Çayyaş
Sabahtan akşama kadar çay içen bağımlı kimse. Türkler kahveden çok çayı severler.
Dekılte
Görgüsüz, kıro erkeğin ipek gömleğinin önünü derin açarak sergilediği kıllı ve altın kolyeli göğsü. Nedense bazı kadınlar erkekte kıllı göğsü seksi bulurlar.
Hiç çamaşırı
Varlığı ile yokluğu belli olmayan kadın iç çamaşırı.
Duşünür
Duş alırken gelen ilhamla ülke sorunları, hayatın anlamı veya benzer derin konulara kafa yoran ve özgün fikirler üreten entelektüel ve temiz kimse.
Cinekolog
"Kızım, senin içine cin girmiş" diyerek kadınların oralarını buralarını elleyen, cinsel tacizde bulunan hoca, üfürükçü, rahatsız karakter.
Kankamatik
Yolsuz kaldığınızda borç para aldığınız yakın arkadaş.
Efemdi
Davranışları ve sözleri kadınsı olacak kadar nazik, yumuşak ve ince erkek.
İçerdöver
Her akşam bir yerde içip, eve zil zurna sarhoş gelip karısını, çocuğunu döven hayırsız koca, kötü baba, zayıf karakter.
Sinirbaz
Nasıl olduğunu anlayamadığınız ve çözemediğiniz bir şekilde, sizi her defasında sinirlendirebilen özel kimse.
Hafızapping
Bir şeyi hatırlamaya çalışırken hafızanızda attığınız hızlı tur.
Lafıza kaybı
Söyleyeceğiniz sözü unutmanız.
Keldiven
Saçı olmayan erkeklerin, kafalarını soğuk hava, yağmur gibi dış etkilerden korumak için kullandıkları şapka, peruk gibi gereçler.
Markalemun
Saç şeklini ve rengini üzerindeki marka giysiye göre değiştiren, dış görünüşüne aşırı önem veren boş ve sığ insan.
Jeloğlan
Saçlarına bir kutu jöle sürmeden asla insan içine çıkmayan, görünüşüne fazlasıyla düşkün genç erkek. Derler ki uzun süreli jel kullananlar sonunda "jeltoş" olurlarmış.
18 Ocak 2008 Cuma
Insan Halleri
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:16
0
yorumlama
13 Ocak 2008 Pazar
Size de Olur mu?
- Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.
- Yere düşürdüğün bir bozuk para veya bir küçük vida ulaşılması en zor yere yuvarlanır.
- İnsanların seni seyretme olasılığı, düştüğün durumun komikliği ile doğru orantılıdır.
- Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.
- Patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.
- Gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür.
- Sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.
- Duşa girip ıslandığında telefon çalar.
- Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.
- Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.
- Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.
- Sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.
- Üzerine yağ-reçel sürülmüş bir ekmek kesinlikle en pahalı halıya ve yüzüstü düşer.
- Ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.
- Herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:00
0
yorumlama
Stresliler icin...
Stresliler için !
Bana, değiştiremeyeceğim şeyler için sabır,
kabullenemeyeceğim şeyleri değiştirmek için cesaret,
ve bugün beni kızdırdılar diye öldürmek zorunda kaldığım insanların vücutlarını
nereye saklamam gerektiği için akıl ver.
İşime %100 dikkat vermeme yardımcı ol.....
%12 Pazartesi günü
%23 Salı günü
%40 Çarşamba günü
%20 Perşembe günü
%5 Cuma günü
Ve şunu da hatırlamama yardımcı ol.....
Çok kötü bir gün geçirdiğimde ve insanların beni sinirlendirdiklerinde,surat asmak için 42 kas
ama onlara orta parmağımı göstermek için sadece 4 kas kullanmam gerektiğini unutturma!
Yazar:
Manitu
Zamanı:
12:56
0
yorumlama
10 Ocak 2008 Perşembe
Nesli Tukenen Insanlar
Nesli Tükenen İnsanlar
*Sigara içmeyen şehirler arası otobüs şoförü
*Siz istemeden fiş veren küçük esnaf..
*Arabasının üzerine bavullarını saran Almancılar
*Bu kıyafet size yakışmadı diyen tezgahtar,
*Emniyet kemeri takan taksi şöförü,
*Trafikte küfür etmeyen araç şoförleri,
*Kadınların dişilikten daha çok insan olduklarını düşünen erkekler ,
*Şarkıları, müzikleri ile sözlerini bağdaştırarak söyleyen şarkıcılar
(günümüzde bu olay" altı şişhane üstü kasımpaşa" niteliğinde),
*Verdiği üç kuruşu vergi zannetmeyen esnaf-tacir
*Yalan söylemeyen politikacı(böyle bir şey hiç oldumuydu ki)
*Bayramlarda el öpünce para veren yaşlılar...
*"Tabiî ki de" ve " atıyorum" demeden konuşabilen genç
*Traş olmuş ve koku sürmüş taksi şoförü
*Kapısında toplanmış kedileri uzaktan gördüğünde ne dükkanı olduğunu
anladığın güvenilir mahalle kasapları,
*Siz söylemeden çiçek alıp gelen erkek arkadaş
*Yağmurlu ve karlı havalarda da sizi almaya can atan taksiler
*Yolların ve trafik kurallarının kendilerine özel olduğunu zannetmeyen
sürücüler
*Sabah sabah tanımadığı insanlara günaydın diyerek gülümseyen insan türü
*İşi bilmeyen ama kendi hatalarını açıkça söyleyip, kabullenen patronlar
*Karısı çirkin ve şişman bile olsa, gözü ondan başka kimseyi görmeyen
erkekler
*Bayan yolcuları dikiz aynasından dikizlemeyen muavin
*Altın günleri yerine evde oturup kitap okumayı tercih eden ev kadınları
*Yaya geçidinden geçen yayaları/yayayı görüp geçmesi için yavaşlayan hatta
duran şoförler.
*Hep daha fazlasını istemeyen, sadece ve sadece halkını düşünen
politikacılar.
*Sağa, sola manevralarda "sinyal" veren, etrafını kontrol ederek, gerektiği
gibi araç kullanan, gereksiz klakson çalmayan, makasa girmeyen minibüs
şoförü.
*Güleryüzlü devlet çalışanı. (Bu canlının soyunun tükenmesinde devlet etmeni
büyük rol oynamıştır.)
*Bayan adı ve maili kullanarak kurbanın bilgisayarına girmeye çalışmayan
erkek hacker türü. (HackeropatusKiddus)
*Belediye otobüsüne bindiğinizde selamınızı alan şoförler... (ben genelde
günaydın falan derim de)
*Çayınıza kaç şeker attığınızı bilen arkadaşlar:-)
*Psikolojisi normal olan insanlar
*Hastanede görevi hastabakıcılık olup da hasta yakınlarından para almadan iş
yapan bakıcılar..
*"Abi ben karşının şoförüyüm" yalanını söylemeden erkekçe "abi ben yeni
başladım" diyen taksi şoförleri..
*Vatandaşı "oy pusulası" olarak değil de insan olarak gören politikacılar..
*Km.saati ile oynama yapmadan 2.el araç satan galericiler...
*Asıl görevlerinin büyük şirketlere eğitim vermek değil de, üniversite
öğrencisi yetiştirmek olduğunu düşünen ve uygulayan Hocalar..
