Orgeneral Başbuğ, terörle mücadelede, sivil toplum örgütlerinin çok önemli rolü bulunduğunu ve bunların başarılarda çok etken olduğunu kaydetti.
Göreve geldikten sonra ilk gezisini 2. Ordu sorumluluk bölgelerine yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Diyarbakır’dan önemli mesajlar verdi.
Başbuğ, dün 2. Hava Kuvvet Komutanlığı Terminal Komutanlığı’nda kuvvet komutanlarının da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi. Türkiye’nin terörden çok çektiğini anımsatan Başbuğ, terörle mücadelenin tüm kurumlarla topyekün sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
Elbirliğiyle çalışmalıyız
Bir ülkenin güvenliğinin mali kaynaklarla ölçülemeyeceğini belirten Başbuğ, “Güvenlik için harcanacaksa harcanacaktır. Bölücü terör örgütü Türkiye’nin başına bela olmasaydı bu kaynaklar bu bölgeye harcanacaktı. 100 milyarlarca kaynaktan bahsediyoruz. Terörle mücadelede önemli mesafeler alındı” ifadelerini kullandı. Başbuğ, şunları kaydetti:
“Güvenlik kuvvetlerimiz artan bir kararlılık ve şiddetle bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini sürdürmektedir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın... TSK olarak terör belasının etkinliğinin mümkün olduğunca kısa sürede sonlandırılmasını hedefliyoruz. Önemli olan biz devlet olarak, millet olarak tüm kuruluşlarıyla kırılma noktasına giden terör örgütüne daha ağır darbeyi vurmak için el birliğiyle koordineli işbirliğiyle omuz omuza bu mücadeleyi daha da artan bir yoğunlukta götürmeliyiz.”
“Terörle mücadelenin sürecini kısaltmayı istiyorsanız, terörle mücadelenin bütün alanlarında, yani güvenlik, ekonomik, sosyo kültürel psikolojik harekât ve uluslararası ilişkiler alanındaki faaliyetlerin aynı zamanda, eş zamanda koordineli olarak yapılması zorunlu” diyen Başbuğ, özellikle ekonomik ve sosyo-kültürel alanlarda terörle mücadelede sivil toplum örgütlerinin çok önemli rolü olduğunu kaydetti. Başbuğ, şöyle devam etti:
“Bu değerli sivil toplum kuruluşlarımızın başkanlarının görüşlerini ve düşüncelerini dinledik. Bu alandaki faaliyetlerin yürütülmesi bizim, TSK olarak olarak direkt sorumluluğumuzda olan bir alan değil. Ancak şu da bir gerçek ki bu alandaki alınacak başarılar terörle mücadelenin sürecini kısaltacaktır. Bu nedenle kendileriyle yapmış olduğumuz çok samimi görüşmeler çerçevesinde, onların önerilerini dinledik. İlk yapacağımız husus buradan aldığımız görüşleri hükümet başta olmak üzere ilgili makamlara aktarmaktır. Çünkü bu konuların fevkalade önemli olduğunu değerlendirmekteyiz.”
14-18 yaş grubu eğitilmeli
“Diyarbakır’ın içinde bulunduğu sorunlar, problemler bizim de problemimiz” diyen Başbuğ, sivil toplum örgütleri ile yaptıkları toplantıda üç önemli tespitte bulunduklarını, Diyarbakır nüfusunun yüzde 64’ünün 24 yaş altında olmasının bunlardan biri olduğunu belirtti. Sözlerini “Bu nüfusu gerçekten etkin olarak kullanabilirsek, dünya ülkelerinin hele Avrupa ülkelerine baktığımız zaman gıpta edilecek bir potansiyel var” diye sürdüren Başbuğ, 14 ile 18 yaş grubunun alınacak tedbirlerle eğitimle nitelikli bir noktaya getirilmesi halinde PKK’nın etkisiz hale getirilmesi sürecinin beklenenden de aşağı çekmenin mümkün olacağını söyledi.
Bölgedeki kadın ve kızların eğitim durumunun düşük olduğuna da işaret eden Başbuğ, üçüncü temel noktanın GAP Eylem Planı olduğunu ifade etti.
Başbuğ’un fotoğrafını çektiler
Diyarbakır’dan sonra Van’a gelen Başbuğ, yol boyunca vatandaşların sevgi gösterileriyle karşılandı. Vatandaşların el sallayıp alkış tutması üzerine makam aracından inen Başbuğ, halkın arasına karıştı. Vatandaşların “Hoşgeldiniz paşam” dediği Başbuğ’un duygulandığı gözlendi. Vatandaşların cep telefonuyla fotoğrafını çektiği Başbuğ, “Vanlısı, Karslısı, Erzurumlusu, Edirnelisi... İşte bu ya. Bir kaç tane münafık ortalığı bozuyor. Bunlara fırsat vermeyelim” dedi. Vali Özdemir Çakacak’ı ziyaret eden Başbuğ, daha sonra Hakkâri Yüksekova’ya geçti. Bazı sınır birliklerini denetleyen Başbuğ, kısa süren incelemesinin ardından tekrar döndüğü Van’dan askeri uçakla ayrıldı.
DHA
6 Eylül 2008 Cumartesi
Topyekün mücadele edilmeli
Yazar:
Manitu
Zamanı:
08:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: barış, duyarlılık, savaş, siyaset, sosyal, toplumsal, türkiye
İBB burs başvuruları başlıyor
Burs başvuruları başlıyor ama umarız ki gerçekten ihtiyacı olanlara gider bu yardımlar.. Çünkü gerçekten de ihtiyacı olan bir sürü öğrenci var. Çok zor koşullarda eğitimlerine devam ediyorlar.
İBB Burs müracaatları başlıyor. 20 Eylül 15 Ekim tarihleri arasında devam edecek olan başvurular, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin internet sitesi www.ibb.gov.tr adresinden yapılabilecek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eğitime verdiği destek sürüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl da 50 bin üniversite öğrencisine vereceği eğitim yardımlarının başvuru takvimi belli oldu. Yüksek öğrenimlerini İstanbul’da sürdüren ve üniversitelerin ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora bölümlerinde okuyan öğrencilerin başvuruda bulunabileceği eğitim yardımlarına müracaatlar bu yıl 20 eylül – 15 ekim tarihleri arasında www.ibb.gov.tr adresinden yapılacak.
İBB 50 BİN ÖĞRENCİYE EĞİTİM YARDIMI YAPACAK
Bu yıl eğitim yardımı miktarında ve bu yardımdan yararlanacak öğrenci sayısında herhangi bir değişiklik yapmayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu yıl da 50 bin öğrenciye toplam 36.680.000 YTL eğitim yardımı yapacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yapacağı eğitim yardımlarından bu yıl 46.400’ü lisans ve ön lisans, 3000’i yüksek lisans, 600’ü ise doktora olmak üzere toplam 50 bin üniversite öğrencisi yararlanacak. Eğitim yardımları kapsamında 7 ay süresince lisans ve ön lisans öğrencilerine aylık 100’er, yüksek lisans öğrencilerine 150’şer, doktora öğrencisine ise 250’şer YTL ödeme yapılacak.
