İl Milli Eğitim Müdürü Özer, öğrencilerin çoğunun lacivert ceket, gri pantolon, gömlek ve kravattan nefret ettiğini, kravat yüzünden disipline giden öğrencinin de okuldan soğuduğunu savundu...
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer, yeni eğitim öğretim yılında kravat takmayan öğrencilerin disiplin cezası almayacağını açıkladı. Özer bu kararı çocukların okuldan soğumaması için verdiğini söyledi.
NTV’ye yaptığı açıklamada kararını bir ankete dayandıran Özer, öğrencilerin pek çoğunun lacivert ceket, gri pantolon, gömlek ve kravattan nefret ettiğini, kravat yüzünden disipline giden öğrencinin de okuldan soğuduğunu savundu. Kravat serbestisi kararını 39 ilçenin milli eğitim müdürlerine bir toplantıyla duyuran Özer, Milliyet’e yaptığı açıklamada da şunları söyledi:
“Kravat takmayan öğrenci, okuldan soğuması, disiplin cezası almaması ve okulla irtibatını kesmemesi için disiplin kuruluna verilmeyecek. Okuldan uzaklaştırılması için herhangi bir işlem yapılmayacak. Öğrenci hava soğuyana kadar, ihtiyaç duyana kadar okul aile birliğinin öngördüğü tişörtü giyebilecek” dedi. Özer’in aldığı karara göre, kot yasağı sürecek.
Öğrencilere kravat serbestisini, “modernleşmenin, aydınlanmanın ve batılılaşmanın Cumhuriyet’le beraber sembolü haline gelen kravata dair bir karşıtlık ve örgütlenme niyeti taşığını” söyleyen Eğitim - Sen eski Genel Başkanı Alaaddin Dinçer’in eleştirilerini de yanıtlayan Özer şöyle dedi:
“Ben kravatı kaldırmıyorum ki. Kravat takmayan çocuk disiplin cezasıyla cezalandırılmayacak. O benim amirim değil. Ben bakanlığa bağlıyım. Çocuklara kravat takmayın cümlesini söylemedim. Biz çocukları disiplin cezalarıyla okuldan uzaklaştırmayı mı yeğliyoruz? İkna etsinler takmayanları, çocuk da taksın.”
6 Eylül 2008 Cumartesi
Kravat cezası artık yok
Yazar:
Manitu
Zamanı:
08:43
0
yorumlama
14 Ocak 2008 Pazartesi
Pasif Sigara İcicisi Bebeklerde Kanser Riski
Sigara içen bir anne veya baba, her nefeste, aynı zamanda, bebeğini de zehirliyor. Bilim adamları, ebeveyni sigara içen bebeklerin idrarlarında, kansere neden olan kimyasallar bulunduğunu açıkladı.
Minnesota Üniversitesi Kanser Merkezi’nden Profesör Dr. Stephen S. Hecht, çocukların yanında kesinlikle sigara içilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Sigarada bulunan NNK (4-(metilnitrosamino)-1-(3-piridil)-1-bütanon) isimli kanserojen kimyasal, insan bedeninde, kansere neden olan NNAL (4-(metilnitrosamino)-1-(3-piridil)-1-bütanol) kimyasalının üretilmesine neden oluyor.144 bebeğin katıldığı araştırmada, aile bireylerinin içtikleri sigara nedeniyle çevresel kanserojen etkiye maruz kalmış bebeklerin %47’sinin idrarında NNAL tespit edildi.
Hecht, bebeklerde belirlenen NNAL miktarının, pasif içici durumundaki çocuklarda ve yetişkinlerde görülen seviyeden çok daha fazla olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “NNAL, sigaraya özgü NNK kanserojen maddesinin, açık bir göstergesidir. NNAL’ye sigara içmeyen veya pasif içici olmayan bebek, çocuk, veya yetişkin, hiç kimsede rastlayamazsınız.”
Daha önce yapılan başka bir çalışmada ise, annesi hamileliği boyunca sigara içmiş yeni doğan bebeklerin idrarında, pasif içici olan diğer bebeklere göre üçte bir oranında daha fazla NNAL bulunduğu belirlenmişti. Bu bebekler, ne yazık ki daha anne karnındayken, plasenta yoluyla kanserojen maddelere maruz kalıyorlar.
Yapılan çalışmada, idrarında NNAL tespit edilen bebeklerin ebeveynlerinin haftada ortalama 76 sigara içtikleri bildirildi. Yapılan çalışmaların, erken dönemde sigara yoluyla kanserojen maddelere maruz kalan bebeklerin genetiklerinin, ne şekilde etkilendiğini açıklamak için henüz yetersiz olduğunu söyleyen Hecht, bu araştırmayla, çocukluk döneminde pasif sigara içicisi olan kişilerde kanser riskinin yüksek olduğunun ortaya konduğunu belirtiyor.
14.01.2008 11:08:00
RealAge
9 Ocak 2008 Çarşamba
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’ İki yaşındaki Ezgi Yağan’a çocukluk çağı kanserlerinden "Nöroblastoma" tanısı konulunca minik kız için zor günler başladı.
Yüksek dozda kemoterapinin ardından, kendi kemik iliğinden toplanan kök hücrelerin nakledileceği Ezgi, en az üç hafta, dünyayla bağlantısının kesileceği KİT (kemik iliği transplantasyon odası) odasında kalacak.
ERZURUM’da oturan ev kadını Hatice Yağan ile bir fabrikada mobilya ustası olan Selahattin Yağan çiftinin, Ebru (9) ve Edanur (7) adlı kızlarının ardından 2 yıl önce Ezgi adını verdikleri kızları dünyaya geldi. Ancak 6 ay önce minik Ezgi rahatsızlandı. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne Ezgi’ye kaynağını sempatik sinir sisteminden alan tümör (nöroblastoma) teşhisi koyuldu. Genç çift, tedavi için İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi’ne sevk edildi.
Geçen yıl aralık ayında hastaneye yatırılan Ezgi, ancak özel giysili hekim ve hemşirelerin girip çıkabildiği, tamamen steril olan KİT odasına alındı ve yüksek doz kemoterapi verilmeye başlandı. Anne kız Yağanlar, en az üç hafta dışarı çıkamayacakları odada birlikte kalırken; Prof. Dr. Savaş Kansoy da tedaviyle ilgili şunları söyledi:
"Burada amaç, tümör için verilebilecek en yüksek doz kemoterapiyi verebilmek. Bu yüksek doz kemoterapiyle tümörde büyük bir antitümör etki yaratılıyor, ama bu arada kendi kemik iliği de yok oluyor. Daha önceden kemik iliği hücresini alıp, dondurarak saklıyoruz. Kemoterapiden sonra bu toplanan kök hücreleri hastaya tekrardan veriyoruz. Yeniden kemik iliği oluşuyor. Amaç yüksek dozda kemoterapiyi verebilmek. Bu bir kez yapılıyor. 10 yıllık hastalıksız yaşam şansı yüzde 10 iken böyle hücre nakli ve yüksek doz kemoterapiyle yüzde 40’a çıkabiliyor. Yani 4 kat hastalıksız yaşam şansını artırabiliyoruz. Ezgi’yi 3 gün önce KİT odasına aldık. Yüksek doz kemoterapi uygulanmaya başlandı. Ardından da kök hücre nakli yapılacak. Nakilden sonra da en az 15 gün o odada kalmak zorunda. Yani odadan hiç çıkmadan en az üç hafta kalacak."
