kan bağışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kan bağışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2007 Çarşamba

Hamilelikte Kan Gruplari ve Alyuvar Antikorlari

Hamilelikte Kan Grupları ve Alyuvar Antikorları

Hamileliğinizin başında ve son üç ayında kan grubunuzu belirlemek ve alyuvarlara karşı
antikorlarınız olup olmadığını görmek için size bir test uygulanması teklif edilir. Bu broşürün
amacı, hamilelikte kan gruplarının ve ‘alyuvar antikorları’nın önemiyle ilgili bilgi vermektir.
Broşürde ayrıca bebeklerde ‘rhesus’ hastalığına yol açabilen ‘alyuvar antikorları’nın oluşmasını
önleyen tedavi hakkında da bilgi bulunmaktadır.

Kan grupları nedir?
Vücudunuzdaki her alyuvarın yüzeyinde kan gruplarınızı oluşturan doğal kimyasal maddeler
bulunur. Kan gruplarınızı her iki ebeveyninizden alırsınız. Herbirimizde bir çok kan grubu vardır.

Ancak şanslı olunan konu, bunlardan yalnızca bir kaç tanesinin önemli olmasıdır.
Hamileliğinizde bilmemiz gereken en önemli kan grupları ABO grubunuzla D grubunuzdur.
Kan Grubu Grup içinde olası kan türleri
ABO grubu O, A, B veya AB
D grubu
‘Rhesus’ grubu olarak ta bilinir
D pozitif (‘rhesus’ pozitif, en yaygın olan)
D negatif (‘rhesus’ negatif)
ABO ve D gruplarına ek olarak herkeste başka daha küçük kan grupları da vardır. Hamilelikte
önemli olabilen küçük kan gruplarından iki tanesi ‘c’ (küçük c) ve ‘K’ (Kell) gruplarıdır.

Alyuvar antikorları nedir?
Antikorlar vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Bunlar bağışıklık sistemi virüs, aşı veya
farklı bir kan grubu gibi ‘yabancı’ bir maddeyle temasa geçtiğinde oluşurlar. Bağışıklık sisteminin
oluşturduğu antikor, mevcut yabancı maddenin türüne bağlıdır.
Bu nedenle, kanınızda ‘yabancı’ alyuvarlar varsa, bu ‘yabancı’ hücrelere karşı alyuvar antikorları
oluşturabilirsiniz. ‘Yabancı’ alyuvarlar vücudunuza esas olarak iki şekilde girebilir: bir kan nakli
sonucunda veya hamilelik sırasında.

Hamilelik sırasında alyuvar antikorları nasıl oluşur?
Hamilelik sırasında bebeğin alyuvarlarından bir kaç tanesinin annenin kanına ‘sızması’ çok
görülen bir durumdur. Bu genellikle bebeğin doğumunda olur. Böylesi bir durumda bebeğin kan
grubu anneninkinden farklıysa, annenin bağışıklık sistemi tarafından antikorlar oluşturulması
ihtimali vardır. Bu ender görülen bir durumdur. Her 100 hamile kadından yalnızca yaklaşık
üçünde alyuvar antikorları oluşabilir ve bunların çoğu zararsızdır.
Hamilelik sırasında alyuvar antikorları nasıl oluşur.


A. Bebeğin kan grubu anneninkinden farklıdır. Anne ve bebeğin kan grubu farklıdır.

B. Bazen bebeğin kanından bir miktarı, plasentadan annenin kanına geçer. Ender durumlarda
annenin vücudu bebeğin alyuvarlarını yabancı madde olarak tanır ve bunlara karşı antikor yapar ya da daha önceki hamilelikler sırasında veya kan nakli sonucunda antikorlar üretilmiş olabilir.

C. Bu antikorlar plasentadan bebeğin kanına geçer. Kan grupları uyuşuyorsa, antikorlar
bebeğin alyuvarlarında hasar yapabilir.

Hamilelikte kan grupları ve alyuvar antikorları neden önemlidir?

Kan grubunuzun günlük yaşamınızda hiç bir etkisi yoktur ve alyuvar antikorlarının bulunması
genellikle zararsızdır. Ancak, hamileliğiniz sırasında kan grubunuzun ve alyuvarlara karşı
herhangi bir antikor oluşturup oluşturmadığınızın bilinmesi önemlidir.

Bunun üç ana nedeni vardır ve burada daha fazla bilgi verilmektedir:
1. Size kan nakli yapılması gerekecek olursa.
Çok ender durumlarda size kan nakli yapılması gerekecek olursa, sizin için seçilen kanın uygun
ABO ve D gruplarında olması ve ayrıca sahip olabileceğiniz alyuvar antikorlarına uyması
gerekir.
2. Alyuvarlara karşı, bebeğinizi etkileme ihtimali bulunan antikorlar oluşturduğunuz
bilindiğinde, gerekli tedavinin yapılması sağlanır.

Alyuvar antikorları bebeğinizi nasıl etkileyebilir?
Alyuvar antikorları oluşturmuşsanız, bunlar sizin kanınızdan bebeğin kanına geçebilir.
Bebeğinizin alyuvarlarında uyan kan grupları varsa, antikorlar bebeğin alyuvarlarında hasar
yapabilir. Şekilde bunun nasıl olabileceği gösterilmiştir.

Çoğu durumda bebeğe herhangi bir zarar gelmez. Ancak, bazı antikorlar nedeniyle, özellikle de
düzeyleri yüksekse, bebek anemik hale gelebilir ve doğumdan sonra sarılık ortaya çıkabilir. Bu
durum ‘yeni doğan bebeklerde hemolitik hastalık’ (haemolytic disease of the new-born) olarak
bilinir ve ‘rhesus’ hastalığı olarak da bilinir.

Bebeğinizin alyuvarlarına karşı sizde antikorlar varsa ne olur?
Bazı alyuvar antikorları bulunan hamile kadınlara, antikor düzeyini izlemek üzere hamilelik
sırasında düzenli aralıklarla kan testi teklif edilir.

Bebeğin kan grubunun ne olduğunu tahmin edebilmemize yardımcı olmak üzere babasından
kan örneği alınabilir. Bu, bebeğin alyuvarlarının annenin antikorlarından zarar görüp
görmeyeceğini tahmin etmemize yardımcı olur.

Tedbirli olmak için bebek hamilelik sırasında ve doğumdan sonra izlenir ve genellikle herhangi
bir tedaviye gerek olmaz. Ancak antikor düzeyi çok yükselirse, bebeği erken doğurtmak veya
çok ender olarak bebeğe rahimde kan nakli yapmak gerekli olabilir. Bu tür kan nakli ‘rahim içi
kan nakli’ (intrauterine transfusion) olarak bilinir ve uzman hastanelerde yapılır.

Hangi alyuvar antikorlarının sorun yaratma ihtimali yüksektir?
D antikoru, sorun yaratma ihtimali en yüksek olan antikordur. Bu, kan grubu D negatif olan bir
annenin bebeği D pozitif ise oluşabilir. Ancak şanslı olunan bir konu, anti-D oluşumunu
engellemenin bir yolunun bulunmasıdır.

Bundan sonra sorun yaratma ihtimali en yüksek olan alyuvar antikorları, anti-c ve anti-K’dır.
Diğer antikorların çoğu ya hiç hasara neden olmaz ya da çok az hasar yaratır.
3. D negatif olup olmadığınızı belirleme. D negatif iseniz, hamilelik sırasında ve/veya
doğumdan sonra ek tedavi görmeniz gerekebilir.

D negatif iseniz bu sizi nasıl etkiler?
Hamileliğinizin ilk dönemlerinde D negatif bir anne olduğunuzun belirlenmesi önemlidir. Bu
şekilde, anti-D antikorunun oluşmasını önlemek için hamilelik sırasında tedaviye ihtiyacınız olup
olmadığı konusunda size tavsiyede bulunulabilir.

Anti-D antikorunun oluşumu nasıl önlenebilir?
Anti-D antikorunun oluşumu, anneye ‘önceden oluşturulmuş anti-D’ (pre-formed anti-D)
(‘prophylactic anti-D’, veya ‘anti-D immunoglobulin’) enjekte etmek suretiyle önlenebilir. Bu
enjeksiyonla, annenin bağışıklık sistemi bebeğin alyuvarlarını farketmeden önce bebeğin
alyuvarları temizlenir. Bu şekilde annenin zararlı olabilecek anti-D antikorunu oluşturması
önlenir.

30 yıldan fazla bir süredir kullanılan bu tedavi, kan bağışında bulunanlar arasından özel olarak
seçilen kişilerden alınan plazmadan yapılır.

Ne zaman tedavi görmeniz gerekir?
D negatifseniz, aşağıda sayılanlardan herhangi birisi meydana geldikten sonra enjeksiyon
yapılması gerekebilir (doktorunuz veya ebeniz size bu konuda tavsiyede bulunur):
Düşük veya düşük tehlikesi nedeniyle hastanede tedavi
Hamileliğe son verilmesi
Karın bölgesinde yaralanma
Vajinada kanama
Amniyosentez (amniocentesis) gibi, teşhis için yapılan bazı testler

Bebeğinizin döndürülmesi
İdeal olarak enjeksiyonun, ‘sızıntıya’ neden olmuş olabilecek bir olaydan sonra üç gün içinde
yapılması gerekir. Ancak 10 gün sonrasına kadar etkili olabilir. Enjeksiyon bebeği etkilemez.
Bebeğiniz D pozitif ise, doğumdan sonraki 3 gün içinde enjeksiyon yapılması da önemlidir.
Size hamileliğin 28. ve 34. haftalarında bir anti-D enjeksiyonu yapılmasının teklif edilmesi
önerilir. Buna “rutin doğum öncesi anti-D profilaksis” (routine antenatal anti-D prophylaxis) adı
verilir ve genellikle hamileliğin 28. ve 34. haftalarında enjeksiyon olarak verilir. Ancak yerel
düzeyde bir uygulama olarak 28. haftada tek bir enjeksiyon olarak verilmesi de söz konusu
olabilir. Bu konuda daha fazla bilgi isterseniz lütfen ebenize sorun.

Daha fazla bilgi
Bu broşürde belirtilen konularla ilgili olarak sormak istediğiniz bir şey ya da sizi kaygılandıran
konular varsa, lütfen doktorunuza veya ebenize sorun.
Ayrıca şu web siteleri de sizin için yararlı olabilir:
Genel olarak doğum öncesi tarama:
www.nelh.nsc.nhs.uk/screening/antenatal_pps/antenatal.html
Rutin doğum öncesi anti-D profilaksis:
www.nice.org.uk/pdf/Anti_d_patient _leaflet.pdf
‘National Blood Service’ (Ulusal Kan Servisi) adlı kuruluştan, bu broşürden daha fazla sayıda
edinilebilir. 0845 7 711 711 numaralı telefonu arayın.
Veri Koruma (Data Protection) (NHS’in bir bölümü olan) ‘National Blood Service’ tarafından, hizmetlerinin etkili ve güvenli bir şekilde sunulabilmesini sağlamak üzere, yaptıkları bütün testler ve verdikleri her türlü tavsiye hakkında kayıtlar tutulur. Sizinle ilgili veriler, Veri Koruma Yasası (1998) (Data Protection Act (1998)) uyarınca, güvenli bir şekilde ve haklarınıza uygun olarak saklanır. Yeni doğan bebeklerde hemolitik (haemolytic) hastalığın ender görülmesi nedeniyle hastanelerden, bebeğin doğmasının hemen ardından, bundan etkilenen bebekler hakkında bazı bilgiler isteriz. Bu bilgilere, bilgimizi geliştirmemize yardımcı olması ve bu şekilde bütün annelere ve bebeklere mümkün olan en iyi bakımın sağlanabilmesi için ihtiyacımız vardır.

