toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2009 Pazartesi

Demokratik Açılım Nerede Kaldı?

AKP'nin demokratik açılım adını verdiği açılım bir yerlerde mola vermişe benziyor. Uzunca bir zaman geçmesine rağmen halen verilen ara bitmedi. Halk ve siyasi çevreler gergin. Gerginlik kötü şeylere neden olacak gibi.

Umarız bu açılım güzel sonuçlara ulaşır.. Bir an önce insanların kafa karışıklığı giderilir. Ülkemizin huzura ihtiyacı var.

17 Eylül 2008 Çarşamba

Ufuk Uras: 12 Eylül’ün izleri sürüyor

ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen Türkiye’nin, hala bu darbenin izlerinden ve sonuçlarından kurtulamadığını söyledi.

ANKARA - Uras, 12 Eylül askeri müdahalesinin 28. yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, toplumun 12 Eylül’ün yarattığı Anayasadan ve demokrasi ile alakası olmayan birçok yasadan, seçim ve siyasi partiler yasalarından, demokratik hukuk ilkeleri ile bağdaşmayan yargı sisteminden, çalışana düşman iş yasalarından kurtulamadığını savundu.

Uras, şöyle dedi: “Türkiye, 12 Eylül ile birlikte başlatılan neo-liberal ekonomi politikalarının toplumda yarattığı işsizlik ve yoksulluktan kaynaklanan yıkımı ve yolsuzluklar düzenini düzeltemedi. Toplum, Türkiye’yi 12 Eylül’e iteleyen derin devlet ve Ergenekon ilişkilerinden kurtulamadı.

12 EYLÜL’ÜN İZLERİ
Aradan 28 yıl geçti. Bugün Türkiye’nin gündemi yine demokratikleşmedir, yargı reformudur, aş, iş ve yoksulluğa karşı mücadeledir, yolsuzluğu ezmektir, Ergenekon rumuzlu devlet içi çetelerle, yeni darbe heveslileri ve derin devletle hesaplaşmadır, 12 Eylül darbecilerini yargılamaktır, siyasal ve toplumsal alan üzerindeki askeri vesayetten kurtulmaktır.”

Açıklamasında, “Türkiye’de medya-ticaret-siyaset arasında yolsuzluk ve rüşvet bağlarının güçlenmesi de tarikat-cemaat ilişkilerinin yarattığı yolsuzlukların gelişmesi de bu dönemin ürünüdür” ifadesini kullanan Uras, şöyle devam etti:

İKTİDAR OLANAKLARINI TEHDİT İÇİN KULLANILIYOR
“AKP’nin yolsuzluk ve usulsüzlüğü örtmek için iktidar olanaklarını bir tehdit olarak kullanması da medya sahiplerinin basın-yayın olanaklarını ekonomik çıkarlarını gerçekleştirmek için kullanması da 12 Eylül’le birlikte gelişen Özalizmin sonucudur.

İYİLİK DUYGULARI SÖMÜRÜLÜYOR
Deniz Feneri, Şaban Dişli ve belediyelerdeki yolsuzluklar da ‘hayırseverlik’ kisvesi altında patlayan ve insanların iyilik duygularını kullanan yolsuzluk da yılların bataklığının ve hortumculuğunun devamıdır.”

AHLAKİ KRİZ BÜYÜYOR
ÖDP Genel Başkanı Uras, yolsuzluk yapanlardan hesap sorulmadığı müddetçe işin çığırından çıktığını belirterek, olağanüstü bir çürümenin ve ahlaki Krizin “dal budak” sardığını, çalkantı arttıkça da pisliğin her tarafa bulaştığını bildirdi.

6 Eylül 2008 Cumartesi

Topyekün mücadele edilmeli

Orgeneral Başbuğ, terörle mücadelede, sivil toplum örgütlerinin çok önemli rolü bulunduğunu ve bunların başarılarda çok etken olduğunu kaydetti.

Göreve geldikten sonra ilk gezisini 2. Ordu sorumluluk bölgelerine yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Diyarbakır’dan önemli mesajlar verdi.
Başbuğ, dün 2. Hava Kuvvet Komutanlığı Terminal Komutanlığı’nda kuvvet komutanlarının da katıldığı bir basın toplantısı düzenledi. Türkiye’nin terörden çok çektiğini anımsatan Başbuğ, terörle mücadelenin tüm kurumlarla topyekün sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Elbirliğiyle çalışmalıyız
Bir ülkenin güvenliğinin mali kaynaklarla ölçülemeyeceğini belirten Başbuğ, “Güvenlik için harcanacaksa harcanacaktır. Bölücü terör örgütü Türkiye’nin başına bela olmasaydı bu kaynaklar bu bölgeye harcanacaktı. 100 milyarlarca kaynaktan bahsediyoruz. Terörle mücadelede önemli mesafeler alındı” ifadelerini kullandı. Başbuğ, şunları kaydetti:
“Güvenlik kuvvetlerimiz artan bir kararlılık ve şiddetle bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini sürdürmektedir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın... TSK olarak terör belasının etkinliğinin mümkün olduğunca kısa sürede sonlandırılmasını hedefliyoruz. Önemli olan biz devlet olarak, millet olarak tüm kuruluşlarıyla kırılma noktasına giden terör örgütüne daha ağır darbeyi vurmak için el birliğiyle koordineli işbirliğiyle omuz omuza bu mücadeleyi daha da artan bir yoğunlukta götürmeliyiz.”
“Terörle mücadelenin sürecini kısaltmayı istiyorsanız, terörle mücadelenin bütün alanlarında, yani güvenlik, ekonomik, sosyo kültürel psikolojik harekât ve uluslararası ilişkiler alanındaki faaliyetlerin aynı zamanda, eş zamanda koordineli olarak yapılması zorunlu” diyen Başbuğ, özellikle ekonomik ve sosyo-kültürel alanlarda terörle mücadelede sivil toplum örgütlerinin çok önemli rolü olduğunu kaydetti. Başbuğ, şöyle devam etti:
“Bu değerli sivil toplum kuruluşlarımızın başkanlarının görüşlerini ve düşüncelerini dinledik. Bu alandaki faaliyetlerin yürütülmesi bizim, TSK olarak olarak direkt sorumluluğumuzda olan bir alan değil. Ancak şu da bir gerçek ki bu alandaki alınacak başarılar terörle mücadelenin sürecini kısaltacaktır. Bu nedenle kendileriyle yapmış olduğumuz çok samimi görüşmeler çerçevesinde, onların önerilerini dinledik. İlk yapacağımız husus buradan aldığımız görüşleri hükümet başta olmak üzere ilgili makamlara aktarmaktır. Çünkü bu konuların fevkalade önemli olduğunu değerlendirmekteyiz.”

14-18 yaş grubu eğitilmeli
“Diyarbakır’ın içinde bulunduğu sorunlar, problemler bizim de problemimiz” diyen Başbuğ, sivil toplum örgütleri ile yaptıkları toplantıda üç önemli tespitte bulunduklarını, Diyarbakır nüfusunun yüzde 64’ünün 24 yaş altında olmasının bunlardan biri olduğunu belirtti. Sözlerini “Bu nüfusu gerçekten etkin olarak kullanabilirsek, dünya ülkelerinin hele Avrupa ülkelerine baktığımız zaman gıpta edilecek bir potansiyel var” diye sürdüren Başbuğ, 14 ile 18 yaş grubunun alınacak tedbirlerle eğitimle nitelikli bir noktaya getirilmesi halinde PKK’nın etkisiz hale getirilmesi sürecinin beklenenden de aşağı çekmenin mümkün olacağını söyledi.
Bölgedeki kadın ve kızların eğitim durumunun düşük olduğuna da işaret eden Başbuğ, üçüncü temel noktanın GAP Eylem Planı olduğunu ifade etti.

