kavga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kavga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2007 Çarşamba

Akademisyen Docente Sokak Ortasinda Dayak

Bu tip olaylar neden belirli bölgelerde olur? Ne kadar kolay can yakılabiliyor
böyle? Soruların sonu yok.. Aynen sorular gibi darp edilen akademisyenlerin de
sonu yok. Canı sıkılan can yakıyor...


Doçente sokakta dayak


KARADENİZ Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Temel Kayıkçıoğlu, Merkez Kanuni Kampusu'nda önceki gün kimliği belirsiz 3 kişinin saldırısına uğradı. Kayıkçıoğlu’nun başına vuran saldırganlar olay yerinden kaçtı.

Elektrik ve Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Doç. Dr. Temel Kayıkçıoğlu, jandarmaya verdiği ifadede, geçen hafta içinde yapılan Görüntüleme Teknolojisi sınavı sonrasında öğrencisi F.E. ile tartıştığını, öğrencinin kendisini tehdit ettiğini söyledi. Kayıkçıoğlu, “Bana saldıran tanımadığım kişileri bu öğrencim azmettirmiş olabilir'' dedi.

Jandarma tarafından gözaltına alınan ve saldırıyla ilgisi bulunmadığını söyleyen F.E. ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü ve saldırganların arandığı bildirildi.

DHA

16 Ağustos 2007 Perşembe

Yetsin artık bu ayrılık tohumları.. Nereye kadar sürecek bu kin ve öfke. Rum basını da Rum halkı gibi ayrılıkçı tohumlar ekiyor. Bizde de ülkenin refahının altına dinamit koyanlar var. Ama Rumlar bunu iyiden iyiye körüklüyor. İyi niyetli Rumlar ve Yunanlılar da var ama sesleri hep kısık kalıyor ayrılıkçıklar
yüzünden. Kardeşlik dileğiyle.


Yunan gazetesinde Kıbrıs skandalı

Ciddi Yunan gazetesi Katimerini, Kıbrıs'ta Rumlar tarafından katledilen Türkleri gösteren fotoğrafı, 'Türklerin öldürdüğü Rumlar' diye sunduktan 23 gün sonra özür diledi


Yunanistan'ın ciddi gazetelerinden sayılan Katimerini, 1974'te Rumlar tarafından öldürülerek toplu mezara gömülen Kıbrıslı Türklerin cesetlerinin başında ağlayan bir Kıbrıslı Türkü gösteren fotoğrafı yayımlarken, fotoğrafın altına, "Türklerin attığı napalm bombasıyla katledilen Rumların yanı başında ağlayan Kıbrıslı Rum" yazarak bir medya skandalına imza attı.
Katimerini gazetesi, geçen 22 Temmuz'da Türkiye'nin Kıbrıs'a yaptığı askeri müdahaleyi yorumlayan yazı ve fotoğraflar yayımladı. Söz konusu fotoğraf için, "Dehşet manzaraları: Bir Kıbrıs Rumu, napalm bombalarıyla yanarak kömür haline gelmiş akrabalarının yanı başında ağlıyor" ifadesi kullanıldı.

Ancak gazetenin ayıbını, bir internet blog yazarı ortaya çıkardı. Bu fotoğrafın daha önce, Kıbrıslı Rum gazeteci Makarios Drusiotis tarafından yazılan Kıbrıs'la ilgili bir kitapta, "EOKA'cıların barbarlığı: Kalandari köyünde Kıbrıs Türklerinin gömüldüğü toplu mezar" ifadeleriyle yer aldığı belirlendi.

Katimerini, tepkilerin giderek büyümesi sonucunda, 22 Temmuz'daki hatası için 23 gün sonra özür dilemek zorunda kaldı. Önceki günkü Katimerini'de aynı fotoğrafla birlikte tek sütun olarak yayımlanan kısa yazıda, "Yanlışımız için okurlarımızdan özür diliyoruz, fotoğrafta Türk toplu mezarı görüntüleniyor. Fotoğrafı Associated Press (AP) için 13 Ağustos 1974'te Peter Arnett çekmiş" denildi.