*5 dakika korna çalmadan ilerleyebilen minibüs şoförleri
*Simidini paylaşan amca...
*Sırtınızı sıvazlayan dost...
*İstemeden zam veren patron
*Dizini dövmeyen babalar
*Küfretmeyen Taraftar,
*Taraf tutmayan Hakem,
*Rüşvet almayan gümrük memurları
*Yerlere çöp ve sigara izmariti atmayan düşünceli insanlar
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:38
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: insan, insani kirlilik, türkiye
Bir Olu icin Kim Ne Der??
Bir ölü için kim ne der?
- Eski dönemlere özenen dindar: "Allah rahmet eyleye!"
- Bir sekülerin fazlasıyla kişisel duası: "Biliyorum, orada bir yerlerden bizi izliyorsun."
- Meşk adamlarının anması: "Senin için içiyoruz! Senin şerefine."
- Ucuzcu duygu adamının temennisi: "Melekler seninle olsun."
- Kıyak yapmaya eğilimli dindar: "Mekanı cennet olsun."
- Soğukkanlı ve mesafeli bir işadamı: "Tanrı'dan rahmet diliyorum."
- Aşırı dindar bir adam: "İnşallah Peygamber sancağının altında buluşuruz."
- Cenazede bile fazlasıyla laik Türkan Saylan duası: "Işıklar içinde yat."
- Ölen öldü diyen dünyevi kişi: "Allah sevenlerine uzun ömür versin."
- Görevini yapan imam: "Merhumu / Merhumeyi nasıl bilirdiniz?"
- İyi niyetli cemaat: "İyi bilirdik."
- Sevgilisini kaybeden romantik: "Sensizliğe alışmak zor."
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:23
0
yorumlama
9 Ocak 2008 Çarşamba
Bir Japonun Gozunden Turk Toplumu
Bir Japon, Istanbul'da geçirdigi bir haftanin sonunda fikri soruldugunda sunlari söylüyor:
Türkler'in evine gittiginizde, tanimasalar da buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemege baslamadan kimse baslamiyor. Zorla her yemekten tattiriyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin çocugu bile sofradan kalkmiyor. Çay, kahve, meyve, ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek için ugrasiyor. Kumandayi elinize veriyorlar. Sirtiniza, altiniza yastik konuyor. Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmiyor. Gitmeye yeltendiginizde bu kez birakmiyorlar. Yataklarini veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatiyor. Sonra evden çikiyorsunuz ayni adamlar 180 derece degisiveriyor. Herkes arabasini üstünüze sürüyor. Arabanin burnunu çikarmazsaniz kimse yol vermiyor. Kornalar, küfürler. Serit degistirmek bile mümkün degil. Yayaysaniz isik olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz.
Evde öyle, arabada böyle, nasil oluyor? Bu isi çözemedim.
Tarihten - Yoruk Ali Efe
Yörük Ali Efe
Yörük Ali Efe, (d. 1895-Kavaklı, Sultanhisar, Aydın, ö. 23 Eylül 1951-Bursa), Kurtuluş Savaşı sırasında 16 Haziran 1919′da Malgaç Baskını ile düşmana ilk darbeyi vurmak suretiyle Aydın yöresinde düşman kuvvetlerinin ilerlemesini durdurmuş olan Türk kahramanı.
Babası Sarıtekeli aşiretinden İbrahim oğlu Apti, annesi yine Yörüklerin Atmaca Aşireti’nden Fatma’dır.
Yörük Ali 19 yaşına geldiğinde, Aydın (il) dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin gurubuna katılmak istedi. Ağır bir sınavdan geçirilerek guruba alındı. Kısa zamanda Efe’nin ve tüm zeybeklerin güven ve sevgisini kazanarak gurupta ikinci adam konumuna yükseldi. Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin Bozdoğan Kavaklıdere baskınında ölmesi üzerine Yörük Ali Efe olarak gurubun başına geçti. Dört yıldan fazla dağlarda dolaşan Yörük Ali Efe, bu süre içinde daima ezilenin mağdur edilenin, güçsüzün yanında oldu. Haklı olarak halk tarafından sevildi, itibar ve destek gördü.
Yörük Ali Efe 1919 senesinde dağdan indi. O sıralar düşman İzmir’i, ardından Aydın ve Nazilli’yi işgal etmişti. Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve bazı arkadaşları, Aydın İli’nin Çine ilçesi Yağcılar köyünde toplanarak, Sultanhisar ilçesine iki kilometre uzaklıkta Malgaç demiryolu köprüsü yanındaki güçlü ve tam teçhizatlı düşman karakoluna baskın yaptılar. Tarih:16 Haziran 1919. karakol tümüyle imha edildi. Oldukça önemli cephane ve erzak ele geçirildi. Bu baskın Batı ve Güney Anadolu’da düzenli, bilinçli, ve milli şuurla düşmana yapılan ilk baskındır. Bu önemli başarı halka ümit ve cesaret vermiş, düşmanın yurttan kovulabileceğine olan inancını arttırmış ve Yörük Ali Efe’nin liderliğini perçinlemiştir. Düşman beklemediği bu baskın karşısında paniğe kapılmış, Nazilli’deki kuvvetlerini Aydın istikametine çakmıştır. Ne yazık ki çevreyi yakarak, yıkarak, masum insanları öldürerek… Daha sonra 7. Tümen kumandanı Şefik Aker’in başkanlığında kurulan halk meclisinde oy birliğince alınan karar uyarınca Aydın, Yörük Ali Efe emrindeki kuvvetler tarafından kurtarılmıştır. Ancak takviye kuvvetlerle güçlenen düşman ordusu Aydın’ı ikinci kez işgal etmiştir. Artık kanlı savaşlar başlamıştır. Köşk, Umurlu ve Dörtyol cephesi kurularak olağanüstü cesaretle, donanımlı ve sayıca çok fazla olan düşman kuvvetleri büyük kayıplara uğratılmıştır. Böylece düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir süre düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engellenmiştir.
Yörük Ali’nin Yenipazar’daki evinden hayat hikayesi
Düzenli ordunun kurulması üzerine Yörük Ali Efe, emrindeki savaş deneyimi çok iyi olan büyük bir gurubu her ferdinin istek ve sevgisiyle orduyla bütünleştirmiştir. Kendisi de Milli Aydın Cephesi Komutanı olarak savaş sona erene kadar vatani görevini sürdürmüştür.
Yörük Ali Efe alçakgönüllü bir insandı. Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü ile ilgili olarak yapılan övgülere verdiği şu cevabı her zaman hatırlanacaktır:
"Bazı kimseler savaş zamanında yapılan işlerin bir çoğunu bana ve başkalarına mal ederler. Bu yanlıştır. Bir kişinin, beş kişinin böyle büyük davalarda ne ehemmiyeti olur ki? Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her vatansever o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş, ondan sonra da bizimle beraber olmuştur. Milli mukavemette aslan payını kendine ayırmakta hata vardır. Bir elin şamatası olur mu ki?"
Cumhuriyet döneminde Yörük soyadını alan Ali Efe, Kurtuluş Savaşından sonra altı sene İzmir’de yaşadı, 1928 senesinde, Kurtuluş Savaşında bir süre karargahı olan Yenipazar’a taşındı. 1951 senesinde, İzmir’de geçirdiği tramvay kazasında bacaklarını kaybetmiş, 1953 yılında tedavi için gittiği Bursa’da ölmüştür.