Başbuğ’un fotoğrafını çektiler
Diyarbakır’dan sonra Van’a gelen Başbuğ, yol boyunca vatandaşların sevgi gösterileriyle karşılandı. Vatandaşların el sallayıp alkış tutması üzerine makam aracından inen Başbuğ, halkın arasına karıştı. Vatandaşların “Hoşgeldiniz paşam” dediği Başbuğ’un duygulandığı gözlendi. Vatandaşların cep telefonuyla fotoğrafını çektiği Başbuğ, “Vanlısı, Karslısı, Erzurumlusu, Edirnelisi... İşte bu ya. Bir kaç tane münafık ortalığı bozuyor. Bunlara fırsat vermeyelim” dedi. Vali Özdemir Çakacak’ı ziyaret eden Başbuğ, daha sonra Hakkâri Yüksekova’ya geçti. Bazı sınır birliklerini denetleyen Başbuğ, kısa süren incelemesinin ardından tekrar döndüğü Van’dan askeri uçakla ayrıldı.
DHA

14 Ağustos 2008 Perşembe

Utangaçlık öldürdü

Utangaçlık öldürdü SİVAS DHA
Sivas'ta Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı şüphesiyle hastanede tedavi gören Ömer Taşkafa (65) yaşamını yitirdi. Yaşlı adamın, kenenin testisine yapışmasından dolayı utandığı için kimseye söyleyemediği öğrenildi. Yıldızeli ilçesine bağlı Akçakoca köyünde çiftçilik yapan 2 çocuk babası Taşkafa, 5 gün önce tarlada çalıştığı sırada kene tarafından ısırıldı.
Taşkafa testisine yapışan keneyi koparıp attı. Erojen bölgesinin ısırıldığını söylemeye utanan yaşlı adam, yüksek ateş ve mide bulantısı belirtileriyle Tokat Sulusaray Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Buradaki ilk müdahalesinin ardından Tokat Devlet Hastanesi'ne sevkedilen yaşlı adam, tedavinin ardından taburcu edildi.
Evine döndükten sonra tekrar rahatsızlanan Taşkafa, ailesi tarafından dün Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne getirildi. KKKA hastalığı şüphesiyle tedaviye alınan Taşkafa tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı. Bu arada, rahatsızlandıktan sonra hastaneye kaldırılan Taşkafa'nın durumunun, eşinin doktorlara anlatması üzerine anlaşıldığı öğrenildi.

‘Binmeyeni işten atıyorlar’ iddiasıSERHAT OĞUZ, GÖKHAN KARAKAŞ İstanbul
Tuzla’da kum torbasıyla yapılması gerekirken 19 işçiyle yapılan ve 3 işçinin ölümüyle sonuçlanan filika testiyle ilgili olarak konuşan bir işçi, ‘Filikaya binmek istemeyenler başka şeyler bahane edilerek işten çıkarılıyor’ diye konuştu.

Tuzla’da 3 işçinin ölümü 16 işçinin de yaralanmasıyla sonuçlanan filika (free fall) kazasıyla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı soruşturma başlattı. Limter İş Sendikası, kum torbasıyla yapılması gereken testin eğitimsiz 19 işçiyle yapılmasını cinayet olarak değerlendirirken, teste katılmayanların işten atıldığını belirten ve ismini vermek istemeyen M.Y ise “Başka bir tersanede çalışıyorum. Bu tür testlerde insanlar içine bindirilip testler yapılıyor. Binmek istemeyenler başka şeyler bahane edilerek işten çıkartılıyor. Bu şekilde daha önce bir iki arkadaşımızın çıkarılışına şahit oldum” dedi. Yakınları konuşmadıİki gün işi durdurulan GİSAN Tersanesi’nde bakanlıktan bir heyet dün inceleme başlattı. Tuzla Devlet Hastanesi morgunda bulunan Ramazan Ergün (34), Ramazan Çetinkaya (36) ve Emrah Varoğlu’nun (22) yakınları kazayla ilgili konuşmaktan kaçındılar. Cenaze sahibi her ailenin yanında bir firma yetkilisinin olması dikkat çekti. Ergün’ün kaynakçı, Varoğlu’nun boyacı, Çetinkaya’nın ise 2 yıllık işçi olduğu, günlük 40 - 60 YTL arasında yevmiye aldıkları öğrenildi. Tersanelerde 10 yıldan beri kaynakçı olarak çalışan 4 çocuk babası Ergün’ün, kazalar nedeniyle tedirginlik duyarak bir çikolata fabrikasına geçtiği, ancak ücretinin az olması nedeniyle tekrar tersaneye döndüğü belirtildi. İşverenin sürekli işe girişini yenileyerek primini asgari düzeyden yatırmasından rahatsız olan Ergün, düzenli bir iş hayali kuruyordu. Varoğlu ise, tersaneye, aynı yerden emekli olan yakınlarının ısrarı üzerine girmiş. Açıköğretim Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okuyan Varoğlu, Samsun’da, Çetinkaya, Zonguldak Ereğli’de toprağa verilecek. Ergün, Esenyalı Mezarlığı’nda toprağa verildi.Sendika: CinayetLimter İş Genel Başkanı Cem Dinç, filika testlerinin kum torbaları ya da diğer teknolojik donanımlarla yapılması gerektiğini ancak Tuzla’da bu kurala uyulmadığını öne sürdü. Dinç, olayla ilgili kamu davası açılacağını, ancak diğer kazalarda olduğu gibi taşeron firmaya 2 yıl hapis cezası çıkacağını, bunun 15-20 bin YTL para cezasına çevrileceğini ve ana firmanın sorumlu tutulmayacağını söyledi. Bu arada, Dok Gemi-İş Sendikası Genel Başkanı Necip Nalbantoğlu tersanede incelemelerde bulundu. “Ne yapılacaksa en ağır şekilde yapılması lazım” diyen Nalbantoğlu şunları söyledi: “Filikanın içine bu insanları kimin koyduğunun sorulması gerek. Elbette 19 kişiye deneme yapması için emir veren kişi birinci derecede sorumludur. İşçiler beni tanımasına rağmen sorularıma cevap verilmiyor. Soru sorduğum işçiler kaçıyor.”

