psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2008 Pazar

Kendinize Guvenmenin 14 Yolu

Kendinize Güvenmenin 14 Yolu

Özgüven önemli bir kişisel özellik; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlayan ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştıran... Peki insana güç veren, enerjisini artıran ve daha fazla çaba göstermeye özendiren özgüven nasıl kazanılır? İşte 14 kolay adım:

1. Önce bütün olumsuz tecrübeleri unutun. Durup dururken güveniniz yitirmeniz, basarisizlik duygusunu yasamanız bundan olabilir. O yüzden ilk adim olarak geçmişteki bütün kötü deneyimleri yok edin. Beyninizden silin gitsin!

2. Kendinizle iletişiminiz çok önemli. "Sen bunu yeneceksin" gibi cümleler kurmayın. Yani kendinize iç sesinizle "sen" diyorsanız bu sorundur. İlk olarak kendinizle "iletişim”e gecik, "ben bunu yaparım" seklinde cümlelerle ise başlayın.

3. Erteleme olayına bir son verin. Bir şeyi sonlandırmayıp, yarim bırakma, basarili olamama korkusuna dayanabilir. "Su an" yapacağınız ne varsa "hemen simdi" yapın. Bir not edin bakalım, "yarim" bıraktığınız isler çok fazla mi? Onları tamamlamak güven duygunuzu rehabilite edecektir. çok basit şeylerde bile bunu uygulayın. Sacınızı kestirmeyi ne zamandır erteliyor musunuz. Hemen gidin kestirin mesela..

4. Kesin olarak istediğiniz şeyin ne olduğunu düşünün. Tam olarak neyi, ne kadar, nerede ve nasıl elde etmek istiyorsunuz? Bunu dakikalarca düşünüp, o çok istediğiniz şeye odaklanın. Adrenalinizin arttığını, istediğiniz şeye kavuşmayı "düşünmenin" sizi pozitif bir ruh haline soktuğunu göreceksiniz.

5. Kötü tecrübeleri beyninizin bilgisayarını çöp kutusuna atıp, silmiştiniz ya. Eh simdi, arkadaşlarınızla beraberken biraz sikiliyorsunuz değil mi? Onlara hep "dertlerinizden" söz ederdiniz hani! Canim, biraz düşünün, sizin hiç basariniz olmadı mi geçmişte. Dost sohbetlerinde arada sırada bu başarılarınızdan da söz edin.. Anlatırken bunu nasıl yaptığınızı yeniden hatırlayacaksınız. Belki de bu yöntem, başka ulaşmak istediğiniz idealleriniz için de ise yarar!

6. Çevrenizi iyi gözlemlediniz mi? Basarili ve mutlu insanlar genellikle "Çözüm"e odaklıdır. Bu insanlar yüzde 20 problemlere, yüzde 80 çözümlere odaklanır. Bazı sorunlar aslında sizin "büyüttüğünüz" kadar değil. Siz ona "odaklandıkça" o büyüyor, büyüyor ve çözülmez bir hale geliyor. Bu sorunlarda çıkmaza girdiğinizde bir "örnek" bulun. Yari sorunu çözmüş bir insan örneği. O, nasıl çözdü? Tamamen bu yönteme odaklayın kendinizi.

7. Enerjinizi çoğaltın. Çünkü enerji bize sadece fiziksel güç olarak gerekli değildir. Duyu organlarımız da enerji ile çalışır. Bu enerji sesinize, bakışınıza, görünüşünüze etki eder. Spor yaptığınızda seremonin ve endorfin hormanlari artacak. Bu iletişimde çok önemli; Bakışlarınız da bu hormonların etkisiyle karsı tarafa daha kolay "olumlu" mesajlar göndermenizi sağlayacak. Kendinizi "iyi" hissetmek, güne gülümseyebilmek için spor çok önemli. Unutmayın, egzersizden uzak kaldığınızda, adeta benzinsiz bir araba gibisiniz!

8. Telkin çok önemli. Her ne istiyorsanız onu olmuş gibi hayal edin: Alt bilinciniz sadece şimdiki zamanı bilir. O yüzden gelecek zamanlı cümleler kurmayın. Örneğin, "zayıflayacağım" derseniz asla zayıflayamazsınız. Belirsiz bir gelecek yerine, "su anda yapıyorum" deyin.. Bu mesajı yolladığınızda, alt bilinciniz sizi o amaç için bazı tutumlara davet edecektir. Siz farkında bile olmadan... Enerjiniz çoğalacak, yavaş yavaş zayıflama isteği artacaktır.

9. Aman, renkler çok önemli. Giysilerde renk tonajlarına dikkat edin. Seçtiğiniz her renk sizi anlatıyor çünkü. Canlı renkler mutluluk ve neşeyi koyu renkler ise ciddiyeti temsil ediyor. Bu tarz olarak size en yakışanı secin. Bu giysileriniz canlı renklere sahipse güveninizin kendiliğinden geliştiğini göreceksiniz. (Tabii yerine göre.. Bir is toplantısına da pırıl pırıl renklerle gidilmez elbette.) Su acık ki, asil olarak “ten giysiniz”, yani solgun olmayan bir cilt, parıltılı bakışlar giysilerden daha da önemlidir. Olumlu düşündükçe farklı bir ten renginin ve bakışların sizde oturduğunu fark edeceksiniz.

10. “Evet” ve “hayır”lara dikkat. Hicrimse size istemediğiniz bir şeyi yaptıramaz. Bazı insanlara da hayır demeyi öğrenin. Hoşlanmadığınız bir mekana sizi götürmek isteyen arkadaşınıza karsı rahatlıkla " hayır" kelimesini kullanın. Birlikte keyif alacağınız mekanları seçecek arkadasınız mutlaka vardır. Sizi rahatsız eden, olumsuz ruh halinizi çoğaltan insanlarla ilişkinizi de gözden geçirin. Sizi üzen bir insanla yola devam etmek sizden sürekli götürecektir.

11. Geleceği "belirsiz" bırakmayın. Planlayın. O gerçekleştiğinde neler hissedersiniz, sürekli bunu düşünün. Artık o ideale, o "plan"a nasıl ulaşacağınızı düşünün ve kendinizi orada hayal edin sık sık. Örneğin işyerinizde “şef” mi olmak istiyorsunuz? Sürekli bunu nasıl gerçekleştireceğinizi düşünmenin ve bu anlamda somut olarak neler yapabileceğinizin ötesinde, o görevi "hayal" edin. Kendiniz orada, bir toplantıda iken hayal kurun örneğin. Hayaliniz güçlendikçe, tutumlarınız da değişecektir. Örneğin, o iste şef olmak için önce dil mi bilmeniz gerekiyor. farkında olmadan ayaklarınız sizi bir bir hafta sonu kursuna doğru götürecektir.

12. Geleceği planlamak kendinize güveni, kendinize güvenmek de size bazı “formüller” de getirecektir. Örneğin zayıflamak istiyorsunuz ama neden şişmanladığınızın "formülü"nü dikkate almıyorsunuz. İste olumlu bir şekilde başarıya odakladığınızda beyniniz, size "neden şişmanladığınızı da anımsatacak. Ve sizi kilo almaya götüren nedenleri de hayatınızdan kaldırmak üzere planlar yapıyor olarak bulacaksınız kendinizi..

13. Bir de, “olumlu” anlam içeren kelimelere dikkat edin. Olumsuz olarak beyninize yerleştirdiğiniz cümleler size baskı yapar. Orada "beslenir" ve daha güçlü olarak geri dönebilir". Bir örnek vermek gerekirse, "asla televizyon seyretmiyorum" demeyin. Beyniniz sizi daha istekli olarak TV seyretmeye zorlar. İnsanların "kötülükleriyle" uğraştığınızda da ters tepki verir. Kötü bir kelimeyi kullandığınızda ona yüklediğiniz anlamı bilincinize çağırırsınız! Bu kelimeyi çok sik hatırlamaya baslarsınız. Hatta yıllar sonra o eylemin içinde bile görebilirsiniz kendinizi. O nedenle "olumsuz" herhangi bir kelimeyi (Her ne olursa olsun) beyinize yerleştirmemeye özen gösterin.

14. Hayatinizi yönlendirin. Ne eksikse yaşamınızda ona katalize olun. Sevgi mi yok, sevgi birlikteliğine katalize olun. O boşluğu bir sevgili dolduracaksa, yani ona gereksinimiz varsa bunu planlayın. Bir takım duygusal boşlukların yerini başka şeylerle kapatmayın. Zaten olumluya ve başarıya katalize olmuş bir ruh hali, başka arayışlarınıza çözüm bulmak üzere de konumlanacaktır. Basari ve sevgiyle birlikte donanmış benliğiniz, size enerjiyi ve mutluluğu da çağıracaktır.

Kendinize Guveniniz Artsin!

Kendinize Güveniniz Artsın!

Her insanın kendisine güven ve güvensizlik duyduğu genel bir tutumu, yaşama bakışı vardır. Kendine güven, insanın kendisi hakkında olumlu ama gerçekçi tutumda olmasıdır. İnsanlar yaşamlarının bazı alanlarında kendilerine fazla güvenirken, kimi alanlarda fazla güven duymayabilirler. Peki kendine güven nasıl oluşur ve kendine güveni geliştirmenin yolları nelerdir? İşte cevabı:
Kendine güven kişiye yaşamım denetimimde duygusu verir. Bu duygu yine de insanın her şeyi yapabileceği değil, beklentilerin gerçekçi tutulduğu anlamına gelir. Güvenli insanlar, bazı beklentileri gerçekleşmese bile, kendilerini kabul etmeyi ve olumlu düşünmeyi sürdürürler. Güvensiz kişilerin, kendilerine ilişkin duyguları başkalarına ve onlardan alacakları onaya bağlıdır. Başarılı değil başarısız olmayı bekler ve o korkuyla, risk almaktan kaçınırlar. Kendilerine düşük değer biçerler, kendilerine söylenen olumlu sözleri görmezden gelir ya da dikkate almazlar. Oysa, kendine güveni olan kişiler, kendi yeteneklerine güvendiklerinden, diğerlerinin onayına bağlı kalmazlar. Kendilerini kabul etme eğilimindedirler, bunun için istemedikleri şeyleri yapmak zorunda olduklarını düşünmez, haklarına başkalarının haklarına tecavüz etmeden sahip çıkarlar.