BANKA HESABINA YATACAK
Eğitim yardımları 18 Aralık tarihinden başlayarak Haziran ayını da kapsayacak şekilde her ayın ikinci haftasında öğrencilerin Ziraat Bankası’nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından açılacak olan hesaplarına yatırılacak.
KAZANANLAR ELEKTRONİK ORTAMDA BELİRLENİYOR
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından dağıtılan eğitim yardımını almaya hak kazanan öğrencilerin isimleri, 2004–2005 eğitim öğretim yılından bu yana, elektronik ortamda belirleniyor. Öğrencileri, başvuru sırasında verilen bilgiler doğrultusunda puan esasına göre sıralayan sistem, daha sonra yüksek puandan itibaren eğitim yardımı almaya hak kazanan öğrencileri belirliyor. Eğitim yardımı almaya hak kazanan öğrenciler, başvuru sırasında belirttikleri bilgilerin doğruluğunu gösteren evrakları Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne teslim ediyor. Evrakını teslim edemeyen öğrencilerin ise eğitim yardımı hakları kaybolarak eğitim yardımı hak kazanamayanlar arasında en yüksek puanı bulunan öğrenciye veriliyor.
KONTENJANIN YÜZDE 5'İ YABANCI ÖĞRENCİLERE...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı Sosyal Hizmetler Müdürlüğü tarafından yürütülen eğitim yardımı çalışmaları kapsamında yapılacak olan toplam yardım miktarının yüzde 5’i, (2500 öğrenci) yabancı uyruklu öğrencilere dağıtılacak.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
08:13
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: burs, duyarlılık, eğitim, yardım
10 Ocak 2008 Perşembe
Hz. Mevlana'dan
Hz. Mevlana kültürümüz için bir ışık kaynağı olmuştur. Bu çok eleştirdiğimiz Türk toplumu, biraz olsun Mevlana'nın öğretilerine riayet etseydi neler olurdu neler..! Bugün kültürünü tanımayan bir nesil ile karşı karşıyayız. İnsanını tanımayan, sevmeyen insanlar için üzülüyorum. Yine bugün birbirine düşman iki halk ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Eğer Kürtler ve Türkler düşman olursa bundan kim ne çıkar elde edecek bir düşünmek lazım.. Kürt haklarını savunmak uğruna ölçüyü kaçıran insanları ve bir kıvılcımı büyük yangınlara dönüştüren ateşli Türkler'i kınıyorum. Bu ülkemize ve milletimize en büyük zararını verecek tek şeydir... Sağduyu iyidir.
Sevgide güneş gibi ol.
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol.
Hataları örtmede gece gibi ol.
Öfkede ölü gibi ol.
Tevazuda toprak gibi ol.
Her ne olursan ol.
Ya olduğun gibi görün,
Ya da göründüğün gibi ol..
*Ne kadar bilirsen bil,söylediklerin
karşındakinin anlayabildiği kadardır.
*Dil, tencerenin kapağına benzer.
Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu
ne pişiyor anlarsın.
*Kalbi ve sözü bir olmayan kimsenin
yüz dili bile olsa,
O yine dilsiz sayılır.
*İnsan gözdür,görüştür,gerisi ettir.
İnsan gözü neyi görüyorsa,
değeri o kadardır.
*İki parmağının ucunu gözüne koy.
Birşey görebiliyormusun dünyadan?
Sen göremiyorsun diye,
bu alem yok değildir.
*Doğruluk Musa'nın asası gibidir.
Eğrilik ise ;
sihirbazların sihrine benzer.
Doğruluk ortaya çıkınca bütün eğrilikleri yutar.
MEVLANA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:29
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: dostluk, duyarlılık, kültür, türkiye
9 Ocak 2008 Çarşamba
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’ İki yaşındaki Ezgi Yağan’a çocukluk çağı kanserlerinden "Nöroblastoma" tanısı konulunca minik kız için zor günler başladı.
Yüksek dozda kemoterapinin ardından, kendi kemik iliğinden toplanan kök hücrelerin nakledileceği Ezgi, en az üç hafta, dünyayla bağlantısının kesileceği KİT (kemik iliği transplantasyon odası) odasında kalacak.
ERZURUM’da oturan ev kadını Hatice Yağan ile bir fabrikada mobilya ustası olan Selahattin Yağan çiftinin, Ebru (9) ve Edanur (7) adlı kızlarının ardından 2 yıl önce Ezgi adını verdikleri kızları dünyaya geldi. Ancak 6 ay önce minik Ezgi rahatsızlandı. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne Ezgi’ye kaynağını sempatik sinir sisteminden alan tümör (nöroblastoma) teşhisi koyuldu. Genç çift, tedavi için İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi’ne sevk edildi.
Geçen yıl aralık ayında hastaneye yatırılan Ezgi, ancak özel giysili hekim ve hemşirelerin girip çıkabildiği, tamamen steril olan KİT odasına alındı ve yüksek doz kemoterapi verilmeye başlandı. Anne kız Yağanlar, en az üç hafta dışarı çıkamayacakları odada birlikte kalırken; Prof. Dr. Savaş Kansoy da tedaviyle ilgili şunları söyledi:
"Burada amaç, tümör için verilebilecek en yüksek doz kemoterapiyi verebilmek. Bu yüksek doz kemoterapiyle tümörde büyük bir antitümör etki yaratılıyor, ama bu arada kendi kemik iliği de yok oluyor. Daha önceden kemik iliği hücresini alıp, dondurarak saklıyoruz. Kemoterapiden sonra bu toplanan kök hücreleri hastaya tekrardan veriyoruz. Yeniden kemik iliği oluşuyor. Amaç yüksek dozda kemoterapiyi verebilmek. Bu bir kez yapılıyor. 10 yıllık hastalıksız yaşam şansı yüzde 10 iken böyle hücre nakli ve yüksek doz kemoterapiyle yüzde 40’a çıkabiliyor. Yani 4 kat hastalıksız yaşam şansını artırabiliyoruz. Ezgi’yi 3 gün önce KİT odasına aldık. Yüksek doz kemoterapi uygulanmaya başlandı. Ardından da kök hücre nakli yapılacak. Nakilden sonra da en az 15 gün o odada kalmak zorunda. Yani odadan hiç çıkmadan en az üç hafta kalacak."
Yılda 3700 çocukta kanser riski
EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar, her yıl 18 yaş altı 3 bin 700 çocukta kanser beklendiğini söyledi. Kanserin genetik özelliğine dikkat çeken Kantar, çocukta görülen kanser riskinde, ebeveynin sigara alışkanlığının da önemli olduğunu kaydetti. Kanser riskinin anne karnında başladığını belirten Kantar, "Hatta anne hamile kalmadan 3 ay öncesinde bebek için kanser riski başlar ve hamilelik boyunca devam eder" dedi.