Test için 2 işçi yeterliTMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı İlter Çelik yaptığı açıklamada, “GİSAN Tersanesi’nde inşası tamamlanan 12 bin 500 tonluk Panama bandıralı tanker, denetimlerden sorumlu olan ve Fransız loydu olarak bilinen Bureau Veritas firmasınca test edilmekteydi. Bu testlerden biri olan kurtarma filikasının serbest düşme testinde, filikanın düzeneğindeki bir hata nedeniyle gemiye çarpması ve kontrolsüz düşmesi sonucu camları patladı, içine su doldu. İçinde test amaçlı ağırlık kullanılmak üzere emniyet kemerleri bağlı halde oturan 19 işçiden 3’ü öldü, 16’sı yaralandı. Ağırlık testinin kum torbasına bağlı simülasyon düzenekli araçlarla yapılması gerekirken, insanların kum torbası olarak kullanılmaları, ülkemizde insan hayatının ne kadar değersizleştirildiğini bir kez daha gözler önüne sermekte” dedi.Gemi Mühendisleri Odası Genel Başkanı Tansel Timur da, free fall için ilk testin üretim sırasında yapıldığını ve bağımsız kuruluşlarca denetlenerek tersanelere gönderildiğini söyledi. Timur, gemilerde yapılan testte insan bulunmasının şart olduğunu belirterek, şöyle konuştu:“Acil durumda filikayı harekete geçirecek mekanizmayı kullanacak personelin de içeride olması lazım. Ama bunun için en fazla 2 kişi yeterli olur, diğer bölümlere kum torbası konabilirdi. Uluslararası Denizcilik Örgütü bu konuda eğitimli personel kullanılmasını tavsiye ediliyor. Ben olsam bu kadar kazanın olduğu Tuzla’da bu tavsiyeyi kural olarak dikkate alırdım. İşçilerin yüzme bilmemesi kuvvetle muhtemel. Filikanın denize düştüğünde ters dönmemesi ve camının kırılmaması lazım. Ya üretimde bir hata var ya da filika indirilirken bir hata yapılmış.”4 aşamalı test yapılıyorTürk Loydu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa İnsel, “Filikalara, yangın, ters dönme ve düzelme, düşme ve serbest düşme olmak üzere 4 aşamalı test yapılıyor. En son yapılan düşme testinin ilkinde boş, ikincisinde eğitime tabii tutulmuş 2 uzman gemi personeli kullanılıyor. Kalan bölümünde kum torbası kullanılabiliyor” diye konuştu.

TBMM TUZLA KOMİSYONU’NDAN TEPKİ Akılla açıklamak mümkün değilTuzla’daki filika kazası TBMM’de tepkiyle karşılandı. Tuzla Komisyonu’nun üyeleri şu değerlendirmelerde bulundu:Mehmet Domaç (Tuzla Komisyonu Başkanı, AKP İstanbul Milletvekili): Bu normalde bir iş kazası değil. İş kazası olabilmesi için bir iş yapmak gerekiyor. Burada kazaya uğrayanlar, ölenler bir iş yapmıyorlar. Dolayısıyla bu insanlar boşu boşuna ölmüştür. Bu insanlar akılsızlıktan, akıl dışı davranmaktan, ihmalden, tedbirsizlikten öldü. Bunu akılla anlatmak mümkün değil. O kadar çok hata var ki, düzeltilmesi mümkün değil. Müdahalemize gerek yok, hukuk işliyor. Burada bu denemeyi yaptıran hangi kuruluşsa yetkilisinin cezalandırılması lazım. Yoksa gemi kaptanının bu konuda cezaya uğraması gerekiyor. Hangi kuruluş böyle bir tekneyi 19 insanla dener? Böyle bir şey olmaz. Çetin Soysal (CHP İstanbul): Biz baştan beri ‘ilkel koşullarda yaşam biçimi var’ dedik. Bu önlenebilir ölümlerin bir tanesine daha tanık olduk. Kum torbası yerine insanların nasıl konulduğunu ibretle gördük. Bunları görmek için tebdil-i kıyafete gerek yok. Çalışma Bakanı da Başbakan da raporlarımızı okumaları halinde bile orada çözümlerin olduğunu görürler. Tebdil-i kıyafet yapıp da oradaki sorunları çözemeyen bakanın bir dakika bile kalmadan istifa etmesi lazım. Mithat Melen (MHP İstanbul): Raporumuzda belirttiğimiz gibi mesele sadece bir Tuzla meselesi değil, Türkiye’nin sorunları meselesi. Bugün Nişantaşı’nda bile adamın elinde koca kazma var, inşaatın 8. katında ne emniyet ipi var, ne kafasında kaskı var. İşimiz o kadar çok ki. MANSUR ÇELİK Ankara

İşte ilk inceleme sonucuGemi Mühendisleri Odası İş Güvenliği Komisyonu Üyesi Bülent Çağlar’ın kaza yapan filika ve gemide yaptığı inceleme sonuçları basına açıklandı. Ön inceleme sonucu, geminin rampa bölümünün, projeye uygun yapılmadığı ve filikanın ilk testinde de insanların kullanıldığı ortaya çıktı. Hatalar sıralandıGemi Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Erdal Kılıç, “Filikanın bulunduğu rampada yaptığımız incelemede, Vardevela’nın (güverteyi çevreleyen korkuluk) projeye uygun yapılmadığı ve içeri dönük olması gerekirken düz yapıldığını belirledik. Filika, Mapa’ya çarpmışİkinci hata ise filikanın bağlı olduğu Mapa’nın (filika kancasının bağlandığı halka) 8 cm daha uzun olduğunu belirledik. Bu tespitlere göre, gemiden fırlatılan filika, hareket ettikten sonra Mapa’ya çarpmış, akabinde Vardevela’ya çarparak havada takla atmış. Suya ters düşen filikanın, camlarından önce tavan ve yan kupaları kırılmış” dedi.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Mustafa Hakkinda Hersey