Yılda 3700 çocukta kanser riski
EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar, her yıl 18 yaş altı 3 bin 700 çocukta kanser beklendiğini söyledi. Kanserin genetik özelliğine dikkat çeken Kantar, çocukta görülen kanser riskinde, ebeveynin sigara alışkanlığının da önemli olduğunu kaydetti. Kanser riskinin anne karnında başladığını belirten Kantar, "Hatta anne hamile kalmadan 3 ay öncesinde bebek için kanser riski başlar ve hamilelik boyunca devam eder" dedi.
DHA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, birey, çocuk, duyarlılık, kanser, LÖSEV, sağlık, yardım
2 Aralık 2007 Pazar
Cocuk Dostu Sehir
Çocuk Dostu Şehir
Çocuk Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile UNICEF arasında 2006-2010 dönemini kapsayan ülke programı eylem planı çerçevesinde Çocuk Dostu Şehir Projesinin hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır.
Çocuk Dostu Şehir, Şehrin günlük hayatında çocuk haklarını yaşama geçirmeye özen gösteren herhangi bir kent veya yerel yönetişim sistemidir.
Çocuk Dostu Şehir Girişimi 1996 yılında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansında (HABİTAT ll) alınan ve şehirleri herkes için yaşanabilir mekanlar kılmayı amaçlayan kararın uzantısı olarak başlatılmıştır. Girişim UNICEF’in terminolojisi ile “önce çocuklar” ilkesini temel almaktadır.
Çocuk Dostu Şehir Projesi ile ilgili olarak 19-20 Nisan 2006 tarihlerinde Ankara’da bir toplantı yapılmıştır. Toplantıya İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünün, Strateji Geliştirme Başkanlığının, Türkiye İstatistik Kurumunun, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumunun, Adalet Bakanlığının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, Çevre ve Orman Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının ve Projenin uygulanacağı Antalya, Bursa, Tekirdağ, Kırşehir, Uşak, Gaziantep, Erzincan, Kayseri, Konya, Sivas, Trabzon ve Karaman İllerinin Vali Yardımcıları katılmıştır.
Konu ile ilgili sunular:
| Yerel Yönetim | Çocuk Dostu Şehir | Göstergeler | Atılacak Temel Adımlar |
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:43
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: çocuk, insani kirlilik, türkiye, yaşam
9 Kasım 2007 Cuma
MEB 100 Temel Eser Fiyaskolari
Milli Eğitim Bakanlığı'nın önerdiği kitap tartışılıyor
Mİllİ Eğitim Bakanlığı tarafından önerilen 100 seçme eser arasında bulunan bilmece kitabı tepkilere neden oldu. İşte o bilmeceler Mİllİ Eğitim Bakanlığı tarafından önerilen 100 seçme eser arasında bulunan bilmece kitabı tepkilere neden oldu. İşte tepkilere neden olan bilmecelerden bazıları....
* Ön kapıda karınız avaz avaz bağırıyor, arka kapıda ise köpeğiniz durmaksızın havlıyor. Önce hangisini içeri alırdınız?
Elbette köpeği..... Çünkü köpek içeri girince susar.
* Plajda üç kadın dondurma yiyormuş. Bunlardan biri dondurmayı emerek, diğeri yalayarak, diğeri ise ısırarak yiyor. Sizce bunlardan hangisi evledir?
Parmağında yüzük olan.
* Doktorlar ameliyatta niçin maske takarlar?
Ölen hastalarda parmak izi kalmasın diye.
25 Ekim 2007 Perşembe
Losemililer icin yardimeli
Unutmayın ki lösemili çocuklarımıza uzanan en küçük yardım eli bile onları hayata bağlayan en kuvvetli bağ olacaktır.....
Bu mesaj bu sabah ulaştı şirkete broşürleri ile birlikte..
Gülen gözlerle baktıkları belli dünyaya, ama yardıma,desteğe muhtaçlar.
Belkide bir anne olduğum için bu kadar etklilendim o güzel gözlerle bakan çocuklardan.
Ama annelik bir yana insanlık galiba bu his..
Şirket olarak bugün löseve bir katkımız olacak onlara havlu göndereceğiz.........
Gerekli bilgileri almak için lösevi aradım.O kadar sıcak bir sestiki telefonun diğer ucundan gelen ses.
İYİKİ VARSINIZ dedi sadece.
Ve düşündüm belkide şirket adına değilde, şahıslar olarak bizimde bir katkımız olabilir löseve..
Belki bir çocuğa umut oluruz bir ışık oluruz dedim kendi kendime ve bunu sizlerle paylaşmak istedim...
İsteğim sadece birbirimize onca saçma mail göndermektense bu maili yollayalım.Bakarsınız bir işe yarar
ve bir ışıkta biz tutarız çocuklarımıza(Unutmayalım o çocuklar bizim geleceğimiz)
Sağlıkla kalın....
Aysun DURMAZ
LÖSEV
Bağışlarınız İçin ortak hesap numaramız 0660 tüm bankalara havale ücreti ödemeden 1 YTL bile bağışlayabilirsiniz
www.losev.org.tr losev@...
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:04
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: çocuk, duyarlılık, LÖSEV, vakıf, yardım
3 Ekim 2007 Çarşamba
Meryem Okumak istiyor
Bu sorunları aştığımız gün neler neler değişecek.. Analar eğitimli olunca herkes eğitimli olacaktır doğal olarak..
Meryem okumak istiyor babası ise evlendiriyor Adana’da, 16 yaşındaki Meryem Aslan bugüne kadar hiç okul yüzü görmedi. "Haydi Kızlar Okula" kampanyası kapsamında Meryem de okula gönderilmek istendi. Ancak ailesi, Meryem’i evlendireceğini söyleyerek buna izin vermedi. Meryem ise okula gitmek istiyor.Milli Eğitim Bakanlığı ve UNICEF işbirliği ile ilköğrenim çağında olan kız çocuklarının eğitime kazandırılması amacıyla sürdürülen kampanya, Adana’da yüzlerce kız çocuğunu okulla tanıştırırken, ailenin ikna olmadığı için bu eğitimden mahrum kalanlar da var.