Yazının Orjinali [PDF]

Bu Yazı İçin Keywords: kan, kan grubu, kan grupları, alyuvar, akyuvar, antikor, lökosit, trombosit, kan uyuşmazlığı, kan, kan, kan, üniteler, kan bağışı..

Bir Kan Grubu Digerine Cevrildi

Kan bağışı önemli bir sağlık sorunu olarak ortaya çıkmakta. Özellikle en az
bulunan kan grubu olarak AB (Rh -) kan grubu kan bulunma konusunda son derece büyük zorluklar yaşatmaktadır. Herkes 0 (Rh -) kan grubunu az bulunur sanır ama aslında AB (Rh-) kan grubunu bulmak son derece zordur. İnsanlar vakıflar kurmuşlardır bu kan grubu için. Internette mail grupları vardır bu insanların yardımlaşması için. Aksi takdirde çok duyarlı olmaması nedeniyle yardım bulmak imkansız gibidir. Aşağıdaki haber bu açıdan çok anlamlıdır.


Bir kan grubu diğerine çevrildi

AA - ANKARA - Bir kan grubunu başka kan grubuna dönüştüren yöntem geliştirildi. Böylece kan vermede ortaya çıkan sıkıntının ortadan kalkacağı sanılıyor. Uluslararası uzman ekibi, Nature Biotechnology dergisinde yayımladıkları araştırmada A, B ve AB gruplarındaki kanı nasıl O grubuna dönüştürdüklerini açıkladı. Kan, alyuvarlar hücrelerinin yüzeyindeki, antijen olarak bilinen şeker moleküllerine göre sınıflandırılıyor. Bir hastaya, kendisininkinden farklı bir molekül taşıyan kanın verilmesi halinde bağışıklık sistemi tepki gösteriyor ve hastanın hayatı tehlikeye giriyor. Ekip bakteriyel enzimleri, bu şeker moleküllerini kesmek için bir nevi biyolojik 'makas' olarak kullandı. Böylece kan, antijenin olmadığı O grubuna dönüştü. Dönüştürülmüş kan grubunun hastanelerde kullanılmasından önce hastalar üzerinde denemeler yapılacağı belirtildi.

AA

Kan Grubunuza Gore Beslenin

BESİNLERLE GÜZELLEŞİN

Doğru beslenmeyle gerçekten güzelleşebilir misiniz?

Tabii ki evet. Ancak bu olay bugünden yarına gerçekleşmez. Meyve ve sebze, et ve balık, hububat ve süt ürünlerinden oluşan, doğal ve doğru bir karışımla vücudunuz daha dirençli olur. Eğer böyle beslenirseniz birkaç hafta sonra kendinizi daha iyi hissetmekle kalmayacak görmeniz de daha iyi olacak. Kısacası güzellik içten geliyor. Beslenme uzmanları hangi besinlerin en iyi güzellik faktörü olduğunu şöyle sıralıyorlar:

DÜZGÜN BİR CİLT
Her gün bir miktar ayçiçeği çekirdeği veya kabak çekirdeği yiyin. Bu çekirdekler esas halinde element olan çinko içerirler. Vücutta çinko eksikliği ise derinin daha çabuk buruşmasına yol açar. Ayrıca sabah ve akşam kivi yiyin. Bu meyvenin içerdiği C vitamini dolaşımı harekete geçirir ve bunun sonucu olarak deri daha iyi beslenir. Yumuşak bir cilt için A vitamini de önemlidir. Bu vitamin balıkyağında fazla miktarda vardır. Üç ayda bir, iki haftalık bir kür yapın.

PARLAK GÜR SAÇ
Haftada dört yumurta yiyin. Yumurtada saça parlaklık kazandıran bol miktarda kükürt vardır. Bol protein içeren besinler (et, balık, kümes hayvanları, peynir) salatayla birlikte yendiğinde saç gür olur. Çünkü saçın yüzde 97'si protein maddesi olan keratinden oluşuyor.

PARLAK GÖZLER
Haftada üç kere az bir miktar bitkisel yağla pişirdiğiniz havuç yiyin. Havuçtaki A ve E vitaminleri görmeyi kuvvetlendirir, gözlere parlaklık kazandırırlar. Kepek, çavdar ekmekleri içerdikleri selen elementinden dolayı gözleri hastalık mikroplarından korur.

KUVVETLİ TIRNAKLAR
Her gün yoğurt yiyin. Yoğurtta tırnakların oluşumu için önemli olan protein vardır. Toz jelatin de bu etkiyi fazlalaştırır. Kırılan tırnaklara karşı ceviz ve yer fıstığı yiyin. Her ikisi de tırnakları sertleştiren biotin içerir.

SAĞLIKLI DİŞLER
Günde iki kere 150 gram yağsız peynir yiyin. Peynirdeki kalsiyum dişetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlaştırır. Ayrıca balık ve kümes hayvanları da dişlerin sağlam olması açısından önemlidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor vardır.

GERGİN GÖĞÜSLER
Günde iki kere öğünler arasında bir bardak ananas suyu için. Ananasın içerdiği bol miktardaki bromelain enzimi dokuları gerginleştirir. Sabahları kahvaltıdan önce bir çorba kaşığı bitkisel yağ, hücreleri zararlı maddelerden ve serbest radikallerden korur, sizi gençleştirir.

KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME
Yapılan son araştırmalar kan gruplarıyla beslenme arasında bir ilişki olabileceğini ortaya koyuyor. Bir kan grubu için kötü olan yiyecek başka bir kan grubu için iyi olabiliyorlar. Araştırmacılar ayrıca niçin bazı insanların daha çabuk kilo aldıklarını da ortaya çıkarıyorlar. İşte kan grupları ve beslenme düzenleri:

0 GRUBU
Yemeniz gerekenler: Et, protein yönünden zengin yiyecekler.
Yememeniz gerekenler: Buğday ve diğer tahıllar.
Yapmanız gereken egzersizler: Herhangi bir aerobik programı.
Sağlık riskleri: Ülser, mafsal iltihabı.

A GRUBU
Yemeniz gerekenler: Sebzeler, karbonhidratlı yiyecekler.
Yememeniz gerekenler: Et ve yağ.
Yapmanız gereken egzersizler: Yürüyüş, yoga, meditasyon.
Sağlık riskleri: Kanser ve kalp krizi.

B GRUBU
Yemeniz gerekenler: Et, sebze ve süt ürünleri.
Yememeniz gerekenler: Özellikle yememeniz gereken yiyecek yok. Aşırıya kaçmamak şartıyla her şeyi yiyebilirsiniz.
Yapmanız gereken egzersizler: Yüzme ve yürüyüş.
Sağlık riskleri: Sinirsel rahatsızlıklar.

AB GRUBU
Yemeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler sizin için de geçerlidir.
Yememeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler.
Yapmanız gereken egzersizler: Rahatlatıcı, gevşetici hareketler.
Sağlık riskleri: Bağışıklık sisteminiz çok güçlü.

Avrupalı bilim adamlarının ortaklaşa gerçekleştirdikleri bir araştırmaya göre pişmiş sebzeler kalp hastalıkları ve kansere karşı korunmada çiğ sebzeye oranla çok daha etkili oluyor. Pişirme bitki hücrelerini yumuşatarak karotenoidlerin, yani doku bozukluklarına karşı etkili olan ve hücre plaklarının atardamarlarda toplanmasını engelleyen antioksidanların, bağırsaklarda daha iyi emilmesine olanak tanıyor. Norwich Besin Araştrma Enstitüsü uzmanlarından Sue Southonduz çiğ havuçta karotenoidlerin emilme oranının yaklaşık yüzde 3 ya da 4 olduğuna, ancak sebzenin haşlanıp ezilmesi durumunda bu oranın dört beş kat arttığına dikkat çekiyor Karotenoidlerin bedene aktarılmasında karşılaşılan sorunlardan bir tanesinin, çevresi sert bir duvarla örtülü hücrelere sahip olan havuz türü besinlerde olduğu gibi özellikle besinin yapısından kaynaklandığına parmak basan Southon bu soruna getirilecek en iyi çözümün sebzeyi pişirmek olduğunu belirtiyor

Havucun içerdiği en önemli karotenoidin, ıspanak ve brokoli gibiyeşil sebzelerde de bol miktarda bulunan karoten olduğu belirtiliyor. Sağlığa yararlı etkileri olan öteki karotenoidler arasında sarı ve yeşil sebzelerde bulunan "lutein" ile domates ve karpuzun özünü oluşturan "likopen" gibi maddeler de yer alıyor.İngiltere, Hollanda, İspanya, İrlanda ve Fransa'dan bilim adamlarının katılımıyla oluşan ekip pişmiş ya da işlemden geçirilmiş belli miktarda sebzelerden elde edilen kesim karoteniod oranını belirlemeye çalışıyor. Böylece bedenin gereksindiği günlük karotenoid miktarı da belirlenmiş olacak.Söz konusu araştırmanın temelini Toronto Üniversitesi'nden Venket Rao ve ekibinin 1997 yılında elde ettiği, domates salça ve püresinin likopen açısından çiğ domatese kıyasla çok daha zengin olduğu yönündeki bulgular oluşturuyor. Araştırma genelde insanların, pişmiş, çiğ, püre, dondurulmuş ya da konserve olsun, daha çok sebze ve meyve yemeleri gerektiğini, karotenoid ve E vitamini gibi maddelerin ilaç yerine doğrudan besinlerden alınmasının daha yararlı olduğunu ortaya koyuyor.

Derleyen Mustafa Sezgin

Kan Doku

Kan, atardamar, toplardamar ve kılcal damarlardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; akıcı plazma ve hücrelerden (alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları) meydana gelmiş kırmızı renkli hayati bir sıvıdır. Kan ile ilgili tıbbi terimler genellikle hemo ve hemoto sözcükleri ile başlar. Bu sözcükler eski Yunanca'da kan sözcüğünü karşılayan haimadan türetilmiştir.

Kanın ana işlevi besin maddelerinin (oksijen, glikoz) ve yapısal elemanların sağlanması ve atık maddelerin (karbondioksit, laktik asit vs.) atılmasının sağlanmasıdır.

Her bedende 5 ile 6 litre arası kan bulunur. Bu miktar ortalama vücut ağırlığının %7-8'ini oluşturur. Kanın yarısı, sıvı olan bölümden yani plazmadan meydana gelir. Diğer yarısı ise kanın içinde çeşitli görevler üstlenmiş olan hücreler veya moleküllerdir. Kandaki hücreler, vücuttaki kan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen, yan yana dizildikleri takdirde 96.500 km'lik bir çizgi oluşturabilecek kadar fazladırlar. Bu, dünyanın çevresini iki kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur.

Eğer kanın pıhtılaşmasına izin verilirse, tüpün üstünde kalan sıvıya serum denir. Serumda fibrinojen ve pıhtılaşma ile ilgili diğer proteinler, pıhtılaşmada kullanıldığı için yoktur. Diger bir deyişle plazma, fibrinojen ve serumdan oluşur.