Mustafa hakkında her şey


Size Mustafa'nın hikâyesini anlatacağım bugün. 12 Aralık 1970'de Suriye sınırındaki bir köyde doğdu.Ana karnındayken, babası her şeyini kumarda kaybedince bir kamyonun altına atlayarak intihar etti.
Annesi Behiye, oğluna, ölen eşinin adını verdi. Mustafa 13 yaşındayken, üvey babası, kendisini aldattığı gerekçesiyle Behiye'yi oğlunun gözleri önünde kurşunlayarak öldürdü.
Mustafa cenazeden sonra sokağa terk edildi.
***
İstanbul'a gidip amcasının Kumkapı'daki otelinde çalıştı. Aksaray'da komilik yaptı. 6 sene kebapçılarda masa örtülerini yorgan yapıp masalarda yattı. Birkaç kez bıçakla yaralama gibi suçlardan yakalandı.
1990'da askere gitti. Hap kullanıp kendini kestiği için birliğinde 'Jiletçi Mustafa' diye tanınır olmuştu. 2 kez firar etti. 'Anti-sosyal kişilik' raporuyla terhis edildi.
1995'te Zeynep'e sevdalandı.
Tanışmalarından 15 gün sonra Zeynep, 'Gazi olaylarında' polis kurşunuyla öldürüldü.
***
Mustafa, intikamını almak için yanıp tutuştuğu Zeynep'in cenazesinde örgüte katıldı. Kısa bir silahlı eğitim gördü. Gazi olaylarından 6 ay sonra Maslak jandarma karakolunu taradı. İki eri şehit etti.
'Mustafa Duyar' adını Türkiye'ye duyuracak eylem emrini ise 1996 başında aldı:
Sakıp Sabancı'yı öldürecekti.
Sabancı o günlerde İrlanda ve Bask sorununun nasıl çözüldüğünü inceliyordu; hazırladığı 'Kürt Sorunu' raporuyla 'hoşa gitmeyecek' bir öneriyle ortaya çıkmak üzereydi.
Mustafa, 6 ay önceden Sabancı'da işe alınan Fehriye'nin yardımıyla Türkiye'nin en iyi korunan binalarından birine girdi; Özdemir Sabancı'yı, genel müdürünü ve sekreterini öldürdü. Önce binadan, sonra Türkiye'den rahatça kaçtı.
***
O yılın kasımında Susurluk patladı. Derin devletin birçok faili meçhul cinayette tetikçiler beslediği, Kürtlere para akıtan işadamlarını öldürttüğü ortaya çıktı.
Mustafa, Almanya'dan Şam'a geçmişti ve aklı karışmaya başlamıştı.
Kazada Çatlı'nın bulunduğu arabayı süren İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı'nın, bağlantılı olduğu temizlik şirketi aracılığıyla Fehriye'yi Sabancı'ya yerleştirdiği söyleniyordu.
TV'de Abdi İpekçi cinayetinin azmettiricisi olarak fotoğrafını gördüğü ülkücü Yalçın Özbey'le Almanya'da kendi saklandığı evde karşılaştığını hatırladı, dehşete kapıldı:
'İpekçi'yle Sabancı'yı aynı güçler mi öldürtmüştü?'
Mustafa, suikasttan sonra kendilerinden alınan Baretta marka silahın, Sedat Bucak'ın Susurluk'ta kaza yapan aracından çıktığını, konuyla ilgilenen ANAP milletvekili Eyüp Aşık'a telefonla bildirmişti. 'Sabancı'yı Güneydoğu işine el attığı için öldürmemiz istendi' demişti. Suikasttan 3 gün sonra birileri de onu öldürmeye çalışmıştı.
Örgüt kendisini yalnız bırakmıştı. Parasız, barınaksızdı. Nefrete kapıldı. Kullanıldığını anladı. Örgütün bunu hissedip kendisini takip ettiğini fark edince de Türkiye'nin Şam Büyükelçiliği'ne gidip teslim oldu.
Cezaevinde aynı örgüt davasından hükümlü Semra ile evlendi.
16 Ocak 1999'da doğan oğluna 'Özdemir' adını verdi. Bu, öldürdüğü adamın adıydı.
***
O günlerde büromu arayan 'örgütten' bir kişi 'Suikastçıların, olaydan sonra bir polisin yardımıyla kaçtıklarını' öne sürüyor, 'Bu işi devlet içinde bir kol yaptı. Bir iç hesaplaşma vardı. İşi bize çözdürdüler' diyordu.
İdamla yargılanan, anılarını kaleme almakta olan ve itirafçı affından yararlanmak için 'Bildiğim tüm sırları açıklamaya hazırım' diyen Duyar'la cezaevinde konuşmaya karar verdim.
Adalet Bakanı'na bu röportajın Susurluk'la ilgili ilginç bağlantıları ortaya serebileceğini söyleyerek izin istedim.
Bakan, Duyar'ın da istemesi kaydıyla şifahi izin verdi. Duyar'a sordular, 'Tamam' dedi. Yazılı izin bekliyordum.
Sonradan öğrendim ki, bana izin verecek merci, aynı günlerde Karagümrük çetesinin Afyon'a nakline izin vermiş.
Karagümrüklüler, Afyon'a nakledildikten 2 hafta sonra, 15 Şubat 1999'da Duyar'ı hücresinde öldürdüler.
***
Bugünlerde Belçika'dan gelen bir heyet, Fehriye Erdal'ın yeniden yargılanmasıyla ilgili inceleme yapıyor. Belçika iyi bilir bu işleri...
80'lerde Avrupa'yı istikrarsızlaştırma eylemleri düzenleyen Gladyo'nun bir kolu da Belçika'da çıkmıştı. Dünkü Taraf'ın hatırlattığı gibi 'onlar Gladyo ile hesaplaşmıştı'.
90'larda Belçika Gizli Ordusu'nu çözen Belçika makamları şimdi benzer bir düğümü çözmek için Türkiye'deler...
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'Günaydın' diyor, ama Türkiye hâlâ uyuyor.
Çünkü Susurluk yaşıyor ve o yaşadıkça, Mustafa'nın kendisi gibi babasını bilemeden yetim kalan oğlu Özdemir de babasının kaderini yaşamaya mahkûm görünüyor.

Can Dündar

18 Ocak 2008 Cuma

Medine Dilencisi Ulusoy, Saldirgan Sultan Terim..!

Medine dilencisi Haluk Ulusoy, saldırgan Sultan Terim!

Haluk Ulusoy"un ağlayan, bayılan ve sürekli yaratandan yardım dilenen halinden bıkmadınız mı?

Medine dilencisini andırıyor başkanın hali.

Nihayetinde oynanan bir ayak topu…

Ancak Ulusoy açıyor ağzını, başlıyor söylemeye;

Allah dualarını eksik etmeyen analarımızdan razı olsun.

Allah bütün güçlerini harcayan, varını yoğunu ortaya koyan oyuncularımızdan razı olsun.

Allah teknik ekibimizden razı olsun.

Allah bizi ekran başında izleyenlerden razı olsun.

Ne için bu eveleme geveleme…

Bizimle baş etmesi güç olan bir rakibi yendiğimiz için.

Ne kazandık.

Futbol maçı.

Yunanistan"a ne kaybetmiştik?

Futbol maçı.

Eğer Norveç"e de yenilseydik ne diyecekti Medine dilencisi gibi geveleyen başkan?

Allah bize dua etmeyen analarımızın bacılarımızın müstakını versin.

Allah teknik ekibimizin cezasını versin.

Allah doğru dürüst oynamayan topçularımızın belasını versin.

Allah bizi ekrandan izleyen uğursuzlara benim gibi dert versin.

Toplumda salgına dönen milliyetçilik, dincilik bileşkesi her alana sıçramış durumda.

Ben sahaya çıkan bu takımı tutmuyorum, sevmiyorum.

Niye?

Emre Belezoğlu denen küçük adamın, bir sporcuda olması gereken en önemli erdemin ahlaklı olmak olduğu gerçeğini bir türlü kavraması sağlanamadığı için.

Yıllarca Fethullah Gülen"in baş müridi olan Hakan Şükür"e bir türlü rest çekilemediği için.

Fatih Sultan Terim"in kişisel hırs ve ihtirasları milliyetçilik, delikanlılık gibi sunulduğu için.

Dostluk, barış yerine kavgacılık, şiddet öneren bir yapıda olan takım, mafyatik bir havada topluma korku saldığı için.

İsveç maçının cezasını toplum olarak veremediğimiz için.

Delikanlı Terim, delikanlılığını yapmayıp; ilahlar kurban istediğinde Şifo Mehmet"i gözünü kırpmadan verdiği için.

Ersun Yanal"ı göz göre göre federasyon, medya, Terim işbirliğiyle ipe çektikleri için.

Açlık sınırda yaşayan insanların olduğu bu ülkede Terim"e yüz binlerce dolar sorgusuz verildiği için.

Askerler şehit olup, arkada kalanları neredeyse acından ölürken, milli sporculara açık çekler verildiği için.

Toplumun en zayıf, en hassas günlerinde kameralar karşısına geçip, sanki toplumsal bir liderlik yaparmış gibi görünen sultan Terim"e, kimse soru soramadığı için.

Kazanmak için her yolun mübah görüldüğü bir ortam yaratıldığı için.

Başka ülkelerin maçlarına teşvik primleri gönderildiği için.