Yörük Ali Efe vasiyetinde Yenipazar’da toprağa verilmesini istedi. Ayrıca "Halkı iyidir, toprağı sever, toprağı seven insan sever. Ben orada rahat ederim dedi."
Kuvayı Milliye’nin bu değerli komutanı TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca Türk halkının onun adına yaktığı bir türkü de vardır.
Yörük Ali Efe’nin Aydın 1997’de Aydın Belediyesi’nce yaptırılan heykeli, efelerin bıyıksız olamayacağı gerekçesiyle kaldırıldı ve 1998’de bıyıklı olarak yeniden dikildi. Ayrıca Yenipazar’da Yörük Ali Efe Müzesi’de yapılmıştır.
Alıntı
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
POLYANNA’ NIN MUTLULUK SIRLARI
POLYANNA’ NIN MUTLULUK SIRLARI
•Evimi bir parti sonrasi temizlemek için
Saatlerce ugrasiyorsam, bir çok arkadasim
Var demektir.
•Faturalarimi ödeyebiliyorsam, bir isim var
demektir.
•Pantolonum biraz sikiyorsa, aç kalmiyorum demektir.
•Gölgem beni izliyorsa, günes isigini görüyorum
demektir.
•Otobüsten indigim yerden isyerime yolu uzun
Buluyorsam, yürüyebiliyorum demektir.
•Hükümet hakkinda elestiri yapabiliyor ve bu
Elestirileri baskalarindan da duyuyorsam,
konusma özgürlügümüz var demektir.
•Otobüs beklerken yanimdaki adam
Anahtarlari ile oynuyor ve ben bu sesten
rahatsiz oluyorsam, duyuyorum
demektir.
•Camlari silmem, çatiyi onarmam gerekiyorsa
Bir evim var demektir.
•Dogal gaz faturam yüklü geliyorsa,
isiniyorum demektir.
•Yiginla yikanacak ve ütülenecek çamasirlarim varsa, yiginla giyecegim
var demektir.
•Çalar saatim sabahin köründe çaliyorsa,
Yasiyorum demektir.
•Aksamlari kendimi yorgun hissediyor ve
bacaklarim agriyorsa , o gün üretici
olmusum demektir.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
8 Ocak 2008 Salı
Biz neden boyleyiz? Nasil adam oluruz?
Biz neden böyleyiz? Nasıl adam oluruz?
Avrupa'ya gittiğinizde tepkili, sabırsız bir toplum olduğumuzu anlayabilirsiniz. Bu yazının sonunda da neden kimi konularda başarısız bir ülke olduğumuzu anlayabiliriz belki.
İnsan duygu, düşünce ve davranış çeşitliliğini belirleyen beyin ön bölgesidir. Dr Yankı Yazgan beynin CEO'su diyor. Ben de beynin beyni demiştim bir yazımda.
Herhangi bir işi başlayıp bitirebilmek için öncelikle dikkati vermek ve sürdürebilmek gerekli. Bir de sabırlı olmak. Her iki özellik ilgiyle beslenir ve beyin ön bölgesinin temel görevlerinden biridir. Örnegin, okuyabilmek için gereklidirler. Beyin ön bölgesi duyarlı insanlar sabırsız ve dikkat eksikliği nedeniyle okumazlar. Bir diğer özellik sorumluluktur ki bu da beyin ön bölgesinin işidir. Banka ile yapılan kredi kartı sözleşmesini kim okudu acaba? Hemen söyleyelim. Takıntılı olan insanlar. Beyin ön bölgesinin tam ortasında yer alan bir bölgenin aşırı çalışması sonucu dikkati dağıtmakta zorluk olur. Yani dikkat eksikliğinin tam tersi. Sonuç olarak beyni normal çalışan bir insan imza atmadan önce, sorumluluğu, gelecekle ilgili öngörüsü olduğu ve sabırla dikkatini verebileceği için o sözleşmeyi okur. Beyin ön bölge duyarlılığı dikkat eksikliği yönünde olanlar şöyle üstünkörü bakar ve geçerler. Takıntılı olanlar okur gibi görünür ama anlamsız bir sürü sorularla görevliyi canından bezdirir.
Çocuğu yanında iken kaldırım kenarına uygunsuz bir biçimde park eden aracın sürücüsü, kendisini uyaran esnafa "İşim 5 dakika hemen gelirim" der. 5 dakikalık işini yarım saatte hallederek aracın başına gelir ve aracı çekmekte olan görevlilerle tartışmaya girer. Buradan sonra yol ikiye ayrılır. 1. Tüm arsızlık özelliklerini başarılı biçimde sergileyerek çocuğuyla birlikte yoluna gider. 2. Aracı görevliler tarafından otoparka götürülür. Sonraki 3 saatini aracı tekrar alabilmek için harcar. Bu süreyi aşırı sinirli, tepkili, sabırsız tavırlarla geçirir. Cezayı ödemiş, oğlu ile birlikte tekrar yola koyulmuştur. Ama kaybettiği zaman, yaşadığı stres etkisiyle sinirli, sabırsız ve aşırı tepkili hali bir süre daha sürer. Yolda gereksiz korna çalar, küfreder, emniyet şeridini ihlal eder. Günü berbat olmuştur. İşlerinde yanlış kararlar verebilir. İş arkadaşlarıyla, patronuyla kavga edebilir. Akşam eve yorgun döner. Eşiyle de kavga ederek günün finalini yapar.
İlla ki bu duruma gelmesi için aracının çekilmesi gibi bir mazeret gerekmiyor. Kıvılcımı başka bir olay da başlatabilir. Sabah uyandığında "Yav kadın binlerce kez söyledik şunu söyle yapma diye" sözleri yeterlidir kıvılcım oluşturmak için. Zaten hazırlıklıdır çabuk sinirlenmeye.
1. duruma geri dönelim. Aracını otoparka çekilmekten kurtardı. Arsızlık galip geldi. Demek ki böyle olunmalı. Altta kalmamalı. Eğer karşılık vermezsen, aracının çekilmesine müsade edersen bak neler oluyor. O halde bu bana ders olsun. Bundan sonra hep "hakkımı" sonuna kadar arayayım.
Bir de 3. madde var. Aracın başına geldiğinde görevli yok ve aracı çekilmiyor. "Oh be, bu gün de otopark mafyasına para kaptırmadım, demek ki kurallara uymayınca oluyor bu işler. Kurallar bozuk düzen üzerine kurulmuş zaten, neden o düzene pirim vereyim"
Araç sahibi toplum kurallarına saygılı olsa tüm bu olasılıklar da olmayacaktı. Saygısız insanın beyin ön bölge duyarlılığı vardır. Hatırlayın bir kadın başbakanımızı. Kaldırıma park ettiği için ceza ödemişti. Hem de Newyork'ta. Adının önünde Prof.Dr ünvanı olan bir kişi. Topluma liderlik etmiş biri.