Adana’da, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden göçle gelenlerin yoğun yaşadığı Gülbahçesi Mahallesi’nde bulunan Orgeneral Bedrettin Demirel İlköğretim Okulu’nun Müdürü Bahri Bahadır ile okulun Müdür Yardımcısı Şerife İlengir, kampanya kapsamında okullu olmak isteyen, buna karşılık babası tarafından evlendirilmek istendiği için okula gönderilmeyen Meryem Aslan’ı evinde ziyaret etti.
Baba Osman Kaplan ile görüşen Müdür Bahri Bahadır, eğitimin önemine dikkati çekerek, "Anayasamıza göre, kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Siz çocuğunuzu okula göndermemekle ona kötülük yapıyorsunuz. En azından ilköğretim okulu diplomasını almalı. Üstelik daha çocuk yaşta evlendirmeniz de doğru değil" dedi.
Bahri Bahadır, okullu yaptıkları çocukların ihtiyaçlarını da karşıladıklarını bu yüzden ailelerine hiçbir yük getirmediklerini belirterek, "Seyhan Kaymakamımız İsmail Hakkı Develi de Meryem’in durumunu biliyor. Kendisi, onu okula göndermeniz halinde ihtiyaç varsa her türlü desteği yapacağını bildirdi" dedi. Ancak, büyük kızı gibi Meryem’i de okula göndermeyeceğini bildiren Osman Kaplan, Meryem’i bir akrabalarıyla evlendireceğini söyledi. Olup biteni kapı aralığından izleyen Meryem Aslan ise kampanya görevlilerinin "Okul mu evlilik mi?" sorusuna, "Elbette okulumu isterim. Ben hiç okul görmedim, önlük giymedim, bu benim en büyük hayalim" dedi.
25 Eylül 2007 Salı
Zeki Cocuklar icin Balik Tuketilmeli
Zeki çocuk için balık...
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Küçüködük, "Çocukların normal gelişiminin yanı sıra beyin gelişimleri için de haftada iki gün mutlaka balık tüketmeleri gerekir" dedi.
Prof. Dr. Küçüködük, AA muhabirine yaptığı açıklamada, beslenme ile beyin gelişimi arasında yakından ilişki olduğunu söyledi.
Beyin yapısının büyük kısmının yağ dokusundan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Küçüködük, çocuk beslenmesinde yağ içerikli gıdaların büyük önem arz ettiğini kaydetti.
Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin sinir hücrelerinin (nöron) büyüme ve gelişmesinde son derece önemli rol üstlendiğini bildiren Prof. Dr. Küçüködük, Omega-3 yağ asitlerinin, soğuk su balıklarında bol miktarda bulunduğunu ifade etti.
Balığın sağlıklı beslenmede vazgeçilmez bir gıda maddesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Küçüködük, özellikle çocuklara genel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi için de balık yedirilmesi gerektiğini vurguladı.
Çocuklara 7. aydan itibaren balık yedirilmesini öneren Prof. Dr.
Küçüködük, şunları kaydetti:
"Çocukların normal gelişiminin yanı sıra beyin gelişimleri için de haftada iki gün mutlaka balık tüketmeleri gerekir. Özellikle somon, uskumru, ton balığı, sardalya gibi balıklar Omega-3 yönünden oldukça zengin balıklardır. Omega-3 yağ asitlerinden DHA insan beynindeki hücrelerin yenilenmesine katkıda bulunur. Balık türüne göre Omega-3 miktarı farklılık gösterebilir. Genellikle ızgarası yapılan balıklar, Omega-3 yönünden zengin balıklar. Ülkemizde en çok tüketilen balıklardan olan hamsi de Omega-3 ihtiyacını karşılayacak düzeyde."
HAMİLELİKTE BALIK TÜKETMELİ
Beyin gelişiminin anne karnında başladığını ifade eden Prof. Dr. Küçüködük, anne karnındaki bebeğin gelişimi ve anne sağlığı için gebelerin de mutlaka balık tüketmeleri gerektiğini söyledi.
Gebelikte özellikle son 3 ayda anneden bebeğe önemli ölçüde Omega-3 yağ asitleri aktarıldığını bildiren Prof. Dr. Küçüködük, gebelerin bu dönemde bol miktarda balık tüketmesinin yararlı olacağını belirtti.
Prof. Dr. Küçüködük, bol balık yiyen gebelerde erken doğum, düşük ağırlıklı bebek doğurma riskinin de az olduğunu kaydetti.
21 Eylül 2007 Cuma
Balkon Fikrasi
Balkon Fıkrası
Kari-koca tatil gunu evde televizyon seyretmekten sıkılmıs, yatak odasina gecmeye karar vermisler.... ama ne mumkun.....7 yasindaki oglan evde.....
Oglum, hadi biraz sokaga cik, gez, oyna! ıhhhhh. ısrar faydasiz. afacanin sokakta gozu yok.
- oyleyse, diyor baba, annenle ben odamiza gecelim, sen de balkona. etrafta neler olup bitiyor, yuksek sesle bize rapor et !
Oglan biraz miziklanmakla birlikte caresiz balkona geciyor. bizimkiler de yataga.
Ve afacan canli yayina basliyor:
- su an bizim sitenin otoparkina yabanci bir arac park etti. simdi de aygaz arabasi sokaga giris yapti. yasli bir kadin markete giriyor......
Kisa bir sessizlik...ve rapora devam:
- yan komsumuz ahmet bey amcayla karisi necla teyze yatak odasinda sevisiyorlar. yataktakiler sok vaziyette.
Baba sesleniyor:
- oglum, nereden cikardin simdi bunu ?
- hicc. kucuk kizlari ayse balkonda dikiliyor da :)
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:40
0
yorumlama
12 Eylül 2007 Çarşamba
Ozurlu Ogrencilere Burs
Ozurlu Ogrencilere Burs
Özürlüler Vakfı tarafından %40 ve üzerinde özrü bulunan
arkadaşlara üniversite öğrenimi için burs verilecektir.
Lütfen bu mesajı ne kadar çok kişiye ulaşabilirsek o kadar
iyi olur.
Burs almak isteyen arkadaşlar
1- http://www.ozurlulervakfi.org.tr adresindeki burs talep formunu
doldurarak,
2- ahmet@ozurlulervafi.org.tr aderesaine mail atarak,
3- 0212 263 88 28 ( dahili 13 ) telefonu arayarak,
4- 0212 263 65 64 fax çekerek başvuruda bulunabilirler.
Ayrıca iş arayan özürlü arkadaşlar cv'lerini yukarıda belitilen adres ve
fax ile ulaştırabilirler.