Kendine Güven Nasıl Oluşur?

Kendine güvenin gelişimini etkileyen pek çok etken olmakla birlikte, özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarında ana-baba tutumları insanın kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda son derece önemlidir. Ana-babadan biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuklar kendilerinin yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğuna inanabilir. Oysa ana-babalar çocuklarının girişimlerini destekler, gelişimlerini alkışlar, hata yaptıkları zamanlarda doğrusunu bulmalarına yardımcı olurken, onları sevmeye ve kabul etmeye devam ederlerse çocuklar da kendilerini kabul etmeyi, sevmeyi ve güvenmeyi öğrenebilirler. Kendine güven eksikliği, mutlaka yetenekten yoksun olunduğu anlamına gelmez. Bu eksiklik, diğer insanların, özellikle ana-babanın, çevre ve toplumun gerçek dışı beklenti ile ölçütlerine fazla yoğunlaşmanın bir sonucudur. Bu noktada kendine güvensizliğin hiç bir şekilde değişmeyeceğini düşünmek de son derece yanlış olur.

Kendine Güveni Olumsuz Etkileyen Varsayımlar

Dış etkilere karşı korunmak için insanlar bazı gerçekdışı düşünceler geliştirirler. Bunların bazıları yapıcı, bazıları ise yıkıcıdır. Kendine güveni olumsuz etkileyen bir kaç düşünce şekli ve onların gerçekçi seçenekleri şu şekilde sıralanabilir:

“Herkesin sevgisini ve onayını kazanmalıyım.”
Bu mükemmeliyetçi, ulaşılamaz bir hedeftir ve kişinin değerini tamamen başkalarının onayına bırakır, adeta başkalarına bağımlı gibi yaşamayı getirir. Oysa ki kişisel değer ve ölçütler geliştirmek daha olumludur.

“Tüm önemli alanlarda yetenekli, yeterli ve başarılı olmalıyım.”
Bu da mükemmeliyetçi, ulaşılamaz bir hedeftir ve kişisel değerimizi başarıyla ölçmeye dayanır. Oysa başarı doyurucu olabilse de sizi daha değerli kılmaz. Değerli olma, her insanın doğuştan sahip olduğu bir özelliktir.

“Bugünkü bütün duygu ve davranışlarımı geçmişim belirler.”
Güven duygusunun çocukluk döneminde dış etkilerden daha fazla zarar görebildiği doğrudur, ancak yaşınız ilerledikçe bu etkilerin neler olduğuna ilişkin bir bilinç ve bakış açısı kazanabilir ve yaşamınız üzerinde ne gibi etkilere izin vereceğinize siz karar verebilirsiniz. Geçmişteki olayların gölgesinde umutsuzca yaşamak zorunda değilsiniz.


Kendine Güvene Zarar Veren Düşünce Tarzları

Aşağıda örnekleri verilen bazı düşünme biçimleri insanın kendine olan güvenini sarsar ve olumsuz etkilere karşı savunmasız hale getirir:

Ya hep ya hiççilik:
Kişi her şeyi tam ve mükemmel yapmayı bekler, bu nedenle ya tamamen ondan vazgeçer ya da sürekli kendisini kötü hisseder. Oysa ‘bir her şeyi tam olarak yapmak’ fikrinin kendisi ne kadar doğrudur? “Çok iyi yapamadığımda, tamamen başarısızım.”

Genellemek:
Karamsar bir bakış açısıyla her köşe başında pusuya yatmış bir felaketle karşılaşmayı bekler. Bir şeyin sonucunu ve değerini tek bir davranış ya da göstergeye bağlar. “Biyoloji sınavında düşük aldım, asla tıbba giremeyeceğim.”

Etiketlemek:
Etiketlemek, kişiyi tek bir davranışla ya da özellikle yargılamak anlamına gelen, suçluluk duygusu getiren, basit bir süreçtir. “Hep kaybediyorum, ama bu benim hatam.” Olumsuza seçici dikkat. İyi olan hiçbirşey, kötüler kadar önemsenmezler. Önemsiz bir eleştiri, sıradan yapılmış bir yorum, olumsuz bir ayrıntı bütün gerçeği gölgeler. İltifatlar göz ardı edilir. “Bir turda beş satranç oyununu kazandım, ancak sonuncuyu kaybedince moralim çok bozuldu.” “Bu kıyafetimi mi beğendin? Oysa beni şişman gösteriyor.” Duyguların doğruluğunu sınamadan kabullenmek. Olumsuz bir duyguya insan başkalarının etkisinde kalarak kapılabilir ve bu gerçekleri yansıtmadığı halde öyleymiş gibi algılanır. “Kendimi çirkin buluyorum, böyle hissettiğime göre,demek ki öyleyim.” “-meli, -malı” cümleleriyle düşünmek. “-meli, -malı” ile biten cümleler genelde mükemmeliyetçi özelliğe işaret eder ve kişilerin kendi istek ya da arzularından çok başkalarının beklentilerini yansıtır. Gerekliliklere takılır. “Üniversiteye gelen herkesin bir meslek planı olmalı. Benim olmadığına göre, bende bir sorun var.”


Kendine Güveni Geliştirmenin Yolları

İlk çocukluk döneminde kişinin kendi ana-baba tutumunu değiştirmede ve çevresini belirlemede çok az gücü vardır, oysa bu sonraki yıllarda artar. Kişi bilinçli bir seçim ve çabayla olumsuz deneyimlerini olumluya çevirebilir. Gençlik döneminde insanın kendisi hakkındaki düşüncelerinde arkadaşların etkisi, ailenin ya da büyüklerinkinden çok daha güçlü hale gelir. Üniversite yıllarında öğrenciler, değerleri yeniden gözden geçirip kendi kimliklerini oluştururken arkadaş etkisine daha açık hale gelirler. Bu bağlamda, kendinizi olumsuz hissetmenize yol açan arkadaşların sizin için uygun olmadığına karar verebilir, onlardan uzaklaşmayı seçebilir ve yeni olumlu arkadaşlıklar kurabilirsiniz.
Aşağıda olumsuz düşünme tarzlarından kaçınıp kendinize olan güveninizi artırmanın beli başlı yolları sıralanmıştır:

İyi yanlarınızı görün:
Yapabildiklerinizi göz ardı etmeyin, yapamadıklarınızda da gösterdiğiniz emek ve çabayı takdir edin. İşe yapabildiklerinizle başlamak, kaçınılmaz olabilen sınırlarınızı kabulde size yardımcı olacaktır.

İçsel değerlendirme yapın:
Kendinizi değerlendirdiğiniz kendi iç değer ve ölçütleriniz olsun, gelişmenizi onlarla kıyaslayın. Başkalarıyla olan rekabetin sonucuna ya da toplumun genel geçer beklentilerine bağımlı kalmayın. Başkalrını da dinleyin ancak onların fikirlerini doğrudan kabul etmek yerine aklı seliminizle değerlendirmeyi öğrenin. Hiçbir konuda tek ve mutlak doğrular olmadığını sık sık kendinize hatırlatın. Başkalarının söylediklerinden çok kendi geliştirdiğiniz olumlu sesinize kulak verin.

İçsel konuşmalarınız olsun:
Kendi kendiyle içsel bir ses geliştirin ve onu kendinizi zararlı etkilere karşı korumada kullanın. Olumsuz düşüncelere kapılırken kendinize “dur” deyin ve daha mantıklı karşıt düşünceler, seçenekler geliştirin.

Risk alın:
Yeni deneyimleri, kazanıp kaybedilecek sınavlar olarak değil, bir şeyler öğrenmek için birer fırsat olarak görün. Böylece zorlayıcı yaşantılarda kendinizi yıpratmak yerine geliştirebilirsiniz.

Zincir Mailler ve Psikolojileri

Bu zamana kadar bana zincir e-posta gönderen tüm dost ve arkadaşlarıma
teşekkürü bir borç bilirim;

Sayelerinde tuvalet temizlemekte kullanıldığını öğrendiğim kolayı
içemez oldum Aids virüsü taşıyan iğneler kıçıma batar korkusuyla
sinemaya gidemez oldum

Deodorantlar kanser yapıyor diye sayelerinde artık bir domuz gibi
kokmaya başladım

Telefon hattımı kullanıp bana borç takarlar korkusuyla telefonlara da
cevap vermiyorum
İçinden fare ya da fare zehiri çıkar diye hiçbir kutu içeceği içmiyorum

Çok sevdiğim içkime ilaç koyup beni uyuturlar,organlarımı çalarlar ve
buz dolu bir küvetin içinde uyanırım diye bana yaklaşanları da
tersliyorum

Neyim var neyim yoksa satıp hastanede yatan ve büyük ihtimalle ölmek
üzere olan çocuklara yatırmayı düşünüyorum

Mail listesine katılırsam alacağım söylenen para bilgisayar,cep
telefonu ya da gezileri beklemekten de evden dışarı çıkamaz oldum

Tuz Gölü'ne Konya'nın katkılarından dolayı yemeklerim tuzsuz tatsız

Msn paralı olacak;Adam yeşerecek mi,sararacak mı beklemekten de gına geldi

Excel hala ne zaman emekli olacağımızı da bildirmedi

Bir maili forward etmedim,başıma ne belalar gelecek diye korkuyla
beklemekten ruh sağlığımı da kaybettim

Multipl skleroz olunuyormuş diye diyet ürünleri düşmanıma bile tavsiye etmiyorum

Yerli malı kullanacağım derken marketlerde barkodu 869 ile başlayan
ürünleri aramaktan da gözlerimin biraz daha bozulduğunu farkettim

Sevgili dost ve arkadaşlarımdan gelen 'lütfen okuyunuz' , 'çok önemli'
, 'aman virüse dikkat' 'bilmemkim para dağıtıyor' 'en az beş kişiye
yolla' , 'inanmadım ama doğruymuş' 'kişiliğini test et' , 'tıkla
para yolla,tıkla yardım et' , 'bilmemkim seni gözetliyor' ,
'bilmemkime mail at,haddini bildir' , 'onu yeme bunu ye' şeklinde
başlayan kerameti kendinden menkul,nev'i şahsına münhasır bu mailler
sayaesinde hep beraber kafayı çizme"ye ne kadar yakın olduğumuzu da
müşahade etmiş oldum

Bir Dost

Mutluluk Uzerine

Mutluluk Üzerine

Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz, ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun.
Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun. Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur. En mutlu kişiler, herşeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan herşeyin değerini en iyi bilenlerdir.