Örneklerden de anlaşılacağı üzere, medeni-gelişmiş olmanın okul okumakla bir ilgisi yok. Medeni olmak için beynimize öğretim değil eğitim gerekir. Oysa bugün okullarda çocuklar öncelikle verilen bilgi yani öğretimdir. Nasıl saygılı, başarılı, iyi insan olmak gerektiğinden öte nasıl doktor, mühendis, kaymakam olunacağı öğretilir. İnsan sağlığına saygısı olmayan doktorlar, sorumsuz inşaat mühendisleri, insiyatifi olmayan kaymakamlar bu yüzden bizdedir.
Neden?
Beyin ön bölgenin çalışmasında duyarlılık olması.
Neden beyin ön bölgesi duyarlı?
1. Kalıtım ya da tıbbi kader: Nasıl elimiz, kolumuz ana, baba, ataya benziyor ise beyin çalışma özellikleri de öyle. Olaya kişi değil de toplum olarak baktığımızda, geçmişin irdelenmesiye ilgili olarak Emre Kongar'a ihtiyaç olacaktır.
2. Eğitim ve yetişme tarzı: Yukarıda örneklerden birini yaşayan çocuk babasından arsızlığı, sorumsuzluğu, bencilliği öğrenerek beynini o şekilde eğitecektir. Yaşayarak öğrenilen olay ve durumlar beyindeki hafıza merkezine kaydetmeyle, gerek olduğunda hatırlayıp duygu, düşünce ve davranışlarına yansıtma olayı, beynin ve insan hayatının temel özelliklerinden birini oluşturur. Daha bebek iken bellek dolmaya başlar. Beynin çalışma özellikleri açısından en son gelişmesini tamamlayan bölgesi, beyin ön bölgesidir. Bu durum 20'li yaşlara kadar sürer. Bu nedenle reşit olma yaşı 18'dir. (Bence en az 21 olmalı)
21 yaşından önce gençler "delikanlı"dır. Çünkü beyin ön bölge gelişmesi henüz tamamlanmadığından sabır, dikkat, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, duyguları ifade etme ve anlama, sağduyu, empati, karar verme, ayrıntılı düşünme gibi özellikleri tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle kızlar reşit olmadan önce evlenemezler. Bunun aksine davranış olsa olsa beyin ön bölgesi duyarlılığı olan babaların işidir. Akraba evliliğinden sakat doğum oranının arttığını bilmesine rağmen buna karar veren bir beyin, hatalardan ders çıkartamadığı, gelecekle ilgili öngörüsünün olmadığı gerekçesiyle, duyarlıdır.
"Konu-komşu, elalem ne der ?", "Ben oğlunu-kızını bilmem ne yaptırıyor dedirtmem" "Aman oğlum yüzümüzü kara çıkartma" Bunlarla büyüyen bir çocuk gelecekte de bu düşüncelerin esiri olacaktır. Düşünce jimnastiği ile örnekleri binlere ulaştırabiliriz. Sonuçta çocuklar ailenin ve toplumun aynasıdır. Beyin ön bölge gelişimi tamamlanmadığından dolayı çocuklardaki duygu, düşünce ve davranışların yaşına uygun olup olmadığı şeklinde değerlendirilir, yetişkinlerle kıyaslamaz.
Babada yetişkin tipi dikkat eksikliği olan çocuk (araba örneğinde olduğu gibi) gördüğü kötü örnekle gelişmekte olan beyin özellikleri etkilenecek, beynini eğittiği bir kötü özellik, diğer özelliklerin de etkilenmesine yol açabilecektir. Çünkü milyarlarca beyin hücresi multi milyarlarca ağ ile birbirlerine bağlıdır ve sürekli ilişki halindedir. Yangın çıkan bir bölgenin etkisi komşulara da sıçrayabilir. Sonuç itibariyle görülen hasar derecesi farklı olabilir. Örneğin çok sabırlıdır ama dikkati azdır. Kolay kolay sinirlenmez ama sinirlenince de öfkesini kontrol edemez. Beyin ön bölgesinin duyarlılıklarını grinin tonlarına benzetebiliriz. Her bir özelliğin tonları farklı olacaktır. Ton farklılıkları sonucu insan kişiliği çeşitlik gösterir. Beyin yapısını göz önüne alırsak, yer yüzünde yaşayan ve ölen tüm beyinlerin tek olduğunu söyleyebiliriz. Aynı yumurta ikizlerinde bile benzerlikleri en çok %99 olabilir.
Oysa fizyolojik çalışma özelliklerine bakıldığında hayvanlarla insan beyni aynı prensiple çalışır. Beynin tam ortasında yer alan talamus’a, vücuttan ve beynin diğer bölgelerinden gelen bilgiler, burada işlenerek beynin en üst bölümüne gönderilir. Beynin üst bölümünün görev dağılımları farklıdır. Bilgileri alan bölümler, kendi görevleri doğrultusunda alınan bilgileri uygularlar. Böylece vücudun dengeli ve eşgüdümlü çalışması sağlanır. Bir bölge yürümek için kol ve bacakları çalıştırırken diğer bir bölge aynı anda kalbin hızını bu tempoya göre ayarlar. Bu temel çalışma prensibi tüm canlılarda benzerlik gösterir.
Her canlının diğerlerinden ayrılan üstün özellikleri, beynin o özellikle ilgili bölgelerinin farklı yapısından ve çalışmasından kaynaklanır. İnsanı üstün kılan, beyin ön bölge özelliklerinin daha farklı olmasıdır. Diğer canlılardaki gelişimi insanlar kadar olmadığından, aynı tür içinde olan hayvanlar da farklılıklar gözlenmez. Aynı tür içindeki inekleri birbirlerinden ayıramazsınız. Zebra, zürafa, balıklar da öyle. Kişilikleri farklı olan milyarlarca insanın sahip olduğu bu özellik, beyin ön bölge farklılığından kaynaklanır. Saydığımız ve sayacağımız etkenler, grinin tonlarında farklılıklar yaratır. Bu nedenle Almanlar, Türklerden farklıdır.
Çocuklarda, dikkat eksikliği üzerine yapılan çalışmalarda Almanya da görülme oranı % 3,8, ABD'nde % 8, Birleşik Arap Emirliklerinde %14,9 bulunmuştur. Kozmopolit yapısıyla ABD'ni dünya ortalaması olarak alabiliriz. Bu değerler coğrafik farklılıklar sonucu kazanılan toplumsal özelliklerin yansıması olabileceği gibi diğer toplumsal dinamiklerin de önemli payı vardır. Almanlar çocuklarını disiplinli yetiştirirler. Kurallara bağlı olarak büyüyen çocukların beyin ön bölgelerinin daha sağlıklı olduğu değerlerden belli olmaktadır. Bu sonuçlarla zengin ya da fakir bir arap ülkesinin medeniyet yarışında Almanları geçmesini beklememek gerekir.
3. Anne karnında gelişen sorunlar bebeğin beynini etkileyebilir.
4. Doğum sorunları.
5. Çocukluk dönemi ateşli hastalıkları ve diğer beyni etkileyen durumlar.
6. Aşılar: Nadiren deli dana hastalığına yol açabilen aşıların beyni biraz da olsa etkileme riski yok mudur?
7. Kafa darbesi: 50 km sabit hızla giden aracın ön koltuğundan kemeri bağlı bir biçimde oturan kişi, aracın aniden durması ya da çarpıp durması sonucu bedeni duracak, kafası duracak ama beyni duramayıp kendi kafatası içine çarpacaktır. Dikkat edin, kafaya dışarıdan gelen bir darbe yok. Olay sonrası bir an şaşkınlık yaşanacak ve bir şey olmadığı sonucuna varılacak. Ya da hastaneye gidilip beyin tomografisi çekilecek ve kazanın ucuz atlatıldığı düşünülecek.