Ayrıca özürlü işçi arayan yada burs vermek isteyen arkadaşlarda vakfımız
ile temasa geçebilirler.
Saygılarımla
Ahmet Bağbekleyen
Özürlüler Vakfı Sosyal Projeler Sorumlusu
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:44
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: çocuk, duyarlılık, engelliler, toplumsal, türkiye, yardım
28 Ağustos 2007 Salı
Anne ve Babalara
Anne ve Babalara
Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,
Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,
Kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
Sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse,
Kendisini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk devamlı desteklenip yüreklendirilmişse,
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyümüşse,
Adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
DOROTHY NOLTE
Anneden Cocuguna ilginc Bir Ceza
İlginç Ceza
ABD'de kızının yaramazlığından bıkan anneden bakın kızına nasıl bir ceza verdi
ABD'nin Tennessee eyaletine bağlı Memphis kentinde, 13 yaşındaki kızının yaramazlıklarından bıkan anne, üzerinde dikkat çekici bir yazıyla işlek bir caddede ayakta durma cezası verdi.
Tashara Wilkins adlı 13 yaşındaki kız, üzerinde "Anne, babama itaat etmiyorum. Ben bir yalancıyım. Annemden çalıyorum. Çok kötü bir huyum var" yazısıyla yoldan geçenlerin şaşkın bakışları arasında caddede bekleme cezasını çekti.
Anne Cherie Wilkins, verdiği ceza hakkında WMC-TV adlı televizyon kanalına yaptığı açıklamada, "Diğer hiçbir cezalandırma yöntemi işe yaramadı. Bu yüzden bugün kızımı toplum önünde utandırıyorum. Umarım bunun ona faydası olur. Çocuğumu seviyorum. Onu öldüresiye dövebilirdim ama yapmıyorum" diye konuştu.
CEZA İŞE YARAYACAK
Bayan Wilkins, kızını pazar sabahı yaptığı kötü bir davranış nedeniyle cezalandırdığını sözlerine ekledi. Cezasını çeken Tashara da yaptığı yaramazlıkları gösteren bir yazıyı üstünde taşımasının kendisinin gözünü açtığını belirterek "Bu ceza işe bile yarayabilir. Daha iyi davranmaya başlayacağım, çünkü herkes bana üstümdeki yazıyla deliymişim gibi bakarken burada dikilmek istemiyorum" dedi.
Bayan Wilkins, verdiği cezanın henüz bitmediğini, kızının salı günü kiliseye giderken de yine aynı yazıyı üzerinde taşıyacağını söyledi.
23 Ağustos 2007 Perşembe
Cocuk Yapmamak icin 40 Neden!!!
Çocuklar doğurulmasaydı şu an ne kendisi ne de bizler bu satırlara şahit olamazdık. Bunu bir kere daha düşünmeye gerek var sanırım... Eğer kolaya kaçar ve hiç çocuk yapmam diyorsanız yarının kurtarıcılarını yetiştirme ihtimalini azaltıyorsunuz demektir.
Çocuk sahibi olmamak için 40 neden
"Çocuklar rahatsız edici ve can sıkıcı yaratıklar."
43 yaşındaki Corinne Maier yazdığı "Çocuğa Hayır: Çocuk Sahibi Olmamak İçin 40 Neden" adlı kitabıyla ülkesi Fransa'da büyük tartışmalara yol açtı.
Yazara göre çocuklar rahatsız edici ve can sıkıcı yaratıklar. Maier "Çocuk yetiştirmek çok zaman alıyor ve üstelik buna değmiyor çünkü mükemmel bir çocuk yetiştirebilmek mümkün değil" dedi. Yazar bu nedenlerden dolayı çocuk yapmanın "gereksiz" olduğunu savunuyor ve son dönemlerde çocuk yapan ünlüleri de "modaya uygun olmak" için bu zahmete katlanmakla suçluyor.
Hürriyet
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:44
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, çocuk, dünya, ilginç, kadin-erkek, kitap
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Yine Bir Cinsel istismar!
Yuvada kalan 14 yaşındaki kıza, ağabeyinin 2 eşli patronu tecavüz etmiş
BATMAN’da, Sosyal Hizletler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na ait çocuk yuvasında kalan lise öğrencisi 14 yaşındaki H.S.’ye, ziyaret ettiği ağabeyinin çalıştığı restoran sahibinin tecavüz ettiği ortaya çıktı. 4 aylık hamile olan H.S. ile ilgili Savcılık soruşturma başlatırken, H.S.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alanan ve 2 eşli olduğu belirtilen 35 yaşındaki Erkan Bayer, tutuklanarak cezaevine konuldu. Batman Valisi Recep Kızılcık, olayın çocuk yuvasının dışında meydana geldiğini belirterek, “Buna rağmen çocuk yuvasındaki görevliler hakkında soruşturma başlatıldı'' dedi.
Siirt’in Eruh İlçesi'nden, 31 Mart 2007 tarihinde Batman’da çalışan ağabeyi Mehmet Sezen’in yanına gelen ve burada İMKB Lisesi'nde eğitimine devam eden H.S., kalacak yeri olmadığı için çocuk yuvasına yerleştirildi. 4 ay önce Turgut Özal Bulvarı'ndaki, ağabeyi M.S.’nin çalıştığı restorana giden H.S., restoran sahibi ile tanıştı. İki eşli olduğu belirtilen restoran sahibi Erkan Bayer, iddiaya göre daha sonra genç kıza 2 kez tecavüz etti. Korkusundan 4 aydır olayı kimseye anlatamayan H.S. geçen cuma günü fenalaşınca, yurt görevlileri tarafından Batman Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Hastanede yapılan kontrollerde, H.S.’nin 4 aylık hamile olduğu ortaya çıktı.
Konu Batman Valiliği'ne aktarılınca, Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlatarak tecavüz zanlısı Erkan Bayer'i gözaltına aldı. Bugün öğle saetlerinde adliyeye çıkartılan Bayer tutuklanarak cezaevine konuldu.
YUVA GÖREVLİLERİNE SORUŞTURMA
Batman Valisi Recep Kızılcık, olayın çocuk yuvasının dışında meydana geldiğini vurgulayarak, “Ancak buna rağmen çocuk yuvasındaki görevliler hakkında soruşturma başlatıldı. Bundan böyle yurtta kalan çocuklar izinde bile gözetim altında tutulacak. Kız çocuğumuz şu anda yurtta psikolojik tedavi görüyor. Durumu iyi. Son derece üzücü ve çirkin bir olaydır'' diye konuştu.