Kanın en önemli görevi akciğerlerden dokulara metabolik hadiseler için gerekli oksijeni taşımaktır. Bazı ufak ve basit yapılı canlılarda kanın yapısı deniz suyuna çok benzer. Bu canlıların vücut parçalarının gerek duyduğu oksijen bu sıvıda çözünmüş olarak taşınır. Daha karmaşık yapılı canlılarda dokuların oksijen ihtiyacı çok fazla olup, çözünmüş halde taşınan oksijen yeterli olamaz. Bunlarda “solunum pigmentleri” denilen renkli maddeler oksijeni bağlayarak dokulara taşırlar. Bu pigmentlerin (boya maddelerinin) kanda yaygın halde bulunmaları kanı kıvamlı ve akışkanlığı az bir hale getireceğinden insan ve diğer memelilerde pigment taşıyıcı özel hücreler vardır.

İnsanlarda kan, birçok canlı hücrenin bulunduğu karmaşık bir ortamdır. Her vücut kilosunda 70 mililitre kan bulunduğu kabul edilir. Bu hesaba göre 70 kg'lık normal bir erişkinde yaklaşık 5000 ml (5 litre) kan bulunur.

Kan, kalbin pompa vazifesi yaptığı bir kapalı sistemde dolaşır. Bu sistem kalp ile dokular arasında ve kalp ile akciğer arasında olmak üzere iki bölümdür. Bunlardan birincisine “büyük dolaşım sistemi”, ikincisine de “küçük dolaşım sistemi” denilir. Toplardamarlardan gelen kan kalbin sağ kulakçığına dökülür. Buradan sağ karıncığa geçen kan, kalbin kasılmasıyla akciğere yollanır. Akciğerde temizlenen kan, kalbin sol kulakçığına gelir, buradan da karıncığa geçtikten sonra vücuda pompalanır. Kan kılcal damarlardan geçerken oksijenini bırakır ve karbondioksit alır.

Dokuların oksijen ihtiyacını karşılamak ve artıkları almaktan başka kanın birçok önemli görevi daha vardır. Besin maddelerini taşır. Vitaminler, enzimler ve hormonların gitmeleri gereken yerlere ulaşmalarını sağlar. Kan aynı zamanda, enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasında önemli bir role sahiptir. Bir iltihabi olaya karşı savaşırken, bir takım kan hücereleri direkt mikrobu tahribe çalışır, diğer bazıları antikor yaparak mikrobu tesirsizleştirir.
Kanın bir diğer önemli vazifesi de, iç dengeyi sağlamaktır. “Hemeostazis” adı verilen bu dengedeki en ufak değişiklik vücut için tehlikeli durumlar ortaya çıkarır. Vücut sıcaklığını ayarlamada önemli rol oynayan kan, metabolizması hızlı organlardan aldığı ısıyı, yüzeydeki damarlardan geçerken verir. Ayrıca kan ihtiva ettiği maddelerle vücudun sıvı-elektrolit dengesini de sağlar.

İnsan kanının bileşimi
Bir sıvı topluluğu gibi göründüğü halde, kan aynı zamanda bir vücut dokusudur. Bu vücut dokusunun ara maddesini diğer dokulardan farklı olarak bir sıvı meydana getirir. Plazma kanın % 55'ini teşkil eder. Kalan kısmı ise alyuvarlar, akyuvarlar ve pıhtılaşmada rol oynayan trombositlerden meydana gelmiştir.

Kan hücreleri kolaylıkla plazmadan ayrılabilir. Santrifüj denilen cihazlarla yüksek süratle döndürme sağlanarak, kan hücreleri dibe çöktürülüp, plazmadan ayrılır. Kanın vizkozitesi (kıvamı) sudan 5-8 defa daha fazladır.

Her gün kanın belli kısmı yenilenir. Yaklaşık % 1 kadar kırmızı kan hücresi ölürken, yerlerine aynı miktar genç hücre kemik iliğinden kana verilir. Plazma miktarı da en ufak bir değişiklikte hemen dengelenir. Bir kan kaybı durumunda vücut denge mekanizmaları ile hemen hacmi sabit tutmaya çalışır. Önce dokulardan kana sıvı geçişi olur. Daha sonra hızla genç alyuvarlar kana verilmeye başlanır. Büyük miktarlarda kanın kaybedildiği durumlarda şok ortaya çıkar. Kaybolan kan yerine konmazsa şok durumu atlatılamaz.

Plazma: Kan plazması, % 91 su, % 8 organik maddeler ve % 1 inorganik maddelerden müteşekkildir. Organik bileşenlerin tamamına yakını, proteindir ve plazma için proteinlerin suda çözünmesiyle meydana gelir denir. Plazmanın üç temel proteini albumin, globulin ve fibrinojendir. 100 mililitre plazmada 4,5 gr albumin, 2,5 gr globulin ve 0,3 gr fibrinojen bulunur.
Albumin: Proteinlerin en küçük moleküllü olanlarından biridir. Kanın osmotik basıncının dörtte üçünü albumin sağlar. Osmotik basınç sayesinde kan-plazma oranı korunur. Albumin karaciğerde yapılır. Karaciğer bozukluğu olanlarda hipoalbuminemi denilen plazma albumin seviyesi düşüklüğü ortaya çıkar.

Globulin: Plazma globulinleri birçok değişik türdedir. Elektroforez metoduyla globulinler alfa, beta ve gamma parçalarına ayrılabilir. Alfa ve beta globulinler çeşitli proteinleri bağlayarak, çeşitli yerlere taşırlar. Gama globulinlerden ise hastalıklarda bağışıklık sağlayan savunma maddeleri yapılır.

Fibrinojen: Kan pıhtılaşma mekanizmasının en son basamağını yapan proteindir. Fibrinojen molekülleri fibrin liflerine dönerek katılaşırlar ve pıhtılaşma hasıl olur.
Proteinlerden başka plazmada alınan gıdaların metabolizma ürünleri olan ürik asit, kreatinin, amino asitler gibi bir takım organik moleküller de bulunur. Diğer organik maddeler ise glikoz, yağlar ve kolesteroldür.

Plazmanın başlıca inorganik bileşenleri elektrolitlerdir. Bunlar sodyum (Na+), klor (Cl-), kalsiyum (Ca++), fosfat (PO4)-3, sulfat (SO4)-2 ve mağnezyum (Mg++)dur.
Alyuvarlar: Kırmızı kan hücreleri kanın hücre kısmının tamamına yakınını meydana getirirler. Kanın her milimetre kübünde yaklaşık beş milyon alyuvar bulunur. Mikroskopta bakıldığında alyuvarlar, ortası çökük tavla pulu şeklinde görülür. Ortalama çapları 7,5 mikron olup, merkezdeki kalınlıkları bir mikrondur. (Bkz. Alyuvarlar)
Hemoglobin: Her kırmızı kan hücresinde oksijen bağlama yeteneğindeki bir proteinli boya (pigment) olan hemoglobin bulunur. Oksijenle dolu olan hemoglobine “oksihemoglobin” denir. Bu, kana parlak kırmızı rengini verir. Dokulara oksijen getirdikten sonra bir miktar karbondioksiti alarak akciğerlere getirir. Buna da “karbaminohemoglobin” denir. (Bkz. Hemoglobin)

Akyuvarlar: Alyuvarlardan ayrı olarak tam hücre özelliği gösterirler. Bir çekirdekleri ve diğer hücre organelleri vardır. 10-20 mikron çaplarıyla da alyuvarlardan daha büyüktür. Hareketleri amipsi şekildedir. Bir milimetreküp kanda yaklaşık 7000 kadar akyuvar bulunur. Beyaz hücreler ailesinin en önemli fertleri “granülositler” (parçalı nüveliler), “lenfositler” ve “monositler”dir. Akyuvarların % 60-70'ini granülositler, % 30-45'ini lenfositler % 10'dan az kısmını da monositler teşkil eder. Granülositler de aralarında “nötrofil”, “bazofil” ve “eozinofil” olmak üzere üç çeşide ayrılırlar. Bunların büyük çoğunluğunu nötrofiller teşkil eder.
Beyaz kan hücreleri iki yolla vücudun infeksiyonlara karşı savunmasını üstlenirler. Granülositler ve monositler mikroorganizmayı yutarak (fagositozla) yok ederken lenfositler antikor meydana gelmesine sebeb olarak mikroorganizmaya karşı çalışırlar. Akyuvarların en büyükleri olan monositler de bakteri ve ölü hücre kırıntılarını yerler. Ömürleri çok kısadır. İnsanda 4 gündür.Mikrobik khastalıklarda sayıları artar. (Bkz. Akyuvar, Antikor, Bağışıklık)
Kan pulcukları: Çapları sadece 1-2 mikron olan kanın en küçük hücreleri olan trombositler, pıhtılaşmada önemli rol oynarlar. Kırmızı kemik iliğindeki dev hücrelerin (megakaryosit) parçalanmasıyla meydana gelen oval veya yuvarlak, renksiz ve çekirdeksiz parçacıklardır.Trombosit olarak da bilinirler. Her milimetreküp kanda yaklaşık 150-400 bin trombosit bulunur. Kanda 9 gün sağ kalırlar. Yağ, protein ve karbonhidratlardan gayri bir takım enzimleri de vardır. Damar yaralanmalarında, damarın iç yüzüne yapışarak tıkarlar.Salgıladıkları trombokinaz enzimiyle pıhtılaşmada rol oynarlar.Pıhtı meydana geldiğinde katılaşarak yaranın ağzını büzerler ve kanamayı durdururlar. Trombositlerin pıhtılaşmadaki çok önemli görevlerinin dışında serotonin, adrenalin, noradrenalin ve histamin maddelerini taşıma vazifeleri de vardır.

Kan yapıcı organlar:

Kan yapan organlar olarak, kemik iliği, lenf nodülleri (bezeleri) ve dalak sayılabilir. Ana karnında karaciğer, dalak ve kemik iliği tarafından yapılan akyuvar yapımını doğumdan bir süre sonra tamamiyle kemik iliği üstlenir. Dalak ve lenf bezleri “Lenfatik doku”nun en önemli kısımları olup lenfosit ve monositleri imal ederler. (Bkz. İlik)

Lenfatik doku: Bademcikler, timus, barsak mukozasında da bulunmasına rağmen, lenfatik dokunun iki büyük merkezi lenf bezleri ve dalaktır. Bu doku, lenfositleri meydana getiren lenfoblastlar ve monositleri yapan histiositlerden husule gelmiştir. Blenfositlerinden meydana gelen “plazma hücreleri” antikor yapımında görev alırlar.
Pıhtılaşma: Damar yaralanmalarında dışarı çıkan kanın, birtakım kimyasal reaksiyonlar sonucu sıvı halden pelte koyuluğuna veya katı hale geçmesine kanın pıhtılaşması denir.Pıhtılaşma sayesinde kan kaybı önlenir.Pıhtılaşma mekanizması, çok kompleks olmakla beraber olayın son kademesini ve esasını kanda çözünen plazma proteini fibrinojen'in çözünmeyen ipliksi yapıdaki Fibrin'e dönüşmesi teşkil eder.

Kanın pıhtılaşması
Herhangi bir darbe sonucu hasar gören doku, yırtılan kan damarlarının çeperleri ve kan pulcukları (trombositler) tarafından pıhtılaşma mekanizmasını başlatacak olan trombokinaz (tromboplastin) enzimi salgılanır.