TAKİ BERBERAKİS Atina

22 Temmuz 2007 Pazar

Ücuncu Dunya Savasi

Üçüncü Dünya Savaşı

'Ucuncu Dunya Savasi Turkiye'den cikabilir' baslikli yazi, Le Monde ve Stern'de de yayimlandi.

Iste o ilginc yazi:

Ucuncu Dunya Savasi, Turkiye'den cikabilir...

Turkiye, son ve buyuk bir hesaplasmaya dogru gidiyor.
Bu ulke korkuldugu gibi irka ya da dine dayali bir bolunme yasamadi.
Daha korkunc ve daha temel bir bolunmeyle sakatlandi.

Cumhuriyet boyunca suren "kulturel bolunme" artik
iyice keskinlesti.

Simdi bir yanda, ayakkabilarini sokak kapisinin onunde cikaran, kadinlarinin basini orttugu,
erkeklerinin sokaga pijamayla da cikabildigi, erkek cocuklarinin kahveye gittigi,
kizlarinin tam bir baski altinda yasadigi, turkuyle arabesk arasi bir muzikten hoslanan,
belki de hic kitap okumamis, hic dansetmemis, hic kari koca birlikte lokantaya gitmemis,
hic tiyatro seyretmemis, evlerinde floresan lamba yakan, iyi egitim alamamis,
dini inanclari kuvvetli kalabalik bir kitle var.

Diger yanda ise kiz lisesiyle Robert Kolej yelpazesinde egitim gormus,
bir dugun salonunda ya da kolej partisinde dansetmis, sinemaya giden,
cok fazla olmasa da kitap okumus, muzik zevki pop sarkilarla klasik muzik arasinda dolasan,
evi nispeten daha zevkli dosenmis, kizlarin flortune izin verilmese bile goz yumulan,
Allah'a inanan ama ibadete pek aldirmayan, kadinlarinin basini ortmedigi,
Sarabin kalitesinden pek anlamasa da kadin erkek bir arada gidilen bir gezmede icki de icmis, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kiyasla cok gelismis hisseden, entelektuel duzeyi cok yuksek olmasa da okumus yazmis,
Bati standartlarina yakin bir grup var.

Bu iki grubun yasam tarzi birbirinden kopuk.

Onlari, Bati'daki siniflar arasinda ortak bir zevk yaratan kilise muzigi, dini resimler, Incil'in
sinemalara bile yansimis hikayeleri gibi birlestirecek kulturel bir zemin yok.

Hayatlari, zevkleri, inanislari birbirinden farkli.

Hatta birbirine dusmanca.

Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmis, asagilanmis, itilip kakilmis.

Simdi bu grup siyasal olarak orgutlendi. Kalabaliklar.
Ve her secimi kazanacak siyasi bir gucleri var artik.

Ikinci grup ise azinlikta. Ve artik bir daha secim kazanma ihtimalleri yok.

Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya cikiyor.

Daha Batili olan "ikinci grup", Bati'nin siyasi
degerlerini kabul ederse bir daha asla iktidari ele
geciremeyecegini bildigi icin Bati'ya ve Bati'nin
demokratik degerlerine dusman oluyor.

Yasam tarzi olarak Bati'ya dusman olan kesim ise
iktidari ancak Bati'nin kriterlerini kabul ederek ele
gecirebilecegini bildigi icin Bati'yla iliskileri
gelistirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.

Bu kulturel parcalanmada "ordu" onemli bir role sahip.

Eger, birinci grubu desteklerse ve Bati'nin
demokrasisi burada kabul gorurse, ordu da iktidarini
kaybedecek.

Aslinda birinci grubun cocuklarindan olusan ordu,
kendi iktidarini surdurebilmek icin, kendisine
benzemeyen ikinci grupla isbirligi yapiyor. Bir
anlamda kendi koklerine ihanet ediyor.