Arif ARSLAN/BATMAN, (DHA)
Yazar:
Manitu
Zamanı:
19:15
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: çocuk, insani kirlilik, kötülük, problem, suç toplumu, toplumsal, türkiye
18 Ağustos 2007 Cumartesi
Hayattaki Secenekler - Shay'in Hikayesi
HAYATTAKI SECENEKLER
Sevgili Dostlar,
Secenekler
Ne yapardiniz?....karari siz verin. Komik bir cumle beklemeyin, cunku yok.
Yine de okuyun. Sorum su: Ayni karari siz verir miydiniz?
Okuma ve ogrenme zorlugu ceken cocuklara ozel egitim veren bir okul icin
bagis toplama yemeginde, cocuklardan birisinin babasi katilimcilar
tarafindan asla unutulmayacak bir konusma yapti. Okula ve kendini adamis
ogretmenleri kutladiktan sonra soyle bir soru sordu: 'Disardaki etkenler
tarafindan etkilenmedikce doga herseyi mukemmel bir sekil ve sirada
yapiyor. Ama yine de oglum Shay, diger cocuklarin ogrendikleri gibi
ogrenemiyor. Diger cocuklarin anlayabildikleri gibi anlayamiyor. Oglumda
dogal olmasi gerekenler seyler nerede?'
Bu soru karsisinda dinleyiciler sessiz kaldilar.
Baba devam etti. 'Ben inaniyorum ki, dunyaya fiziksel ve zeka engelli Shay
gibi bir cocuk geldiginde, gercek insan dogasi kendini gosterme firsatini
buluyor ve bu da insanlarin o cocuga davranis sekillerinde kendini
gosteriyor.'
Ve sonra asagidaki hikayeyi anlatmaya basladi:
Shay ve babasi bir gun parkta Shayin tanidigi birkac cocugun baseball
oynadiklarini gorduler. Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babasi cogu cocugun Shay gibi bir cocugun takimlarinda oynamasini
istemeyeceklerini ama ayni zamanda eger ogluna izin verirlerse oglunun o
cok ihtiyacini duydugu, engellerine ragmen baskalari tarafindan kabul
edilmenin ozguveni ve sahiplenme duygusunu verecegini de biliyordu.
Shay'in babasi cocuklardan birinin yanina yaklasti ve (fazla birsey
beklemeyerek) Shay in oynayip oynayamayacagini sordu. Cocuk soyle
danisabilecegi birilerine bakti ve sonra 'Su anda 6 sayi gerideyiz ve oyun
sekizinci turunda. Herhalde takima girebilir ben de onu dokuzuncu turda
vurucu olarak sokmaya calisirim' dedi.
Shay buyuk bir gayretle takimin yanina gitti ve yuzunde kocaman bir
gulumseme ile takim t-shirtini giydi. Babasi gozunde yas, kalbi sicak
duygularla dolu onu izledi. Cocuklar oglunun kabul edilmesinden dolayi
babanin mutlulugunu gorduler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takimi birkac
puan kazandi ama hala 3 sayi gerideydi. Dokuzuncu turun basinda Shay
eldiveni eline gecirdi ve sag acik sahaya cikti. Ona dogru hic top isabet
etmemesine ragmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasi ona
tribunlerden el salladigini gordugunde yuzunde kocaman bir gulumseme vardi.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takimi yine puan kazan di. Simdi butun
kaleler doluydu, oyunu kazanma sansi ortaya cikmisti ve topa vurma sirasi
Shay'e gelmisti.
Bu noktada Shay'in vurucu olmasina izin vererek oyunu kaybetme riskini mi
almaliydilar? Sasirtici bir hamleyle Shay'e sopayi verdiler. Herkes topa
isabet ettirme sansinin sifir oldugunu biliyorlardi cunku birakin topa
vurmayi Shay sopayi bile elinde tutmasini bilmiyordu.
Ama Shay sahaya ciktiginda top atici, diger takimin kazanma sanslarini bir
kenara birakarak Shay'e bu firsati tanidiklarini gorunce birkac adim one
giderek yumusak bir sekilde topu Shay'e dogru firlatti. Ilk topa Shay
zorlukla sopayi savurdu ama iskaladi. Atici tekrar birkac adim one dogru
geldi ve topu yine yumusak bir sekilde Shay'e dogru atti. Shay sopayi
savurdu ve hafifce topa dokunarak yere aticiya dogru vurdu.
Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldi ve ilk kalede ki adamina
kolaylikla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
Ama atici topu aldi ve ilk kaledeki adaminin basinin uzerinden diger takim
arkadaslarinin erisemeyecegi yere firlatti.
Tribunlerdeki herkes ve iki takimda bagirmaya basladilar, 'Shay, ilk kaleye
kos, ilk kaleye kos!' Shay hayatinda hic bu kadar uzaga kosmamisti ama ilk
kaleye gidebildi. Saskinliktan buyumus gozleriyle yere coktu.
Herkes bagirmaya devam etti, 'Ikinci kaleye kos, ikinci kaleye kos' Nefes
nefese Shay zorlukla ikinci kaleye kosabildi. Shay ikinci kaleye geldigi
sirada acik sahada diger takimdan biri topu almisti ... takimin en kucugu
olan bu cocuk kahraman olma sansini elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki
adamina atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladigindan o da kasitli
olarak topu ucuncu kaledeki arkadasinin basinin uzerinden atti.
Herkes bagiriyo rdu, 'Shay, Shay, Shay, butun yolu kos Shay'
Karsi takimdan birinin yardim ederek onu ucuncu kaleye dogru dondurmesiyle
Shay ucuncu kaleye kosabildi, 'Ucuncuye kos! Shay, ucuncuye kos!'
Shay ucuncuye gelirken diger takimdaki cocuklar ve seyirciler ayaga
kalkmislardi ve bagiriyorlardi, 'Shay, hepsini kos! Hepsini kos!' Shay
hepsini kostu ve oyunu takimi icin kazanan bir kahraman olarak herkes
tarafindan alkislandi.
'O gun', dedi babasi, gozlerinden yaslar asagiya dogru suzulerek,
'iki takimdaki cocuklar da dunyaya bir parca sevgi ve insanlik getirmeyi
basardilar'.
Shay bir sonraki yaza yetisemedi. O kis oldu. Bir kahraman oldugunu ve
babasini mutlu ettigini, ve eve geldiginde annesinin de gozyaslari icinde
onu kucakladigini asla unutmadi.
Son NOKTA: E-mail ile hic dusunmeden binlerce fikra yolluyoruz, ama
hayattaki seciml er konusunda mesaj oldugunda insanlar tereddut ediyorlar.
Bunu size yollayan kisi hepimizin bir farklilik yaratabilecegimiz inancini
tasiyor. Hepimizin her gun binlerce firsati olabiliyor 'dogal olan seyleri'
gerceklestirmek icin.
Bilgin bir adam bir zamanlar demiski: her toplum, kendilerinden daha az
sansli olanlara nasil davrandigiyla degerlendirilir.