Karaciğer tarafından salgınan ve üretimi için K vitaminine ihtiyaç duyulan aktif olmayan plazma proteini protrombin, trombokinaz enzimi tarafından trombin'e çevrilir. Trombin, kan pulcuklarını da yapışkan yapar. Böylece trombositler, yırtılan damarı tıkamak için damarın iç çeperine yapışmaya başlar.

Trombin, kalsiyum tuzları'nın varlığında bir enzim gibi görev yaparak karaciğerin bir salgısı olan plazma proteini fibrinojen'i, ince uzun iplikçikler şeklinde teşekkül eden fibrin'e dönüştürür.
Fibrin iplikçikleri, kırmızı kan hücrelerini, kan pulcuklarını ve proteinlerini bir ağ gibi sararak çökeltir. Yaranın içini dolduran bu çökeltiye pıhtı denir. Pıhtı, yavaşça büzülerek küçülür ve temiz sarı bir sıvı açığa bırakır. Bu sıvıya serum adı verilir.

Pıhtı bir süre sonra kurur. Yara, fibroblast hücreleri ve deriye ait dış tabaka hücreleri tarafından onarılır.

Damarların iç yüzeyleri kaygan olduğundan, kan buralara yapışıp pıhtılaşamaz. Ayrıca normal kan dolaşımı esnasında çeşitli maddeler pıhtılaşmayı önler. Bunlardan biri karaciğer tarafından üretilen heparin'dir. Heparinin çokluğu, K vitamini eksikliği, karaciğer hastalıkları pıhtılaşmayı geciktirir. Bu gibi durumlarda, bedende nokta halinde kanamalar görülür. K vitamini, hava teması, sıcaklık, asitler, kalsiyum tuzlarının çokluğu da pıhtılaşmayı hızlandırır.

Damarda yaralanma, kireç toplanması veya kolesterin birikmesi gibi hallerde kan damarın içinde pıhtılaşabilir. Damarda meydana gelen bu pıhtıya emboli (tıkaç) denir. Bu pıhtının kalbi besleyen ince damarları (karonerleri) tıkamasından kalp enfarktüsü ortaya çıkar. Çok tehlikeli olan bu hastalıkta kalp kasları beslenemediğinden zaman içinde bozulur. Bu gibi hastalar kalp yetmezliğinden ölebilir. Tıkanma akciğer veya böbreklerde olursa akciğer ve böbrek enfarktüsü adını alır.

Hemofili denen irsi bir hastalıkta kan pıhtılaşması olmaz veya pek yavaş olur. Bu tip hastalar, bir diş çekiminden veya sünnet olmaktan ileri gelen kanamaların durmaması yüzünden hayatını kaybedebilirler. Bunlara kan vermek ve pıhtılaştırıcı ilaçlar şırınga etmek suretiyle yardım edilmeye çalışılır. Bu hastalık daha çok erkeklerde görülür. (Bkz. Hemofili)

Vikipedi, Özgür Ansiklopedi

Kan Doku İçin Keywords: kan, kan pulcukları, pulcuk, kan pulcuğu, lökosit, alyuvar, akyuvar, trombosit, hemofili, pıhtı, trombin, lenfatik doku, doku, atardamar, kılcaldamar,kan uyuşmazlığı, kan nakli, kan, kan, kan, toplardamar, plazma, albumin, globulin, Fibrinojen, kan, kan pulcukları, pulcuk, kan pulcuğu, lökosit, alyuvar, akyuvar, trombosit, hemofili, pıhtı, trombin, lenfatik doku, doku, atardamar, kılcaldamar, toplardamar, plazma, albumin, globulin, Fibrinojen

KAN NAKLi HAKKINDA BiLGiLER

Kan nakli, kan bağışları yoluyla elde edilen kanın çeşitli nedenlerle kan kaybetmiş ya da kanının ana elemanlarından (akyuvar, trombosit ya da pıhtılaşma faktörleri gibi) biri eksik olan kişilere damar yoluyla verilmesidir.

Kan bankaları kan bağışı yapan kişilerden kanın uygun şartlarda alınmasından, bu kanların çeşitli işlemlere tabi tutulmasından ve ihtiyacı olan kişilere verilmesinden sorumlu kuruluşlardır.
Bir kişinin kan bağışında bulunabilmesi için ön koşul o kişinin sağlıklı olmasıdır. Gerekli muayeneler yapıldıktan sonra kan bağışlayan kişiden yaklaşık olarak 500 mililitre kan alınır. Kansızlığı olmayan, kalp ve dolaşım sistemi uygun çalışan bir kişiden alınan bu miktar, kan bağışlayan kişide hiç bir problem yaratmaz. Yaklaşık dört haftada bu verilen kan üretilerek tekrar yerine konmuş olur. Kan bağışlanması belli kanunlara tabidir ve 18 yaş altında ve 65 yaş üstünde olan kişiler kan bağışında bulunamazlar. Kanında Hepatit B ya da AIDS gibi bir enfeksiyon hastalığı olduğu bilinen ya da kalp ve dolaşım sistemine ait hastalığı, ya da kan hastalığı olanlar da kan bağışında bulunamazlar.

Bağış yoluyla alınan kanlar hangi işlemlerden geçer?

Alınan kanlar Hepatit B, sifiliz, HIV (AIDS etkeni) ve diğer enfeksiyon etkenlerinin varlığı açısından incelenir. Daha sonra kanlar özel torbalarda ve belli ısılarda saklanmak üzere ya olduğu gibi tam kan şeklinde ya da çeşitli bölümlere ayrılarak kan bankasında muhafaza edilir.
Her torbanın üzerinde kanın grubu, alınma tarihi ve son kullanma tarihi mutlaka belirtilmiştir.
Taze kan ve banka kanı arasındaki farklar

Alınan kan ilk 5-7 gün içinde taze kan olarak kabul edilir. Kan alındıktan sonra ilk birkaç satte akyuvarlar, iki gün sonra trombositler tümüyle yokolur. Pıhtılaşma faktörleri de genellikle iki gün sonra önemli oranda azalmış olur.

Kan eskidikçe hücre parçalanması sonucu ortaya çıkan potasyum kanın potasyum seviyesini artırır. Bu durumda banka kanı içinde temel olarak yanlızca alyuvarları bulunduran bir kandır. Mümkünse her durumda taze kan verilmelidir. Ancak ciddi kan kayıplarında son kullanma tarihi geçmediği sürece banka kanı da gerekli miktarlarda verilebilir.

Bağışlanan kandan elde edilebilen ürünler

Bağış yoluyla elde edilen bir kan direkt olarak torbalandığında o kandan yanlızca bir kişi faydalanabilir. Halbuki gelişmiş yöntemler kullanılarak kanın elemanları ayrıştırıldığında bir ünite kandan daha fazla sayıda kişinin faydalanması sağlanır. Kanaması olan birine tam kan yerine yanlızca eritrosit suspansiyonu verildiğinde tam kandan geriye kalan diğer maddeler (lökositler, akyuvarlar, plazma) diğer ihtiyacı olanlarda kullanılabilir.

Tam kan:
Vericiden alınan bir ünite tam kan hiç bir ayırma işlemine tabi tutulmadan sitrat maddesi katılarak pıhtılaşması önlenir. Yaklaşık 400-450 mililitredir. Hematokrit değeri %35-40 civarındadır. Buzdolabında (+) 4 derecede 21 gün dayanır. Verildiğinde hastanın hematokrit değerini %3 artırır.

Buzdolabından çıkarılan kan ısındıktan sonra kullanılmazsa atılır, tekrar buzdolabına konmaz.

Eritrosit (alyuvar)suspansiyonu:
Plazması azaltılmış yoğun bir kandır. Eritrositleri yoğunlaştırılmış olduğundan hematokrit %65-70 civarındadır. Özellikle dolaşım yüklenme riski olan hastalar başta olmak üzere mümkün olan her durumda eritrosit süspansiyonu kullanılır. Verilen hastanın hematokrit değerini %3 artırır. Buzdolabında (+)4 derecede 3-5 hafta dayanır. Ek olarak yıkanma işlemine tabi tutulursa 12 saat içinde kullanılmalıdır.

Lökosit (akyuvar) suspansiyonu:
Bağışlanan kandan lökositler ayrılarak elde edilir. Nötropeni (kanda akyuvar düşüklüğü) sonucu gelişen enfeksiyonların önlenmesinde ya da tedavisinde kullanılır. 12 saat içinde kullanılmalıdır.

Trombosit suspansiyonu:
Bağışlanan kandan yanlızca trombositlerin ayrılmasıyla elde edilir. Çeşitli nedenlerle trombosit sayısı düşmüş olan hastalarda kanamanın önlenmesi ya da tedavisi için kullanılır. Bir ünitesi trombosit sayısını 5-10 bin artırır. Bir ünite tam kandan (yani bir vericiden) özel yöntemlerle 8-10 ünite trombosit suspansiyonu elde edilebilmektedir. Ağır trombositopenilerde (trombosit sayısı düşüklüğü) etkili olabilmesi için arka arkaya altı üniteye kadar vermek gerekir. Elde edilen suspansiyonlar oda ısısında saklanır ve üç gün içinde kullanılır. Buzdolabında saklanırsa trombositler kısa zamanda parçalanır.

İnsan albümini:
Çok sayıda kan bağışlayıcısı kanından elde edilen albüminin birleştirilmesiyle elde edilir. Çeşitli nedenlerle kan albümin değerleri düşmüş olan insanlarda kullanılır. Çok fazla sayıda bağışlayıcıdan elde edildiği için enfeksiyon riski diğerlerine göre yüksek bir üründür.

Taze dondurulmuş plazma:
Bağışlanan kandan plazmanın (kanın sıvı kısmının) ayrılmasıyla elde edilir. Pıhtılaşma faktörlerinin harcandığı yaygın damariçi pıhtılaşması (DIC) gibi ölümcül durumların tedavisinde hayat kurtarıcıdır. Elde edildikten sonra buzdolabında (-)30 derecede saklanır.

Pıhtılaşma faktörleri:
Bağışlanan kanın plazmasında pıhtılaşma faktörleri de teker teker ya da gruplar halinde ayrıştırılarak eksiği olan kişilere verilebilir (fibrinojen, kriyopresipitat, antihemofilik faktör gibi).

Gama globulinler (nonspesifik ve spesifik immunglobulinler):
Kanın serumunda (proteinlerin de bulunduğu sıvı kısım) kişinin savunma sisteminin ürettiği antikorlar yeralır. Bunlar ayrıştırılıp çeşitli vericilerden elde edilenler biraraya getirildiğinde çeşitli hastalıkların önlenmesinde ya da tedavisinde oldukça etkili olabilir (Hepatit B serumu, tetanoz serumu gibi). Bu sayede elde edilen bağışıklığa pasif bağışıklık adı verilir. Pasif bağışıklık hastanın vücudu bağışıklığı kendisi aktif olarak sağlayamadığı durumlarda ya da hızlı bir şekilde bağışıklık sağlanması gerektiğinde (hepatit B'li olduğu bilinen birisiyle temas durumunda olduğu gibi) kullanılır.

Kan naklinin uygulanma kuralları

Kan nakli enfeksiyon, hemoliz reaksiyonu ve allerjik reaksiyonlar gibi ciddi riskleri olabilen bir durumdur. Bu yüzden gerçekten gerekli olan durumlarda ve yeterince kullanılır.