Mutluluk; ağlayanlar, incinenler, araştırma yapanlar, ve çabalayanlar için vardır, çünkü böyle insanlar hayatlarına giren her insanın önemini takdir edenlerdir.

Kahkaha ruhun dansıdır.

Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır. Konfiçyüs

İyi geçirilmiş bir günün, mutlubir uyku getirmesi gibi; iyi yaşanmış bir hayat da mutlu bir ölüm getirir. Leonardo da Vinci (1452-1519)

Ayakkabılarım olmadığı icin üzülürdüm, ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar Balzac

Karamsar olmak zor değil. Zor olan, çılgın bir firtınadan sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.

Benim mutluluğum şundan ileri geliyor: Sahip olduğum şeyler için seviniyor, Sahip olamadığım şeyler üzerinde düşünmüyorum.

Gülmek için mutluluğu beklersen tebessüm bile edemeden ölürsün.

Bol bol gülümse, hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez...

Başarı istediğini elde etmek, mutluluk ise elde ettiğini sevmektir...

Her zaman mutluluğun doruğundayken gülünmez. Bazen sırf hayata gıcıklık olsun diye uçurumun kenarındayken bile gülümseyeceksin.

Akılsız adam mutluluğu uzaklarda, akıllı ise o'nu ayaklarını altında arar...

Size de Olur mu?

- Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.
- Yere düşürdüğün bir bozuk para veya bir küçük vida ulaşılması en zor yere yuvarlanır.
- İnsanların seni seyretme olasılığı, düştüğün durumun komikliği ile doğru orantılıdır.
- Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.
- Patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.
- Gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür.
- Sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.
- Duşa girip ıslandığında telefon çalar.
- Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.
- Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.
- Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.
- Sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.
- Üzerine yağ-reçel sürülmüş bir ekmek kesinlikle en pahalı halıya ve yüzüstü düşer.
- Ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.
- Herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır.

Hangi Zeka Turune Sahipsiniz ??? Zeka Turleri

Hangi zeka türüne sahipsiniz ??? Zeka Türleri

Peki siz hangi zeka türüne sahipsiniz?
İşte 8 farklı zeka türü...

Sözel zeka:

Kelimeleri etkili kullanma yeteneğidir. Dinleyerek öğrenmeyi sever, duygu ve düşüncelerini sözel ifadelerle aktarırlar. İyi yazarlar, iyi anlatırlar, kitap okumayı, kelime oyunları severler. Kavramlarla ve kelimelerle düşünürler. Sözel zekaya sahip insanlar daha çok yazar, gazeteci ve politikacı olurlar.

Sayısal zeka:

Sayısal zekası yüksek olanlar sebep-sonuç ilişkisi kurmayı, "neden" demeyi severler, çok soru sorarlar. Olayları kategorize ederek bağlantılar kurmaya kafa yorarlar. Hesap yapmayı, bir makineyi söküp nasıl çalıştığını görmeyi severler. Nedenini bilmediği şeyi fazla akılda tutamazlar. Bilim adamı, matematikçi ve bilgisayar programcısı olma ihtimalleri yüksektir.

Görsel zeka:

Görsel zekası yüksek olanlar işittiklerini değil de, gördüklerini akıllarında daha iyi tutarlar. Film ve slayt gösterileri eşliğinde öğrenmeyi severler. Hayal dünyaları geniştir. Resimli kitaplara, sanatsal etkinliklere yatkındırlar. Renklere çok hassastırlar. Mimar, fotoğrafçı ve dekoratör olabilirler.

Müzik zekası:

Ritim, nota, ses tonu, ahenk, melodi gibi müziksel unsurlara aşırı duyarlıdırlar. Müziksel unsurları hemen fark ederler, değerli bulurlar ve ifade ederler. Nota, solfej bilmeseler bile, melodileri hemen akılda tutarlar. Müzik eşliğinde çalıştıklarında öğrendiklerinin kalıcılığı artar. Tempo tutma, mırıldanma, ıslık çalma, eşlik etme, müzik dinleyerek kitap okuma sevdikleri şeylerdir.

Bedensel zeka:

Bir sorunu çözmek, bir model oluşturmak, bir şeyler üretmek için bedenlerini, ellerini, parmaklarını kullanabilme gücüdür. Bedensel zekası yüksek olanlar, duygu ve düşüncelerini dokunarak, hareketlerle anlatmada beden dilini kullanmaya çok yatkındırlar. Koşmayı, zıplamayı, mimik ve jestleri kullanmayı, bir yerler inşa etmeyi çok severler. El becerileri iyidir, tamir işlerini çok rahat yaparlar. Başkalarının mimik ve jestlerini kolayca taklit ederler. Sporcuların, aktörlerin, heykeltıraşların çoğu bedensel zekası yüksek olan insanlardır.

Sosyal zeka:

Çevresindeki insanların duygularını, isteklerini, ihtiyaçlarını anlama, ayırt etme ve karşılaştırma gücüdür. Sosyal zekası yüksek olanlar, insanları tanıma konusunda çok başarılıdırlar. Liderlik özellikleri vardır. Yüz ifadelerine ve seslere, insanlardaki farklılıklara duyarlıdırlar. Yüzleri çok iyi okurlar. Analiz etme, yorumlama ve değerlendirme kapasiteleri yüksektir. Sözlü ve sözsüz iletişimde yetenekleri üstündür. Organize etmeyi, lider olmayı, başkalarına yardım etmeyi, empatik iletişimi ve öğretmeyi severler. Genellikle danışman, öğretmen ve siyasi lider olurlar.

İçsel zeka:

Kendi ile ilgilenme, kendini tanıma, güçlü zayıf taraflarını fark etme yeteneğidir. Kim olduğu, neyi yapmak istediği, nelere yönelmesi gerektiğini, nelerden uzak durması gerektiğini bilme kapasitesidir. Bir şeyi düşünürken kendi duyguları, ilgisi, ihtiyaçları ve istekleriyle amaçlarını bağdaştırmaya çalışırlar. Bağımsız olma, kendilerini açık ve net dile getirme, olaylardan ders almaya yatkındırlar. Psikolog olmaya yatkındırlar.

Doğal zeka:

Çevre, doğa olayları, ekolojik unsurlara aşırı duyarlıdırlar. Düşünürken doğa formları, hayvan- bitki figürleri ile düşünürler. Hayvan beslemeyi, doğayı, toprakla uğraşmayı önemserler. Mevsimler, iklim olayları ile ilgilenirler. Hava tahmin konularına ilgi duyarlar.

Stresliler icin...

Stresliler için !


Bana, değiştiremeyeceğim şeyler için sabır,

kabullenemeyeceğim şeyleri değiştirmek için cesaret,

ve bugün beni kızdırdılar diye öldürmek zorunda kaldığım insanların vücutlarını
nereye saklamam gerektiği için akıl ver.

İşime %100 dikkat vermeme yardımcı ol.....
%12 Pazartesi günü
%23 Salı günü
%40 Çarşamba günü
%20 Perşembe günü
%5 Cuma günü

Ve şunu da hatırlamama yardımcı ol.....

Çok kötü bir gün geçirdiğimde ve insanların beni sinirlendirdiklerinde,surat asmak için 42 kas
ama onlara orta parmağımı göstermek için sadece 4 kas kullanmam gerektiğini unutturma!

8 Ocak 2008 Salı

Deprem Geliyor - Naci Gorur

Deprem geliyor
Deprem geliyor
Prof.Dr. Naci Görür: "Marmara fokur fokur kaynıyor"

03.11.2007 15:18
İSTANBUL Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Naci Görür, Marmara Denizi’nin bin 200 metre derinliğinde 7 saatlik inceleme yaptığını belirterek, “Denizin altındaki kırık, İstanbul’un nasıl bir tehdit altında olduğunu açıkça göstermektedir. Marmara’nın altında tıpkı 99 depremi öncesindeki belirtiler mevcut. Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor'' dedi.

Prof.Dr. Görür, Bolu’daki Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Deprem, Binalarımız ve Önlemler’ konulu konferansta, ‘Beklenen Marmara Depremi ile İlgili Deniz Altı Araştırma Sonuçlarında Son Durum’ konulu bir sunum yaptı. Bolu Vali Yardımcısı Hüseyin Doğan, AİBÜ Rektörü Prof.Dr. Atilla Kılıç, bilim adamları, oda temsilcileri ile mimar ve mühendislerin de katıldığı konferansta konuşan Prof.Dr. Görür, Marmara Bölgesi’nin deprem bakımından dünyanın en aktif bölgelerinden biri olduğunu söyledi.