DHA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, birey, çocuk, duyarlılık, kanser, LÖSEV, sağlık, yardım
Huzurevinde Yasliya Dayak iddiasi
Huzurevinde yaşlıya dayak atıldı iddiası
10 Ocak 2008
Özel Selimpaşa Huzurevi ve Yaşlı Bakımevi’nde kalan yaşlı insanlara yapılan kötü muamele, bir çalışan tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.Bir televizyon kanalında yayınlanan görüntüleri izleyen Sevgi Poşul, 79 yaşındaki teyzesini Güler Uyar’ı huzurevinden aldı. 10 ay önce huzurevine bıraktıklarında teyzesinin 76 kilo olduğunu söyleyen Güler Uyar, 2Şimdi kemikleri görünüyor. 45 kiloya düşmüş. Omzunda 20 gün önce olan kırık tespit edildi. Vücudunun her tarafı morarmış" dedi.
Teyzesini hastaneden eve götüren Sevgi Poşul, huzurevi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacağını belirterek "Ayda 850 YTL ödüyorduk. Omzundaki kırık ve vücudundaki morlukları sordum. Bana ’düşmüş’ dediler. Bunlar düşmeyle olacak şeyler değil. Teyzemin, küpesi, bileziği, tek taş yüzüğü, alyansı ve boynunda zinciri vardı. Onu aldığımda bunların hiç biri yoktu" dedi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insani kirlilik, kötülük, sağlık, suç toplumu, toplumsal
8 Ocak 2008 Salı
Aytac Yalman'in itiraflari
Aytaç Yalman'ın itirafları
03 Kasım 2007 Cumartesi 13:45
Suriye'ye çıkışıyla tanındı. Terör ve PKK konusunda çarpıcı itiraflarda bulundu.
Emekli Orgeneral Aytaç Yalman, PKK ve Kürt sorununa nasıl baktıklarını, Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilme sürecinde yaşananları anlattı.
Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila'nın bugünkü yazısında, Emekli Orgeneral Aytaç Yalman ile bir ropörtaj yer aldı.
‘Geçen 24 yılın komutanları' adlı yazı dizisinde, tugay, kolordu ve ordu komutanı olarak terör örgütü PKK ile mücadelenin askeri yönünün her aşamasında görev yapan Orgeneral Yalman, Fikret Bila’ya önemli açıklamalar yaptı.
Suriye sınırına askeri yığınak
Türkiye’nin terörle mücadele sürecinin önemli komutanlarından biri olan olan eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, 1998 yılında Abdullah Öcalan'ın Suriye’den çıkışı ile sonuçlanan süreçte de 2. Ordu komutanıydı.
Öcalan’ın Suriye’den çıkarıldığı döneme ilişkin önemli bilgiler veren Yalman, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in Şam yönetimini uyaran konuşmasının ardından Suriye sınırına yapılan askeri yığınağın başındaydı.
O dönemde Suriye ya Abdullah Öcalan'ı verecek ya da Türkiye ile savaşmayı göze alacaktı. Yalman, o dönemle ilgili günleri şu sözlerle ifade etti:
"Planlar hazırdı. Şam'a kadar gidecektik. İşin şakası yoktu. Ordunun başında cephe komutanı benim. Ama gerek kalmadı. Suriye ne yaptı? Karşı çıkamadı. Ordusunun zayıflığını kendisi de biliyordu. Apo'yu çıkarmak zorunda kaldı. Pabucun pahalı olduğunu gördü."
1938-1970 arası isyan yoktu
PKK sorununu 3 ayrı başlık altında değerlendiren Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman’a göre Türkiye yapması gerekenleri zamanında yapmadı. Cumhuriyet dönemindeki isyanlardan sonra 1938'den 1970'e kadar terörün olmadığını hatırlatan Ogeneral Ylman, bu sosyal dönemin doğru algılanmadığını belirtti.
"Kürt yoktur diye eğitildik"
Türkiye'nin sorunu henuz sosyal boyuttayken görmesi gerektiğini belirten Orgeneral Yalman yapılan yanlışları şöyle ifade etti: “O aşamada sorunun 'kendini ifade' olarak tarif edildiğini görüyoruz. Dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek istiyor, kültürünü yaşamak istiyor. Oysa bizler o dönemde Kürt yoktur diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. O dönemde sosyal istekleri bile biz 'yıkıcı faaliyetler kapsamında görüyoruz."
1978’de PKK’nın kurulmasıyla birlikte askeri dönemin başladığını belirten Orgenaral Yalman, Türkiye’nin o tarihte de meseleyi göremediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"1978'den sonra Abdullah Öcalan Suriye'ye geçti. Bekaa'da kamp kurrdu. 1982-84 arasında ciddi hazırlıklar yaptılar. O zaman Evren Paşa dönemi, askeri yönetim var. Ancak Apo-PKK olayı nedir, bunlar ne yapıyorlar, ciddi bir çalışma yok. Yönetim pek ciddiye almıyor."
Yazar:
Manitu
Zamanı:
22:13
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, kültür, problem, savaş, türkiye
Deprem Geliyor - Naci Gorur
Deprem geliyor
Deprem geliyor
Prof.Dr. Naci Görür: "Marmara fokur fokur kaynıyor"
03.11.2007 15:18
İSTANBUL Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Naci Görür, Marmara Denizi’nin bin 200 metre derinliğinde 7 saatlik inceleme yaptığını belirterek, “Denizin altındaki kırık, İstanbul’un nasıl bir tehdit altında olduğunu açıkça göstermektedir. Marmara’nın altında tıpkı 99 depremi öncesindeki belirtiler mevcut. Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor'' dedi.
Prof.Dr. Görür, Bolu’daki Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Deprem, Binalarımız ve Önlemler’ konulu konferansta, ‘Beklenen Marmara Depremi ile İlgili Deniz Altı Araştırma Sonuçlarında Son Durum’ konulu bir sunum yaptı. Bolu Vali Yardımcısı Hüseyin Doğan, AİBÜ Rektörü Prof.Dr. Atilla Kılıç, bilim adamları, oda temsilcileri ile mimar ve mühendislerin de katıldığı konferansta konuşan Prof.Dr. Görür, Marmara Bölgesi’nin deprem bakımından dünyanın en aktif bölgelerinden biri olduğunu söyledi.
99 MARMARA DEPREMİ İSTANBUL’U TOPUN AĞZINA İTMİŞTİR
1999 Marmara Depremi olmasaydı, Marmara Bölgesi’nin şu an büyük bir risk altında olmayacağına dikkat çeken Prof.Dr. Görür, “99 depremleri Marmara Bölgesi’ni ve İstanbul’u topun ağzına itmiştir. Kuzey Anadolu Fayı’nın, depremleri batıya taşıma özelliği bulunuyor. 99 depremleri Marmara’nın altındaki kabuğu yükledi. Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzeyindeki kara kütlesi her yıl güneyine doğru 2.5 santim hareket ediyor. 2.5 santim hareket demek, 55 saniye süren 99 depreminde Adapazarı’ndan Gölcük’e olan kara kütlesini batıya doğru 5.5 metre itelemesi demek. Yılda 2.5 santim batıya doğru gitmesi gereken blok, 55 saniyede 5.5 metre aniden Marmara’nın kabuğuna doğru itilmiş vaziyette. Bu da, Marmara altındaki kabuğun 250 senede biriktireceği enerjiyi 55 saniyede biriktirmesine neden olmuştur'' dedi.