Kan grupları hakkında genel bilgiler

İnsanların kan grupları A ve B adı verilen iki farklı yapıtaşının varlığı ya da yokluğuna ve Rh faktörü adı verilen bir kan grubu faktörünün varlığı ya da yokluğuna göre belirlenir. Bir insanın alyuvar hücre yüzeylerinde yanlızca A ya da B yapıtaşlarından biri ya da A ve B yapıtaşlarının ikisi beraber bulunabilir, veya bu yapıtaşlarından hiç biri bulunmayabilir. Bu olasılıklardan herbiri için Rh faktörünün varlığı ya da yokluğu söz konusu olabilir.

Bu durumda insanlarda A Rh(+) (Rh faktörü var anlamında); A Rh(-) (Rh faktörü yok anlamında); B Rh(+); B Rh (-); AB Rh(+); AB Rh(-); 0 Rh(+) ve 0 Rh(-) olmak üzere sekiz ayrı kan grubundan biri bulunur.

A-B-0 ve Rh yapıtaşları dışında alyuvar yüzeyinde klinik açıdan çok fazla önem taşımayan ve kan grubu belirtilmesinde kullanılmayan bazı alt gruplar da bulunmaktadır.

Bireyin kan grubu anne ve babasından kalıtımla aldığı özellikler sonucu belirlenir. %45 insanda 0 grubu, %40 insanda A grubu, %10 insanda B grubu; %5 insanda da AB grubu bulunur. %85 insan Rh(+) kan grubuna sahiptir. Bu nedenle AB Rh(-) ve B Rh (-) kan grupları en az bulunan kan gruplarıdır.

Bir insanın kendi dokusunun bir parçası olmayan her madde ve transplantasyonla vücuda yerleştirilen her organ yabancı bir madde olarak işlem görür. Bu yabancı maddelere antijen (kendi genetik yapısına uymayan anlamında) adı verilir. Bu antijenler girdiği bedenin savunma sistemini harekete geçirir. Antijenler kan grubu yapıtaşları dışında bakteriler, virüsler, protozoalar gibi maddeler ve böbrek, karaciğer ya da kalp gibi nakledilen organlar olabilir.
Savunma sistemi kendisine yabancı olan bir maddeyle karşılaştığında o maddeyi yok etmek amacıyla harekete geçer ve o maddeyi tanıyabilen antikor (yabancı cisme karşı üretilen "cisim" anlamında) adlı kimyasal maddeler üretir. Antikor antijeniyle anahtar-kilit ilişkisi içindedir ve antijeni gördüğü yerde bağlanarak parçalamaya ve sistemden uzaklaştırmaya çalışır.

A grubu kanın alyuvar yüzeyinde yanlız A antijeni, B grubu kanın alyuvar yüzeyinde yanlız B antijeni, AB grubu kanın alyuvar yüzeyinde hem A hem de B antijeni bulunur. 0 grubu kanın alyuvar yüzeyinde antijen bulunmaz. Rh(+) kanda alyuvar yüzeyinde Rh (ya da D) antijeni bulunur.

A grubu kanın serumunda B antijenine karşı antikor, B grubu kanın serumunda A grubuna karşı antikor, 0 grubu kanın serumunda ise hem A hem de B antijenine karşı antikor doğal olarak hazır bulunur. AB grubu kanın serumunda ise ne A ne de B antijenine karşı antikor bulunmaz. Rh(-) olan bir kanın serumunda ise Rh antijenine karşı antikor ya hazır bulunur ya da ilk karşılaşmada hızla üretilir (Rh uygunsuzluğu olan bir evlilikte Rh(-) anne adayının Rh(+) bebeğinin alyuvarlarının Rh antijenlerine karşı antikor üretmesi bunun en güzel örneğidir.
Bir kişiye uygun olmayan gruptan kan nakli yapıldığında nakil yapılan kişinin serumunda bulunan antikorlar verilen kandaki kan grubu antijenlerini tanıyarak antijenin bulunduğu alyuvarları parçalamaya başlarlar. Hemolitik reaksiyon (alyuvarların parçalanması) adı verilen bu olay hayatı tehdid eden bir durumdur. Bu nedenle kan nakli ancak uygun kann grubuyla yapılmalıdır.

En ideali kan transfuzyonunun A-B-0 ve Rh grubu aynı olan kan grubuyla yapılmasıdır.
Aynı gruptan kan bulunamadığında aşağıdaki şemaya uyularak kan nakli yapılır:
Rh(+) kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde Rh antijeni içerir, ancak serumunda Rh antijenine karşı antikor içermez. Bu yüzden gerekli durumlarda Rh(-) kan grubundan kan alabilir.

Rh(-) kan grubuna sahip bir kişi ise alyuvar yüzeyinde Rh antijeni içermez, ancak serumunda Rh antijenine karşı antikor içerir, ya da ilk karşılaşma sonrasında bu antikorları hızla üretmeye başlar. Bu yüzden ancak Rh(-) kan grubuna sahip biri, Rh(-) bir gruptan kan alabilir.
0 kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde hiç antijen bulunmadığı için her gruba kan verebilir. Ancak serumunda hem A hem de B'ye karşı antikor bulundurduğundan kendi grubudışında kalan kan gruplarından kan alamaz.

AB kan grubuna sahip bir kişinin alyuvar yüzeyinde hem A hem de B antijeni bulunur. Bu yüzden kendisi dışındaki hiçbir gruba kan veremez. Ancak serumunda A ya da B'ye karşı antikor içermediğinden her gruptan kan alabilir.
A kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde A antijeni içerir. Bu yüzden B grubuna ve 0 grubuna kan veremez. Serumunda B'ye karşı antikor bulundurduğundan B'den ve AB'den kan alamaz.

B kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde B antijeni içerir. Bu yüzden A grubuna ve 0 grubuna kan veremez. serumunda A'ya karşı antikor bulundurduğundan A'dan ve AB'den kan alamaz.

Bu bilgiler ışığında 0Rh(-) kanın kendisi dışında hiç bir gruptan kan alamadığını ve AB Rh(+) kan grubuna sahip bir kişinin gerekli durumlarda her gruptan kan alabildiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle 0 Rh(-) kan grubu "genel verici", AB Rh(-) grubu da "genel alıcı" olarak tanımlanır.
Acil kan nakli yapılması gereken birine ne kendi kan grubundan ne de alabileceği gruptan kan bulunamadığı durumlarda 0Rh(-) kan verilebilir. 0 Rh(-) genel verici olduğundan grubu kesin olarak 0Rh(-) olarak tayin edilmiş bir kan çok acil durumlarda diğer kişinin kan grubunu tayine gerek kalmaksızın verilebilir.

Uygun kan bulunana kadar kanaması olan hastaya sıvı tedavisine devam edilir. Sıvı tedavisinde kanın sıvı kısmının damar içinde kalmasına ve böylece damar sisteminde basıncın düşmesine engel olmak amacıyla plazma genişletici olarak adlandırılan maddelerden faydalanılır. Bu maddeler sentetik olarak üretilen ve molekül ağırlıkları nedeniyle kanın içindeki sıvıyı kendilerine çekerek damar içi sıvı volümünü sabit tutmaya yarayan maddelerdir.

Kan nakli yapılmadan önce yapılan uygunluk testi

Kan ihtiyacı olan bir insana uygun gruptan kan bulunduğunda kanı vermeye başlamadan önce verilecek kandan alınan numuneyle nakil yapılacak kişiden alınan kan numunesi birleştirilir. Mikroskop altında yapılan incelemede gruplar birbirine uymuyorsa antikorların alyuvarlara bağlanması sonucu kümeleşmeler meydana gelir. Bu durumda muhtemelen ya nakil edilecek kişinin ya da nakil yapılacak kanın grubu yanlış belirlenmiştir.

Çok nadiren gruplar uygun olmasına karşın bir altgrup uyuşmazlığı söz konusu olabilir.
Yukarıda bahsedilen bu teste cross-matching (çapraz karşılaştırma) adı verilir. Bu testte kümeleşme görülmesi kan hastaya nakledildiğinde hastanın damarı içinde de aynı olayın meydana geleceğini gösterir. Böyle bir durumda o kan kesinlikle hastaya verilmez. Çapraz karşılaştırma yapmadan kan naklinin yapılabileceği tek durum genel verici olan 0Rh(-) kan ile yapılan nakildir.

Kan nakli esnasında ya da sonrasında ortaya çıkabilen istenmeyen durumlar

Erken dönemde ortaya çıkan durumlar

Hemolitik reaksiyon (nakledilen kanın alyuvarlarının parçalanması)
Kan nakli esnasında ortaya çıkan en tehlikeli durumdur. Kişiye uygun olmayan kan grubundan kan verilmesine bağlı olarak kan naklinin ilk 30 dakikasında ortaya çıkar. Bazı durumlarda tarihi geçmiş kanın verilmesi de hemolitik reaksiyona yolaçabilir.

Özellikle A-B-0 grup uyumsuzluğunda belirtiler daha şiddetli olur. Kanı alan kişinin serumunda bulunan antikorlar verilen kanın alyuvarlarının yıkılmasına neden olur. Kanın verildiği toplardamar boyunca sıcaklık artışı ve ağrı, terleme, çarpıntı ve taşikardi (nabız hızlanması), hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü), bel ağrısı, kanamaya eğilim sık görülen belirtilerdir. Uygun müdahale ve tedavi yapılmadığında şok ve ölüm görülebilir. Hemoliz sonucu ortaya çıkan hemoglobin (alyuvarların en önemli yapıtaşı) idrarda çıkar, parçalanma sonucu ortaya çıkan bilirubin de sarılık görülmesine neden olur. İleri durumlarda ilk önlemler başarılı olsa bile geçici böbrek yetmezliği gelişebilir. Böbrek yetmezliğinin parçalanan alyuvarlardan açığa çıkan maddelerin böbrek damarlarında yarattığı bozukluktan kaynaklandığı düşünülmektedir.
Bazı durumlarda hemoliz kan naklinden 2-14 gün sonra ortaya çıkabilir. Hemen ortaya çıkan hemolitik reaksiyona göre daha selim seyreder. Hafif sarılık ve idrarda hemoglobin saptanması dışında bulgu vermeyebilir.

Hemolitik reaksiyon saptandığı anda hemen transfuzyona sonverilir ve aynı damardan serum verilmeye başlanır. Çapraz karşılaştırma tekrarlanır, kan grupları tekrar belirlenir. İlk idrarda hemoglobin görülmesiyle tanı konur ve uygun tedaviye başlanır. Şoku önlemeye ve böbrekleri korumaya yönelik olarak sıvı tedavisi, kortizon ve diüretik (idrar söktürücü) ilaçlardan faydalanılır. Bazı durumlarda dializ gerekebilir.

Febril reaksiyonlar (ateş yükselmesi)
Kan naklinde %3-4 oranında rastlanır. Alıcıda verilen kanın trombosit ve lökositlerine (akyuvarlar) karşı antikor bulunmasına bağlı meydana gelir. Antikorlar bu hücreleri parçaladığında açığa çıkan pirojen (ateş yükseltici) maddeler nedeniyle vücut ısısı yükselir.
Bazı durumlarda steril olmayan kanda bulunan bakterilerden açığa çıkan pirojen maddeler de ateş yükselmesine neden olabilir.