99 MARMARA DEPREMİ İSTANBUL’U TOPUN AĞZINA İTMİŞTİR

1999 Marmara Depremi olmasaydı, Marmara Bölgesi’nin şu an büyük bir risk altında olmayacağına dikkat çeken Prof.Dr. Görür, “99 depremleri Marmara Bölgesi’ni ve İstanbul’u topun ağzına itmiştir. Kuzey Anadolu Fayı’nın, depremleri batıya taşıma özelliği bulunuyor. 99 depremleri Marmara’nın altındaki kabuğu yükledi. Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzeyindeki kara kütlesi her yıl güneyine doğru 2.5 santim hareket ediyor. 2.5 santim hareket demek, 55 saniye süren 99 depreminde Adapazarı’ndan Gölcük’e olan kara kütlesini batıya doğru 5.5 metre itelemesi demek. Yılda 2.5 santim batıya doğru gitmesi gereken blok, 55 saniyede 5.5 metre aniden Marmara’nın kabuğuna doğru itilmiş vaziyette. Bu da, Marmara altındaki kabuğun 250 senede biriktireceği enerjiyi 55 saniyede biriktirmesine neden olmuştur'' dedi.

1999 DEPREMİ ÖNCESİ BELİRTİLER MEVCUT

Marmara Denizi’nde araştırma gemileriyle yapılan çalışmalarda tabandaki fayların belirlendiğini, yapılan sismik ölçümlerle denizin altının röntgeninin çekildiğini söyleyen Prof.Dr. Görür şöyle konuştu:

“Marmara Denizi’nin 1230 metre derinliklerine yapılan 30 dalışla fayın üzerinde inceleme yaptık. Fayın kalp atışlarını duymak için fay boyunca aletler yerleştirdik. Denizin altındaki kırık, İstanbul’un nasıl bir tehdit altında olduğunu açıkça göstermektedir. Marmara’nın altında tıpkı 99 depremi öncesindeki belirtiler mevcut. Marmara’nın altındaki fay boyunca su çıkışları, metan gazı, petrol ve gaz hidrit çıkışları mevcut. Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor.''

DEPREM SİYASİ BİR İŞ DEĞİLDİR

Son derece aktif olan bu fayın dünyanın çağdaş ve insan hayatına önem veren ülkeleri tarafından mutlaka gözlem altına alınacağını ifade eden Prof.Dr. Görür, “Faydaki akışkanların nitelik ve niceliklerin sürekli incelenmesi gerekir. Kurulacak gözlem istasyonundan yapılacak araştırmalar deprem felaketinin habercisi olabilir. Marmara’da bu kadar büyük bir deprem beklenildiği halde 350 bin liralık bir sensör alıp gözlem istasyonu kuramıyorsunuz. Lale için milyarlarca lira harcayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ne de İstanbul Valiliği 350 bin YTL vermedi. Ben hayatımı tehlikeye atarak, Marmara’nın 1200 metre derinliğinde deniz altında 7 saat inceleme yaptım. Deprem; siyasi, particilik ve ideolojik bir iş değildir. Ne bu günkü ne de geçmişteki Türk hükümetlerinin hiçbiri deprem konusunda gerekeni yapmamış ve sınıfta kalmışlardır'' dedi.

HÜKÜMETİN GÖREVİ TEDBİR ALMAKTIR

1999 Marmara depremi öncesinde İstanbul Teknik Üniversitesi’nin, bu bölgede deprem beklendiği yönünde hazırladığı raporun göz ardı edilmesi sonucu 20 bin insanın öldüğünü vurgulayan Prof.Dr. Görür, “Bütün araştırmalar beklenen Marmara depreminin kaçınılmaz olduğunu ortaya koyarken, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin görevi gerekli tedbirleri almak değil midir? İstanbul’daki mevcut yapı stoğunun büyük bir depreme dayanamayacağı da belli. O halde mevcut binaları güvenilir hale getirmek için daha ne bekliyorsunuz? Bu güne kadar hazırlanan 5 yıllık kalkınma planlarında hiçbir kent için deprem güvenliği ile ilgili bir tasarı bulunmamaktadır. Kuzey Anadolu Fayı’ndaki kırılma 1939’dan itibaren doğuya doğru geldi. Bu fayda en son deprem hangi bölgede olduysa, oranın batısı hedef haline gelmiştir. En son 99 depremi Gölcük’te olduğuna göre, oranın batısı Marmara Denizi ve çevresi şu an için büyük bir risk altındadır'' diye konuştu

25 Ekim 2007 Perşembe

Seri Katilin Acimasizligini itirafi

63 kişiyi öldüren katilden tüyler ürperten itiraflar


Rusya’da 63 kişiyi öldürdüğünü söyleyen seri katil Aleksandır Piçuşkin, kurbanlarını öldürüp öldürmeme kararı verdiğinde, kendisini "Tanrı" gibi hissettiğini söyledi.
Başkent Moskova’da "Bitsevski sapığı" olarak adlandıran ve işlediği cinayetlerle tüyler ürperten seri katil Piçuşkin, bugün yapılan duruşmasında 48 cinayetten sorumlu tutularak, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Piçuşkin, bugünkü duruşmada son savunmasını yaparken, "Mahkemede anlattığım her şey gerçekti. Ben en değerli şey olan insan hayatını aldım" diye konuştu.
Kurbanlarından hiçbir şey çalmadığını söyleyen Piçuşkin, "Onlardan değerli olan başka hiçbir şey almadım. Para veya mücevher almadım, çünkü bunlara ihtiyacım yok. Kendimi Tanrı gibi hissettim" dedi.
Piçuşkin, 500 gündür cezaevinde bulunduğunu ve bu süre zarfında birçok insanın kaderi hakkında karar verdiğini belirterek, "Polisler, avukatlar, uzmanlar ve şahitler. Oysa 63 kişinin kaderine ben tek başıma karar verdim. Ben hem hakim, hem jüri hem de savcıydım. Kimin yaşaması veya ölmesi gerektiğine ben karar verdim. Hepinizin tüm bu görevlerini ben tek başıma yerine getirdim" diye konuştu.
Mahkemede 63 kişiyi öldürdüğünü söyleyen Piçuşkin, 48 cinayetten ve 3 kişiyi öldürmeye teşebbüsten ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, polisin, Piçuşkin öldürdüğünü iddia ettiği diğer kişilerle ilgili vakaları soruşturduğu kaydedildi.
Dedektifler, seri katilin öldürdüğü kişilerin adlarını satranç tahtasına yazdığını ve amacının 64 kişiyi öldürerek, satranç tahtasındaki boşlukları tamamlamak olduğunu açıklamışlardı.
Piçuşkin daha önceki duruşmalarında özellikle ilk cinayetini detaylarıyla anlatarak, "İlk cinayet, ilk aşk gibi unutulmaz" ifadesini kullanmıştı.
Mahkeme, daha önce de cinayet işlediğini iddia eden Piçuşkin’i, Moskova’daki Bitsevski Parkı’nda 2001 yılından sonra işlediği cinayetlerden yargıladı.
Bitsevski Parkı’ndaki cinayetleri nedeniyle "Bitsevski sapığı" olarak adlandırılan Piçuşkin, çoğunlukla erkek olan kurbanlarını, çok sevdiği ölen köpeğinin anısına Bitsevski Parkı’nda votka içmeye davet ederek öldürüyordu.

Savcılık, Piçuşkin’in 2001 yılında 6’sı bir ay içinde olmak üzere toplam 11 kişiyi öldürdüğünü belirterek, yaklaşık 40 kurbanını lağım çukuruna atarak, bazılarını iple boğarak, bazılarını kafalarına sert cisimlerle vurarak öldürdüğünü açıklamıştı. Piçuşkin’in 2005 yılından itibaren cinayetlerini giderek daha vahşi şekilde işlemeye başladığını belirten Moskova Savcılığı, seri katilin uyuşturulmamış kurbanlarının kafasına defalarca çekiçle vurduğunu ve sonra kırılan kafataslarından içeri şişelerinde kalan votkayı boşalttığını ifade etmişti.
Piçuşkin daha önce Rus televizyonlarında yayınlanan ifadesinde, "Benim için cinayetsiz bir hayat sizin için yiyeceksiz bir hayatla aynı" demişti. Rus uzmanlar, Piçuşkin’in 1992 yılında 12 yıl içinde çoğunluğu çocuk ve genç kadın olmak üzere 52 kişiyi öldürmekten suçlu bulunan Rus seri katil Andrey Çikatilo’dan etkilendiğini savunuyorlar. Rus psikiyatrlar Piçuşkin’in akli dengesinin yerinde olduğunu açıklamışlardı.

25 Eylül 2007 Salı

Istanbul Trafigi ve "Kademeli Mesai"

İstanbul trafiğine çözüm için "kademeli mesai" önerisi

İstanbul trafiğine, "kademeli mesai" uygulaması ile çözüm aranıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin İstanbul Sanayi Odası (İTO) ile yürüttüğü ve çeşitli kurumların katkı sağladığı "kademeli mesai" uygulaması projesi, İTO’nun aylık yayını "İtovizyon"un Eylül sayısında yayımlandı.

İstanbul trafiğine çözüm için "kademeli mesai" uygulamasının önerildiği projeye göre, İstanbul’da işe başlama saatlerinin 06.00-10.30, iş bırakma saatlerinin ise 15.00-19.00 arasına yayılması öngörülüyor.

Bu kapsamda her gün trafiğe çıkanlar, "işçi, memur, özel sektör çalışanları ve öğrenciler" olarak 4 grupta toplanıyor. Bu grupların bir saat arayla trafiğe çıkmaları halinde 08.00-09.00 ile akşam iş çıkış saatlerinde trafiğin rahatlaması bekleniyor.

Buna göre, fabrikalar ve imalathaneler saat 06.00’da, resmi daireler, adliyeler, hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları 07.00’de, bankalar, finans kuruluşları, odalar ve borsaların saat 09.00’da işe başlaması planlanıyor.

İlk ve orta dereceli okulların 08.00’de, üniversitelerin saat 10.00’da eğitime başlaması önerilirken, çöp toplama saatlerine de yeni düzenleme getirilerek, özel durumlar haricinde çöplerin saat 10.00-12.00 ile 22.00-24.00 saatleri arasında toplanması öngörülüyor.