Ani fren ya da çarpma sonucu beyin ön bölgesi ve ardından beyin arka bölgesi, ivmeli hareketler sonucu, aldığı hasar nedeniyle duyarlılık gelişmesine neden olacaktır. Duyarlılık beyin çalışmasıyla ilgilidir. Bu nedenle tomografi ya da MRI da görülmez. Duyarlı olan beyin yaşanan günlük streslerin etkisiyle duyarlılığı daha da artacaktır.
3 ay içinde ya da daha sonraları başlayan isteksizlik, çabuk yorulma, iştah değişiklikleri, tembellik, dikkati verememe, baş dönmesi, baş ağrısı, bel, boyun, sırt ağrıları, aşırı sinirlilik-gerginlik hali belki de doktor doktor gezmeye, gereksiz tetkiklere neden olacak, strese stres katacaktır. Bu arada uygulanan gereksiz ilaç tedavileri, duyarlılığın daha da artmasına yol açabilecektir.
Burada 2 önemli konu var:
1. Kafa darbesi ya da diğer nedenlerden dolayı beyin duyarlı hale gelmiştir. Duyarlı çalışan beyin stresten daha kolay etkilenecektir. Stresin asıl etkisi duyarlı beyinler üzerinedir. Stres altında yakınma yaratmayan beyin iyi çalışan beyindir. Her strese giren insan da yakınma bu yüzden ortaya çıkmaz. Stresin etkisi hem stres şiddetine hem de beyin ön bölge duyarlılık derecesine göre değişir. Sinirsel ya da psikolojik olarak tabir edilen yakınmaların nedeni beyin duyarlılığıdır.
2. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda beyin ön bölgesinin diğer beyin bölgelerini yönettiği belirtilmiştir. Bu nedenle bu bölgenin duyarlı olması sonucu vücudun çalışmasını kontrol eden beyin merkezlerinin çalışması bozulacak, bir çok hastalığın gelişmesinde beyin ön bölge duyarlılığının önemli etkisi olacaktır.
Hipotalamus, beyin ortasında yer alan, vücudun çalışmasını kontrol eden yapıdır. Verdiği emirler hormonal ve sinirsel yollar aracılığıyla tüm bedene ulaşır. Talamus aracılığıyla vücuttan ve beyin ön bölgesinden gelen bilgiler doğrultusunda çalışmasına yön verir. Kalbi yavaşlatır ya da hızlandırır. Damar içinde yer alan kasları kasarak ve gevşeterek tansiyonu ayarlar. Karaciğer çalışmasını düzenler. Kadınların regl olmasını sağlar. Mide asit salınımını, bağırsak hareketliliğini kontrol eder. Solunum yollarını kasar, gevşetir. Mesane çalışmasını düzenler. Tiroid bezini kontrol eder. Yağ, kemik ve kas dokularının çalışmasını düzenler.
Hipotalamusun düzenli çalışmasıyla homestaz sağlanır. Çalışmasının bozulmasına allostaz denir. Hastalıkların temel nedeni ise allostatik yüklenmedir. Sonuç olarak beyin çalışması bozulan insanlar hasta olurlar. (kazalar, zehirlenmeler haricinde)
Vücudun patronu beyindir. Beyin gözardı edilerek hastalıkların düzeltilmesini sağlamak bu nedenle anlamsızdır. Günümüzde kullanılan ilaçlar ve diğer tedavi yöntemleri nedene değil sonuca yöneliktir. Tansiyon yüksekliğini, tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edemezsiniz. Kolesterol yüksekliği, guatr, astım, mide ülseri, regl düzensizlikleri, epilepsy, migren, dikkat eksikliği, depresyon, panik atak vb.. hastalıkların gerçek tedavisi, beyin duyarlılıklarını düzeltmekle mümkün olacaktır.
Beyinde yer alan duyarlılıkları az ya da çok düzeltebilen tüm yöntemler bu açıdan önemlidir. Ancak çok faydalı bir yöntem bile olsa, sektörel açıdan destek görmezse ve önünde bu yönteme engel büyük sektörler olursa, doktor ve hastalara ulaşımı engellenir.
ABD’de doğan ve son 30 yıldır yaygınlığı giderek artan nöroterapi yöntemiyle beyin duyarlılıkları önemli ölçüde tedavi edilebilmektedir.
Dr Güçlü Ildız
Nöroloji Uzmanı
Aytac Yalman'in itiraflari
Aytaç Yalman'ın itirafları
03 Kasım 2007 Cumartesi 13:45
Suriye'ye çıkışıyla tanındı. Terör ve PKK konusunda çarpıcı itiraflarda bulundu.
Emekli Orgeneral Aytaç Yalman, PKK ve Kürt sorununa nasıl baktıklarını, Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilme sürecinde yaşananları anlattı.
Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila'nın bugünkü yazısında, Emekli Orgeneral Aytaç Yalman ile bir ropörtaj yer aldı.
‘Geçen 24 yılın komutanları' adlı yazı dizisinde, tugay, kolordu ve ordu komutanı olarak terör örgütü PKK ile mücadelenin askeri yönünün her aşamasında görev yapan Orgeneral Yalman, Fikret Bila’ya önemli açıklamalar yaptı.
Suriye sınırına askeri yığınak
Türkiye’nin terörle mücadele sürecinin önemli komutanlarından biri olan olan eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, 1998 yılında Abdullah Öcalan'ın Suriye’den çıkışı ile sonuçlanan süreçte de 2. Ordu komutanıydı.
Öcalan’ın Suriye’den çıkarıldığı döneme ilişkin önemli bilgiler veren Yalman, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in Şam yönetimini uyaran konuşmasının ardından Suriye sınırına yapılan askeri yığınağın başındaydı.
O dönemde Suriye ya Abdullah Öcalan'ı verecek ya da Türkiye ile savaşmayı göze alacaktı. Yalman, o dönemle ilgili günleri şu sözlerle ifade etti:
"Planlar hazırdı. Şam'a kadar gidecektik. İşin şakası yoktu. Ordunun başında cephe komutanı benim. Ama gerek kalmadı. Suriye ne yaptı? Karşı çıkamadı. Ordusunun zayıflığını kendisi de biliyordu. Apo'yu çıkarmak zorunda kaldı. Pabucun pahalı olduğunu gördü."
1938-1970 arası isyan yoktu
PKK sorununu 3 ayrı başlık altında değerlendiren Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman’a göre Türkiye yapması gerekenleri zamanında yapmadı. Cumhuriyet dönemindeki isyanlardan sonra 1938'den 1970'e kadar terörün olmadığını hatırlatan Ogeneral Ylman, bu sosyal dönemin doğru algılanmadığını belirtti.
"Kürt yoktur diye eğitildik"
Türkiye'nin sorunu henuz sosyal boyuttayken görmesi gerektiğini belirten Orgeneral Yalman yapılan yanlışları şöyle ifade etti: “O aşamada sorunun 'kendini ifade' olarak tarif edildiğini görüyoruz. Dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek istiyor, kültürünü yaşamak istiyor. Oysa bizler o dönemde Kürt yoktur diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. O dönemde sosyal istekleri bile biz 'yıkıcı faaliyetler kapsamında görüyoruz."