Febril reaksiyon kan verilmesinden sonraki 1-3 saatte ortaya çıkar. Titreme, ateş, başağrısı ve kusma gözlenir. Bakterilere bağlı değilse 1-2 saat içinde kendiliğinden düzelir.
Febril reaksiyon ortaya çıktığında kan nakil hızı yavaşlatılır. Soğuk uygulama ile ateş düşürülemezse ateş düşürücüler ve antihistaminik ilaçlar (allerji tedavisinde kullanılan ilaçlar) verilir.

Dolaşım yüklenmesi
Verilen kan miktarının gereğinden fazla olması ya da kısa zamanda hızla kan verilmesi durumunda özellikle kalp ve dolaşım hastalığı bulunanlarda, yaşlılarda ve çocuklarda dolaşım yüklenmesi ortaya çıkabilir. Bu durumda kalbin yükü çok fazla arttığından sol kalp yetmezliği ve akciğer ödemi meydana gelebilir.

Gebeler nispeten daha genç olduklarından ve kan volümü fizyolojik olarak zaten artmış olduğundan gebelikte bu durumla nadiren karşılaşılır.
Dolaşım yüklenmesi riski bulunanlarda tam kan yerine eritrosit suspansiyonu verilmesi dolaşım yüklenmesi riskini belirgin şekilde azaltır.

Gram negatif sepsis
Verilen kanda yüksek miktarlarda gram(-) bakteri ve bunların ürettiği toksinlerin bulunması sonucu meydana gelen nadir bir durumdur. Ölüme neden olabilir.
Kan nakliyle birlikte kana geçen bakteri miktarı çok fazlaysa yarım saat sonra ateş, titreme, kusma, bazen kanlı diyare ve septik şok gelişebilir. Endotoksinlerin yaptığı yaygın damariçi pıhtılaşma (DIC) nedeniyle kanamalar meydana gelebilir. Hastalarda genellikle ilk 6 saatte ölüm olur.

Gram(-) sepsisin hemolitik reaksiyonla ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Tedavide sıvı, antibiotik ve kortizon verilir.

Kan gram(-) bakteriler için çok uygun bir besiyeridir. Üremeyi engellemek için kan buzdolabından çıkartılınca fazla beklenmeden nakledilmelidir.

Allerjik ve anafilaktik reaksiyonlar
Kan naklinde %1 oranında görülürler. Belirtiler hemen ortaya çıkar. Ürtiker (ciltte kaşıntılı kabarıklıklar), kaşıntı, anjionörotik ödem, larinks (gırtlak) ödemi ve astım şeklinde gözlenebilir.
Nadiren anafilaksi (allerjinin en ağır ve ölümcül şekli) gelişir. Ürtiker ve kaşıntı en sık görülen belirtilerdir.

Bu reaksiyonlar atopik (allerjik bünyeye sahip) kişilerde daha sıktır.
Hemen transfuzyon kesilerek antihistaminik ve kortizon tedavisi yapılır.
Anafilaksi çok nadirdir. Bu durumda ek olarak dolaşım sistemi de iflas
ettiğinden tedavide ek olarak adrenalin de kullanılır.

Hipotermi (vücut ısısının düşmesi)
Buzdolabından yeni çıkmış kanın ısıtılmadan hızla verilmesi esnasında ortaya çıkan bir durumdur. Vücut ısısının düşmesine ve ileri durumlarda kalbin durmasına neden olabilir.

Hava embolisi
Genellikle hızlı yapılan transfuzyonda meydana gelir. Kanın verildiği setten hastanın damarına belli bir miktarın üzerinde hava verilmesine bağlıdır. Ani nefes darlığı, siyanoz (vücutta morarma) ve senkop (bayılma) gibi belirtilerde hava embolisinden şüphelenilir. Verilen havanın akciğer atardamarına geçmesini engellemek için hasta başaşağı sol yanına yatırılır. Ender görülen bir durumdur.

Banka kanının fazlaca verilmesinde karşılaşılan durumlar
Banka kanında hücre parçalanmasına bağlı olarak başta trombosit ve lökositler oldukça azalmıştır. Hücre parçalanması kanda potasyum artışına ve kanın pH derecesinin asitleşmesine yolaçar. Bu durumda özellikle kalp üzerinde çok ciddi yanetkiler ortaya çıkabilir. Ayrıca banka kanının muhafazasında kullanılan sitrat adlı madde alıcı kanının kalsiyumunun düşmesine, bu da ileri durumlarda hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü) ve kalp iletim sisteminde bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Masif (yoğun) transfuzyonun tehlikeleri
24 saat içinde 5 litre ve daha fazla kan verilmesi durumunda masif transfuzyondan bahsedilir. Genellikle banka kanı kullanılmak zorunda kalındığından istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Pıhtılaşma faktörleri olmayan ve trombositleri azalmış olan banka kanı nakledildiğinde kanamaya eğilim artar. Ayrıca beklemiş kanda hiperpotasemi ve pH değerinin asit olması istenmeyen durumların ortaya çıkmasına neden olur.
Banka kanının hazırlanmasında kullanılan sitrat kan kalsiyumunu bağladığında da çeşitli tehlikeler ortaya çıkar.

Fazla miktarda kan verilmesi durumunda eritrosit suspansiyonu ve beraberinde taze dondurulmuş plazma verilmesi bu riskleri azaltabilir

Geç dönemde ortaya çıkan durumlar

Trombofilebit
Kan nakli için kullanılan damarın iltihaplanmasıdır. Metal iğneler kullanıldığında ve nakil için kullanılan damar 12 saatte bir değiştirildiğinde bu risk ortadan kalkar.

Enfeksiyon geçişi
Başta Hepatit B, Hepatit C ve HIV (AIDS etkeni) olmak üzere sifiliz (frengi), malarya (sıtma) ve kanla bulaşan birçok etken kan nakli esnasında verilen kandan alıcıya bulaşabilir.
Kan naklinde Hepatit C bulaşma riski %3-%5, HIV bulaşma riski ise 1/50000-1/100.000 arasındadır.

Nakil esnasında bu enfeksiyon etkenlerinin geçişini önlemek amacıyla yapılan ileri incelemeler nakledilecek kandaki enfeksiyon etkenini bazen saptayamayabilir. Bunun en iyi örneği kan bağışında bulunan kişinin bağıştan hemen önce AIDS etkenini kapmış olmasıdır. Yapılan test HIV'e karşı kişinin vücudunda oluşan antikoru saptayan bir test olduğundan bağışı yapan kişinin vücudunda HIV olmasına rağmen henüz antikor oluşmadan yapılan inceleme virüs varlığını saptayamamaktadır.

Görüldüğü gibi kan nakli oldukça fazla sayıda ve bazen ölümcül olabilen yanetkileri olan bir uygulamadır. Bu yüzden kan naklinin yanlızca gerekli durumlarda uygulanması çok önemlidir.

Op. Dr. Kağan Kocatepe Nispetiye Caddesi No:34Levent / İstanbul

Kan Uyusmazligi - RH Uygunsuzlugu

Kan uyuşmazlığı sonucu riskli gebelik ülkemizde çok yaygın bir
sorundur. Özellikle akraba evlilikleri ile yaşanan bir problemdir. Ancak her
insanda rastlanabilir. Sadece akraba olmak gerekmeyebilir.


KAN UYUŞMAZLIĞI (RH UYGUNSUZLUĞU)

Anne adayınının kanının Rh(-), baba adayının kanının da Rh(+) olduğu durumlarda Rh uygunsuzluğundan bahsedilir. Bunun mutlaka bebekte bir soruna yol açması gerekmez. Eğer bebek Rh(+) bir kan grubuna sahip olursa bu durumda anne adayının savunma sistemi doğmamış bebeğin kan hücrelerini adeta bir yabancı madde gibi algılayarak onları parçalamak için harekete geçer. Eğer anne adayının savunma sistemi ilk kez bu hücrelerle karşı karşıyaysa (ilk gebelik gibi) bu durumda savunma sistemi "silahlarını" geliştiremeden bebek kurtulur, ancak anne vücudu da bu Rh(+) hücreleri tanımış olur. Gerekli önlemler alınmazsa sonraki gebeliklerden birinde anne adayının savunma sistemi doğmamış bebeğin kanında Rh(+) hücrelere rastlarsa bu sefer sadece "silahları depodan çıkarmak" için vakit harcar ve şiddetle savunmaya geçer.

İnsanda Kan Grupları Nasıl Belirlenir?

İnsanların kan grupları A ve B adı verilen iki farklı yapıtaşının varlığı ya da yokluğuna ve Rh faktörü adı verilen bir kan grubu faktörünün varlığı ya da yokluğuna göre belirlenir. Bir insanın kan hücrelerinde yanlızca A ya da B yapıtaşlarından biri ya da bu yapıtaşlarının ikisi beraber bulunabilir, veya bu yapıtaşlarından hiç biri bulunmayabilir. Bu olasılıklardan herbiri için Rh faktörünün varlığı ya da yokluğu söz konusu olabilir. Bu durumda insanlarda A Rh(+) (Rh faktörü var anlamında); A Rh(-) (Rh faktörü yok anlamında); B Rh(+); B Rh (-); AB Rh(+); AB Rh(-); 0 Rh(+) ve 0 Rh(-) olmak üzere sekiz ayrı kan grubundan biri bulunur.

Bireyin kan grubu anne ve babasından kalıtımla aldığı özellikler sonucu belirlenir. Mendel'in kalıtım kanunlarına göre Rh(+) bir erkek ile Rh(-) bir kadından doğacak çocuğun kan grubunun Rh(-) olma olasılığı %50'ye kadar varabilir. Rh uygunsuzluğu yaratan tek durum babanın Rh(+), annenin de Rh(-) olmasıdır.

İkisi de Rh(-) olan çiftin hiçbir zaman Rh(+) çocukları olamaz. İkisi de Rh(+) olan bir çiftin hem Rh(-) hem de Rh(+) çocukları olabilir.

ABO gruplarının kalıtımı:

0 grubu ile AB grubu bir çiftin çocukları her zaman ya A grubu ya da B grubu doğar. Bu çiftin AB ya da 0 grubu çocukları olamaz.

0 grubu ile 0 grubu bir çiftin her zaman 0 grubu çocukları olur.
AB ve AB gruplarının birleşmesinden hiç bir zaman 0 grubu çocuk doğmaz. A; B ya da AB grubu çocuk doğar.

A ve B gruplarının birleşmesinden A; B, AB ya da 0 grubu çocuk doğabilir.
AB kan grubuna sahip birisi hangi kan grubuyla birleşirse birleşsin hiçbir zaman 0 kan grubu çocuğu olmaz.

0 kan grubu hangi kan grubuyla birleşirse birleşsin hiçbir zaman AB kan grubu olan bir çocuğu olmaz.

Yukarıdaki bu kalıtım şekillerinin gerçekleşmesi anne, baba ve bebeğin kan gruplarının doğru olarak belirlenmesine bağlıdır. Klinik uygulamalarda kan grubunun yanlış belirlenmesine ve anne ve babanın kafasında soru işaretleri doğmasına ender olarak rastlanabilmektedir. Adli tıpta babalık tayini için tek başına kan gruplarına güvenilmez. Bu durumlarda çok daha ileri incelemeler mevcuttur.

Kan uyuşmazlığında bebek nasıl zarar görür?