Kademeli mesai uygulamasının hayata geçirilmesi ile "toplu taşımanın daha fazla tercih edilmesi, ulaşım yoğunluğunun zamana yayılması, böylece trafik akış hızının artması, trafik yoğunluğunun azalması" hedefleniyor.

İSPARK YÖNETİM KURULU ÜYESİ
AA muhabirine söz konusu çalışmayla ilgili bilgi veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul Otopark İşletmeleri Ticaret A.Ş (İSPARK) Yönetim Kurulu üyesi Dr. İhsan Erbaş, sivil toplum kuruluşları ile beraber bu çalışmayı hazırladıklarını belirterek, "Çalışmayı Valimiz Muammer Güler’e teslim ettik. Birkaç haftaya kadar devreye girmesini bekliyoruz" dedi.

Üniversitelerin eğitime başlama saatlerini rektörlerin kararı ile 10.00’a aldıklarını, büyük iş merkezlerini belli saatlere dağıttıklarını ifade eden Erbaş, bu uygulama ile trafikte güzel bir akışın yakalanacağını bildirdi. "Bu uygulama ile vasıtada yüzde 20 rahatlama olabilir" diye konuşan Erbaş, yeni uygulama ile işe başlama ve dönüş saatlerinin geniş bir zaman aralığına yayılacağını vurguladı. Özel sektör servis araçlarını da düzene sokmaya çalışacaklarını dile getiren Erbaş, "Eczacıbaşı Holding ile ’Neden bu kadar çok servis arabası kullanıyorsunuz?’ diye ön görüşme yaptık. Belediyenin de çok fazla servis otobüsü var. Onlar da yolları tıkıyor. Servis arabalarının kısıtlanmasına belediye ve kurumlardan başlayacağız, daha sonra özel sektöre yaygınlaşacak" dedi.

"ÇOK BÜYÜK DESTEK VAR"
İTO Şehiriçi İnsan Taşımacılığı Komitesi Başkan Yardımcısı ve TURSAN Ulaşım Hizmetleri Genel Müdürü Hakan Orduhan da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yürüttükleri projeye ilişkin raporu bazı sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, ticaret odalarının görüşlerini de alarak hazırladıklarını söyledi.

Orduhan, "İlk projeyi iki sene önce başlatırken tüm birimlere bunu duyurarak bilgilendirdik. Daha sonra projeyi hazırlayarak İstanbul Büyükşehir Belediyesine gönderdik ve belediyenin görevlendirdiği birimle çalışmaya başladık. Şimdi bu çalışma tamamlandı, milli eğitim ve valiliğe gönderildi" diye konuştu.

Okulların eğitime başlama saatlerinin geçen hafta 09.00’a alındığını hatırlatan Orduhan, "Bu, bizim programla uyumsuz. Programda okulların eğitime başlama saati 08.00 olarak görünüyor ama yine de bizim programın işleyişini bozmayacak. Saat 08.00’e özel sektörün çalışma saatini çekerek bunu telafi etmemiz mümkün olacak" dedi.

Uygulama safhasında otoritenin İstanbul Büyükşehir Belediyesinde olacağını vurgulayan Orduhan, İstanbul’daki ulaşım saati uygulamasının resmi makamlarca duyurulacağını ve herkesin buna uyacağını kaydetti.

Orduhan, "Üniversiteler, odalar, valilik, Milli Eğitim, bu konu ile ilgili görüşmeler neticesinde bilgilendirildiler ve bunlar "olur"u alınan kurumlar arasında. Bunun dışında diğer sivil toplum örgütleriyle de görüşüldü, çok büyük destek var" dedi.

Hakan Orduhan, kademeli mesai uygulamasına geçilmesiyle İstanbul’da trafik akış hızının artacağını ifade ederek, trafik yoğunluğunun dağılmasıyla insanların trafikte kalma sürelerinin azalacağını, akaryakıtta ciddi tasarruf sağlanacağını, araç yıpranmasında ve trafikte kalma sürelerinde azalma yaşanacağını dile getirdi. Orduhan, "Elimizde olan ve kullanmadığımız ciddi araç potansiyelimiz var. Araçlar trafiğe farklı saatlerde girdiği için trafikteki araç sayılarında azalma olacak.

Aynı servis otobüsü birden fazla servis yaparak, trafikte azalma sağlayacak. Toplu taşımayı destekleyerek, trafik yoğunluğunu günün çeşitli saatlerine yayarak İstanbul’un trafiğini rahatlatmayı hedefliyoruz" diye konuştu.

Stress ve Grip

Stres, gribi de tetikliyor

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, mevsimsel dönüş nedeniyle artan gribal vakalardan korunmak için vücudu yorgun düşüren stresten uzak durulması gerektiğini bildirdi.

Aydoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşan kış ayları öncesi gece ve gündüz arasındaki ısı farkları nedeniyle solunum yolu ve gribal enfeksiyon şikayetlerinde önemli oranda artış yaşandığını söyledi.

Özellikle bu aylarda vücudun ısı oranının iyi ayarlanması ve kıyafet seçimine özen gösterilmesi gerektiğini ifade eden Aydoğan, vücut direncini artırıcı gıda maddelerinin ise daha fazla tüketilmesi gerektiğini belirtti.

Vücut direncini düşürücü her türlü etkenin gribal enfeksiyonları tetiklediğini anlatan Aydoğan, kişinin yaşamını olumsuz etkileyen stresin de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olduğunu kaydetti.

Stres yaratan ortamların vücudun savunma sistemini etkileyeceğini ve direncini düşüreceğine işaret eden Aydoğan, "Mevsim dönüşü nedeniyle artan gribal vakalardan korunmak için vücudu yorgun düşüren stresten uzak durulması gerekir" dedi.

Aydoğan, eylül ve ekim aylarında yapılacak grip aşısının hastalıktan büyük oranda korunmayı sağlayacağını söyledi. Bu tür aşıların önceki yıl görülen virüslere karşı üretildiğini de anımsatan Aydoğan, fayda sağlanamaması durumunda ise mutlaka bir uzman doktora başvurulması gerektiğini belirtti.

21 Eylül 2007 Cuma

Ömrü Uzatan 10 Altin Sir

Ömrü uzatan 10 altın sır

Nasıl daha uzun yaşanır? Uzmanlar yapılması gereken 10 maddeyi sıraladı;
Uzmanlar, daha uzun yaşamak için yapılması gereken 10 önemli maddeyi böyle sıraladı...

1- Çok fazla uyumayın

Yapılan araştırmalar günde 8 saatten fazla uyuyan insanların ölüm oranını normalden daha fazla olduğunu ortaya koydu. Ama bu partilerde sabahlayanlar için iyi haber değil. Çünkü 4 saatten daha az uyumak da yaşam süresini kısaltıyor. Günde 6 ile 7 saat arasında uyumanın yaşam süresini uzattığı belirtiliyor.

2- İyimser olun

İyimser insanların kötümserlere göre kan basınç düzeylerinin düşük olması ve strese daha az yatkın olmalarının kalp krizi riskin azaltarak yaşam sürelerini uzatıyor.

3- Daha fazla seks yapın

Salgılanan hormonlar sayesinde stres düzeyini ve kan basıncını seviyesini düşürerek kalp krizi riskini azaltıyor. Ayrıca Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre düzenli cinsel yaşam prostat kanseri ile de savaşıyor.

4- Evcil hayvan besleyin

Özellikle köpek olmak üzere evinde evcil hayvan besleyen kişilerde azalan stres ile kalp krizi riski de düşüyor. Bunun evinde hayan beslemeyenlere göre yaşam süresini uzatmada %12 etkili olduğu belirtiliyor.Ayrıca yalnızlık duygusu ve depresyonun önüne geçtiği gibi egzersiz sağlıyor.

5- Kolestrolünüzü ölçtürün

Araştırmalar kolestrol seviyesi tehklikeli düzeyde olan birçok insanın bundan haberi olmadığını söylüyor. Kalp hastalıklarına yol açan kolestrol seviyesinizi öğrenmek için test yaptırmak buna bağlı oluşan ölüm riskini de azaltacaktır.

6- Zengin olun

Yapılan istatistiklere göre gelir düzeyinin yüksek olduğu ailelerde düşük olanlara göre kronik hastalıkların görülme oranı çok daha düşük. Beslenme, yaşadığınız ev ortamı ve aldığınız sağlık hizmetlerinin standartları yükseldikçe sizin de yaşam süreniz uzamakta.

7- Sigara içmeyin

Duymaya alışık olduğunuz bu madde yapılan her araştırmayla doğruluğunu kanıtlıyor. Kanser kalp krizi riskini kat kat artıran bu alışkanlık yaşam sürenizi kısaltan en büyük düşmanlardan biri.

8- Sakinleşin

Stres kan basıncını yükselterek sakin insanlara göre kalp hastalıklarına yakalanma oranını 3 kat artıran bir faktör. Orta yaşta ise bu oran 6 kata çıkarak yaşam süresini kısaltıyor.

9- Antioksidan alın

Kanser ve Alzheimer hastalıklarına karşı iyi bir savaşçı olan antioksidanlardan yana zengin olan besinleri sofranızdan eksik etmemeniz gerekiyor.

10- İyi bir evlilik yapın

Evlilikteki stresin yaşam sürenizi kısaltma ihtimalinin yanı sıra genetik açıdan iyi özelliklere sahip bir eş seçmeniz çocuğunuzun yaşam süresini uzatabiliyor.

Uyku, Ruh Sagliginin Aynasi

Uyku, Ruh Sağlığının Aynası



Uykunun, kişinin fizyolojik olduğu kadar psikolojik durumunu da yansıttığı, bu nedenle uykunun verdiği sinyallerin iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Uykularınız düzenliyse genellikle ruh sağlığınız da yerinde demektir. Aşırı uyku ya da uykusuzluk, ruhunuzun derinliklerinde bir sorun olduğunun göstergesidir. Rüyalar ise geleceğinizle değil, geçmişinizin derinlikleriyle ilgilidir.