1978’de PKK’nın kurulmasıyla birlikte askeri dönemin başladığını belirten Orgenaral Yalman, Türkiye’nin o tarihte de meseleyi göremediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"1978'den sonra Abdullah Öcalan Suriye'ye geçti. Bekaa'da kamp kurrdu. 1982-84 arasında ciddi hazırlıklar yaptılar. O zaman Evren Paşa dönemi, askeri yönetim var. Ancak Apo-PKK olayı nedir, bunlar ne yapıyorlar, ciddi bir çalışma yok. Yönetim pek ciddiye almıyor."
Yazar:
Manitu
Zamanı:
22:13
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, kültür, problem, savaş, türkiye
Ruzgar Estiginde Dahi Uyuyabilirim..!
Çok yakışıklı genç bir adam amerikanın batısındaki bir çiftliğe is
başvurusunda bulunmuştu. Çiftliğin sahibi ona özelliklerini
sorduğunda genç adam kendine güvenen bir edayla şöyle cevap vermişti:
"Rüzgar estiğinde dahi uyuyabilirim!"
Bu söz yaşlı çiftlik sahibinin kafasını çok karıştırmıştı, fakat bu
zeki genç adamdan da çok hoşlanmıştı bu yüzden onu ise aldı.
Birkaç gün sonra yaşlı çiftlik sahibi ile karisi gece yarisi çok
sert ve şiddetli bir rüzgarla uykularından fırladılar. Bir sorun çıkma
ihtimaline karşı her yeri kontrol etmeye başladılar.
Pencere ve kapıdaki kepenklerin sıkıca kapatılıp kancalarının
yerlerine takıldığını gördüler.
Kalın ağaç kütükleri ise sıra sıra şöminenin yanına dizilmişti.
Tarım araçları güvenli bir şekilde hangara yerleştirilmişti. Traktör
garajdaydı. Ahirin kapısı düzgün bir şekilde kapatılmış ve
kilitlenmişti. Hatta içerideki tüm hayvanlar oldukça sakindiler.
Genç adam hemen ilerdeki kulübesinde huzurlu bir şekilde uyuyordu.
İste o anda yaslı çiftlik sahibi genç adamın o gün ona ne demek
istediğini anlamıştı.
"Rüzgar eserken dahi uyuyabilirim"
Çünkü Genç adam fırtınasız güzel günlerde herhangi bir gün
şiddetli bir fırtına ile çiftlikteki her şeylerini kaybedebilecekleri düşünerek
islerini o kadar bağlılıkla ve düzgün bir şekilde yapmıştı ki en sert, en
şiddetli fırtına dahi esse yatağında huzurla uyuyabilirdi.
Acaba bunu hangimiz gerçekten yaşamımızda uygulayabiliyoruz ?
Yapabildikleriniz değil , bir gün gerçekten yapamadığınız şeyler
güneş battığında size bas ağrısı verir...
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:33
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, iz edebiyat, yaşam
Dusunduren Guzel Sozler
Düşündüren güzel sözler
- "İyilerle dost ol, kötülerden emin olursun." Hz. Osman
- "Sen kendini küçücük et-kemik sanırsın. Oysa sende alem-i ekber gizlidir." Hz. Ali
- "Akıllı insanın ağzı kalbinde, akılsız insanın kalbi ağzındadır." Hz. Süleyman
- "Her bildiğini söyleme, ama her söylediğini mutlaka bil." A. Claudius
- "Her gülün dikeni vardır ama her dikenin gülü yoktur." Mevlâna
- "Elmas, nasıl yontulmadan kusursuz olmazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz." Conficius
- "Gözü yemde olan balık yakasını oltadan kurtaramaz." Atasözü
- "Kardeşim, ancak fikirdir varlığın, Gerisi et ve kemiktir bir yığın." Mevlâna
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:30
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, yaşam
24 Aralık 2007 Pazartesi
Esini Dovdu Okula Hademe Oldu
Eşini dövdü okula hademe oldu |
Hatay'da, 4 çocuk babası T.C'ye, eşini dövdüğü gerekçesiyle kamu kurumunda 5 ay çalışma cezası verildi.
T.C (49), 23 yıllık eşi M.C'yi, “bir tartışma sırasında kendisini tutamayarak dövdüğünü” söyledi.
Eşinin şikayeti üzerine gözaltına alındığını ve adliyeye sevk edildiğini ifade eden T.C, daha sonra “Denetimli Serbestlik Uygulaması” kapsamında kamuya yararlı bir işte 5 ay çalıştırılma cezası verildiğini belirtti.
Bu kapsamda kentte bulunan bir ilköğretim okulunda çay servisi ve temizlik işleri yaptığını ifade eden T.C, “Okulda günde 4 saat çalışıyorum. Kalan zamanda kendi işim olan hamallığı sürdürüyorum. Eşimi dövdüğüm için çok pişmanım, cezaevine konulmadığım için de şanslıyım. Bu uygulama sayesinde hem evimin geçimini sağlayabiliyor hem de cezamı kamuya yararlı bir işte çalışarak çekiyorum” diye konuştu.
Uygulama kapsamında çevreye daha farklı baktığını belirten T.C, eşine bir daha şiddet uygulamayacağını kaydetti.
Denetimli Serbestlik Uygulaması Hatay Şubesi yetkililerinden alınan bilgiye göre, hapis cezasına alternatif uygulama kapsamında şu an 5 hükümlü kamuya yararlı bir işte çalıştırılıyor.
Kentte 2 yıldır yapılan uygulama kapsamında, 27'si çocuk, 276'sı yetişkin, toplam 303 kişinin takibinin yapıldığı kaydedildi.
18 Aralık 2007 Salı
Ismet Pasa'nin Kurt Raporu
İsmet Paşa'nın Kürt Raporu | |||
| İsmet İnönü'nün yıllarca gizli kasalarda saklanan Kürt Raporu'yla Devletin “Kürt Politikası”na bakışı da ortaya çıktı. Gazeteci- yazar Saygı Öztürk'ün Doğan Kitap tarafından yayınlanan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” adlı kitabı bu konudaki bilgileri de ilk kez günışığına çıkarıyor. Yazar Emin Çölaşan “Raporun örneğini Saygı Öztürk’ten aldıktan iki gün sonra Uğur Mumcu bombalı saldırı sonucu öldürüldü” dedi ve bu trajik olayın ayrıntısı nı da “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabının önsözünde yazdı.