1999 DEPREMİ ÖNCESİ BELİRTİLER MEVCUT
Marmara Denizi’nde araştırma gemileriyle yapılan çalışmalarda tabandaki fayların belirlendiğini, yapılan sismik ölçümlerle denizin altının röntgeninin çekildiğini söyleyen Prof.Dr. Görür şöyle konuştu:
“Marmara Denizi’nin 1230 metre derinliklerine yapılan 30 dalışla fayın üzerinde inceleme yaptık. Fayın kalp atışlarını duymak için fay boyunca aletler yerleştirdik. Denizin altındaki kırık, İstanbul’un nasıl bir tehdit altında olduğunu açıkça göstermektedir. Marmara’nın altında tıpkı 99 depremi öncesindeki belirtiler mevcut. Marmara’nın altındaki fay boyunca su çıkışları, metan gazı, petrol ve gaz hidrit çıkışları mevcut. Marmara’nın altı fokur fokur kaynıyor.''
DEPREM SİYASİ BİR İŞ DEĞİLDİR
Son derece aktif olan bu fayın dünyanın çağdaş ve insan hayatına önem veren ülkeleri tarafından mutlaka gözlem altına alınacağını ifade eden Prof.Dr. Görür, “Faydaki akışkanların nitelik ve niceliklerin sürekli incelenmesi gerekir. Kurulacak gözlem istasyonundan yapılacak araştırmalar deprem felaketinin habercisi olabilir. Marmara’da bu kadar büyük bir deprem beklenildiği halde 350 bin liralık bir sensör alıp gözlem istasyonu kuramıyorsunuz. Lale için milyarlarca lira harcayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ne de İstanbul Valiliği 350 bin YTL vermedi. Ben hayatımı tehlikeye atarak, Marmara’nın 1200 metre derinliğinde deniz altında 7 saat inceleme yaptım. Deprem; siyasi, particilik ve ideolojik bir iş değildir. Ne bu günkü ne de geçmişteki Türk hükümetlerinin hiçbiri deprem konusunda gerekeni yapmamış ve sınıfta kalmışlardır'' dedi.
HÜKÜMETİN GÖREVİ TEDBİR ALMAKTIR
1999 Marmara depremi öncesinde İstanbul Teknik Üniversitesi’nin, bu bölgede deprem beklendiği yönünde hazırladığı raporun göz ardı edilmesi sonucu 20 bin insanın öldüğünü vurgulayan Prof.Dr. Görür, “Bütün araştırmalar beklenen Marmara depreminin kaçınılmaz olduğunu ortaya koyarken, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin görevi gerekli tedbirleri almak değil midir? İstanbul’daki mevcut yapı stoğunun büyük bir depreme dayanamayacağı da belli. O halde mevcut binaları güvenilir hale getirmek için daha ne bekliyorsunuz? Bu güne kadar hazırlanan 5 yıllık kalkınma planlarında hiçbir kent için deprem güvenliği ile ilgili bir tasarı bulunmamaktadır. Kuzey Anadolu Fayı’ndaki kırılma 1939’dan itibaren doğuya doğru geldi. Bu fayda en son deprem hangi bölgede olduysa, oranın batısı hedef haline gelmiştir. En son 99 depremi Gölcük’te olduğuna göre, oranın batısı Marmara Denizi ve çevresi şu an için büyük bir risk altındadır'' diye konuştu
Yazar:
Manitu
Zamanı:
22:09
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: bilim, duyarlılık, problem, psikoloji, türkiye, yaşam
Alaturka Cadde Duzenlemesi - Necdet Guler
ALATURKA CADDE DÜZENLEMESİ
Yer, İzmit - Kuruçeşme… Atatürk Caddesi… İnsanlar toplanmış, ağaçların kesilişini seyrediyorlar.
- Ağaçları neden kesiyorlar ?
- Kaldırımlar yeniden yapılacakmış
- Yani daha güzel kaldırımlar için mi ?
- Evet...
Yıl 1998… Aylardan Ağustos… Türk ve İtalyan hükümetince ortak yürütülen Türkiye Kavakçılığını Geliştirme Projesi’nde görevli elemanlar olarak Orman Bakanlığı tarafından 4 mühendis 1 aylığına İtalya’ya gönderildik. Araştırma kurumlarında mesleki incelemeler yapıyor, tatil günlerinde ise bölgedeki şehirleri gezmeye gidiyorduk.
Bir seferinde yolumuz Alessandria şehrine düştü. Kuzeyde, İzmit kadar bir şehir. Şehri gezip yorulunca büyük bir parka girdik. Adeta orman görünümündeydi. Bir de ne görelim !… Bütün ağaçlar, yurdumuzda ancak birkaç örneği olan Gingko biloba. Bunlar Dinazorlar devrinden kalan bir türe aittir... Bu yüzden bilim adamlarınca canlı fosil sayılıyorlar... Hem geniş yapraklı, hem iğne yapraklı ağaçların botanik özelliklerini taşıyorlar, kuraklığa ve eksi 20 dereceye kadar dayanabiliyorlar.. Bu ağacın yapraklarının, tohumlarının, çiçeklerinin birçok hastalığa karşı etkili olduğu biliniyor. Örneğin alkolde tutulan yaprakları ülser tedavisinde kullanılıyor. Bu yüzdendir ki, italyanlar bu ağaca “albero della vita = Hayatın Ağacı” ismini vermiş. Biz dördümüz Gingko biloba’yı hayatımızda ilk defa gördüğümüzden, heyecanla ağaçlardan birinin dalını eğdik ve yapraklarını inceledik. Fakat bunu yaparken dal kırılacak diye ödümüz koptu, bir tek yaprak koparmaya da cesaret edemedik. Çünkü çevrede oturanlar polis çağırır, başımız büyük derde girerdi ve üstelik orman mühendisi olduğumuzu söylesek daha da utanacak duruma düşerdik.
Yıl 2007… Ekim’in 28’i… Günlerden Pazar… İzmit - Kuruçeşme’nin en işlek caddesi olan Atatürk Caddesi’nde mevcut kaldırımlar yenilenecek diye, 30-40-50 sene önce dikilmiş olan, herbiri 10-15 m boyunda ıhlamur, akasya ve çınar ağaçları dipten kesiliyor.
Bu caddede ticaret yapan esnaf, kahvehanelerinin müdavimleri, binalarda oturanlar, yayalar, hepinize müjdeler olsun !… Artık pırıl pırıl kaldırımlarda gezeceksininiz, üstüne iskemlelerinizi atıp sohbet edeceksiniz, güneş ışnları hiçbir engele takılmadan size ulaşacak ve vücudunuzdaki D vitamini artacak !… Bu pahalılıkta ne büyük avantaj değil mi ?… Hele yazın ısınan kaldırımlar sizin de içinizi ısıtacak… Ağaçların tepesine konan kuşlar üzerinize pisleyemeyecek. Hele o kargaların bed sesi hiç olmayacak. Yol kenarlarına bıraktığınız arabalarınız öyle ısınacak ki, içine binince o sıcaklığın fizyolojik etkisini hemen hissedeceksiniz, ağrılarınız hemen gececek.