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Uykularınız düzenliyse genellikle ruh sağlığınız da yerinde demektir. Aşırı uyku ya da uykusuzluk, ruhunuzun derinliklerinde bir sorun olduğunun, belki bir ruhsal bozukluk içinde olduğunuzun göstergesidir” diye konuştu.

Prof. Dr. Çelikkol, olağan uyku saatinde yatağa girildiğinde uyumakta güçlük çekilmesi veya sabah erken uyanılması, sık uyku bölünmesi hallerinde de benzer sorunların varlığına dikkati çekerek, şunları söyledi:

“Karmaşık rüyalar, kabuslar, dehşet içinde uyanma, en azından bilinç dışınızdaki karmaşanın habercisidir. Sabah kötü biçimde uyanıp, nefes alamaz durumda olmanız, hatta elinizi kolunuzu bile kıpırdatamamanız, uyku felci halidir ve ruhsal sorunlarınıza işaret eder. Sorunlu ruh hali, karmaşık, rahatsız edici rüyalarla kendini gösterir. Rüyaya bağlı iyi haberler beklerseniz veya kötü bir durumla karşılaşılacağınıza inanırsanız, birçok gününüzü iyi bir haber veya bir felaket beklentisi içinde dolduracaksınız demektir. Gerçekteyse rüyalar, uzak yakın geçmişinizin hatta en uzak geçmişinizin, çocukluk sevinçlerinizin, korkularınızın, istenmediği için farkında olmadan bilinç dışına ittiğinizin anılarınızın bir biçimde ve genellikle sembolik olarak bilinç alanına fırlamasıdır. Geleceğinizle değil, geçmişinizle ilgilidir.”

“UYKUSUZLUK ÇEKEN BİRİ ENİNDE SONUNDA ÇÖKER”

İnsan yapısının gün boyu koşup, çalışıp, didinip, düşünüp, yaşama her an tanıklık ettiğini ifade eden Prof. Dr. Çelikkol, şöyle dedi:
“Uykuda, gün boyu zihnimize ulaşan bilgilerin, duyguların da tasnif edilmesi, önem sırasına konması, önemli bölümünün çöp tenekesine atılması gerekir. Böyle bakınca uyku sadece bedenen ve ruhen dinlenme amacına yönelik değildir, aynı zamanda düzenleme, tamir etme için de gereklidir. Böyle olunca, uykusuzluk çeken kişi sadece bedenen ve ruhen dinlenememiş olmaz, eninde sonunda çöker.”

Yatar yatmaz uyuyamama, tedirgin ve delikli uyku, sabah erken uyanma, kötü rüyalar, kabus, uyku terörü, uyku felci, ani uyku basmasının süreklilik göstermesi, yaşamı etkilemesi halinde ciddiye alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Çelikkol, bunun ya başlı başına bir ruhsal bozukluk ya da önemli bir ruhsal bozukluğun önemli belirtilerinden olduğunu, her ikisi için de tedavi aranması gerektiğini söyledi.

Real Age

19 Eylül 2007 Çarşamba

Erkekler icin meme kucultme operasyonu

Rahatsız olan varsa yapılmalı. Artık bir ömür sıkıntı çekmeye gerek yok.. İmkan
ve olanaklar varsa neden insan rahatsız gezsin..


Erkeklere meme küçültme operasyonu


EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı'nda, erkeklerde psikolojik rahatsızlık uyandıran meme küçültme ameliyatları yapılıyor.

Hormonların ve kullanılan bazı ilaçların etkisiyle özellikle 40 yaşından sonra erkeklerde meme büyüklüğü (jinekomasti) adı verilen hastalığın ortaya çıktığını belirten Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Özek, “Bu hastalarımız özellikle yaz mevsiminde denize girmekten kaçınmakta, ince kıyafetler giyememekte. Bu durum hastaların psikolojilerini olumsuz etkilemekte. Hastalık 40 yaşından sonra görülmekle birlikte 17- 18 yaşlarında da ortaya çıkabilmekte. Kliniğimizde meme küçültme ameliyatı için başvuran 17 yaşından 60 yaşına kadar hastamız var'' dedi.

Bu ameliyatın memede 2 seneyi aşkın şişlik devam etmesi durumunda gerçekleştirildiğini anlatan Doç. Dr. Özek, “İlk yöntem meme başından yapılan bir kesi ile meme dokusunun çıkarılması. İkinci yöntemde ise eğer vücutta fazla yağ varsa yağ emme ile memedeki şişliği ortadan kaldırıyoruz. Operasyon ortalama 2 saat kadar sürüyor. Ameliyat sonrası hastalar 15- 20 gün elastik bandaj kullanıyor'' diye konuştu.

Erkekler arasında özellikle son yıllarda meme küçültme ameliyatlarının artış gösterdiğini kaydeden Doç. Dr. Özek, kliniklerinde yılda ortalama 20 meme küçültme ameliyatı yaptıklarını söyledi.

İZMİR, (DHA)

14 Eylül 2007 Cuma

Duyarli Bir Yaklasim... Birand'dan Guzel Bir Yazi

Güneydoğu'nun Gül'e önemli mesajı...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, göreve başladıktan hemen sonra, ilk yurtiçi gezisini Güneydoğu'ya yapması doğru bir jestti. Bu kadarla kalacağı sanılmıştı. Kimseler böylesine büyük bir kucaklama beklemiyordu.

Ben gitmedim, ancak gidenlerden dinledim. Asıl, TV görüntülerinden izledim.

Bu gezi gerçekten de büyük bir ilgi, büyük bir heyecan yaratmış.

Bu manzarayı, sadece Gül'e duyulan sevgi ile anlatamazsınız. Veya AK Parti teşkilatlarının, kamuoyuna "Bazıları itiraz etti, ancak bakın görün, halk Cumhurbaşkanı'nı ne kadar çok seviyor" mesajını vermek için "organize edilmiş bir gövde gösterisi" de diyemezsiniz.
Belki bu ilginin içinde her iki unsurun da payları vardır. Ancak asıl önemlisi Güneydoğu halkının haykırışıdır. Uzun yıllar kaderiyle baş başa bırakılan, gelenin vurduğu, gidenin dövdüğü bir halkın belki de isyanıdır.

Tüm yaşamları boyunca, genelde asker ve polisin dışında "yetkili" görmeyen, sorunlarıyla ilgilenecek "büyük adamlarla" pek karşılaşamayan bu halkın mesajı vardı:
"Bizi kurtarın. Bize daha rahat bir hayat verin. Bizleri de insan yerine koyun".
AK Parti'nin bölgeye getirdiği hizmetin bu insanlara bir ümit ışığı verdiği apaçık anlaşılıyor.

Peki, bundan sonra ne olacak?

Cumhurbaşkanı bütün bu çığlıkları duyduktan sonra, dosyayı kapatıp diğer geziye mi gidecek, o meydanların çığlığını unutacak mı?
İşte bunu yapmaması gerekiyor.
Gül'den beklenen, aldığı mesajı sadece Ankara'ya iletmekle kalmaması, aksine öncülük etmesi, tüm dikkatlerin Güneydoğu'ya dönmesine çalışmasıdır.
O, artık Cumhurbaşkanıdır.

Artık dikkatleri çekecek gücü ve olanakları vardır.
Meydanlarda gördüğü halkın, Kürtçüler tarafından sömürülmesine izin vermemelidir.


Hizmet götüreni sırtında taşıyor...

22 Temmuz seçimlerinin bir yanı var ki, yeterince ele alınıp, tartışılmadı.
AK Parti'nin Güneydoğu'dan aldığı büyük oy...

DTP'ye gitmesi gerekirken veya beklenirken, AKP'ye akan bu oylar, toplumun Güneydoğu'ya bakışını değiştiriverdi. Şimdiye kadar bölgeyi, Kürtçülerin arka bahçesi gibi görenler şaşırdı.
Şaşıranların başında DTP geliyor.

Ne olmuştu da, onlara gitmesi gereken oylar, AKP'nin cebinden çıkmıştı?

Seçim öncesinde bölgeye giden hizmetin rakamlarına bakınca, sorunun yanıtı çıkıyor. Binlerce köye elektrik, su veya başka hizmet ve trilyonlara varan yatırım.
Güneydoğu seçmeninin kalbi, belki hala DTP için atıyor. Belki de AKP'ye oyunu "Bir de bunu deneyelim" diye ödünç vermiştir ve beklediğini elde edemediği takdirde geri alacaktır.
Ne olursa olsun, gelen hizmet, bir ümit kapısının açıldığını gösteriyor. Halkın AKP'yi, benimsemese dahi, potansiyeli yüksek bir gelir kapısı gibi gördüğünün işaretini veriyor.
Belki şaşıracaksınız, ancak 22 Temmuz seçim sonuçları, başta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu konuda çalışan birimleri ve üst düzey komutanları tarafından müthiş dikkate alındı.

"Yıllardır söylediğimiz bir gerçeğin, ilk defa somut şekilde ortaya çıktığını görmenin mutluluğunu yaşıyoruz" diyen bir komutan, şöyle devam etti:
"... Bizler de çok ümitlendik. Demek ki olabiliyormuş. Demek ki, hizmet götürüldüğü zaman, bölge halkı gerçek tutumunu ortaya koyuyormuş. Herkesin PKK'lı veya PKK destekçisi olmadığı böylece anlaşıldı".

Asker yıllardır söylerdi.

Güneydoğu'daki gidişi değiştirmenin, iki bacaklı bir politikanın sıkı şekilde uygulanmasıyla olabileceğini belirtirdi.
Biri güvenlik, diğeri sosyal-kültürel-ekonomik boyutu.
Anlaşılan, AKP bu uygulamayı en ciddi şekilde yapan iktidar olmuş.
Sonucunu da almış.