Bu iki grup siyasi iktidar icin son kez carpismak
uzere hareketlenmis gozukuyorlar.

Birinci grup ekonomik olarak da guclu artik,
Anadolu'da uretim yapiyor, "devletle" arasi iyi
olmadigi icin malini dis dunyaya satiyor. Para
kazaniyor. Siyasi orgutunu destekliyor.

Ikinci grup parasal guc olarak da kuvvetli degil.

Dis dunyayla is yapan, disardan borclanan buyuk
burjuvazi, Turkiye'nin ancak demokrasiyle
normallesebilecegin e inanan entelektuel kesim,
devletin yapisinin degismesi ve dunyayla butunlesmesi
gerektigini dusunen bir grup burokrat, birinci grubun
destekcileri.

Yargi, ordu, burokrasinin onemli bir kismi ikinci
grubun arkasinda.

Ikinci grup, siyasetle, demokrasiyle iktidari elinde
tutmasinin mumkun olmadigini kavradigindan simdi
siyaset ve demokrasi disinda bir cozumun pesinde.

Cumhurbaskani secimi kavganin keskinligini ve iki
tarafin niyetlerini acikca ortaya koydu.

Ordu destekli ikinci grup artik secim de istemiyor.

Ve darbe soylentileri gittikce artiyor.

Cuntalardan soz ediliyor.

Peki, darbe olursa ne olur?

Yasam tarzi Bati'ya daha yakin olan grup orduyla
birlikte iktidara gelir ve Bati'nin destegini
kaybeder.

Avrupa buna kesinlikle karsi cikar.

Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve
Ortadogu politikalarini desteklemesi karsiliginda
darbeyi kabullenebilir aslinda. Ama Amerika'nin onunde
de ciddi bir engel var. "Demokrasi getirecegim" diye
Irak'i isgal eden bir ulke, dunyaya ve kendi kamuoyuna
Turkiye'deki "darbeyi" niye destekledigini
aciklayamaz. Ve Irak faciasindan sonra ikinci bir
"zorlamayi" gerceklestirecek gucu yok. Istese de
istemese de darbeye karsi cikacak.

Silahini ve parasini Bati'dan alan bir ordu ve ulke,
Bati'dan koptugunda ne yapacak?

Sanirim uzun zamandir bunu dusunuyorlar ve korkarim
bunun cevabini buldular.

Turkiye'de darbe olursa, tarihte bugune kadar hic
gerceklesmemis yeni bir olusumla karsilasacak dunya.

Turkiye, olasi bir darbeden sonra, Rusya ve Iran'la
ortaklik kurmak isteyecek.

Silahi, enerjiyi ve parayi bu iki ulkeden alacak.

Rusya'yla Iran'in elindeki dogal gaz, petrol ve
nukleer guc, Turkiye'yi bir sureligine de olsa ayakta
tutmaya yeter.

Ama Rusya, Turkiye, Iran bloku dunyanin butun
dengelerini degistirir.

Ortadogu'nun kontrolunu tumuyle ele gecirir.

Avrupa'yi kucuk kitasina hapseder.

Kafkaslar'i, Afganistan'i, Pakistan'i kendi gucune
katar.

Musluman dunyayla yakin bir iliski kurar.

Petrol kaynaklarina egemen olur.

Cin'le isbirligi yapabilir.

Bu gelisme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya'dan
olusan "Bati"nin dunyadaki etkinligini inanilmaz bir
bicimde azaltir.

Yeni blok asker, enerji ve para acisindan cok
guclenir.

Boylece, Turkiye'deki catlama dunyada buyuk bir
catlamaya yol acar.

Eger Ucuncu Dunya Savasi cikacaksa, sanirim, bu
catlamadan cikar.

"Asla boyle bir sey olmaz" diyebilirsiniz... Niye
olmayacagina dair elinizde cok kuvvetli veriler varsa,
soyleyin.

Ama, ya olursa... Ki bana cok mumkun geliyor.