Manzaranız mı bozuldu ?… Fazla üzülmeyin. Zaten manzara nedir ki ?... Siz kaldırım manzarasından herhalde habersizsiniz. Hem şimdi öyle ağaçlar var ki 3-5 senede elektrik direği gibi büyüyor. Büyüyenlerin şekli elektrik direği gibi olmaz ise budayıcılar var, ağacın bütün dallarını keserek onu direk haline getiriyorlar, geçen sene görmediniz mi? Kesilen ağaçlar tozu mu tutuyordu ?… Kaldırımlar kaymak gibi olacak… ortada toz mu kalır.
İnsanlara “güzel kaldırım mı istersiniz, yoksa ağaçları mı?” diye sorsalar Tanganika’da yaşayanların bile kaldırımı tercih edeceğini bilmiyorsanız yazık size… Sanki o ağaçların kesilmesine karar veren bunu bilmiyor… Kaldırım daha önemli… Esnaf kardeşlerim… Geniş ve yüzeyi pürüzsüz kaldırımın dükkan önüne daha fazla satılacak mal koymak olduğunu da mı bilmiyorsunuz ?... Bu ülkede kaldırımlar daha çok buna yaramıyor mu? Siz konut sahipleri…”Güneş giren yere doktor girmez” deyişini size ilkokulda öğretmediler mi ?… Güneş ışınlarının önündeki engelleri kaldırmakla size yapılan bu iyiliği yaz gelince daha iyi anlayacaksınız..
İşte fark…”Sizi nikahıma davet ediyorum. Çicek göndermeyin, falanca vakfa fidan bağışı yapın” şeklinde davetiyeler yazan, bir fidan dikilmesi için didinip, Tema gibi kuruluşlara üye olan Türkiye’nin insanları… Kesince oluyor.. Yazıklar olsun…
NECDET GÜLER
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:53
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, eğitim, siyaset, suç toplumu, toplumsal, türkiye, yaşam
Ruzgar Estiginde Dahi Uyuyabilirim..!
Çok yakışıklı genç bir adam amerikanın batısındaki bir çiftliğe is
başvurusunda bulunmuştu. Çiftliğin sahibi ona özelliklerini
sorduğunda genç adam kendine güvenen bir edayla şöyle cevap vermişti:
"Rüzgar estiğinde dahi uyuyabilirim!"
Bu söz yaşlı çiftlik sahibinin kafasını çok karıştırmıştı, fakat bu
zeki genç adamdan da çok hoşlanmıştı bu yüzden onu ise aldı.
Birkaç gün sonra yaşlı çiftlik sahibi ile karisi gece yarisi çok
sert ve şiddetli bir rüzgarla uykularından fırladılar. Bir sorun çıkma
ihtimaline karşı her yeri kontrol etmeye başladılar.
Pencere ve kapıdaki kepenklerin sıkıca kapatılıp kancalarının
yerlerine takıldığını gördüler.
Kalın ağaç kütükleri ise sıra sıra şöminenin yanına dizilmişti.
Tarım araçları güvenli bir şekilde hangara yerleştirilmişti. Traktör
garajdaydı. Ahirin kapısı düzgün bir şekilde kapatılmış ve
kilitlenmişti. Hatta içerideki tüm hayvanlar oldukça sakindiler.
Genç adam hemen ilerdeki kulübesinde huzurlu bir şekilde uyuyordu.
İste o anda yaslı çiftlik sahibi genç adamın o gün ona ne demek
istediğini anlamıştı.
"Rüzgar eserken dahi uyuyabilirim"
Çünkü Genç adam fırtınasız güzel günlerde herhangi bir gün
şiddetli bir fırtına ile çiftlikteki her şeylerini kaybedebilecekleri düşünerek
islerini o kadar bağlılıkla ve düzgün bir şekilde yapmıştı ki en sert, en
şiddetli fırtına dahi esse yatağında huzurla uyuyabilirdi.
Acaba bunu hangimiz gerçekten yaşamımızda uygulayabiliyoruz ?
Yapabildikleriniz değil , bir gün gerçekten yapamadığınız şeyler
güneş battığında size bas ağrısı verir...
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:33
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, iz edebiyat, yaşam
Dusunduren Guzel Sozler
Düşündüren güzel sözler
- "İyilerle dost ol, kötülerden emin olursun." Hz. Osman
- "Sen kendini küçücük et-kemik sanırsın. Oysa sende alem-i ekber gizlidir." Hz. Ali
- "Akıllı insanın ağzı kalbinde, akılsız insanın kalbi ağzındadır." Hz. Süleyman
- "Her bildiğini söyleme, ama her söylediğini mutlaka bil." A. Claudius
- "Her gülün dikeni vardır ama her dikenin gülü yoktur." Mevlâna
- "Elmas, nasıl yontulmadan kusursuz olmazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz." Conficius
- "Gözü yemde olan balık yakasını oltadan kurtaramaz." Atasözü
- "Kardeşim, ancak fikirdir varlığın, Gerisi et ve kemiktir bir yığın." Mevlâna
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:30
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, yaşam
28 Aralık 2007 Cuma
Rapor ile Ogretmen Hacca Gider mi?