1935 yılında Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu illerini, ilçelerini adım adım dolaşan dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün hazırladığı “çok gizli” rapor, 72 yıl sonra gün ışığına çıktı. İnönü’nün raporu üzerine başlatılan Umumi Müfettişlik uygulamasının da en çarpıcı raporları bu kitapta yer alırken, Türkiye’nin bugün tartıştığı tüm konuların 72 yıl önceki sorunlarla aynı olduğu anlaşılıyor.. "Devletin Derinliklerinde”, “Kasadaki Dosyalar”, “Kırcı 5-6-2 Tamam Reis”, “Madalyalı Mahkum”, “Sınır Ötesi Savaşın Kurmay Günlüğü” kitaplarının da yazarı olan Saygı Öztürk’ün, Doğan Kitaptan çıkan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabında Erzurum’dan Erzincan’a, Ağrı’dan Diyarbakır’a, Kars’tan Muş’a, Diyarbakır’dan Tunceli’ye, Van’dan Bitlis’e, devletin politikaları ilk kez bu kitapta ayrıntılarıyla açıklanıyor, 1935 yılı Türkiye’sinin ne durumda olduğu da gözler önüne seriliyor. İsmet Paşa’nın ünlü raporunda hemen her il’le ilgili değerlendirmeler yer alıyor. İşte rapordan bazı bölümler: - Ağrı'da Kürtlerin medenileşip, sükunet bulmaları bile kardır. Karaköse, hükümete bağlı bir Kürt şehridir. Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan'ın kurulmasından korkarım. - Iğdır'da Kürtlerin yerinden oynatılmasına ne lüzum, ne imkan vardır. - Türklüğe hevesli bir Arap şehri olan Siirt'in doğuya naklini tercih ederim - Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş Ovası'nda tedricen ve Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız. - Türklerle Kürtler aynı okulda okumalıdır. Bu Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır. - "Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır. - "Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve adamlarıdır. Fransız istihbarat zabitleri her istedikleri anda Kürt reislerini çeteler halinde memleketimize saldırtmağa muktedirdirler." - "Mardin vilayetinden çıkarılacak Hıristiyan ve Arapların yerlerini Kürtler derhal dolduracaklardır. Bu hal bizim için pek zararlıdır.” -"Siirt Türklüğe hevesli bir Arap şehridir. Hükümete yakın itaatkar halkı vardır. Havası gayet iyi olan Siirt susuz, pis bir trahom merkezidir. Siirt vilayetinde başlıca kuvvetimiz; idare merkezlerimiz, memurlarımız ve zabitlerimizdir. İdare merkezlerimiz çok kuvvetli olmalı. İcabında konulup kaldırılmak üzere özel adliye rejimi kurulmalıdır." - "Bitlis, Hizan ve Mutki arasında suni olarak daima devlet kuvveti ile vücuda getirilmiş bir Türk merkezidir. Bitlis olmasaydı bizim onu yaratmamız gerekecekti." - "Muş Ovası uzun süre boş kalmayacak, herhalde Kürtler yavaş yavaş dolduracaklardır." - "Van halkı derlemedir. Bütün halkın ümidi devletin göstereceği ilgidedir. Sağlam bünyeli şarkta Cumhuriyetin çok önemli bir temeli olacaktır. Böyle bir temel Türk hakimiyeti için her bakımdan lazımdır." - Malazgirt kadar bitkin ve fena bir yer güçlükle tasavvur edilebilir. Halbuki buranın, yeni temiz bir Türk şehri Türk merkezi olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır." - "Kürtleri verimli topraklardan nereye göndereceğiz? Hudut üzerinde bulunan yerleri derhal Kürtlerle dolacak. Ağrı'dan geçici olarak gelen Kürtleri de bir yere gönderemeyiz. Sükunet bulmuş olmaları bile kafi bir kardır." - "Bundan 10 sene sonra Sarıkamış'ın ordugahına askeri olarak ihtiyacımız olacağını zannediyorum." - "Kars'ı ve Artvin'i bir an evvel soyup tahrip etmek fikrinde değil, bütün kuvvetimizle son ana kadar muhafaza etmek kararında olduğumuza içeriyi ve dışarıyı kesin olarak inandırmak mecburiyetindeyiz."
- "Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, şimalde hududa karşı ve içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezini yeniden kurmuş oluruz." - "Az zamanda Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç Kürdistan'ın meydana gelmesinden kaygılanmak yerindedir." - "Bütün seyahatimizde en iyi şey olarak, belki bütün Türkiye'de bu bakımdan birincidir; Samsun hususi idare bütçesini gördüm." - "Türkler ve Kürtleri ayrı ayrı okutmakta yarar yoktur. İlk tahsili birlikte yapmalılar. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır." - Dersim Vilayeti'nin teşkili ile askeri bir idare kurulması ve Dersim ıslahının bir programa bağlanması lazımdır. - Memur yetiştirecek büyük müesseseler güneyde yoktur. Orta mektebe girecekler içerisinde Kürtlerden de müracaat olursa, onları da reddetmemeliyiz. |
Hürriyet
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:59
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, kültür, problem, siyaset, sosyal, toplumsal, türkiye
14 Ekim 2007 Pazar
Ankara'da insanligin bittigi gece
Ankara'da insanlığın bittiği gece
Ankara'da yaşanan bir olay insanlık dramı yaşanmasına yol açtı. Sabaha karşı başka bir grupla tartışma yapan bir grup genç aralarından bir arkadaşları aldığı alkol yüzünden sızınca yol ortasında bırakarak kaçtılar. Hatta kaçarken kendi arkadaşlarına çarparak olay yerinden hızla uzaklaştılar. Bunları kovalayan grup ise kovaladıklarını ellerinden kaçırmanın hırsı ile geride kalan sızmış genci tekmelemeye başladılar. Yol ortasında kendisinden geçmiş halde bulunan kişi ise aldığı tekmelerle durumu daha da kötüleşti. Ankara'nın göbeğinde meydana gelen bu olay karşısında yoldan geçenlerin hiç müdahale etmediğ bu olay insanlığın yaşadığı dramın boyutunu gösteriyordu.
Yakaladıkları genci tekmeleyerek hırsını alan grup otomobillerine binerek oradan uzaklaştılar. Trafik normal seyrinde akmaya başladı. Yoldan geçenler ise az önce yaşanan dehşeti adeta görmezden gelerek yerde yatan gence yardım etmediler. Aldığı darbelerle ağır yaralanan genç bir vatandaşın telefonu ile olay yerine gelen ambülans tarafından hastaneye kaldırıldı. Durumu ağır. Sadece onun durumu mu ağır.
Milliyet
Yazar:
Manitu
Zamanı:
12:49
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, kötülük, kültür, toplumsal, türkiye
19 Eylül 2007 Çarşamba
Luciano Pavarotti - Guzel Yurekli Biri Daha Gitti..
Luciano Pavarotti, güzel yürekli insan. Kalbi de gülen yüzü gibi tertemizdi. İnsan onun bakışlarındaki saflığı ve içtenliği kolaylıkla görebilirdi. Ne yazık ki ters, sinirli insanlar uzun uzun yaşarken Pavarotti gibi yardımsever insanlar erken ve çile çekerek gidiyorlar öte aleme.. Kendisini saygı ve sevgiyle anıyoruz..
Luciano Pavarotti
ÖZGEÇMİŞİ
Modern (Opera) dönemindeki en önemli ses sanatçılarından Pavarotti 1935’te İtalya, Modena’da doğdu. İlk müzik deneyimini şehrindeki koroda, babası Fernando ile yaşadı.Yıl 1973.
Delikanlıyken, babasıyla Gioachino Rossini adlı koroyla Galler’e gitti. Llangollen uluslararası şarkı söyleme yarışmasında birinci oldu ve bu onu bir tenor olmak konusunda hırslandırdı.