Bir insanın kendi dokusunun bir parçası olmayan her madde ve transplantasyonla (nakil yoluyla) vücuda yerleştirilen her organ yabancı bir madde olarak işlem görür. Bu yabancı maddelere antijen ("kendi genetik yapısına uymayan") adı verilir. Bu antijenler girdiği bedenin savunma sistemini harekete geçirir. Antijenler kan grubu yapıtaşları dışında bakteriler, virüsler, protozoalar gibi maddeler ve böbrek, karaciğer ya da kalp gibi nakledilen organlar olabilir.
Savunma sistemi kendisine yabancı olan maddeyi yok etmek amacıyla harekete geçer ve o maddeyi tanıyabilen antikor (yabancı cisme karşı üretilen "cisim") adlı maddeler üretir. Antikor antijenle anahtar-kilit ilişkisi içindedir ve antijeni gördüğü yerde ona bağlanarak parçalamaya ve sistemden uzaklaştırmaya çalışır.

Bir kişiye kendi kan grubundan olmayan bir kan verildiğinde kanda o kan grubuna karşı doğal olarak varolan antikorlar yabancı kanı parçalamak için harekete geçerler.

Kanı A yapıtaşı içeren bir insanda B'ye karşı, B yapıtaşı içeren insanda A'ya karşı, yapıtaşı içermeyen 0 (sıfır) kan grubu insanda hem A' ya hem de B'ye karşı, Rh faktörü içermeyen bir insanda da Rh (+) kana karşı doğal antikorlar hazır bulunurlar ya da hızla üretilirler. Bu yüzden kan transfüzyonu (kan nakli) gereken bir insanda uyumlu gruptan kan vermek hayati önem taşır.

Rh(-) kan grubu olan bir annenin karnındaki bebek, Rh(+) olan babasından gelen özelliklerle Rh(+) olarak belirlendiğinde Rh uygunsuzluğu klinik önem kazanır. Böyle bir durumda anne kanı bebek kanıyla ilk karşılaşmasında hemen Rh antijenine karşı antikor üretmeye başlar. Bu karşılaşmayı engellemede plasenta bariyer görevi yapar. Genel anlamda fetusta anneden farklı olarak bulunan çok sayıda yapıtaşı olduğundan annenin bebeğini "yabancı" olarak algılamasını engellemek için bu plasenta bariyeri çok önemlidir. Normal durumlarda bu bariyer doğuma kadar varlığını sürdürür ve anne kanıyla bebek kanı ancak doğum esnasında temasa geçer. Ancak düşük tehdidi, düşük, placenta previa, ablatio placenta ya da nedeni başka türlü açıklanamayan her türlü kanama esnasında bariyerin zayıflaması ve fetus kanının anne kanına geçmesi mümkündür. Tamamen normal seyreden bir gebelikte de sağlam plasenta bariyerinden fetusa ait az sayıda kan hücresi anne kanına geçse de bu az miktarda antijenin annenin savunma sistemini harekete geçirmesi zordur ve bu yüzden Rh uygunsuzluğu olan çiftlerin bebeklerinde ilk gebelikte çok nadiren problem olur.

Rh (-) annenin Rh(+) bebeğinin kanıyla ilk temasında savunma sisteminin cevabı yavaş olur ve antikorlar plasentadan fetusa geçerek fetusun hücrelerini parçalamaya zaman bulamadıklarından problem çıkmaz. Ancak anne bu durumda artık Rh(+) kana karşı sensitize olmuştur (duyarlı hale gelmiştir). İleriki gebeliklerden birinde yine Rh (+) kan grubu taşıyan bir bebeği olursa bu durumda annenin savunma sistemi hızla harekete geçer ve fetus kanını parçalamaya yönelik antikorları hızla ve çok yüksek miktarlarda üretir. Bu antikorlar anne kanından plasentaya buradan da kordon yoluyla fetus kanına geçerek fetusun alyuvarlarını hızla parçalarlar. Bu duruma immunize Rh uygunsuzluğu adı verilir. Fetusta alyuvarların parçalanması sonucu meydana gelen aneminin (kansızlık) şiddetine bağlı olarak fetusta kalp yetmezliğinden, bu yetmezlik sonucu vücut boşluklarında sıvı birkmesine ve ölüme kadar gidebilen durumlar ortaya çıkar. Fetusa ait alyuvarların parçalanmasıyla açığa çıkan bilirubin adlı madde belli bir seviyenin üstüne çıktığında bebeğin beynine zarar verebilir.
Rh(-) bir gebede bebeğin Rh(+) kan grubuna karşı oluşmuş antikorlar anne kanında İndirekt Coombs (IDC) incelemesiyle ortaya konur. Bu inceleme normalde negatif çıkmalıdır. Pozitif çıktığı andan itibaren immunize Rh uygunsuzluğu söz konusudur ve pozitifliğin şiddeti ile hastalığın fetusa verdiği zarar arasında direkt ilişki vardır.

Doğum sonrası bebeğin kanından bakılan Direkt Coombs (DC) incelemesi ise bebeğin kanında anne kanından gelen bebeğin Rh(+) antijenlerine karşı üretilmiş antikorlar ölçülür. Normalde negatif olmalıdır.

İmmunize Rh uygunsuzluğunun engellenmesi

Rh uygunsuzluğu olan bir çiftin bebeğinde immunize Rh uygunsuzluğu ortaya çıkmasının engellenmesi mümkündür. Bunun için Rh (-) kan grubu taşıyan annenin bebeğinin Rh(+) kan grubuyla ilk karşılaşmasını engellemek gerekir. Bu amaçla çeşitli isimlerle piyasada bulunan (örnek: RHOGAM) Anti-Rh-immunglobulinleri (antikorları) kullanılır. Halk arasında bu ilaçlar "uyuşmazlık iğnesi" olarak bilinirler.

Bu ilaçların içinde Rh (+) kan grubuna karşı antikorlar vardır. Bu antikorlar daha önce Rh(+) kanla karşılaşmış Rh(-) annelerin ürettikleri antikorların aynısıdır. Bu antikorlar anneye kalça yoluyla enjekte edildiğinde anne kanına geçerek tüm Rh(+) antijen taşıyan hücreleri bulur ve anne savunma sistemi henüz bu Rh(+) antijenleri görmeden bunları parçalayarak ilk teması engeller.

Anti-Rh-immunglobulinleri (antikorları) ilk teması her zaman başarılı bir şekilde engelleyemeyebilirler. Ancak düzenli antenatal takibe gelen gebelerde 28. gebelik haftasında ve doğumdan sonraki ilk 72 saatte olmak üzere toplam iki doz uygulandıklarında ileriki gebeliklerde problem ortaya çıkma olasılığı binde 1 kadar düşüktür. Doğum sonrası tek doz uygulamada başarısızlık oranı %2'ye çıkar.

Anti-Rh-Antikorları hangi durumlarda uygulanır?

Doğum öncesi hiç antenatal takibe gelmemiş bir Rh (-) gebede, babaRh(+) ise doğum sonrası bebeğin kan grubunun pozitif bulunması ve Direkt Coombs'un da negatif bulunması durumunda bir doz ilaç ilk 72 saatte kalçadan uygulanır. Burada amaç doğum esnasında bebekten anneye geçen Rh(+) antikorların annenin savunma sistemini harekete geçirmesini önlemek ve ileriki gebeliklerde daha hızlı cevap vermesine engel olmaktır.

Düzenli olarak antenatal takiplere gelen gebelerde baba Rh(+) ise aylık IDC incelemesi yapılır. 28. haftada IDC incelemesi negatif ise bebeğin kan grubu bilinememesine karşın %85 olasılıkla Rh(+) olacağı gözönünde bulundurularak bir doz uygulanır. Doğum sonrası bebeğin kan grubu tayini ve DC sonucuna göre ikinci doz uygulanır.

Gebeliğin herhangi bir döneminde geçirilen bir vajinal kanamada, düşük tehdidi ve düşükten sonra, gebeliğin kürtajla sonlandırılmasından sonra, amniosentez, plasenta biopsisi ya da kordosentez gibi müdahalelerden sonra da baba Rh(+) ise mutlaka bir doz ilaç uygulanır. Burada amaç bebeğin tayin edilemeyen kangrubunun Rh(+) olması durumunda Rh(-) anne kanında antikor üretimini engellemektir.

Baba Rh(-) ise herhangi bir Rh uygunsuzluğu söz konusu olmadığından ilacı uygulamak anlamsızdır.

Bebek Rh (-) doğmuş ise ilaç uygulanmasının bir anlamı yoktur.
Bebekte Direkt Coombs (+) bulunursa bu durumda zaten annenin savunma sistemi Rh(+) kanla çoktan harekete geçmiştir. İlaç uygulanması anlamsızdır.

İlk 72 saat içinde mümkün olan en erken saatlerde uygulama yapılmalıdır. 72 saat geçtiğinde anne kanı Rh(+) hücrelere karşı savunma cevabı oluşturmak için yeterli süreyi bulmuştur. Yine enjeksiyon anlamsızdır.

Herhangi bir antenatal incelemede IDC pozitif bulunduğunda immunize Rh uygunsuzluğu söz konusudur ve bu durumlarda tedavi yaklaşımı ayrı bir yön kazanır.

Anti-Rh-antikorları içeren ilaçlar ısıya ve ışığa karşı duyarlıdırlar. Bu yüzden ışıksız bir ortamda ve buzdolabında saklanırlar ve bir yerden bir yere taşınırken de genellikle buz torbası içinde muhafaza edilirler. Allerji gelişme ihtimaline karşı enjeksiyonlar anneye hastane şartlarında uygulanır.

Kan uyuşmazlığının nadir görülen diğer şekilleri (ABO, Kell, Duffy ve diğer altgrup uygunsuzlukları) burada anlatılmamıştır.

Gebelik.org Op. Dr. Kağan Kocatepe
Nispetiye Caddesi No:36Levent / İstanbul

Kan Uyuşmazlığı için keywords: kan, kan uyuşmazlığı, alyuvar, akyuvar, antikor, RH, pozitif, negatif, alerji, anne-baba, gebelik

3 Temmuz 2007 Salı

KAN BAGISI

Kan bağışı yapın, kan bağışı yapılmasına önayak olun!

Aşağıda kan bağışı hakkında kısa bir bilgi ve kan bağışı sırasında doldurmanızı isteyecekleri formdaki soruları bulacaksınız. Hiç ihtiyaç duymamanız dileğiyle sizi ihtiyaç duyanlar, zor durumdaki hastalar ve hasta yakınları için kan vermeye davet ediyoruz.


KAN BAĞIŞI

Ülkemizde genel olarak kan bağışlama alışkanlığının yerleşmemiş olması kan ve kan ürünleri açısından bir kaynak darlığı oluşturmaktadır. Hastalarımız için gereken kan ve kan ürünü ihtiyacımızı, resmi Kan Merkezlerinden karşılama çabamız, o kurumların da sınırlı olanakları nedeni ile bazen sonuçsuz kalmaktadır.
Bu nedenle hastanemizde, acil kan ihtiyacı olan, ameliyat olacak veya kronik kan hastalığı nedeni ile sürekli kan alması gereken hastalarımız için gerekli kanı, onların yakınlarından veya çevremizdeki kan verme duyarlılığı gösteren kişilerden yararlanarak, temin etmeye çalışıyoruz.
Kan bağışlamak tamamen gönüllülük esasına dayanır, hiç kimse bir diğerini kan bağışı için zorlayamaz !

Kan bağışında bulunmadan önce bunun için uygunluğunuzu lütfen kontrol ediniz !

KİMLER KAN BAĞIŞLAYABİLİR ?