Şimdiye kadar, tüm Güneydoğu halkını potansiyel bir terörist, bölücü veya PKK'cı gibi gördük de ne oldu?
Bir adım ileri gidemedik...

İnsanları yanımıza çekemedik. Aksine Kürt milliyetçiliği yapanların saflarına ittik.
Ne hizmet verdik, ne de kollarımızı açtık.
Belki bundan sonra başlayabilir.
Belki bundan sonra bu insanlarımıza insan muamelesi yaparız. Bu şekilde onları kazanabiliriz.

Mehmet Ali Birand - Posta - Milliyet

12 Eylül 2007 Çarşamba

Renklerin Psikolojik Anlami

Renklerin Psikolojik Anlamı

Mavi, yalnizligi, uzuntuyu, depresyonu, bilgeligi, guveni ve sadakati simgeler. is gorusmelerine mavi giyerek gitmek kararliligi ve bagliligi ifade eder.

Mavi, en populer renklerden biridir. Fakat yiyeceklerle iliskili olarak mavi kullanilacaginda dikkatli olmak gerekir cunku mavi dogal bir istah kapaticidir ve bazi durumlarda itici etki yaratabilir.

Mavi, butun renkler arasinda en istah kapatici renktir. Dogada mavi renkli yiyecek cok ender bulunur. Mavi yiyecekler insana itici gelir cunku ilk caglarda atalarimiz yiyecek ararken zehirli yada bozulmus yiyeceklerden uzak durmayi ogrendiler. Genelde bu yiyecekler mavi, mor yada siyah olarak gorunuyordu. Deneyler sirasinda katilimcilara mavi boya katilmis yiyecekler ikram edildiginde hemen hemen hepsi istahini kaybetti.

Mavi, sinir sistemini rahatlatir. Kirmizinin aksine zihni rahatlatan bir etkisi vardir ve insanlarin biraz daha dusunceler icine dalmasina yol acabilir. Huzurlu ve sakin bir mavi yatak odasi icin ideal bir renk olabilir, cunku vucudun sakinlestirici kimyasallar salgilamasina yol acar. Fakat mavinin daha koyu tonlari soguk ve ic karartici gelebilir.

Mavi, ile boyanmis ortamlar, cok koyu renkli olmadigi surece uretimi arttirir. Arastirmalar gosteriyor ki, ogrenciler mavi odalarda daha yuksek notlar almakta ve halterciler daha agir yukleri kaldirabilmektedir. Ayrica insanlar mavi renkle yazilmis yazilari daha fazla akilda tutabilmektedirler.



Kirmizi, sicak, ates, kan, sehvet, ask, samimiyet, guc, heyecan ve agresiflik gibi kavramlari simgeler. Kan basincini ve solunumu hizlandirabilir. insanlari cabuk karar almaya ve beklentileri arttirmaya tesvik edici bir etkisi vardir.

Kirmizi, dikkat cekici bir renktir. Kirmizi renkteki kelimeler ve objeler insanlarin dikkatini hemen ceker. Dekorasyon ve dizayn yaparken kirmizi cisimlerin mukemmel olmasi onemlidir cunku insanlar bu objeleri hemen farkedecektir. Arabalar konusunda kirmizi renk ile hirsizlik orani arasinda pozitif bir korelasyon vardir.

Kirmizi, duygusal olarak oldukca yogun ve asiri bir renktir. Kirmizi kiyafetler ruhu canlandirici olabilir. Bazi durumda kirmizi kiyafet enerji ve guc mesaji gonderiri ama ayni zamanda catismalara davet cikarabilir.

Kirmizi, hakimiyet kuran bir renktir. Zemin olarak degil, vurgu yapmak icin kullanilmalidir.

Kirmizi, odalar insani huzursuz eder fakat kirmizi renklerin daginik olarak kullanildigi odalar insanlarin zamani unutmasina yol acar. iste bu yuzden barlarda ve gazinolarda kirmizi renge agirlik verilir. Ayrica istahi acma etkisi nedeniyle restorantlar sik sik kirmizi rengi dekorasyon icin kullanirlar.




Sari, parlak limon sarisi gozu en cok yoran renktir. Bu parlak renkten yansiyan isik gozleri asiri derecede uyarir ve rahatsizliga yol acar. Ayni zamanda sari renk metabolizmayi hizlandirir. Odayi parlak sariya boyarsaniz bebeklerin aglamasina ve buyuklerin sinirlenmelerine yol acarsiniz. Ayrica sari sayfali not defteri ve bilgisayar ekraninda sari renkli arka fon pek iyi bir fikir degildir; beyninizi uyararak konsantrasyonu arttirabilir fakat gozleriniz icin zarar vericidir.

Sari, az miktarlarda kullanildiginda parlaklik ve sicaklik hissi verir. Sakaciligi, aydinligi, yaraticiligi, samimiyeti ve hayata karsi rahat bir tutumu simgeler. Tipki gunesli bir gun gibi davet cekicidir. Sari gunes isigi gibidir: kendinizi iyi hissetmek icin orda olmasini istersiniz ama gozunuzun icine girmesini istemezsiniz.

Sari, rengin pek cok farkli tonu vardir. Saf sari butun diger tonlar arasindaki en neseli ve gunesli olanidir. Fakat bir parca koyulasmis haline bakmak daha keyiflidir. Soluk sari dikkati, curumeyi, hastaligi, kiskancligi ve hilekarligi simgeler. Sari soz konusu oldugunda secilen ton oldukca onemlidir.

Sari, bu neseli gunes rengi dikkat toplayan bir renktir. Butun renkler arasinda en gozle gorulen ve dikkat ceken renktir.

Sari, pek cok dinde ilahi varligi simgeleyen bir renktir.




Yesil, pek cok kavramla iliskili olarak gelir, bunlarin icinde en guclusu ve evrensel olani dogadir. Buna bagli olarak ayrica yasami, gencligi, yenilenmeyi, umitleri ve dincligi simgeler. Bazi kulturlerde orta yaslardaki gelinler, dogurganligi simgelemesi icin yesil giyer.

Yesil, gozler icin en rahat renktir ve gorme gucunu arttirir. Sakinlestiricidir ve sinir sistemi uzerinde dogal bir etki yapar. Televizyona cikmadan once insanlar oturup sakinlesmek icin yesil renkli odalara alinirlar. Yesil ayni zamanda hastanelerde de populer bir renktir cunku hastalarin rahatlamasini saglar.

Yesil, rengin farkli tonlari farkli mesajlar iletir:


Koyu Yesil -- sogukluk, erkeksilik, tutuculuk ve zenginlik kavramlarini ifade eder.
Zumrut Yesili -- Olumsuzluk.
Zeytin Yesili -- Baris.
Sarimsi Yesil -- Tuketicilerin en son tercih ettigi renk.

Yesil, ayni zamanda Amerikan kulturunde parayi simgeler.



Portakal, sicaklik, memnuniyet, verimlilik ve sihhat ile iliskilendirilir. Guclu ve comert bir gorunumu vardir.

Portakal, en cok istah ile ilgili olan renktir.

Portakal, renginin gizliligi olmayan, genis kapsamli bir cazibesi vardir. Ornegin bir urunun herkese uygun oldugunu ifade etmek icin kullanilabilir yada pahali bir uygun fiyatli gibi algilanmasi saglanabilir.




Siyah, tartismali bir renktir. Bir taraftan karanlik gucler, suc ve kotuluk ile dusunulurken diger taraftan sadakat, sebat, dayaniklilik, ihtiyat, bilgelik ve guvenilirlik ile iliskilendirilir. Bir tarafta yonetim ve guc anlamina gelirken diger tarafta aci, keder ve yas anlamina gelir.

Siyah, pek cok insan icin kiyafet rengidir. Bazilari siyahi guclu ve ciddi gorunmek icin kullanir. Bazilari ise daha zayif gosterdigi icin tercih eder. Ayrica siyah sik ve zarif olarak kabul edilir.



Beyaz, safligi, temizligi ve masumiyeti simgeler. Pek cok kulturde gelinler beyaz giyer. Ayrica temizligi simgeler. Doktorlar, hemsireler ve labaratuvar teknisyenleri steril olmak icin beyaz giyerler.

Beyaz, isigi yansitir ve ortami serin tutar. Dolayisiyla yaz ayinin kiyafet rengidir. Genel olarak serin ve canlandiran bir his verir.




Mor, asaletin rengidir. Luks hayat, zenginlik ve zarafeti simgeler. Ayni zamanda romantizmin, duygusalligin ve tutkunun rengidir.

Mor, dogada ender bulunan bir renktir. ilkel zamanlarda insanlar bazi deniz kabuklularini kullanarak mor rengi elde etmislerdir... Oldukca zor bir calismadir... Bazi insanlar mor rengi, gosterisli havasindan dolayi dekorasyonda kullanmayi sever. Bazilari ise suni bir renk olarak algilar.


Kahverengi, topragin ve ahsabin rengidir. Saglam ve guvenilir bir his verir. Kahverengi dogal, rahat ve acik bir atmosfer yaratmayi saglar. Duraganlik, gucluluk, olgunluk ve guvenilirlik mesajlari iletir.

Kahverengi, genelde erkeklerin favori rengidir.

Kahverengi, bazi tonlari yipranmis ve eskimis havasi verir.



Pembe, en romantik ve narin renktir. Ayni zamanda sakinlestirici bir etkisi vardir. Arastirmalar gosteriyor ki, pembe insanlari yatistiriyor ve kalplerini yumusatiyor.

Dr. Alexander Schauss, hapishane demirleri pembeye boyandiginda mahkumlarin arasinda agresif davranisin azaldigini ifade etmistir. Dr. Schauss'a gore "insan sinirlenmek istese bile pembe rengin yakininda basarili olamaz. Kalp kaslari yeterince hizli hareket etmez. Pembe enerjiyi ceken bir sakinlestirici gibidir. Hatta renk korleri bile pembe ile sakinlesmislerdir". Fakat sonradan yapilan arastirmalar gosteriyor ki bu tur bir etki maalesef kisa surelidir. Gorunuse gore vucut normal seviyesine geri dondugunde bu sefer daha agresif bir ruh haline girebiliyorlar.