O zaman ne yapacaksiniz?

Bugun Turkiye'de kamplasan ve bolunen insanlarin da...

Turkiye'yi Avrupa disina itmeye calisan, eski bir
imparatorluk olmanin bir yaniyla cok gorkemli, bir
yaniyla cok zayif mirasina sahip olan bir ulkeye
kustahca davranan, isbirligi yerine "basogretmenlik"
yapmaya kalkan Avrupa'nin da...

Turkiye politikasinda "ikili" oynayip, kurnazlik
ettigini sanan Amerika'nin da...

Bu senaryoyu bir dusunmesini isterim dogrusu.

Turkiye'de yaklastigi gorulen kanli bir catismanin
butun dunyayi yakmasi sandiginiz kadar uzak bir
ihtimal degil.

Hic unutmayin ki ilk dunya savasi tek bir tabancanin
patlamasiyla baslamisti.

3 Temmuz 2007 Salı

Terbiyesiz Bir Soz..! Hepiniz Ermenisiniz!

Geçen gün yapılan Hrant Dink davasının ilk duruşmasında Yasin Hayal'in avukatı olan şahıs Hrant Dink'in yakınları ve avukatına bağırarak "Hepiniz Ermenisiniz!", "Hepinizde Ermeni pasaportu var." demiş.

Bu sözler ve bakış açısı bizim ülkemize ve insanımıza yakışmıyor. Anadolu insanı yüzyıllardır barış içinde yaşamış, birbirine bu tarz ağır ve bölücü sözler söylememiştir. Söyleyen olmuştur ancak onlar zaten bizden değildir.

Bizler Yunus Emre'nin, Mevlana'nın, bir sevgi kültürünün çocuklarıyız. Bütün bu güzel duyguların yaşandığı topraklar üzerinde başlı başına bir değer ise Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Bütün bu değerlerimizin yanında nasıl olur da insanları renginden, dilinden, dininden, ırkından dolayı ayırırız.

Bu ayrım önce de belirttiğim gibi bizim fıtratımızda yoktur. Olanlar da bizden değildir.
Türkiye'de, Anadolu'da yaşayan bütün halklar kardeştir. Türk, Kürt, Ermeni, Gürcü, Çerkez, Laz, Abhaza, Arap, Yahudi, Hristiyan, Müslüman, Alevi, Sunni ve akla gelen gelmeyen tüm insanlar kardeştir. Yaratanları birdir. Herşeyden önce her vatandaş bir insandır. Kriter din, dil, ırk değil kriter insanlık olmalıdır.

Soruyorum bu katillerin ve azmettiricilerin avukatlarına ve her ortamda savunucularına;

- Siz bu ülke için masum kanı dökmekten, halkları ayrılığa sürüklemekten başka ne yaptınız?

Türkiye'de yaşayan her insan, okuyup bu ülkeyi çağdaş toplumlar seviyesine çıkarmakla yükümlüdür. Ve siz herkesten çok milliyetçiyim diyen insanlar neden okumazsınız? Neden okumak yerine illegal yollara saparsınız. İnsan öldüren insan değildir. Kınıyorum sizleri. Sadece Türkiye'de değil, sadece ülkemde değil dünyanın neresinde kimler cana kıyıyorsa onları da kınıyorum. Zalim zulmünün karşılığını alır umarım.

Ülkemizde artık canlar yanmasın. Siz duyarlı insanlar; unutmayın ki bu canım ülke sizler sayesinde ayakta duruyor. Güzel insanlarımız var çok şükür. İyi ki varsınız duyarlı vatandaşlarımız. Önünüzde saygıyla eğiliyorum..

Toplumsal


"Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım.
Sevginin ürünüdür insan, nefretin değil kızım.
Zulmün önünde dimdik tut onurunu,
Sevginin önünde EĞİL kızım...

Ataol Behramoğlu"

10 Mayıs 2007 Perşembe

'Lan' cinayeti - Millet nereye gidiyor..?