Simdi iki seceneginiz var:
1. Delete
2. Forward
Gununuz bir Shay gunu olsun!
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:06
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, bencillik, çocuk, duyarlılık, eğitim, engelliler, insan, kültür, problem, psikoloji, sosyal
1 Ağustos 2007 Çarşamba
Oktay'i Yasatalim Kampanyasi'na Destek Olun!
Oktay' ın annesi Süheyla Hanım' ın kaleminden;
Kastamonun Bozkurt kütüğüne kayıtlı Süheyla ve Ahmet Akdeniz ailesi.
30.07.1985 Tarihinde Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesinde gayet sağlıklı bir erkek çocuğumuz dünyaya geldi. Dünyalar bizim olmuştu. Üç tane kız çocuğundan sonra Allah bize birde erkek evlat vermişti. Şükür ediyorduk ve çok mutluyduk. Nasıl bilebilirdik ki sevincimizin çok kısa süreceğini, üzerimize kabus gibi simsiyah kapkara bulutların saracağını, yavrumuzun hayatının kararacağını, geleceğinin umutlarının sona erdiğini, yıllarca acılarla boğuşacağımızı.
Evet, 15 ay geçmişti ve Oktay' ın kasık fıtığı teşhisiyle yatırıldığı hastanede bizim için o kabus dolu günler başlamıştı. (Çok kıymetli, saygıdeğer, mesleğini verdikleri yemine bağlı olarak yapan, işinin sorumluluğunu bilincinde olan eli öpülesi değerli doktarları tenzii ediyorum.) Benim yavrum, dikkatsiz, sorumsuz, mesleğini sevmeyen, önem vermeyen içinde Allah korkusu olmayan doktorların elinde (adı bizde saklı) eline düşmüştü besbelli.
Ameliyata başlamadan (fazla narkozdan) kalbi durmuş yavrumuzun. Beyin hücreleri tamamen ölmüş. Bir müddet sonra çalıştırılan kalp sonucu yavrumuzu 3 ay boyunca bitkisel hayatta kalmasına sebep olmuşlardır. Reanimasyon servisinde ölümle yaşam arasındaki o düz çizgide geçen 3 ay sonunda yavrumuzu taburcu ettiklerinde Oktay' ın bütün vücudu felç olmuş gören gözler görmez olmuştu. Bilince yerinde değil ve devamlı epilepsi geçiren beyin bütün fonksiyonlarını yitirmiş bir külçe halinde bize teslim ettiler. Yavrumuzun hayatı, geleceği, umutları, hayalleri, idealleri diye bir şey yoktu artık.
Ve bizim hayatla savaşımız o gün başlamıştı. Önümüzde çok işimiz vardı. Aşılacak dağlar, verilecek mücadeleler, engeller. O zaman anladık ki biz imkansızı başarmalıyız, güçlü olmalıyız, bütün engellerin üstesinden gelmeliyiz diyerek Allah' ın izniyle, bize verdiği güçle, mücadelemize kanımızın son damlasına kadar, yavrumuz için maddi, manevi ne yapılması gerekiyorsa yapmaya başlamıştık artık.
Eğitimler, fizyoterapiler yıllarımızı aldı ama evet savaşı kazanıyorduk artık. En önemlisi yavrumuz ağızdan beslenmeye başladı. Sırt üstü yattığı yerden dönebiliyordu. Agucuklarla başlayan konuşmasında ağzından heceler ve kelimeler almaya başlamıştık. 8 yaşında adım atabiliyordu ve biz Oktay' la bir bütündük artık, o bizim her şeyimiz, canımız, yaşama sevincimiz, en değerli hazinemizdi. Çünkü onu yeniden hayata kazandırmıştık. Allah onu bize bağışlamıştı.
Oktay o kadar tatlı bir çocuk ki, görüpte sevmeyecek birini düşünemiyorum. Saygılı, sevecen, fedakar, paylaşmayı seven, sohbet etmeyi çok seven, fanatik bir Fenerbahçe' li. En büyük arzusu Fenerbahçe' li futbolcularla tanışmak, Fenerbahçe maçlarını stattan izlemek. (Gözleri görmüyor ama Fenerbahçe deyince göz bebekleri başka parlıyor.) Fenerbahçe marşlarını dinlemek en büyük zevklerinden biri.
İşte hayatımız böyle devam ederken bizi daha ciddi boyutta yaralayan, yıllarımızı verdiğimiz bu kadar emeğimizin boşa gideceği (yavrumuzu tam kazandık derken) önümüze çıkan bu sorunla hayatımız yeniden karardı. Artık bu bizim gücümüzü aşıyordu. Çünkü işin maddi boyutu çok yüksekti. Biz bitmiştik artık.
Evet, işte sözün bittiği yerdeyiz. Çaresiz, umutsuz, kimsesiz, OKTAY 'ın Annesi Süheyla ...
Oktay Ameliyat Olmazsa;
"S" şeklini alan omurga kemiği ciğerlere ve kalbe basınç yapmakta, kaburga kemikleri arasında sıkışan bu organlar işlevini yapmakta aşırı derecede zorlanmaktadır. Bu durum Oktay' a dayanılmaz ağrı ve acılara sebep olduğu gibi solunum yetmezliğinden Oktay' ı aniden kaybetme korkusu ile karşı karşıyayız. Yavrumuzu, canımızı yitirmek istemiyoruz. Ne yazık ki doktoru Oktay' a çok kısa bir ömür biçti ...
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:35
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: çocuk, duyarlılık, engelliler, insan, kampanya, sağlık, türkiye, vakıf, yardım
31 Temmuz 2007 Salı
Oyun bağımlılığı... Babası ölen çocuk, ''Babamın sadece bir canı varmış'' dedi
Zaman böyle bir zaman olmuş maalesef..! Ölen babası için yaptığı yoruma bakın. Bilgisayar oyunları belirli yönlenden yararlı olabiliyor. Ama örnekte de görüldüğü gibi olumsuz sonuçları da olabiliyor. Çocukların bilgisayar ile aralarının iyi olmasını sağlar, refleksleri geliştirir, çok yönlü düşünmeyi sağlar, hızlı karar ve problem çözme mekanizmasını hızlandırabilir. Ancak herşeyin fazlası zararlıdır teorisi burada da geçerli...
Oyun bağımlılığı... Babası ölen çocuk, ''Babamın sadece bir canı varmış'' dedi
Tuba Karahan - AA - Milliyet Online
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Ferhunde Öktem, bilgisayar oyunu ve internet bağımlılığının giderek büyüyen bir tehlike olduğuna dikkati çekerek, "İnternet ve bilgisayar bağımlılığı, tıbbi bağımlılık arasına alındı. Hastaneye çok ağır, hastane koşullarında tedavi edilmesi gereken çocuklar gelmeye başladı" dedi.