Resmen sahteciliğe bulaşmış oyunculara milli forma verildiğinde, toplumdan ses çıkmadığı için.

Hakan Ünsal çıkıp; “Evet namazımızı da kıldık, orucumuzu da tuttuk, topumuzu da oynadık. Genç kardeşlerimize kol kanat gerdik. Gece âlemlerine dalsalar, daha mı iyi olurdu?” dediğinde, bir Allah"ın kulu “Sen ne diyorsun?” diye soramadığı için.

Aslında bu itiraf içine düştüğümüz bataklığın belgesi.

Hacılarla, hocalarla, imamlarla gittiğimiz dünya kupası hala belleğimizde!

Kimse soruşturdu mu?

Burası “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.” diyen Mustafa Kemal"in laik cumhuriyeti mi?

Yoksa Ulusoy"ların, Terim"lerin, Belezoğlu"ların, Şükür"lerin yönettiği muz cumhuriyeti mi?

Önce kazanmanın, nasıl olursa olsun kazanmanın her şey olmadığını anlamalıyız!

Terim; “Ben ders almam, veririm” dedi.

Çıt yok.

Ders almak, öğrenmek ayıp mı, günah mı, eksiklik mi?

Tersini söyleseydi şaşardım.

Silahların atıldığı, başarıların hazımsızlığa dönüştüğü ve cinayetlere kadar varan acıların yaşandığı ayak topu akşamlarını istemediğim için bu takımı tutmuyorum.

Bu kültürü, anlayışı reddediyorum.

Her uyduruk başarıda Taksim Meydanı işgal ediliyor.

Gösteriler, bağırış, çağırış.

Hangi meydan bu?

Er meydanı mı?

Yoo…

1 Mayıs"larda işçilere çok görülen, emekçinin coplandığı meydan.

Milli takımı milli bulmadığım için tutmuyorum.

Kabadayıların, dincilerin, mafya liderlerinin egemenliği altında olan bir yerden temiz bir başarı edinileceğine inanmıyorum.

Milli takım toplumun tamamını kucaklamıyor.

Kucaklayamıyor.

Kasımpaşalı Başbakan…

İtalyan devşirmesi Sinyor Terim…

Allah"a avuç açmaktan öte hiçbir birikimi olmayan başkan Ulusoy…

Bu arabesk ortamda bu takımı tutamam.

Ben sporcunun zeki, çevik, ahlaklısını sevenin izindeyim.

10 Ocak 2008 Perşembe

Emekli Komutanlar Ne Anlatti?

Emekli komutanlar ne anlattı?

Fikret Bila, neredeyse bir haftadır Milliyet'te yayımlanan ve dün de kitap olarak piyasaya çıkan son çalışmasında, terörle mücadelede üst düzeyde, yani kuvvet komutanı veya genelkurmay başkanı sıfatıyla görev yapmış bir dizi emekli komutanla mülakatlar yapmış.

Mülakatların neredeyse hepsinde ortak bir nokta var: Komutanlar Kürt sorunundan söz ederken, vatandaşımız olan Kürtlerin dillerini konuşması, kültürlerini yaşaması ve yaşatması gerektiği konusunda olumsuz düşüncelere sahip değiller. Hatta zamanında Kürtçe yasağı uygulamış veya 'Kürtler yokmuş' diye düşünmüş olan komutanlar da bir anlamda günah çıkarıyor, 'Keşke öyle söylemeseydik' diyorlar. 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren daha da ileri gidiyor, 'Güneydoğu'daki memurlar Kürtçe konuşmalı' diyor, herhalde kamu hizmetlerinin Kürtçe de sunulabilmesinden söz ediyor.

Keşke Fikret Bila mülakat yaptığı eski komutanlara, bu görüşlere ne zamandan beri sahip olduklarını da sorsaydı. Acaba bu komutanlar görevdeyken de Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasakların, kısıtlamaların kaldırılmasından yana mıydılar? Eğer yanaydılarsa, devlet politikalarının oluştuğu toplantılarda, örneğin Milli Güvenlik Kurulu gibi üst düzey zeminlerde bu görüşlerini dile getirmiş miydiler?

Herhalde getirmediler ki, uyduruk bir özel Kürtçe kursu meselesi veya eşit derecede uyduruk Kürtçe yayın meselesini çözmek Türkiye'nin onca vaktini aldı, askeri ve sivil kesimler arasında onca gerginliğe sebep oldu.

Acaba ülkemizde Kürtçe dili neden yıllarca yasak oldu? Acaba ülkemizde devletin radyosu ve televizyonu İngilizce, Fransızca, Almanca yayın yapar, pek çok dildeki filmler orijinal dilinden de yayımlanırken, bir kısım vatandaşımızın ana dili olan Kürtçe dahil çeşitli dillerde radyo-TV yayını yapmak yakın zamana kadar neden yasaktı?
Acaba ülkemizde, Çince, İtalyanca dahil pek çok dili ve onun kültürünü araştıran üniversite bünyesinde akademik kurum varken, kendi vatandaşlarımızın bir bölümünün konuştuğu dillerle ve kültürlerle ilgili bir enstitü, bir fakülte neden yoktur? (Mesela bir Kafkasya dili olan Ibıhçayı son konuşan insan Türkiye'de yaşıyordu ve öldü, bu dili araştırsak, üniversitede kayda alsak, akademik olarak ona önem versek fena mı olurdu?)

Kürtçeyi, Boşnakçayı, Kabartaycayı yıllarca yok sayarak kendi dilimizi, kendi kültürümüzü mü yüceltmiş olduk? Bu dillerin gizlice konuşulmasından, anadan oğula/kıza geçmesinden toplumca ne fayda elde ettik?

Yüzlerce, belki binlerce Kürt köyünün, yerleşiminin yüzlerce, belki binlerce yıllık adını değiştirdik, Türkçeleştirdik, bundan ne kazandık?
Burada siyasi bir konudan değil, insani-kültürel bir konudan söz ediyoruz. Ayrılıkçı terör örgütü PKK'nın Kürt dili ve kültürüyle ilgili kimi talepleri olması işin özünü değiştirmez; bir dilden ve onun kültüründen söz ediyoruz.

PKK yarın, 'Herkes her gün en az iki kez dişini fırçalasın istiyoruz' dese, diş fırçası ve macununu mu yasaklayacağız? Diş fırçalayanları bölücü mü sayacağız?
Kenan Evren, 'Memurlar Kürtçe bilmeli' derken, Diyarbakır'ın Sur Belediyesi'nin başkanı, vatandaşlara Kürtçede de hizmet vermek istediği için görevinden alındı, halen mahkemede yargılanıyor. Önemli olan kamu hizmetinin sunulması değil mi, hangi dilde sunulduğunun ne önemi var? O hizmeti alacak ve verecek olanlar bizim vatandaşımız değil mi?

Bakın Ege'de, Didim'de belediye oraya yerleşmiş İngiliz vatandaşları için faturaları vs. Türkçe ve İngilizce hazırlamaya başladı da kötü mü yaptı? Artık komşumuz olan İngilizler için olan şey, bin yıllık kardeşimiz olan Kürtler için neden olamıyor?
Diyelim ilköğretim okullarının son iki sınıfında veya lisenin bir veya iki yılında 'Kürt Dili ve Edebiyatı' dersi olsa, bu ders de Kürtçe verilse, ne olur? Türkiye bölünür mü?
Daha bu talep korka korka alçak sesle dile getirilirken yarın sabah çıkın ve önümüzdeki yıldan itibaren uygulamanın başlayacağını duyurun, PKK ve onun siyasi kanadı bundan kazançlı mı çıkar, kayıplı mı? Bence destekleri biraz daha erir.
Hakikaten merak ediyorum, emekli komutanlar, bugün sahip oldukları bu görüşleri yüksek görevlerini yaparlarken de hiç dile getirmiş miydiler?