Yurduminsanı küçükten büyüğe büyük bir stress altında yaşıyor belli ki.. Ölmek ve öldürmek bu kadar bir olay haline geldi. Bu haberin yayınladığı tarihe yakın bir zamanda ise Ümraniye Alemdağ Caddesi'nde bir adam bir grup tarafından gün ortasında yere yatırılıp, başına bir kurşun sıkılarak infaz edildi. Sebebinin namus konusuna dayandığı söyleniyor ama ne olursa olsun bu şekil bir Cinayeti savunamayız. Burası hukuk devleti olmaktan çıkar, yoksa çıkıyor mu? Ve sadece bu mu? Hayır! Aynı gün bir adliye önünde bir insan vuruldu herkesin gözleri önünde. Ne ilk ne de son! "Alıştığımız manzaralar mı?" yoksa "Bunlara alışmalı mıyız?" diyelim. Giderek artan stress ile beraber iyiden iyiye bir suç toplumu oluyoruz anlaşılan.



Beykoz'daki parkta arkadaşı Ali Gürbüz ile oturan Uğur Çatlak (20) adlı genç, yanına yaklaşan ve "Uğur kim lan?" diye soran kişilerle aralarında çıkan tartışma sonucu bıçaklanarak öldürüldü.

Gürbüz'ü de tartaklayan zanlılar kaçtı. Tartışmanın, Çatlak'ın, bıçaklı kişilerin 'lan' diye hitap etmelerine karşılık "Uğur benim lan, ne var?" diyerek karşılık vermesi sonucu çıktığı öğrenildi.

Ağabeyi Şenol Çatlak ise kardeşinin isim benzerliği yüzünden öldürüldüğünü öne sürdü. Alınan bilgiye göre, Dudullu'daki bir tornacıda çalışan Çatlak ile Gürbüz, önceki gece Orhan Veli Kanık Parkı'nda oturdular. O sırada yanlarına yaklaşan dört kişi, 'Uğur kim lan?' diye bağırdı. Bunun üzerine ayağa kalkan Çatlak, kendilerine 'lan' diye hitap eden kişilere yönelerek 'Benim lan' diye karşılık verdi. Zanlılar, bunun üzerine Çatlak ile Gürbüz'e saldırdılar. Saldırganlardan birinin elindeki bıçağı rastgele sallaması sonucu göğsüne darbe alan Çatlak ağır şekilde yaralandı. Çatlak, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Polis, eşkâli alınan saldırganların yakalanması için araştırma başlattı.

5 Mayıs 2007 Cumartesi

Trafik ve Topluma Etkileri - STRESS


Trafik bizim toplumumuzda ciddi bir sıkıntıdır. Konumuz sanıldığı gibi trafik kazaları değil. Kazaların önüne zaten geçemiyoruz. Bunun için köklü bir eğitim veya sürücülerimizin hız keyfini emniyette yaşamaları için yayla gibi yollar yapmak gerekiyor!

Konumuz trafiğin insanımız üzerinde yarattığı baskı. Trafik kazaları bir yana araç trafiğinin yarattığı stres bile bir çok insanın yaralanmasına ve ölmesine neden olabiliyor. Şöyle ki; insanlar o kadar gergin ve tahammülsüz oluyorlar ki basit bir "yol hakkı tartışması" bile ölümlerle sonuçlanıyor.

Daha bir kaç ay önce okuduğum bir haber canımı fazlasıyla sıktı. Bu ülke insanına olan inancımı sarstı diyebilirim :(



Bir aile arabasıyla giderken diğer bir araba ile yol verme konusunda anlaşamıyorlar. İki adam (bunlara adam denirse tabi) ailenin yolunu kesiyorlar ve genç babayı ve abisini iyiden iyiye dövüyorlar. Bu dövme faslı ise annenin gözleri önünde oluyor. Bu da yetmezmiş gibi hızını alamayan magandalar iki kardeşi soğuk ve akıntılı boğaza atıyorlar. Böyle bir eşkıyalık için yorum yapamıyorum. Bu insanlara ne yapmalı ki içlerindeki pisliği söküp atmalı..