AA muhabirinin, bilgisayar oyunlarının çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin sorularını yanıtlayan Öktem, ekran karşısında çok fazla vakit geçiren çocukların gerçek dünyayı öğrenemediklerini söyledi. Sanal dünyanın, çocukların yalancı kişilikler geliştirmesinde de etkili olduğunu belirten Öktem, bu etkinin çocukların aileleri ve arkadaşlarıyla arasındaki paylaşımlara da yansıdığını kaydetti.
Öktem, ailelerin kendilerine en çok çocuklarını ekran karşısından kaldıramadıkları şikayetiyle başvurduklarını söyledi. Yaşamda her şeyin dengeli olarak verilmesi gerektiğini ifade eden Öktem, çocukların özellikle bilgisayar ekranı karşısında çok fazla vakit geçirmesinin ciddi sorunlara neden olabileceğini, böyle bir durumda da ailelerin mutlaka yardım alması gerektiğini vurguladı.
"BABAMIN BİR CANI VARMIŞ"
Küçük yaşlardan itibaren çok fazla bilgisayar oyunları oynayan çocukların yaşama karşı duyarsızlaştıklarını da belirten Öktem, bu çocukların yapaylıklar arasında büyüdüklerini ve gerçek dünyadaki duygulardan yoksun olduklarını söyledi.
Babasını kaybetmiş küçük bir çocuğun hayretler içinde kendisine "Babamın sadece bir canı varmış" dediğini anlatan Öktem, "Çocuklar, bilgisayar oyunlarındaki gibi bir tuşla tekrar yaşatılan kahramanların hayatlarıyla gerçek hayat arasındaki farkları algılamakta zorlanabiliyor" dedi.
Bu çocukların arkadaşlık, dostluk, paylaşım gibi duygulardan uzak yaşadıklarını anlatan Öktem, "Çocuklarımıza en çok onlarla paylaşımda bulunduğumuz zaman bir şeyler öğretebiliriz. Bu çocuklar ise odaya kapanıyorlar ve bilgisayarla vakit geçiriyorlar. Böylelikle ailenin deneyimi, ortak yaşantıları, olanakları da çocuklara sunulamamış oluyor" diye konuştu.
Öktem, güvenlik endişesiyle çocuklarının evde bilgisayar oynamasını mazur gören anneler de bulunduğunu hatırlatarak, bunun çocuk için ileride çok ciddi sorunlara neden olabileceğini söyledi. Öktem, özellikle internet kullanımının denetlenmemesi halinde, çocukların dışarıdaki tehlikelerle çok daha fazlasıyla karşılaşma olasılıkları bulunduğuna işaret etti.
"VÜCUT GELİŞİMLERİNE DE ZARAR VERİYOR"
Bilgisayar oyunlarının çocukların dışarıda geçirdikleri oyun zamanlarını da yok ettiğini belirten Öktem, çocukların pek çok şeyi oyunların kahramanları üzerinden yaşadıklarını söyledi.
Çocukların bilgisayar karşısında sadece parmakları ve gözlerini kullandıklarını kaydeden Öktem, "Bu oyunlarda bedensel hiçbir güç kullanılmadığı için çocukların vücutlarının gelişimleri de aksıyor.
Kasları, göğüs kafesleri gelişmiyor. Kemik yapılarında da bozulmalar, eğrilikler ya da çarpıklıklar görülebiliyor" dedi.
Öktem, bilgisayar oyunları nedeniyle çocukların kilo almaya başladıklarını ya da yemek yemeyi unuttuğu için ciddi kilo kaybı yaşadıklarını anlattı. Çocukların bilgisayar karşısında ne yediğinin de farkında olmadığını ifade eden Öktem, "İnternet ve bilgisayar bağımlılığı tıbbi bağımlılık arasına da alındı. Çok önemli bir tanı olmaya başladı. Çok ağır, hastane koşullarında tedavi edilmesi gereken çocuklar gelmeye başladı hastaneye" diye konuştu.
"OYUNLARDAKİ ŞİDDET, ŞİDDETE KARŞI DUYARSIZLAŞTIRIYOR"
Bilgisayar oyunlarının içerdiği en büyük tehlikenin, şiddet olduğunu vurgulayan Öktem, zaman zaman internet kafelerde çocukların konuşmalarını dinlediğini anlattı. Çocukların birbirlerine "sen kaç kişiyi öldürdün?", "O iyice ölmedi, bir daha ez iyice" dediklerini belirten Öktem, gerçek yaşamın yaşatma, düzeltme, iyileştirme üzerine kurulu olduğunu, ancak oyunların çocuklara gerçek yaşamın tam tersi değerleri öğrettiğini ifade etti. Öktem, bilgisayar oyunlarında sunulan şiddetin, çocuğun yaşam içerisindeki şiddete karşı duyarsızlaşmasına neden olduğunu bildirdi.
Herkesin çok ciddi bir biçimde "oyun" denilen şeyin amacının ve olumsuzluklarının farkında olması gerektiğini kaydeden Öktem, bu konuda toplumda bilinç yaratılması gerektiğini belirtti. Bunun, televizyonlarda yayınlanacak spotlar ya da oyunların üzerine yazılacak uyarılarla yapılmasının çok önemli olduğunu belirten Öktem, "Anne babanın da çocuğu denetlemesi şarttır" dedi.
BİLGİSAYAR OYUNLARININ OLUMLU ETKİLERİ
Çocukların hayatlarında oyunun çok önemli bir yeri olduğunu kaydeden Öktem, oyunun her türlüsünün çocukların sağlıklı gelişmeleri ve yetişmeleri için bir ihtiyaç olduğunu belirtti. Bilgisayarlardaki bazı oyunların, çocukların gelişmelerine olumlu katkıları olduğunu ifade eden Öktem, "Çocuğun en iyi bildiği dil, oyun olduğu için teknolojiyi de oyunla öğreniyor. Oyunlar sayesinde çocukların tepki hızı artıyor.
Ayrıca bilgisayar oyunları öğrenmede en temel şey olan tekrar olanağı veriyor. Çocuk uzmanlaşana kadar o oyunu tekrar tekrar oynayabiliyor" dedi.
Bilgisayarlar aracılığıyla içine kapanık, çok arkadaşı olmayan çocuklar için de bir paylaşım ortamının yaşandığını belirten Öktem, "Ancak bu paylaşma sanal bir paylaşma. İnteraktif, etkileşimli oyunlar dediğimiz oyunlarda çocuk farklı bir kişiliğe bürünebiliyor, farklı bir kahramanın rolüne girebiliyor ama yapay da olsa, sanal da olsa bir dostluk, arkadaşlık kurulmuş oluyor" diye konuştu.