İsmet Berkan

Turk Aile Kulturu

Türk Aile Kültürü

KAYNANA
ÇAYDANLIK GİBİDİR, FOKUR, FOKUR KAYNAR,

GELİN DEMLİK GİBİDİR, SİNSİ, SİNSİ DEMLENİR

OĞLAN BARDAK GİBİDİR, BİR GELİN DOLDURUR, BİR DE KAYNANA

GÖRÜMCE ÇAY KAŞIĞI GİBİDİR, ARADA BİR GELİR ORTALIĞI KARIŞTIRIR

ÇOCUK ŞEKER GİBİDİR, ORTALIĞI TATLANDIRIR

KAYINPEDER DE ÇAY TABAĞI GİBİDİR, OKKALICA OTURUR

9 Ocak 2008 Çarşamba

Yilbasi Rezaleti

Bu bir utanç kaynağıdır ülkemiz için.. Ne kadar üzücü bir olay.. Her yıl aynı olayın yaşanması ise başka bir utanç.. Utanç oğlu utanç..! Bu ülkede bu insanlarla aynı havayı teneffüs ettiğime inanamıyorum.. Lanet olsun o anlayıştaki bütün insanlara.. Hiç abartısız "şeyleri kopsun" diyorum!


Yılbaşı REZİLLİĞİ

Yılbaşı kutlamalarının geleneksel alışkanlıgı haline gelen tacizin videosu yayınlandı. Turistleri kameraların önünde taciz eden ahlaksızların aldığı ceza ise çok komik

Türkiye, 2006'dan 2007'ye girdiği gibi, 2007'den 2008'e de tacizle girdi. Geçriğimiz yıl Taksim'de yapılan yılbaşı kutlamalarında, alkol almış bir turistin herkesin önünde taciz edilmesiyle 2007'ye şaşkın bir şekilde giren Türkiye, 2008'e de benzer görüntülerle girdi. 4 kadın turist, erkek arkadaşlarının yanında etraflarına toplanan, çoğunu çocukların oluşturduğu grup tarafından elle ve sözle taciz edildi.

2008'e girişi kutlamak için, erkek arkadaşlarıyla Taksim'e gelen kadın turistlere yapılan iğrenç tacizler herkesi şoke etti. İstiklal Caddesi'nde yürüyen Avustralyalı kızlardan Mandi Keighran'ı kucağına alarak havaya doğru atmaya çalışılmasına vatandaşlar müdahale etse de, şehir magandalarının tacizleri bitmedi.

Tacizcilerin elinden kurtulan Avustralyalı turistler, çareyi bir eczaneye sığınmakta bulsa da, taksiye binmek için dışarı çıktıklarında, tekrar taciz edildiler. Polisin müdahalesiye taksiye binip uzaklaşan turistleri taciz edenlerden gözaltına alınan biri İranlı 5 kişi ise çok komik bir para cezasıyla kurtuldu. Kadınların şikayetçi olmadığı tacizcilere, Kabahatlar Kanunu'na göre 57 YTL para cezası kesildi.

Huzurevinde Yasliya Dayak iddiasi

Huzurevinde yaşlıya dayak atıldı iddiası

10 Ocak 2008

Özel Selimpaşa Huzurevi ve Yaşlı Bakımevi’nde kalan yaşlı insanlara yapılan kötü muamele, bir çalışan tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.Bir televizyon kanalında yayınlanan görüntüleri izleyen Sevgi Poşul, 79 yaşındaki teyzesini Güler Uyar’ı huzurevinden aldı. 10 ay önce huzurevine bıraktıklarında teyzesinin 76 kilo olduğunu söyleyen Güler Uyar, 2Şimdi kemikleri görünüyor. 45 kiloya düşmüş. Omzunda 20 gün önce olan kırık tespit edildi. Vücudunun her tarafı morarmış" dedi.

Teyzesini hastaneden eve götüren Sevgi Poşul, huzurevi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacağını belirterek "Ayda 850 YTL ödüyorduk. Omzundaki kırık ve vücudundaki morlukları sordum. Bana ’düşmüş’ dediler. Bunlar düşmeyle olacak şeyler değil. Teyzemin, küpesi, bileziği, tek taş yüzüğü, alyansı ve boynunda zinciri vardı. Onu aldığımda bunların hiç biri yoktu" dedi.

8 Ocak 2008 Salı

Alaturka Cadde Duzenlemesi - Necdet Guler

ALATURKA CADDE DÜZENLEMESİ



Yer, İzmit - Kuruçeşme… Atatürk Caddesi… İnsanlar toplanmış, ağaçların kesilişini seyrediyorlar.

- Ağaçları neden kesiyorlar ?

- Kaldırımlar yeniden yapılacakmış

- Yani daha güzel kaldırımlar için mi ?

- Evet...

Yıl 1998… Aylardan Ağustos… Türk ve İtalyan hükümetince ortak yürütülen Türkiye Kavakçılığını Geliştirme Projesi’nde görevli elemanlar olarak Orman Bakanlığı tarafından 4 mühendis 1 aylığına İtalya’ya gönderildik. Araştırma kurumlarında mesleki incelemeler yapıyor, tatil günlerinde ise bölgedeki şehirleri gezmeye gidiyorduk.

Bir seferinde yolumuz Alessandria şehrine düştü. Kuzeyde, İzmit kadar bir şehir. Şehri gezip yorulunca büyük bir parka girdik. Adeta orman görünümündeydi. Bir de ne görelim !… Bütün ağaçlar, yurdumuzda ancak birkaç örneği olan Gingko biloba. Bunlar Dinazorlar devrinden kalan bir türe aittir... Bu yüzden bilim adamlarınca canlı fosil sayılıyorlar... Hem geniş yapraklı, hem iğne yapraklı ağaçların botanik özelliklerini taşıyorlar, kuraklığa ve eksi 20 dereceye kadar dayanabiliyorlar.. Bu ağacın yapraklarının, tohumlarının, çiçeklerinin birçok hastalığa karşı etkili olduğu biliniyor. Örneğin alkolde tutulan yaprakları ülser tedavisinde kullanılıyor. Bu yüzdendir ki, italyanlar bu ağaca “albero della vita = Hayatın Ağacı” ismini vermiş. Biz dördümüz Gingko biloba’yı hayatımızda ilk defa gördüğümüzden, heyecanla ağaçlardan birinin dalını eğdik ve yapraklarını inceledik. Fakat bunu yaparken dal kırılacak diye ödümüz koptu, bir tek yaprak koparmaya da cesaret edemedik. Çünkü çevrede oturanlar polis çağırır, başımız büyük derde girerdi ve üstelik orman mühendisi olduğumuzu söylesek daha da utanacak duruma düşerdik.