18-60 YAŞ ARASINDAKİ KADIN VE ERKEKLER,
VÜCUT AĞIRLIĞI 50 Kg'ın ÜZERİNDE OLANLAR,
KAN BASINCI SİSTOLİK 100-200 mm/Hg, DİASTOLİK 50 - 100 mm/Hg OLANLAR,
VÜCUT ISISI 37.5 ° C'nin ALTINDA, NABIZ SAYISI 50-100/dk. OLANLAR,
HEMATOKRİT DEĞERİ %38'in ÜZERİNDE OLANLAR,
HEMOGLOBİN DEĞERİ, KADINDA 12.5 g/dL, ERKEKTE 13.5 g/dL'nin ÜZERİNDE OLANLAR,
SON BAĞIŞ TARİHİ ÜZERİNDEN EN AZ ÜÇ AY GEÇMİŞ OLANLAR.


KİMLER KESİNLİKLE KAN BAĞIŞI YAPAMAZLAR?

HBsAG, HCV, ANTİ-HIV VEYA VDRL TESTİ POZİTİF OLANLAR,
KALP HASTALARI,
ASTIM HASTALARI VE ALLERJİSİ OLANLAR,
EPİLEPSİ HASTALARI (SARA HASTALIĞI OLANLAR),
YÜKSEK TANSİYONU OLANLAR,
SÜREKLİ İLAÇ KULLANANLAR,
HAMİLE BAYANLAR,
KALP HASTALARI,
İMMUN YETMEZLİĞİ OLAN HASTALARIN 1.DERECEDEN YAKINLARI.

Kan bağışında bulunmadan önce, gönüllü vericilerin kan vermelerinin kendileri açısından uygunluğu kontrol edilir. Bu nedenle, kan sayımı için önce bir tüp kan alınır, tansiyon ve nabız kontrol edilir. Eğer bunlar uygun ise kan verecek kişinin arkadaki sorgulama formunu doğru olarak doldurması istenir.
Kanınız, B ve C tipi sarılık, AIDS ve FRENGİ gibi hastalıklar yönünden kontrol edilmiş olacaktır. Kan verme işlemi sırasında her kişi için ayrı steril iğne ve kan seti kullanılmaktadır.
"Donör Sorgulama Formun" daki sorular kan vericisi ve kanı alacak olan kişiyi korumak amacıyla düzenlenmiştir. Unutmayınız ki verdiğiniz kan korumasız, şuuru kapalı, kanı reddetme şansı olmayan masum bir hastaya ya da yeni doğmuş bir bebeğe verilebilir.
Örneğin AIDS virüsü taşıyor olabilir, kendinizi iyi hissetseniz dahi bu virüsü bulaştırabilirsiniz.
Formu doldurduğunuzda kafanızda kan verme konusunda hala şüpheleriniz varsa kimseye bir açıklama yapmadan Kan İstasyonunu terkedebilir veya Kan İstasyonunu sorumlusu ile özel olarak görüşebilirsiniz.


TEŞEKKÜR EDERİZ !




Form No/Nr.: 6220.162 Rev No/Nr.: 00

Evet Hayır

Bugün kendinizi kan verecek kadar iyi ve sağlıklı hissediyor musunuz?

Daha önce hiç kan verdiniz mi?

Son 2-3 ay içinde kan veya kan ürünü (plazma, trombosit v.b. ) verdiniz mi?

Hastane, doktor, hemşire, iğne, kan tutma v.b. korkularınız var mı?

Son 3 gün içinde aspirin veya aspirin benzeri ilaç kullandınız mı?

Son 3 gün içinde dişhekimine gittiniz mi?

Son 1 ay içinde aşı yaptırdınız mı?

Son 1 ay içinde ilaçla veya başka bir şekilde tıbbi tedavi gördünüz mü?

Şeker hastası mısınız veya tedavi görüyor musunuz?

Sara (epilepsi) hastası mısınız veya tedavi görüyor musunuz?

Bugüne kadar kalp, akciğer, böbrek hastalığı geçirdiniz mi?

Bugüne kadar hiç sarılık (10 yaş sonrası), karaciğer iltihabı, karaciğer hastalığı geçirdiniz mi?

Son 1 yıl içinde sarılıklı veya hepatitli bir şahısla yakın ilişki içinde oldunuz mu?

Size hepatit immünglobülini (serumu) verildi mi?

Son 1 yıl içinde size kan veya kan ürünü verildi mi?

Doku veya organ nakli yapıldı mı?

Son 1 yıl içinde önemli hastalık (doktor kontrolünde) ameliyat geçirdiniz mi veya size cerrahi bir müdahalede bulunuldu mu?

Bugüne kadar kanser, kan hastalığı veya kanama problemli bir hastalık geçirdiniz mi?

Son 3 yıl içinde yurt dışında bulundunuz mu?

Son 1 yıl içinde kulak veya cildinizin başka bir yerini deldirdiniz mi?

Döğme, akupunktur yaptırdınız mı?

Kaza ile iğne batması oldu mu?

Bugüne kadar pıhtılaşma (hemofili gibi) hastalığı nedeniyle faktör konsantresi kullandınız mı?

Böyle bir uygulama içerisinde olan bir şahısla bir kez dahi olsa seks yaptınız mı?

1 yıl içinde kuduz aşısı oldunuz mu? Sahipsiz veya şüpheli bir hayvan tarafından ısırıldınız mı?

Son 1 yıl içinde frengi (sifilis) testiniz pozitif oldu mu? Veya bu süre içinde sifiliz, bel soğukluğu hastası oldunuz mu?

Veya tedavi gördünüz mü?

Bugüne kadar size büyüme hormonu (growth hormon) verildi mi?

Verem hastalığı geçirdiniz mi?

Yakın zamanda tekrarladı mı?

Sedef hastalığı geçirdiniz mi?

Bu hastalık için ilaç (Tegison) kullandınız mı?

Sivilce tedavisi için ağızdan ilaç alıyor musunuz?

Son 3 yıl içinde sıtma hastalığı geçirdiniz mi?

Sıtma hastalığı tedavisi gördünüz mü?

Son 1 yıl içinde para karşılığı seks yaptınız mı?

Bugüne kadar homoseksüel biriyle, son 1 yıl içinde yabancı uyruklu biriyle seks yaptınız mı?

Bugüne kadar uyuşturucu (eroin, esrar v.s.) kullandınız mı?

Uyuşturucu kullanan biriyle bir kere bile olsa seks yaptınız mı?

AIDS misiniz?

Şüpheleriniz var mı?

Bu özellikte olan biriyle hiç seks yaptınız mı?

Kan testi yaptırmak için mi bağışta bulunuyorsunuz?

Bugüne kadar; beklemediğiniz hızlı kilo kaybı, gece terlemeleri, deri altında veya üstünde mavi,mor lekeler, bir aydan fazla süren bezeler, 10 günden fazla süren yüksek ateşli hastalık, uzun süreli tedaviye cevap vermeyen ishal, ağız içinde beyaz lekeler, alışılmadık yaralar oldu mu?

Kadınlar için: Son iki ay içinde düşük yaptınız mı?

Kürtaj oldunuz mu?

Hamile misiniz?

Hamilelik şüphesi duyuyor musunuz?

Şu anda adet görüyormusunuz?

Veya adet dışı kanamanız var mı?
Yukarıdaki açıklamaları okuyup sorulaı doğru olarak yanıtladım. Kan vermemde bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Kanımı alacak olan doktor, hemşire ve laboratuvar teknisyenlerini, kan vermemin oluşturabileceği tıbbi yan etkilerden kanun karşısında kendim veya vekillerim tarafından yapılacak olan her türlü şikayet ve tazminat taleplerinden sorumlu tutmayacağımı bildiririm.
Bağışladığım kan ve ürünlerinin, adına bağış yaptığım hasta için kullanılmadığı takdirde, ihtiyacı olan herhangi bir hasta için kullanılmasına izin veriyorum.

Bağış Yapanın,
Adı, Soyadı : Yaş / Cinsiyet : Tel. No.:
İmza : Protokol No. : Torba No:
Bağış Nedeni : RED NEDENİ :

Form No/Nr.: 6220.162 Rev No/Nr.: 00

www.amerikanhastanesi.com.tr

29 Haziran 2007 Cuma

LOSEV ve Losemili Hastalara Destek Kampanyasi


DEVLET TARAFINDAN 4 YILDIR VERİLMESİNİ BEKLEDİĞİMİZARSAMIZIN VERİLMESİTAMAMEN PARASIZ TEDAVİ VE İNSANCA YAŞAM SAĞLAYACAK OLAN EŞSİZ PROJEMİZLÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİMİZİNHAYAT BULMASI İÇİNAŞAĞIDAKİ BUTONA TIKLAYARAKBİZLERE DESTEK VEREBİLİRSİNİZ.


LÖSEV'in bu çağrısına cevap verip destek vermek için BURAYA tıklayarak ilgili sayfaya gidebilirsiniz.

26 Haziran 2007 Salı

Kan Bankasi - Acil Kan İhtiyaclari

KAN BANKASI WEB SİTESİ

Bu siteyi oluşturmaktaki temel amacımız, yaklaşık olarak 1 sene önce bir dostumuzun küçük oğlunun okulda soba ile bir kaza sonucu yanarak ağır yanıklar içerisinde hastaneye kaldırılması ve hastanede kaldığı süre içerisinde ihtiyacı olan kanı gerekli zamanlarda bulamayıp yaşamına veda etmesidir.

Sinan'ın yaşama umudu sadece AB Rh (-) kanın bulunmasına bağlıydı. Ağır yanık tedavisi gören, Ankara Numune Hastanesi'nde gün aşırı Kan verilen Sinan'ın yaşamı. Sinan henüz 11 yaşındaydı. Göreceği, mutlu-mutsuz olacağı yaşayacağı güzel yıllar vardı. Sinan ve onun gibi kan ihtiyacı olan nice hastaların, kan verecek gönüllülerin, bir birlerine internet ortamıyla ulaşabilecekleri bir site olmalı diye düşünerek yola çıktık.

İnternet sadece eğlence aracı olarak bir iletişim sistemi değil, topluma hizmet de eden bir bilişim aracı da olmalıydı. Bu düşünce ile hazırlandı Kan bankamız.


Sinan'ımızı yaşatamadık, o kaderine yenik düştü. Diğer Sinanların yaşama umutlarının, ölmeden ellerinden alınmaması için kan bankası var, hep sizinle olacak. Sinanların ve tüm insanların yaşama umudu için, umudu biten insanlar ölmeden önce ölen insanlardır. Umutlarımızın hep varolması dileğiyle.

KANbankasi.gen.tr sitesi tüm Türkiye'nin. Biz sadece bu projeyi başlatan kimseleriz.. Proje sahibi ve sorumlusu bizler elimizden geldiğince bu siteyi desteklerinizle ayakta tutmaya çalışıp büyütmeye çalışacağız.Her zaman yardımlarınızı bekliyoruz.

Vereceğinizi umduğumuz destekleriniz için şimdiden teşekkür eder, saygılarımızı sunarız.
Lütfen site hakkında istek, öneri ve eleştrileriniz için bizlerle iletişim'e geçin.

Bizlerle iletişim için bilgi[at]kanbankasi.gen.tr adresini kullanabilirsiniz.
Oğuzhan ve Hidayet'e teşekkürler. Güzel bir oluşum meydana gelmiş
sayelerinde.
Toplumsal