26 Temmuz 2007 Perşembe
Anakara'da 3 Yasinda Bir Cocugu Kene Isırdı
Başkent'te 3 yaşındaki çocuğu kene ısırdı
NKARA (İHA) - Başkent'te 3 yaşlarındaki bir çocuk, kene ısırdığı iddiasıyla Gazi Üniversitesi Çocuk Acil Servisi'ne kaldırıldı.
Alınan bilgiye göre, Yenimahalle Sağlık Ocağı'na annesi tarafından getirilen 3 yaşındaki ismi açıklanmayan bir çocuk, kene ısırması şüphesiyle Gazi Üniversitesi Çocuk Acil Servisi'ne sevk edildi. Gazi Üniversitesi Çocuk Acil Servisi'ne getirilen çocuk, burada doktorlar tarafından muayene edildi. Kesin sonucun, yapılan tetkiklerden sonra ortaya çıkacağı bildirildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
08:42
0
yorumlama
21 Temmuz 2007 Cumartesi
Turkiye'nin Kaybolan Nesli
İçimi yaralayan bir şiirdi. Uzun zaman oldu dinlemeyeli. Ve bugün internette rastlayınca paylaşmak istedim. Bir yerlerde rastlarsanız eğer dinlemizi tavsiye ederim.
Türkiyenin kaybolan nesli
SOKAK ÇOCUĞU
Sayfa no YOK
Cilt no YOK
Hane no YOK
Ana adı?
Ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması asılı kalan çocuk varya,
bilyelerini rüyalarında unutan çocuk,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran çocuk
o benim işte , o benim abi
sahi, bir annem olmalıydı değilmi?
ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
sahi abi, tadı nasıldı anne sütünün?
anneler nasıl okşar çocuklarını
anne kokusu nasıldır kimbilir?
ana ha?
bir anne çizebilirmisin benim için
karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
unutulmuş çocukların ürkek avuçlarına bir anne
ve yanına beni eklermisini abi?
tıpkı sulu boya resimlerdeki gibi
sımsıcak...
Sahi abi, senin gözlerni kesmiyor değilmi
bir köprünün soğuk giergin ve karanlık bedeni
sahi sen hiç seyrettinmi ay dedeyi bir köprünün altından?
üşüdünmü abi kayan bir yıldıza bakarken?
abi sen, abi sen? boşver...
gel boyat istersen ayakkabılarını
ben, aha şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum yaşama
gel boyat ayakkabılarını
boyat da resmi çıksın
dostun, düşmanın tüm kaldırımlara
sayfa no yok
cilt no yok
hane no yok
yokların varlığında tam göbek bağından yakalandınmı hiç yalnızlığa?
sahi bir de birde babam olmalıydı değilmi?
baba?
beni döveecek bir babam bile yok biliyormusun?
nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan
kim bilir bayramda neler alır babalar çocuklarına
unutmuşum !!
Bayramlarınızda vardı sizin öyle değilmi
arefeleriniz...
bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum
güneşe ve mehtaba...
yankısız, benstelenmemiş ve bestelenmeyecek
serseri ıslıklar...
bir babam olsaydı belki yeterdi
çocuk olurdum eskisi gibi
şımarırdım öylesine
boşver abi, kimin neyine bayram
kimin neyine hediye, baba kimin neyine abi
sahi senin düşlerin vardır
söylesene, göremedğini rüyanın düşünü kurarmısın
ahmet, bir düş görmüş geçenlerde
yorgun ve geç gelen bir geccede
utanırken anlattı, anlatırken utandı
bir ip bağlamış gök kuşağına
"bak ana uçurtmamı gördünmü
ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları?"
ahmetin düşü işte...
bana düşlerini kiralarmısın abi
bedava boyarım ayakkabılarını
bana düşlerini, düşlerini abi
boşver..
bak iyi parlayacak bu ayakkıbılar
en parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
sen düşünme, sokaklar düşünsün beni
gazete manşetleri, 3. sayfa haberleri düşünsün
isimsiz bir damla gözyaşı düşünsün
sen beni düşünme, düşünme be abi
nasıl olsa ben olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla
basıyorum tüm kaldırımlara...
olmasa da annesi babası sokakların
sokak çocuğuyum işte
ben sokak çocuğuyum
kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde
ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan
oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya
işte o benim
o benim abi
o benim....
Bedirhan GÖKÇE
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:51
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, çocuk, duyarlılık, insan, kültür, problem, suç toplumu, toplumsal, türkiye
12 Temmuz 2007 Perşembe
Annemizi Kurtarın...
"3 yıl önce lenf kanserine yakalanan 2 çocuk annesi Derya DEMİREL (27), ilik nakli için gerekli olan 100.000 YTL'yi bulamazsa ölümle karşı karşıya kalacak." (AA 19 Aralık 2006)(İHA 20 Aralık 2006)
Öncelikle benim için zaman ayıran,sorunuma duyarlı davranan herkese teşekkür ediyorum.
Hepinize merhaba,Allah'ın selam'ı üzerinize olsun.
Tam olarak üç yıldır zor bir (deyim yerindeyse) savaş veriyorum. Evet,"KANSER" hastasıyım. Her ne kadar kibarca hoçkin lenfome deselerde,ben bir "KANSER" hastasıyım.
İlk öğrendiğimde, uğruna milyonlarca insanın öldüğü/öldürüldüğü, tüm güzellikleri içinde barındıran, dünya başıma yıkıldı. Adeta bedenim taş kesildi ve beynim durdu. O an da bedenimi ikiye değil onikiye bölseler dahi hissetmeyecek duruma gelmiştim. Tek aklıma gelen; çok kısa bir zaman içerisinde öleceğim olmuştu. Aslında her ne kadar yaşım genç ve gençliğin verdiği hevesle ölümden korkulur gibi düşünsenizde, ölümden değildi korkum. Gerçeklerden kaçılmayacağını bilerek yaşayan biriyim. O sebepledir ki, birgün hepimizin öleceği gerçeğini bilerek yaşayan ve tabir yerindeyse; ölümden korkmayan bir insanım. Korkularım var elbette, işte o andaki korkum da:
Bana ihtiyaçları olan iki tane evladımın Annesiz kalacak olmaları gözümde canlandı.Hayalleri gözümün önünde şimşekler çakarken, henüz daha çocuk yaşta benim sevgi ve şefkatimden yoksun kalacak olmaları korkularımı artırdı.
Hayat bir mücadele deriz ya, işte benim mücadelem de burada başlıyordu. İnsanların gayeleri vardır yaşamak için. Benim gayemde; iki evladım için yaşamak, onları boynu bükük bırakmamaktı artık. Kararım kesindi, bu hastalıktan ölmeyecektim, kendime söz verdim.