcak.

Hafta içinde güney sahil kesiminde hava sıcak olacak ancak diğer yerlerde sıcaklık ancak 35 derece sınırına dayanacak.

1 Ağustos Çarşamba gününden itibaren daha da serinleyeceğiz. Gece en fazla 20, gün boyunca da ancak 30-32 derecelerde sıcaklıklar göreceğiz.

2 Ağustos Perşembe ve 3 Ağustos Cuma günlerinde hava kuzey ve iç bölgelerimizde 4-5 derece daha serinleyecek. Gece sıcaklıkları 15 derece sınırına kadar gerileyecek, elbette gündüz sıcaklıkları da 30 derece civarında olacak.

Uzun bir aradan sonra haftanın ilk yarısında Samsun-Antalya hattının batısında parçalı, yer yer yoğun bulutlanmadan ve yerel yağmur ihtimalinden bahsetmek de güzel.

Cemal Saydam saydam[at]hacettepe.edu.tr
Haber: Milliyet

26 Temmuz 2007 Perşembe

izmir'de suyuna sahip cik cagrisi

İzmir'de suyuna sahip çık çağrısı

İZMİR (İHA) - Su faturalarının arka yüzüne “Su tasarrufu” mesajları bastıran İzmir Büyükşehir Belediyesi, böylece her ay 900 bin haneye ulaşmış oluyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU), su tasarrufu kampanyasındaki mesajların daha geniş kesimlere ulaştırılması için ilginç bir yöntem uyguluyor. Nisan ayından bu yana sürdürülen ve Türkiye çapında ilgi gören kampanyada kullanılan afiş çalışmalarını su faturalarının arkasına bastırmaya başlayan İZSU Genel Müdürlüğü, böylece her ay İzmir'deki 900 bin haneye ulaşmayı başarıyor.

Küresel ısınma nedeniyle dünyanın pek çok bölgesinde su kaynakları konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaya başlandığını hatırlatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, su tasarrufunun toplumun tüm kesimleri tarafından benimsenmesi gerektiğini söyledi. Türkiye'ye örnek gösterilen su tasarrufu kampanyası çalışmalarıyla, bu bilinci geliştirmeye yönelik çalışmalar yaptıklarını kaydeden Başkan Kocaoğlu, “Su tasarrufu kamyanyası uzun soluklu ve süreklilik arz eden bir iş olmalı. Biz de bunu sağlamaya çalışıyoruz. Vatandaşlarımızda tasarruf bilincini canlı tutmak için su faturalarından da yararlanmaya başladık. İlçe ve beldeler dahil, İZSU'nun okuma yaptığı yerlerdeki tüm abonelere gönderdiğimiz su faturalarında tasarruf mesajlarımız yer alıyor. Bu da İzmir genelinde toplam 900 bin hane demek” şeklinde konuştu. İzmirliler'in su kampanyasına büyük destek verdiğini ve bu yönüyle kampanyanın Türkiye'ye örnek gösterildiğine dikkat çeken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, geçen yıllara oranla bu sene sadece 2 ayda tasarruf edilen su miktarının 2.2 milyon metreküp olduğunu hatırlatarak “İzmirli vatandaşlarımıza sularına sahip çıktıkları için teşekkür ediyorum. Ama bu tasarrufa ara vermeden devam etmeliyiz. Büyükşehir olarak bu kapsamdaki çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

Başkan Kocaoğlu, bilinçli ve tasarruflu su kullanımının devam etmesi halinde, tasarruf edilecek yıllık su miktarının yaklaşık 13.3 milyon metreküpe ulaşacağını ve bunun maliyetinin de 11 milyon 28 bin YTL'yi aşacağını sözlerine ekledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü'nün Haziran ayında uygulamaya başladığı su faturalarına “Su Değerlidir Akıp Gitmesin” sloganlı mesaj uygulamasının Eylül ayının sonuna kadar devam edeceği bildirildi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU Genel Müdürlüğü, su geri kazanımını artırmak ve halkın suyuna sahip çıkması konusunda bilinçlenmesini sağlamak amacıyla, 27 Nisan'dan itibaren başlattığı kampanya ile İzmir'in her yerini afişlerle donatmış ve halkı duyarlı olmaya çağırmıştı. İZSU da okullarda gerçekleştirdiği sunumlarla özellikle çocuklarda ve gençlerde su tasarrufunun artırılmasını hedeflemişti. Büyükşehir Belediyesi ayrıca, su kaçaklarının kontrolü, damla sulama sisteminin geliştirilmesi projesi, araçların geri kazanılmış sularla yıkanması gibi pek çok alanda da projeleri uygulamaya koyarak tasarrufun artırılmasına öncülük etmiş, hazırladığı su gazetesi ile toplumun geniş kesimlerini bilgilendirmişti. İzmirliler'in su tasarrufuna önem vermesi, basın yayın organlarının konuya gereken özeni göstermesi ve kamuoyunda tutması ile İZSU'nun Mayıs 2007'de kente verdiği su miktarı, bir önceki yıla göre yüzde 5.15 oranında azalırken, bu oran herhangi bir su kısıntısı yapılmamasına rağmen Haziran 2007'de yüzde 7.55 olarak gerçekleşmişti. İzmirliler şimdi, Temmuz ayındaki tasarruf miktarını merakla bekliyor.