Yıl 2007… Ekim’in 28’i… Günlerden Pazar… İzmit - Kuruçeşme’nin en işlek caddesi olan Atatürk Caddesi’nde mevcut kaldırımlar yenilenecek diye, 30-40-50 sene önce dikilmiş olan, herbiri 10-15 m boyunda ıhlamur, akasya ve çınar ağaçları dipten kesiliyor.

Bu caddede ticaret yapan esnaf, kahvehanelerinin müdavimleri, binalarda oturanlar, yayalar, hepinize müjdeler olsun !… Artık pırıl pırıl kaldırımlarda gezeceksininiz, üstüne iskemlelerinizi atıp sohbet edeceksiniz, güneş ışnları hiçbir engele takılmadan size ulaşacak ve vücudunuzdaki D vitamini artacak !… Bu pahalılıkta ne büyük avantaj değil mi ?… Hele yazın ısınan kaldırımlar sizin de içinizi ısıtacak… Ağaçların tepesine konan kuşlar üzerinize pisleyemeyecek. Hele o kargaların bed sesi hiç olmayacak. Yol kenarlarına bıraktığınız arabalarınız öyle ısınacak ki, içine binince o sıcaklığın fizyolojik etkisini hemen hissedeceksiniz, ağrılarınız hemen gececek.

Manzaranız mı bozuldu ?… Fazla üzülmeyin. Zaten manzara nedir ki ?... Siz kaldırım manzarasından herhalde habersizsiniz. Hem şimdi öyle ağaçlar var ki 3-5 senede elektrik direği gibi büyüyor. Büyüyenlerin şekli elektrik direği gibi olmaz ise budayıcılar var, ağacın bütün dallarını keserek onu direk haline getiriyorlar, geçen sene görmediniz mi? Kesilen ağaçlar tozu mu tutuyordu ?… Kaldırımlar kaymak gibi olacak… ortada toz mu kalır.

İnsanlara “güzel kaldırım mı istersiniz, yoksa ağaçları mı?” diye sorsalar Tanganika’da yaşayanların bile kaldırımı tercih edeceğini bilmiyorsanız yazık size… Sanki o ağaçların kesilmesine karar veren bunu bilmiyor… Kaldırım daha önemli… Esnaf kardeşlerim… Geniş ve yüzeyi pürüzsüz kaldırımın dükkan önüne daha fazla satılacak mal koymak olduğunu da mı bilmiyorsunuz ?... Bu ülkede kaldırımlar daha çok buna yaramıyor mu? Siz konut sahipleri…”Güneş giren yere doktor girmez” deyişini size ilkokulda öğretmediler mi ?… Güneş ışınlarının önündeki engelleri kaldırmakla size yapılan bu iyiliği yaz gelince daha iyi anlayacaksınız..

İşte fark…”Sizi nikahıma davet ediyorum. Çicek göndermeyin, falanca vakfa fidan bağışı yapın” şeklinde davetiyeler yazan, bir fidan dikilmesi için didinip, Tema gibi kuruluşlara üye olan Türkiye’nin insanları… Kesince oluyor.. Yazıklar olsun…


NECDET GÜLER

Dumur Muhabbetler

işte hanım kızım,
İlk yemeğe çıkışımızda cep telefonu çaldı. Elini çantasına attı. Kurcaladı,
kurcaladı. Telefon uzun uzun çalmaya devam ediyordu. Bir türlü bulamadı.
Sonra o güzel cümle döküldü dudaklarından: 'Evde mi bıraktım acaba?' Onun
tam aradığım kız olduğuna karar verdim.
------------------------------------------------------------
Bilinçli tüketim, bilinçli üretimle olur 18.000 YTL kredi kartı borcum
olduğunu öğrenen babamın ilk tepkisi; "Keşke korunsaydım".

------------------------------------------------------------
6. His
6. His filmini izledin mi dedim. Hayır ama çok övdüler dedi. Bende filmin
CD'si var, istersen vereyim izle, ben de çok beğendim dedim. Şimdi izlersem
bir şey anlamam, ilk 5 tanesini izlemem lazım önce dedi. Sustum. Gülmedim
bile. Artık görüşmüyoruz.
------------------------------------------------------------
Öncelik
Evlenmeyi düşündüğü erkek arkadaşının ''benden önce biriyle oldun mu?''
sorusuna, ''buraya gelmeden önce mi?'' cevabını vererek evlilik umutlarını
magmalara atan hatunun gerçek sarışın olduğunu söylememe bilmem gerek kaldı
mı?
------------------------------------------------------------
Çaylar demli olsun
Geçenlerde köyde komşunun evinin önünden geçiyordum. Yaşlı amca hanımına
şöyle dedi: "Hanım suyu ısıt; olursa olur olmazsa çay demleriz." Hala
gülmekteyim.
------------------------------------------------------------
Maalesef Kaybettik
Aniden fenalaşan annelerini apar topar hastanenin acil servisine taşıyan,
ancak yarım saat sonra doktorun "maalesef annenizi kaybettik" demesiyle
annelerinin öldüğünü öğrenemeyen(!) bunun yerine "ulan nasıl kaybedersiniz
koca kadını daha demin buradaydı!" deyip doktoru bir güzel döven komşularım
var duyurulur...
------------------------------------------------------------
Ramazan geldi
Her zaman canım, aşkım diyen kocacığım Ramazan geleli beri, orucu
bozulmasın diye bana ''kanka'' diyor ya...
------------------------------------------------------------
Danger
Önümüzde ilerleyen tankerin üzerindeki 'DANGER' yazısını görüp de "Allah'ın
akıllısı, tanker yazacağına danger yazmış" diyen ve arkasından kahkahalarla
gülen teyzemi nerelere göndersem acaba?
------------------------------------------------------------
Çevir çevir
Bu zamana kadar hiçbir şeyi alkışlatamamıştım kısmet bugüneymiş. Lütfen o
büyük alkışlarınız pilota "Uçağı kıbleye çevirin, namaz kılacağım" diyen
gurbetçi vatandaşımıza gelsin. Haberi gördüğümde ben öyle yaptım da.
------------------------------------------------------------
Efendi Çocuklar
Lütfen bir alkış da benim anneme zira kendisi geçen gün televizyonda zap
yaparken, Aydın ve Fatih Ürek'i görünce, "Ben bunları çok severim,
mankenlerle falan dedikoduları çıkmıyor, terbiyeli çocuklar" dedi.

Musul Turkiye'yi Istiyor

Musul Türkiye'yi İstiyor...

Aslında 1926 Ankara Anlaşması bize hukuken Musul Vilayetini geri alma hakkını veriyor ama hükümet bunu dillendirmek ve uygulamaya sokmak düşünce ve kararlılığına sahip değil.

Ancak şu anda Musul Vilayeti BM daimi temsilcisinin de benzer bir uluslararası hakkımız olduğundan bahsediyor olması oldukça ilginç.

Önemli bir diğer konu da şudur ki: MUSUL VİLAYETİ; Musul, Kerkük ve Süleymaniye sancaklarını kapsamaktadır ve 1. Meclisin (1920) kabul ettiği Misak-ı Milli sınırları içindedir.


MUSUL TÜRKİYE'Yİ İSTİYOR!

63 Kürt aşireti Türkiye'yi istiyor.

Kuzey Irak'ta bulunan 3.5 milyonluk nüfusun yüzde 70'ini oluşturan 63 aşiret lideri Türkiye'ye bağlanmak istiyor.