Bu haber diğer bir çok haber gibi beni sarstı. Evet Türkiye'de güzel şeyler de oluyor belki ama böyle berbat olaylar yüzünden o güzelliklerin hiçbir anlamı kalmıyor. Boğulan iki kardeşin ailesi gibi nice aileler dağılıyor, yıkılıyor çeşitli nedenlerden. Güvensiz bir toplum olmaya başladık. Artık kimse kimseye güvenemiyor. Yanınıza oturup sohbet etmek isteyen birini bile yanlış anlıyoruz. İyice paranoyak bir toplum olduk, oluyoruz. İnsanımızın içindeki potansiyel öfke yine bizim insanımız için en büyük tehlike durumunda. İnsanlar birbilerine bırakın yol vermeyi, yol haklarını ellerinden alıyorlar. Ve karşı taraf bir tepki mi verdi..? Aman aman..! Yazık oldu o adama. Var gücüyle tepesine biniyor o insanın. Bu insan bayan olsun bay olsun fark eder mi? Etmez. Bayan şoförlerin dövüldüğünü de çok iyi hatırlıyoruz. "Bu nasıl insanlık", "insanlık ölmüş" gibi sözler artık sıkça dökülüyor ağızlarımızdan... :(

Şimdi de bu haberi vereyim;

Sarıyer sahil yolunda tartıştıkları iki kardeşi dövüp Boğaz'ın dondurucu sularına atarak öldüren iki magandanın darp, fuhuş gibi suçlardan 10 ayrı sabıkası var.

Sarıyer sahil yolunda tartıştıkları iki kardeşi dövüp Boğaz'ın dondurucu soğuğuna atarak öldüren iki maganda suç makinesi çıktı.İstanbul'da tüyler ürperten vahşetin zanlılarının sorguları sürüyor.Bartınlı iki kardeşi gözü kapalı ölüme gönderen zanlılardan Bahadır Keskin'in bugüne dek bıçakla adam yaralama, darp, fuhuş, havaya ateş açma suçlarından 10 ayrı sabıkasının olduğu ortaya çıktı.Diğer zanlı Akın Alaburun'un ise bıçakla adam yaralamaktan iki ayrı sabıkası olduğu anlaşıldı.
GAZETECİLERE TEKME ATTILAR
Zanlılar bugün fotoğraflarını çeken gazetecilere de polislerin arasında oldukları halde tekme atmaktan çekinmediler. Zanlılar, yaptıklarından pişman olmak yerine polisteki ifadelerinde de 'biz bıçağı gösterdik onlar korkup denize düştüler' demeyi sürdürdüler.Zanlılar polisteki ifadelerinin ardından adliyeye sevkedildiler.
OLAY NEYDİ?
Önceki gece 22.30’da karısı, 1.5 yaşında kızı ve erkek kardeşiyle Kireçburnu Kefeliköy Caddesi’nde giden İbrahim Doğan, yol verme yüzünden başka bir otomobildeki biri kadın beş kişiyle tartıştı. Yol boyunca süren sürtüşme sonucu; diğer otomobildeki saldırganlar, İbrahim Doğan’ı otomobilinin önünü keserek durdurdu. Aşağı indirdikleri iki kardeşi öldüresiye döven magandalar daha sonra İbrahim’i denize attı. Ağabeyinin suda çırpındığını gören Soncay polisi aradıktan sonra suya atladı.
Arkadaşı da boğuluyordu
Gözlerinin önünde kocası ve kayınbiraderi suda can çekişen Nurgül Doğan, olay yerine yakında oturan Ferit Can isimli arkadaşını aradı. Hemen koşup gelen Can da, kardeşleri kurtarmak için suya atladı. İbrahim’i yakalayarak bir süre kıyıya çekti, fakat akıntı çok güçlüydü. İbrahim’i kurtaramayacağını anlayınca bırakmak zorunda kalan Ferit Can’ı boğulmaktan sahildeki vatandaşlar kurtardı.
50 kişilik ekip aradı
Olay yerine gelen polis, deniz polisi ve Sahil Güvenlik’ten dalgıçlarla birlikte 50 kişilik ekip, Boğaz’ın soğuk sularında yaklaşık 4 saat İbrahim ve Soncay’ı aradı. Doğan Ailesi saatler süren kurtarma çalışmalarını gözyaşlarıyla izledi. En küçük kardeş Atalay, dayanamayarak suya atlamak istedi, polisler güçlükle engelledi. İbrahim Doğan’ın cesedi gecenin ilerleyen saatlerinde sudan çıkarıldı. Kardeşi Soncay’ın cesedi ise ertesi sabah bulunabildi.
Akıntı güçlüydü kurtaramadım
İki kardeşi kurtarmak için suya atlayan ve boğulma tehlikesi geçiren Ferit Can olayı anlatırken hâlâ şoktaydı: “Suyun üzerinde İbrahim’i çırpınırken görünce hemen denize atladım ama su buz gibiydi. Hiç hareket edemedim. Sanki felç olmuştum. Bir süre tutarak kıyıya çekmeye çalıştım. Ama olmadı... Kaskatı kesildim, boğulacak gibi oldum. Akıntı çok kuvvetliydi. Kurtaramayacağımı anlayınca bırakmak zorunda kaldım. Son anda kendimi kıyıya attım. Keşke bir şey yapabilseydim ama yapamadım.”
Askerden Yeni Gelmişti
Şanlıurfa Ceylanpınar’da askerliğini yapan 22 yaşındaki Soncay Doğan, iki ay önce terhis olmuştu.Kızı yetim kaldıÇaykur’da şoför olarak çalışan 26 yaşındaki İbrahim Doğan ise evliydi ve 1.5 yaşında kızı vardı.