Aslında bir öğretmen olmak için yetiştirilen Pavarotti, Arrgio Pola ve Ettore Campogallianni tarafından aldığı derslerle Concorso İnternazionale adlı ödülü 1961 yılında kazandı ve opera dalındaki başlangıcını bir tiyatro salonunda La Boheme eseri ile aynı yılın 29 Nisan’ında yaptı.
Bundan sonra Güney ve Kuzey Amerika, Asya, Afrika, Avrupa ve Avustralya’da birçok kez konser verdi. Ayrıca bu ona Dünyanın birçok yerinde konser veren 3 tenordan biri olma gibi bir mevki sağladı.
Ardından Modena’da genç şarkıcıları eğitecek bir okul açtı.
“Şu zamana kadar gelmiş geçmiş şüphesiz en önemli tenor” olarak nitelendirilen Pavarotti, pankreas kanseri nedeniyle yaklaşık bir yıl önce ABD’de ameliyat edilmişti. Pavarotti, bir süre önce de Modena’da hastaneye kaldırılmıştı.
68 yaşındaki Pavarotti, 33 yaşındaki yardımcısı Mantovani ile dokuz yıllık ilişkileri ardından evlendi. İlk kez 1961′de Adua Veroni ile evlenen Pavarotti’nin, 35 yılın ardından boşanmayla sonuçlanan bu evlilikten üç çocuğu vardı. Eşi Nicoletta Temmuz’da verdiği bir mülakatta eşinin kansere karşı ‘aslanlar gibi mücadele ettiğini’, tedavisinin de iyi gittiğini söylemişti.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:31
0
yorumlama
12 Eylül 2007 Çarşamba
Yalanci Nasil Anlasilir?
Yalancıyı nasıl tanırsınız ?
ABD'li hipnoterapist David J. Lieberman, "Size kimse yalan söyleyemez" isimli kitabında yalan söyleyen kişilerin genelde sergiledikleri söz ve davranış kalıplarını sıraladı.
Buna göre ;
* Yalan söyleyen kişi göz temasından kaçınır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.
* Ellerini ve kollarını az kullanır.
* Kendisine soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyorsa ya da avuçları aşağı dönükse bu yalanın ya da kandırmanın sinyalidir.
* Ellerini yüzüne ya da boynuna götürüyor olabilir ama bedeniyle teması sadece bu kısımlarla sınırlı kalır.
* Verdiği cevap nedeniyle rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz bir şekilde omzunu silker.
* El kol hareketleri ile söylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır. Baş hareketleri mekaniktir.
* Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.
* Yalan söyleyen kişi ayakta dururken ya da otururken konuşma sırasında sırtını dik tutmaz.
* Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.
* Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.
* İşaret parmağını ikna etmek istediği kişiye yöneltmez.
* Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.
* Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.
* Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder.
* Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.
* 'Ben, biz ve bizim' gibi zamirleri ya çok azdır ya da hiç kullanmaz.
* Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.
* Soruları soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.
* Bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz.
* Haksız suçlandığına sinirlenmez.
* 'Gerçeği söylemek gerekirse,' Dürüst olmak gerekirse' ve 'Niye yalan söyleyeyim' gibi cümleler kullanır.
* Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.
* Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.
* Konuşmaya, 'Yanlış anlamanı istemem ama' gibi bir cümleyle başlar.
* İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.
* Ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır.
* Hikayesi o kadar inanılmazdır ki, sırf bu yüzden inanırsınız.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
19:11
0
yorumlama
Sekiz guzel hediye...
Sekiz guzel hediye...
DİNLEME...
Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin.
SEVGİ...
Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.
KAHKAHA...
Fikra anlatın, neşeli hikayeleri paylaşın. Bu armağanınız "Seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir.
YAZILI BİR NOT...
Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır.
İLTİFAT...
Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir iş çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.
İYİLİK...
Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın.
YALNIZLIK...
Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin.
NEŞELİ BİR YAPI...
Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selam vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?
Yazar:
Manitu
Zamanı:
19:06
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, eğitim, insan
Mutlak Mutluluk
Mutlak Mutluluk
Yüce insan
Seken ayağımı, çomak elimi anlayışla karşılayan insandır
Yüce insan
Kulaklarınım onun söylediklerini süzerek dinleyeceğim bilir
Yüce insan
Gözlerimin donuk, yanıtlanırım kısa olmasına bozulmaz
Yüce insan
Masaya çay döktüğümde başka yerlere bakınır
Yüce insan
Yüzünde sımsıcak gülücükle Bir dakikalığına bile olsa sohbet için yanıma yaklaşan insandır
Yüce insan asla "Bunu bana daha önceden anlatmıştın" demez
Yüce insan
Size sevildiğinizi ve yalnız olmadığınızı hissettirir
Yüce insan
Siz ona gidemediğinizde ayağınıza kadar gelen doktor gibidir
Yüce insan gününüzün iyi geçmesini Gün batımınızın sevecenlikle yoğrulmasını sağlar
Yüce insan çok sevdiğiniz ailenize benzer İlgisi bugün burada olmamızın sebebidir
Grace McDonald
Olum Uzerine
Ölüm Üzerine
İnsanların çoğunun hayatı öylesine sefil, öylesine önemsizdir ki,
öldükleri zaman herhangi bir şey kaybettikleri söylenemez.Bu çeşit
kimselerde, değerli bir nitelik taşıyan biricik yan,yani insanlığın genel
özellikleri ise, onlar ölseler bile,
öteki insanlarda var olmaya devam eder.
Devamlılık, bireylerin değil, insanlığın bir özelliğidir. İnsana sonsuz bir
hayat verilmiş olsaydı, durmadan yaşayacağı için, en sonunda karakterinin
değişmezliği ve sınırlı zekasından ötürü, öyle bir yeksenaklık duygusuna
kapılacak ve öyle tiksinecekti ki, sonunda hiçliği tercih etmek zorunda
kalacaktı.
Bireyin ruh ölümsüzlüğünü istemek, bir yanılgıyı sonsuz olarak tekrarlamayı
istemekle birdir. Çünkü aslında her birey, özel bir yanılgı,zavallı bir şey
ve varolmaması gereken bir varlıktır. Ve hayatın gerçek amacı, bizi bundan
kurtarmaktır. Bunu açıkça gösteren şey, bir çok insanın, hatta bütün
insanların, hayal ettikleri bir dünyada olsalar bile, mutluluğa ulaşamayacak
bir biçimde yaratılmış olmasıdır.
Hayal ettikleri bu dünya, düşkünlük ve acıdan sıyrılmış olsa, can
sıkıntısının avucuna düşecekler ve can sıkıntısından kaçabildikleri ölçüde
de düşkünlüğe, acılara, sıkıntılara yeniden yöneleceklerdir. Demek ki,
insanı daha iyi bir duruma ulaştırmak için, onu daha iyi bir dünyanın içine
yerleştirmek yetmez; asıl yapılması gereken iş, onu tepeden tırnağa
değiştirmek ve o ana kadar ne ise, artık öyle olmamasını sağlamaktır. Bütün
hayat etkinliklerinin sona ermesi, bu etkinliği sürdüren gücün bir yük
altında kurtuluşu gibi görünüyor. Ölülerin yüzlerinde görülen o yumuşak
durulmuşluk, belki de bunu dile getirmektedir.
Arthur Schopenhauer
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:35
0
yorumlama