| ||
Polatlı Anadolu Lisesi'nde görevli edebiyat öğretmeni Adife Hasdoğan sağlık raporu alarak, hacca gitti. Öğretmenin hacca gitmesiyle öğrencilerin derslerinin boş geçtiği öne sürülürken eğitimciler, hac dönemlerinde isteyen öğretmenlerin ücretsiz izne ayrılarak bu ibadetlerini yerine getirebildiğini ancak rapor alınarak böyle bir yolculuğa çıkılmasının hem dini hem mesleki açıdan etik olmadığını söyledi.Edebiyat öğretmeni Adife Hasdoğan, 11 Aralık'tan itibaren 35 günlük sıhhi izin alarak hacca gitti. Radikal gazetesinin haberine göre, Hasdoğan, sıhhi iznini yurtdışında geçirmek için de valilikten izin aldı. Edinilen bilgiye göre öğretmen Hasdoğan'ın sihhi izni 4 Ocak'a kadar devam ediyor. Hasdoğan 3 Ocak'ta hacdan dönüyor. NASIL RAPOR ALDI AKP hükümetinin gelmesinin ardından benzer örneklerin arttığını anlatan Eğitim İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli ise şöyle konuştu: "Bu arkadaşlar bir de 35 gün hak etmediği halde devletten maaş alıyor. 35 gün öğrencilerini ihmal ediyor." Ankara İl Milli Eğitim Müdürü Murat Bey Balta da olaydan haberi olmadığını ancak ortada etik dışı bir davranış, prosüdüre uygun olmayan bir tutum olduğunun tespit edilmesi halinde gerekenin yapılacağını söyledi. Polatlı İlçe Milli Eğitim Müdürü Necmettin Özdemir de Hasdoğan'ın hacca gidişini doğrulayarak, "Kendisi rapor almış ve daha sonra bu raporu sıhhi izne çevirmiştir. Valilikten de sıhhi iznini yurtdışında geçirmek için onay almış. Ortada bizi ilgilendiren bir sorun yok" açıklamasında bulundu. Öğrencilerin haftada 21 saat ders boşluğu yaşadığı iddialarını yalanlayan Özdemir, "Öğretmenin girmediği dersler, başka öğretmen arkadaşların yardımıyla dolduruldu" dedi. |
Yazar:
Manitu
Zamanı:
12:47
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, kültür, mevzuat, problem, türkiye
26 Aralık 2007 Çarşamba
Kopek Oldurmenin Cezasi 1971 YTL
Köpek öldürmenin cezası 1971 YTL
DHA
Antalya'da 14 Aralık sabahı 3 sokak köpeğini tüfekle öldüren Halil Altınok'a 1971 YTL ceza verildi. Molla Yusuf Mahallesi'nde 14 Aralık sabahı silah sesleri duyan mahalle sakinleri balkonlara fırladı. Konyaaltı İlköğretim Okulu'na 15 metre uzaklıktaki müstakil bir evde oturan Halil Altınok'un 3 köpeğe tüfekle ateş ettiği görüldü. 3 köpek kanlar içinde yere yığıldı. Mahalle sakinleri ve Konyaaltı Dostları Derneği yöneticileri Altınok'tan şikâyetçi oldu. Antalya Valiliği'nden dün yapılan açıklamada, Altınok'a 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca 1971 YTL para cezası verildiği bildirildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:47
1 yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, hayvanlar, insani kirlilik, kötülük, mevzuat, problem, suç toplumu, türkiye, yaşam
25 Aralık 2007 Salı
Yeni Sosyal Guvenlik Yasasi ve Yanlislar
Sosyal Güvenlik ile ilgili yeni yasa hakkında gelen bir maili paylaşıyorum. Herkesin bilgisi olmalı. Bunun siyasi yönü olarak ilgili hükümeti eleştirmek gerekiyor. Oy verilsin ya da verilmesin; önemli olan yanlışı görmek ve ses vermektir.
AKP Hükümeti'nin hazırladığı yeni Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM'ye gönderildi.
- Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak.
- Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak.
- Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek.
- Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak.
- Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de "katılım payı" adı altında para ödenecek .
- "Katılım payı" gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak.
- Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak .
- Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık sigortası primi yatırmak, hatta bir de "katılım payı" ödemek yetmeyecek . Şimdi bir de "ilâve ücret" adı altında para ödemek gerekecek .
- Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anla
- şılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter" mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.
- Hastalanan sigortalılara verilen iş göremezlik ödeneği % 16 azalacak.
- Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel sağlık sigortası primi kesilecek.
- Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek.
- Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.
Hükümet Kanun'un yürürlüğünü önce 1 Temmuz 2007'ye erteledi. Ancak vatandaşların çok büyük bölümünün sağlık ve sosyal güvenlik haklarını yok eden Kanun'a karşı toplumun göstereceği tepkiyi genel seçimler öncesinde göze alamadı ve yürürlük tarihi ikinci defa 1 Ocak 2008'e ertelendi. AKP Hükümeti'nin hazırladığı yeni Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM'ye gönderildi.
Tasarı eğer yasalaşırsa sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda bir dizi kayıp oluşacak ..
Yunanistan'da genel grev yaşamı felç etti. Hükümetin sosyal güvenlik sistemiyle ilgili reform planlarına tepki olarak başlayan grev, Yunanistan'da hayatı durdurdu. Gemi ve uçak seferleri iptal edildi, mahkemeler, okullar kapandı. Televizyonlar ve radyolar yayınlarını durdurdu, gazeteler basılmadı .
NTV-MSNBC VE AJANSLAR
ATİNA - Yunanistan'da tüm kamu ve özel sektör çalışanlarının, hükümetin, çeşitli meslek kuruluşlarının oluşturduğu 155 emeklilik fonunu, yeni bir yasal düzenlemeyle 5 fonun çatısı altında toplamayı hedefleyen sosyal güvenlik reformu yapma girişimini protesto etmek amacıyla başlattığı 24 saatlik genel grev ülkede yaşamı felç etti. Sendikalar düşük emekli aylığı ve emeklilik yaşının yükseltilmesini öngören hükümet reformuna karşı çıkıyor. Yunanistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu (GSEE) ile Yunanistan Kamu çalışanları Konfederasyonu'nun (ADEDY) çağrısıyla yapılan ve son 60 yılın en büyük grevi olarak nitelendirilen greve, şehiriçi ve şehirlerarası otobüs, tren, metro, troleybüs, tramvay şoförlerinin katılması nedeniyle özellikle büyük kentlerde ulaşım zaman zaman durma noktasına geldi. Sivil hava yolu taşımacılığı ile deniz yolu ulaşımı çalışanlarının greve katılmalarıyla iç ve dış hat uçuşlarında tüm seferler iptal edilirken, ana kara ile adalar arasındaki bağlantı da koptu. Avukat ve yargı mensuplarının da katıldığı grev süresince duruşmalar ertelendi, mahkemeler kapalı kalırken, üniversiteler ve okullar da kapılarını kapattılar. Kamu bankaları, elektrik ve su işleri daireleri ile PTT çalışanlarının eyleme katılmasıyla da hizmetlerde aksaklıklar yaşandı.
BİZİM ÜZERİMİZDEYSE ÖLÜ TOPRAĞI VAR.
BEĞENMEDİĞİMİZ YUNANLILAR KADAR OLAMADIK.
MEDYA, GERÇEKLERİ VERMEK YERİNE HERKESİ UYUTMAK İÇİN
OLMADIK UYDURMA HABERLER ÜRETİP DURUYOR... YAZIK !!
ZATEN HER MİLLET LAYIK OLDUĞU YÖNETİMLERCE YÖNETİLİR...
18 Aralık 2007 Salı
Ismet Pasa'nin Kurt Raporu
İsmet Paşa'nın Kürt Raporu | |||
| İsmet İnönü'nün yıllarca gizli kasalarda saklanan Kürt Raporu'yla Devletin “Kürt Politikası”na bakışı da ortaya çıktı. Gazeteci- yazar Saygı Öztürk'ün Doğan Kitap tarafından yayınlanan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” adlı kitabı bu konudaki bilgileri de ilk kez günışığına çıkarıyor. Yazar Emin Çölaşan “Raporun örneğini Saygı Öztürk’ten aldıktan iki gün sonra Uğur Mumcu bombalı saldırı sonucu öldürüldü” dedi ve bu trajik olayın ayrıntısı nı da “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabının önsözünde yazdı.