***
Aslanlarımızı aldılar bizdenAnne Havva Doğan, kurtarma çalışmalarını çaresizce izledi. Oğullarının ikisinin de öldüğü öğrenince sinir krizleri geçirdi ve “Gencecik iki oğlumu aldılar benden. Bunun hesabını kim verecek? Suçluların cezalandırılmasını istiyoruz” diye ağladı. Aşçılık yapan baba Muhammet Doğan ise isyanlardaydı: “Çınar gibi iki evladımızı öldürdüler. Bu şehirde insan hiç dışarıya çıkamayacak mı?”Acılı anne kurtarma çalışmalarını umutla izledi.Kocası gözlerinin önünde boğulan Nurgül Doğan kriz geçirdi.

***
‘Biz atmadık korkup atladılar’Eşi ve kayınbiraderi gözlerinin önünde çırpına çırpına can veren Nurgül Doğan, polise beyaz bir otomobilin içinde biri kadın 5 kişinin bulunduğunu ve hepsinin alkollü olduklarını söyledi. Polis, 34 BK 9983 plakalı otomobilin peşine düştü. İstanbul’un her yerinde aradığı aracı, öğle saatlerinde Kağıthane’de buldu. Ekipler, 2 şüphelinin içinde olduğu otomobili durdurdu. Perdecilik işiyle uğraştığı belirtilen A.A. ile nakliyecilik yaptığı ifade edilen B.K, gözaltına alınarak İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğüne götürüldü. Zanlılar, ilk ifadelerinde, “Biz denize atmadık, onlar korkup atladılar” dedi.
Yorumsuz !!!

20 Nisan 2007 Cuma

Futbola Dokundurmamak Olmaz!

Evet! Geldik alingirli konulardan birine.. Yani yazacaksın yazacaksın bir yerden sonra mutlaka sıra futbola gelecek.