Mutlak Mutluluk

Mutlak Mutluluk

Yüce insan

Seken ayağımı, çomak elimi anlayışla karşılayan insandır

Yüce insan

Kulaklarınım onun söylediklerini süzerek dinleyeceğim bilir

Yüce insan

Gözlerimin donuk, yanıtlanırım kısa olmasına bozulmaz

Yüce insan

Masaya çay döktüğümde başka yerlere bakınır


Yüce insan

Yüzünde sımsıcak gülücükle Bir dakikalığına bile olsa sohbet için yanıma yaklaşan insandır

Yüce insan asla "Bunu bana daha önceden anlatmıştın" demez

Yüce insan

Size sevildiğinizi ve yalnız olmadığınızı hissettirir

Yüce insan

Siz ona gidemediğinizde ayağınıza kadar gelen doktor gibidir

Yüce insan gününüzün iyi geçmesini Gün batımınızın sevecenlikle yoğrulmasını sağlar

Yüce insan çok sevdiğiniz ailenize benzer İlgisi bugün burada olmamızın sebebidir

Grace McDonald

Kalp Kirmis Olanlara

Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu?

Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar. Zira başka hiçbir canlıda böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz. Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar, sevgi dolu gözlerle bakar.


Biz insanlarda durum başka. Kalbiniz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır. Dünya başınıza yıkılmıştır. O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz. Onunla olan tüm iyi anılar birdenbire silinmiştir hafızalardan. Belki şok olmuşsunuzdur, böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan. Ama olan olmuş, kırılan kırılmıştır.
Yıllar önce Malatya'da huzur evinde bir yaşlı ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı insanları severim. Anıları çok olur onların. Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık. Sohbet sırasında derin bir iç çekerek;
"Kırma dostun kalbini,
Onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini,
Sulamaya ibrik yok." demişti.
Sevgiyle bakan, artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm. Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı. Zaten yine onunla cezalar, kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide;
"Cezaevleri boşuna. En güçlü cezaevleri vicdanımızdır. Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun affedilmiş, özgür kalmışsın ne çare? Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mapus damlarının sana faydası ne?" demişti.
O günden sonra davranışlarıma, sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum. İnsanları kırmamayı, kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, o vicdan azabı bana zaten yeter. O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım. İhtiyarın dediği gibi "Onaracak ustası yok" olmasına rağmen, usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. (her ne kadar bazen karşımdaki tarafından aptal yerine konulsam da)
Günümüz insanı daha gerçekçi, sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemi yok. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş, küserse küssün,onun bileceği bir iş mantığı hakim.
En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak, birbirimize daha saygılı, daha hoşgörülü yaklaşabilmek, hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası önyargıyı yok edebilmek.

kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Galiba onlar hayatlarında kendilerine hiç değer verilmemiş, sevilmemiş, öz güvenlerini kaybetmiş zavallılar.
karşınızdaki insanın iyi niyetini aptallık olarak görüyorsanız inanın siz aptalsınızdır.
kalbinizi inciten insanlara karşı kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı bir ruh yapısının ve her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür.

Herşeye rağmen kalp kırmayı ilke edinmiş ve bunu üstünlük sayanları da vicdanlarıyla başbaşa bırakıp yollarının açık olmasını dileyelim...

ilk Gece Korkusu Ve Tedavisi

İlk Gece Korkusu Ve Tedavisi

Balayı İmpotansı adı verilen ve halk arasında ilk gece korkusu olarak bilinen durum, yeni evlenen bazı çiftlerin ilk cinsel girişim denemelerinde başarılı olamamasıdır. İlk cinsel deneyim, sonraki cinsel yaşamda en önemli belirleyici etkendir. İlk başarısızlıklar çiftin bütün cinsel hayatına yansır.

Bu sorunu iki yönde incelemek gerekir:

1) Erkekten Kaynaklanması:

Erkeğin, özellikle ilk cinsel ilişki girişimi gerdek gecesi olacaksa, böyle bir durum başarılı olup olamayacağı kaygısına neden olur. O güne kadar hiçbir sertleşme sorunu olmayan erkek, bu tedirginlikle başarısızlık korkusu (Performans anksiyetesi) yaşar ve bu heyecanla da sertleşme sağlayamaz. Erkek o gece kendini ispatlamak zorunda bırakıldığında bu yoğun stres altında başarısızlıklar da yaşanabilir.

Bu durum devamında da bir cinsel stres haline gelebilir. Tam da bu noktada eşinin ve veya çevrenin olumsuz etkisi, beklentilerin karşılanmadığı hissiyle özgüveninin de yitirmesine sebep olur ve kısır döngüye girerek, aylar boyu sertleşme sağlayamaz.

Performans anksiyetesi nedir?

Performans anksiyetesi, özellikle cinsel bilgi ve deneyimi yeterli olmayan kişilerde bir kez yaşanan sertleşme güçlüğünün ardından bile ortaya çıkabilen, sıklıkla geçici ve hafif olarak yaşanan bir durumdur. Kişi, her seferinde yine sertleşme sağlayamayacağı ya da sağlasa bile sürdüremeyeceği, ve eşinin tatmin olmayacağı gibi takıntılarla meşgul hale gelir. Daha cinselliği düşünmeye başladığı anda, asıl odaklandığı konu zevk almak ya da doyuma ulaşmak değil, 'başarıya ulaşmak' haline gelir.

Tedavi Yöntemleri Nedir?

Bu durum psikolojik kaynaklıdır diye düşünülebilinir. Eğer o güne kadar da erkeğin sertleşme sorunu zaten vardıysa, bu durum ise organik bir etkendendir denebilir ve ayrıntılı tanı yöntemlerine başvurulması gerekir. Psikolojik kaynaklı balayı impotanslarında öncelikle ağızdan alınan ilaçlar denenir ve başarılı da olunur. İlk ilişki gerçekleştikten sonra bir iki ilişki için de bu ilaçlardan yardım alındıktan sonra artık ilaca gerek kalmaz. Erkek özgüvenini kazanacak ve her şey normal hale gelecektir. Bazen ilaçlar yeterli olmazsa, penise yapılan enjeksiyonlarla ereksiyon sağlanır. Ancak eskiden beri var olan sertleşme sorunlarında organik yönden incelemeden sonra uygun görünen tedavi alternatiflerinden biri uygulanabilir.

2) Kadından Kaynaklanması:

O güne kadar hiç ilişkide bulunmamış genç kız, ilk ilişkide canının acıyacağı ve bir kanama olacağı korkusuyla gerdeğe girer. Bu kaygı ve korku nedeniyle de kendisini kasmaya ve ilişkiye izin vermemeye başlar. Bu duruma vaginismus denir ve tıpkı erkekte olduğu gibi kadında da aynı mantıkla kısır döngüye kadar gidebilir. Eşinin böyle bir durumuyla karşı karşıya gelen erkekte de bir süre sonra psikolojik etkiyle sertleşme sorunu veya cinsellikten uzak durma eğilimi başlar ve hem kadının hem de erkeğin tedavi edilmesi gereken bir sürece sebep olur.

Vajinismus Nedir:

Cinsel ilişkiye izin vermeyecek biçimde vajen ön kısmının istemsiz kasılmasıdır. Cinsel tedavi kliniklerine başvuranlar arasında %12-17 vajinismus tanısı konulmaktadır. Durumsal anksiyete, istemsiz adale kasılması, seksüel uyarılmada problemler, vajinal kayganlıkla ilgili problemler ve cinsel isteksizlik, cinsel bilgi eksiklikleri vajinismus sebebi olabilir. Bazen sonradan enfeksiyonlar, ameliyatlar gibi fiziksel sebeplerle gelişen ikincil vajinismus vakaları da görülebilmektedir. Vaginismus, psikolog veya psikiyatristlerin bazen de jinekologların tedavi etmesini gerektirebilir.

Sıklıkla görülen bir durum çiftlerin bazen bu olumsuzluğu kabullenip hiç doktora başvurmamasıdır. ilk girişimdeki başarısızlıktan sonra her iki çiftte genellikle sorunun geçici olduğunu ve çözüleceğini düşünür. Daha sonraki girişimlerde de ilişki gerçekleşmeyince kadında sıkıntı, gerginlik , kadınlığında eksiklik olduğu düşüncesi ortaya çıkmaya başlar. Erkek ise eşi tarafından istenmediği, reddedildiği duygularına kapılmaya başlar. Bu nedenle uzmanların önerisi en azından 1 hafta kadar bekleyip, sorunu kendi başlarına çözemezlerse profesyonel yardım almalarıdır.



04.09.2007 13:37:00

KAYNAK: Hattat Hastanesi tarafından RealAge için hazırlanmıştır.

Guzel Bir Yazi Daha

Kendinizi başkasına anlatmayın.
Sizi sevenin buna ihtiyacı yoktur. Sevmeyen de inanmayacaktır zaten.

Onun hayatında bir seçeneksen, onun senin bir önceliğin olmasına izin verme. İlişkiler en iyi dengeli olduğunda yürür.

Uyandığında iki seçeneğin var.
Tekrar uyuyup bir rüya görmek, ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak.

Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız.
Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz.
Garip ama gerçek...
Bir kez bunu anlasak değişmek için hiç bir şey geç değil.

Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme.

Zaman nehir gibidir. Aynı suda iki kez yıkanılmaz.
An'ı yaşa, geçen su bir daha gelmez.

Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın.
Hep zamanının olmadığnı söylersen, hiç zamanın olamaz.
Hep "yarın yapcağım" dersen, yarın hiç gelmez.

(çeviri: zeytin)