1935 yılında Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu illerini, ilçelerini adım adım dolaşan dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün hazırladığı “çok gizli” rapor, 72 yıl sonra gün ışığına çıktı. İnönü’nün raporu üzerine başlatılan Umumi Müfettişlik uygulamasının da en çarpıcı raporları bu kitapta yer alırken, Türkiye’nin bugün tartıştığı tüm konuların 72 yıl önceki sorunlarla aynı olduğu anlaşılıyor.. "Devletin Derinliklerinde”, “Kasadaki Dosyalar”, “Kırcı 5-6-2 Tamam Reis”, “Madalyalı Mahkum”, “Sınır Ötesi Savaşın Kurmay Günlüğü” kitaplarının da yazarı olan Saygı Öztürk’ün, Doğan Kitaptan çıkan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabında Erzurum’dan Erzincan’a, Ağrı’dan Diyarbakır’a, Kars’tan Muş’a, Diyarbakır’dan Tunceli’ye, Van’dan Bitlis’e, devletin politikaları ilk kez bu kitapta ayrıntılarıyla açıklanıyor, 1935 yılı Türkiye’sinin ne durumda olduğu da gözler önüne seriliyor. İsmet Paşa’nın ünlü raporunda hemen her il’le ilgili değerlendirmeler yer alıyor. İşte rapordan bazı bölümler: - Ağrı'da Kürtlerin medenileşip, sükunet bulmaları bile kardır. Karaköse, hükümete bağlı bir Kürt şehridir. Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan'ın kurulmasından korkarım. - Iğdır'da Kürtlerin yerinden oynatılmasına ne lüzum, ne imkan vardır. - Türklüğe hevesli bir Arap şehri olan Siirt'in doğuya naklini tercih ederim - Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş Ovası'nda tedricen ve Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız. - Türklerle Kürtler aynı okulda okumalıdır. Bu Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır. - "Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır. - "Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve adamlarıdır. Fransız istihbarat zabitleri her istedikleri anda Kürt reislerini çeteler halinde memleketimize saldırtmağa muktedirdirler." - "Mardin vilayetinden çıkarılacak Hıristiyan ve Arapların yerlerini Kürtler derhal dolduracaklardır. Bu hal bizim için pek zararlıdır.” -"Siirt Türklüğe hevesli bir Arap şehridir. Hükümete yakın itaatkar halkı vardır. Havası gayet iyi olan Siirt susuz, pis bir trahom merkezidir. Siirt vilayetinde başlıca kuvvetimiz; idare merkezlerimiz, memurlarımız ve zabitlerimizdir. İdare merkezlerimiz çok kuvvetli olmalı. İcabında konulup kaldırılmak üzere özel adliye rejimi kurulmalıdır." - "Bitlis, Hizan ve Mutki arasında suni olarak daima devlet kuvveti ile vücuda getirilmiş bir Türk merkezidir. Bitlis olmasaydı bizim onu yaratmamız gerekecekti." - "Muş Ovası uzun süre boş kalmayacak, herhalde Kürtler yavaş yavaş dolduracaklardır." - "Van halkı derlemedir. Bütün halkın ümidi devletin göstereceği ilgidedir. Sağlam bünyeli şarkta Cumhuriyetin çok önemli bir temeli olacaktır. Böyle bir temel Türk hakimiyeti için her bakımdan lazımdır." - Malazgirt kadar bitkin ve fena bir yer güçlükle tasavvur edilebilir. Halbuki buranın, yeni temiz bir Türk şehri Türk merkezi olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır." - "Kürtleri verimli topraklardan nereye göndereceğiz? Hudut üzerinde bulunan yerleri derhal Kürtlerle dolacak. Ağrı'dan geçici olarak gelen Kürtleri de bir yere gönderemeyiz. Sükunet bulmuş olmaları bile kafi bir kardır." - "Bundan 10 sene sonra Sarıkamış'ın ordugahına askeri olarak ihtiyacımız olacağını zannediyorum." - "Kars'ı ve Artvin'i bir an evvel soyup tahrip etmek fikrinde değil, bütün kuvvetimizle son ana kadar muhafaza etmek kararında olduğumuza içeriyi ve dışarıyı kesin olarak inandırmak mecburiyetindeyiz."
- "Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, şimalde hududa karşı ve içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezini yeniden kurmuş oluruz." - "Az zamanda Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç Kürdistan'ın meydana gelmesinden kaygılanmak yerindedir." - "Bütün seyahatimizde en iyi şey olarak, belki bütün Türkiye'de bu bakımdan birincidir; Samsun hususi idare bütçesini gördüm." - "Türkler ve Kürtleri ayrı ayrı okutmakta yarar yoktur. İlk tahsili birlikte yapmalılar. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır." - Dersim Vilayeti'nin teşkili ile askeri bir idare kurulması ve Dersim ıslahının bir programa bağlanması lazımdır. - Memur yetiştirecek büyük müesseseler güneyde yoktur. Orta mektebe girecekler içerisinde Kürtlerden de müracaat olursa, onları da reddetmemeliyiz. |
Hürriyet
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:59
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, kültür, problem, siyaset, sosyal, toplumsal, türkiye
17 Kasım 2007 Cumartesi
Akdeniz'deki tehlike!
Akdeniz'deki tehlike!
Dünya Doğayı Koruma Birliği(IUCN), Akdeniz'deki köpek balığı ve kedi balığı türlerinin yüzde 40'tan fazlasının soyunun tükenme tehlikesi bulunduğunu bildirdi.
IUCN'nin açıklamasında, bölgede 30 türün soyunun tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu ve dünya genelinde en büyük yok olma tehdidiyle karşı karşıya olan köpek balığı ve kedi balığı türlerinin bu bölgede bulunduğu belirtildi. Açıklamada, Birliğin uzmanlarının 71 türü incelediği ve konuyla ilgili bir raporun yarın yayımlanacağı belirtildi. Raporda, bu türlerin özellikle aşırı avlanmaları nedeniyle soyunun tükenebileceği kaydedildi. Türlerin soyunun tükenmesine yol açan nedenler arasında, çevre koşullarının kötüye gitmesi ve hobi amacıyla yapılan balıkçılık da yer aldı. IUCN'nin açıklamasında, derin sularda avlanmada uygulanacak bazı yasaklarla bu türlerin soyunun tükenmesinin engellenebileceği belirtildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
00:45
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, dünya, hayvanlar, yardım
25 Ekim 2007 Perşembe
Losemililer icin yardimeli
Unutmayın ki lösemili çocuklarımıza uzanan en küçük yardım eli bile onları hayata bağlayan en kuvvetli bağ olacaktır.....
Bu mesaj bu sabah ulaştı şirkete broşürleri ile birlikte..
Gülen gözlerle baktıkları belli dünyaya, ama yardıma,desteğe muhtaçlar.
Belkide bir anne olduğum için bu kadar etklilendim o güzel gözlerle bakan çocuklardan.
Ama annelik bir yana insanlık galiba bu his..
Şirket olarak bugün löseve bir katkımız olacak onlara havlu göndereceğiz.........
Gerekli bilgileri almak için lösevi aradım.O kadar sıcak bir sestiki telefonun diğer ucundan gelen ses.
İYİKİ VARSINIZ dedi sadece.