Mevzuya geçersem eğer toplumumuzdaki futbol fanatizmi çok enteresan işliyor. Fanatizm demek futbolu ya da konu neyse onu sevmektir. Yani işin içinde bir sevgi var. Bizde ise durum farklı. Günlük yaşamın tüm stresini, toplumun olumsuz kültürlemesinin ya da yanlış yetiştirilmenin acısını futbol yoluyla diğer insanlardan çıkarıyorlar fanatik adını verdiğimiz kişiler.

Ciddi bir hastalık bence bu. Düşünsenize elinde satır rakip takım taraftarlarının üzerine atlıyorlar. Böyle bir şey ile sevginin nasıl bir alakası olabilir. Bu af buyrun ama "manyaklık"tan başka bir şey değil. Amaç olması gerektiği gibi spor olsaydı herhangi bir müsabakayı izlemek için stada ailece gidildiğinde hemen arkanızdaki kişinin ağız dolusu küfürlerine maruz kalmazdınız. Bizim toplumumuz böyle. Tepki vermesi gereken yerlerde vermez, susar ve ezik yaşamaya devam eder ama amacın spor olduğu, centilmenlik olduğu yerlerde ise terbiye sınırlarını tanımaz, kırar ve de yıkar masum insanların moralini biçimsizce..

Ayrıca bir de şu var; bazıları ise o kadar kaptırıyorlar ki maçlara ve maç sonuçlarına, daha önemli günlük olaylara ya da yakınlarının sorunlarına ilgisiz kalıyorlar.

Kendimden bir örnek ile konunun sonuna geliyorum.

Bir seyahatten dönmüştüm, çok iyi bir haber ile geliyordum. Yaklaşık sekiz yıllık bir çalışmanın karşılığı olarak amacıma ulaştığım haberi ile gelmiştim. En yakın arkadaşım, biricik dostum ise geldiğimde beni öptü ve maçını izlemeye (sinirli sinirli ekrana bakmaya) devam etti. Oysaki ben yolda neler neler düşünmüştüm. Bu güzel haberi kutlarız diye düşünüyordum. Ama dostumun tuttuğu takım yeniliyordu o an ve benim "hayatımın haberi" pek de önemli değildi.

Futbola gereğinden fazla değer vermek ciddi bir kayıp bence. Güzel oynayan kazansın, biz de güzel futbol izleyelim anlayışı bize çok uzak. Takımına kızıpta eşini, çocuğunu döven ya da unutan babalara ise yuh diyorum huzurlarınızda..

17 Nisan 2007 Salı

Tahtakale'de Bir Linç Olayı

Sene 1999, yer Tahtakale.. Bir arkadaşım ile telefon almak için meşhur Eminönü 'ndeki ikinci el elektronik eşya alınıp satılan Tahtakale'ye gittik. Satıcılar zaten nereden geldiği bilinmeyen telefonları ve diğer elektronik eşyaları satmaktaydılar. Bazıları karşısındaki insanı dövecek gibi bakıyorlardı... İnsanı tedirgin eden bir ortam vardı..

Tam bu anda bir kargaşa ortamı oldu ve ne olduğunu anlayamadığımız bir kalabalık oldu...!

Tam arkamızda oluşan kalabalık ellerinde kampetler (tezgah), kasalar (tezgah olarak kullanılan kasalar) ile bir kişiye vuruyorlardı. En az yirmi kişilik bu grup bir tek kişiye acımasızca vuruyorlardı.

Arkadaşım ve ben nasıl duygular içerisine girdik anlatamam. Çok kötü bir duyguydu o şekil dövülen bir insanı öylece izlemek. Türkiye'de kötü şeyler oluyor. İnsanlar birbirlerine acımasızca saldırıyor.

Orada dayak yiyen sadece bir müşteriydi. Ne oldu? Nasıl oldu? Tam anlamıyla bilmiyoruz ama ortada kahreden bir linç olayı vardı. Ve geriye kalan ağzı burnu kan içinde bir genç oldu.

Bu şehir eşkıyaları için elimizden bir şey gelmedi. Ama en azından şehir eşkıyası olmadık. Bu züğürt tesellisi ile yaşayacağız maalesef..

Toplumsal