Ve düşündüm belkide şirket adına değilde, şahıslar olarak bizimde bir katkımız olabilir löseve..
Belki bir çocuğa umut oluruz bir ışık oluruz dedim kendi kendime ve bunu sizlerle paylaşmak istedim...
İsteğim sadece birbirimize onca saçma mail göndermektense bu maili yollayalım.Bakarsınız bir işe yarar
ve bir ışıkta biz tutarız çocuklarımıza(Unutmayalım o çocuklar bizim geleceğimiz)
Sağlıkla kalın....
Aysun DURMAZ
LÖSEV
Bağışlarınız İçin ortak hesap numaramız 0660 tüm bankalara havale ücreti ödemeden 1 YTL bile bağışlayabilirsiniz
www.losev.org.tr losev@...
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:04
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: çocuk, duyarlılık, LÖSEV, vakıf, yardım
2B Arazileri Satilmasin
2B arazileri
TEMA, 2B orman arazilerini sattırmayacağız kampanyası başlattı. Hükümet satarım diyor, Hayrettin Karaca da verin bana 1 milyon imza ( fazlası tabii daha iyi olur ) sattırmam diyor. Ben 2B arazilerinin satılmasına karşıyım. Siz ne dersiniz bilmem. Ama tereddüdünüz varsa girin TEMA sitesine anlayın 2B ler neden satılmamalı.
İncelemek ve imza vermek için
http://www.tema.org.tr/
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:26
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, TEMA, türkiye, yardım
14 Ekim 2007 Pazar
Ankara'da insanligin bittigi gece
Ankara'da insanlığın bittiği gece
Ankara'da yaşanan bir olay insanlık dramı yaşanmasına yol açtı. Sabaha karşı başka bir grupla tartışma yapan bir grup genç aralarından bir arkadaşları aldığı alkol yüzünden sızınca yol ortasında bırakarak kaçtılar. Hatta kaçarken kendi arkadaşlarına çarparak olay yerinden hızla uzaklaştılar. Bunları kovalayan grup ise kovaladıklarını ellerinden kaçırmanın hırsı ile geride kalan sızmış genci tekmelemeye başladılar. Yol ortasında kendisinden geçmiş halde bulunan kişi ise aldığı tekmelerle durumu daha da kötüleşti. Ankara'nın göbeğinde meydana gelen bu olay karşısında yoldan geçenlerin hiç müdahale etmediğ bu olay insanlığın yaşadığı dramın boyutunu gösteriyordu.
Yakaladıkları genci tekmeleyerek hırsını alan grup otomobillerine binerek oradan uzaklaştılar. Trafik normal seyrinde akmaya başladı. Yoldan geçenler ise az önce yaşanan dehşeti adeta görmezden gelerek yerde yatan gence yardım etmediler. Aldığı darbelerle ağır yaralanan genç bir vatandaşın telefonu ile olay yerine gelen ambülans tarafından hastaneye kaldırıldı. Durumu ağır. Sadece onun durumu mu ağır.
Milliyet
Yazar:
Manitu
Zamanı:
12:49
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insan, kötülük, kültür, toplumsal, türkiye
25 Eylül 2007 Salı
Huzurevinde Dayak iddiasi
Hayat çok zor yaşlılar için. Eğer zamanında vefalı çocuklar yetiştiremedilerse gerçekten zor günler onları bekliyor. Sevgiden uzak bir yaşam sözkonusu. Bir annenin evlatlarından uzak, çocukları hayatta olsa da kimsesiz gibi huzurevinde kalması çok acı verici. Herkes aynı durumda değil veya herkes yaşlıları dışlıyor diyemeyiz ama Türkiye'de yaşlılar çok zor koşullarda yaşamak zorunda kalabiliyorlar. Halden anlamak için yaşlanmak gerekiyor önce tabi... :(
Huzurevinde Dayak İddiası
NİĞDE’nin Bor İlçesi’ndeki Ahmet Kuddusi Huzurevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde kalan bir yaşlının, görevli tarafından dövüldüğü iddia edildi.
İddiaya göre, merkezde görevli memur R.Ö., giriş kapısını açık bıraktığını iddia ettiği 68 yaşındaki T.S.’ye bağırdı. Bu yüzden çıkan tartışma sırasında görevli, T.S.’nin göğsüne bastonla vurup, yüzüne de bir yumruk attı. Araya girerek kavganın büyümesini önleyen Huzurevi sakinlerinin şikayeti üzerine olay yerine gelen polis, iddialarla ilgili inceleme başlattı.
Huzurevi yetkilileri ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.
DHA - Niğde
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:00
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, toplumsal, türkiye, yardım
19 Eylül 2007 Çarşamba
Bill Gates Verem Karsiti Kampanyaya Destek Oldu
Bill Gates moneyleri mezara götüremeyeceğini anladı sanırım :)
Şaka bir yana Bill Gates'in Microsoft ile bu kadar gelir elde etmesi belki de sadece bu yardımseverliği yüzünden hoş görülebilir.. Ne dersiniz???
Gates vakfından veremle mücadeleye 280 milyon dolarlık bağış
Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve eşi Melinda tarafından kurulan Gates Vakfı, veremle mücadele alanında 11 araştırma projesinin 5 yıl boyunca finanse edilmesi için 280 milyon dolar bağışta bulunduğunu ilan etti.
Vakıftan yapılan açıklamada, söz konusu bağışın, yılda dünyada 1,5 milyon kişinin ölümüne neden olan veremle mücadeleye katkıda bulunacak aşı, tedavi ve tanı araştırmaları ve geliştirilmesi için kullanılacağı belirtildi.
Bağışın 200 milyon dolarlık bölümünün aşı geliştirilmesi için ayrılacağı ve bu bağlamda Aeras Global TB Vaccine kuruluşuna verileceği belirtilen açıklamada, Afrika, Asya ve ABD’den 10 ülkeden 8 bin 500 katılımcıyla 6 aşının klinik denemelerinin yapılacağı kaydedildi ve kısmen bile etkili olsa yeni aşının 2030’a kadar dünyada 30 milyondan fazla insanı ölümden kurtarabileceğine dikkat çekildi.
Açıklamada, bağışın 62 milyon dolarının daha kesin netice veren tanıların koyulmasını sağlamak için Foundation for Innovative New Diagnostics’e verileceği, 18 milyon dolarının da yeni tedaviler bulunmasına yönelik araştırmalar yapılmasına yönelik 9 burs için ayrılacağı belirtildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:40
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, dünya, kampanya, sağlık, yardım
Polatlı Anadolu Lisesi'nde görevli edebiyat öğretmeni Adife Hasdoğan sağlık raporu alarak, hacca gitti. Öğretmenin hacca gitmesiyle öğrencilerin derslerinin boş geçtiği öne sürülürken eğitimciler, hac dönemlerinde isteyen öğretmenlerin ücretsiz izne ayrılarak bu ibadetlerini yerine getirebildiğini ancak rapor alınarak böyle bir yolculuğa çıkılmasının hem dini hem mesleki açıdan etik olmadığını söyledi.