Musul Vilayet Konseyi'nin BM daimi temsilcisi İsviçreli hukukçu Keller, Türkiye'nin müdahale hakkı bulunduğunu ve aşiret liderlerinin Türkiye'ye bağlanmak istediğini söyledi.

Kuzey Irak'ta bulunan 3.5 milyonluk nüfusun yüzde 70'ini oluşturan 63 aşiret lideri Türkiye'ye bağlanmak istiyor. 1925'te kurulan Musul Vilayeti 1992'de dönemin Cumhurbaşkanı Özal öncülüğünde Körfez Savaşı nedeniyle yaşanan bölünme ihtimalleri üzerine Ankara'da bir araya gelerek harekete geçti ve İsviçreli hukukçu J. Anton Keller'i BM daimi temsilcisi seçti. Son dönemde yaşanan gelişmeler üzerine Konsey'in Türkiye ile konuyu görüşmek için toplanma kararı alması üzerine Keller İstanbul'da toplantı yapmak için girişimleri başlattı.


PASAPORTA EL KONULDU

Ancak Keller'in yapacağı toplantıya 63 aşiret liderini temsilen katılması beklenen Kuzey Iraklı 4 aşiretin liderleri Türkiye'ye gelemedi. Aralarında Almanya'da sığınmacı olarak yaşayan eski Dohuk valisi, Saddam dönemi eski Tarım Bakanı ve yazar Musul Vilayet Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Sıddık Mahmut, Hollanda'da sığınmacı olarak yaşayan ve Kerkük bölgesindeki petrol yataklarında önemli bir paya sahip olan Mama Seny aşiretinin lideri Müşir Hadi Ahmet, Musul vilayetine ait tapu kayıtlarını elinde tutan ve şu anda Kuzey Irak'ta bulunan Surçi aşiretinden Nedim Surçi, Süleymaniye'de yaşayan ve tapu sicillerinden sorumlu olan Şeyh Saleh'in de bulunduğunu söyleyen Keller, Barzani yönetiminin bu kişilerin pasaportlarına el koyarak ve telefon iletişimlerini keserek Türkiye'ye gelmelerine engel olduğunu söyledi. Keller, Türkiye'nin acil olarak devreye girmesi gerektiğini belirtti.

Keller bu durum üzerine Türkiye'de Başbakan Erdoğan'ın Başdanışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu, MHP İstanbul Milletvekili Gündüz Aktan ile muhalefet partisi milletvekilleriyle görüşerek durum hakkında bilgi verip, aşiret liderlerinin Türkiye'ye bağlanma isteklerini iletti. Keller önceki gün ise Sosyal Bilimler Araştırma Merkezi'nin düzenlediği "Musul Vilayeti'nin Yeniden Doğuşu mu?" başlıklı bir panele katıldı. Emekli orgeneral Edip Başer'in de katıldığı toplantıda, "Türkiye'nin Musul'a müdahalesi için tarihsel, hukuksal ve sosyolojik zemininin bulunduğu" belirtildi.

MUSUL VİLAYET KONSEYİ

1925 yılında Musul, Erbil, Dohok, Süleymaniye, Kerkük ve Diyala 'Musul Vilayet Konseyi' çatısı altında bir araya geldi. Kurtuluş savaşı bitince Türkiye 'Musul Vilayeti' ile ilgili durumu tartışmaya başladı. İlk sıkıntı 1922'de yaşandığı için konu o zaman görev yapan Milletler Cemiyeti'ne yansıdı. Cemiyet, 1925'te 'Bölge, Milletler Cemiyeti'nin kontrolündedir. Bölgede yaşayanların hakları belirlenmeli' kararı aldı. Musul Vilayeti, 1932 yılında Irak Krallığı'na bağlanırken iki önemli şart koşuldu: 'Birincisi, bölgedeki bütün halkların insan hakları nezdindeki kuralları güvenceye alınmalı. İkincisi bölgedeki aşiretlerin veya şahısların petrol ya da maden imtiyazları güvence altında tutulmalı'. Bu şartlarla Musul Vilayet Konseyi'ne imtiyaz verildi. İkinci Dünya Savaşı sonrası Musul, Irak devletinin parçası oldu. Konsey, Körfez Savaşı'yla birlikte Irak'ta bölünmenin ilk ateşi yakılınca harekete geçti ve 1992'de İsviçreli hukukçu Keller'i BM nezdinde temsilci seçti.

TÜRKİYE'NİN 75 KM İÇERİ GİRME HAKKI VAR

Türkiye ile Irak arasında 1946 yılında imzalanan dostluk ve sınır anlaşmasına göre her iki ülkenin sınırları içinde bulunan 75 kilometrelik bir bölge içinde eğer komşu ülke o bölgede asayişi sağlayamıyorsa, saldırıya maruz kalan ülkenin sıcak takip yapabilme hakkını kabul ettiğini kaydeden Keller şöyle konuştu: "Dönemin Başbakanı Özal'ın Barzani ve Talabani üzerinde çok önemli bir etkisi vardı. Ankara'daki toplantıda Talabani ellerini masanın üzerine koyarak bu oluşuma destek olacağına dair yemin etti. Barzani ise Musul Vilayet Konsülü'ne destek olabileceği sözü verip diğer Kürt aşiretlerle birlikte hareket edeceği konusunda teminat verdi."

MUSUL'A GİRME HAKKIMIZ VAR

1992'de Özal'ın direktifiyle yapılan toplantının baş aktörlerinden olan eski Sakarya Milletvekili Yalçın Koçak da Türkiye'nin bölgeye müdahale hakkının olduğunu savundu. Koçak Musul Meselemiz, adlı bir kitapçık hazırlayarak Başbakan Erdoğan başta olmak üzere bir çok üst düzey yetkiliye gönderdi. Türkiye'nin Kuzey Irak politikasının odak noktasının Kerkük değil Musul olmasını öneren Koçak, Türkiye'nin o dönem Musul'u bağımsız bir Irak devleti olmadığı için şartlı olarak Irak Krallığı'na bıraktığını ifade etti.

28 Aralık 2007 Cuma

Artik Internetten Dava Acilabilecek

İnternetten dava açma dönemi başladı


ANKA

Adalet Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarca yürütülen faaliyetlerin ve yargı sistemi ile ilgili işlevlerin bilgisayar yardımıyla otomasyona geçirildiği Ulusal Yargı Ağı Projesiyle, (UYAP) avukatlar internet üzerinden dava açabilecek, harç ödeyebilecek.

Avukatların bürolarından dava açması, harç yatırması, dilekçe vermesi ve dava dosyalarına yetkileri çerçevesinde ulaşmasını sağlayan UYAP ile yargının işleyişine sürat ve güven kazandırmak amaçlanıyor.

Ankara Barosu Başkanı Vedat Ahsen Çoşar yaptığı açıklamada, Ankara Barosu olarak UYAP’ı desteklediklerini ve Türkiye’deki 22 ilde UYAP ile ilgili eğitim çalışmalarına başladıklarını kaydetti.

Çoşar, 8-11 Ocak 2008 tarihleri arasında düzenlenecek “Uluslararası Hukuk Kurultayı”nda da UYAP ile ilgili 3 gün sürecek çalıştay gerçekleştireceklerini belirtti.

UYAP ile internet üzerinden ilgili işlemlerini gerçekleştirmek isteyen avukatların, UYAP Avukat Portalı Sertifikası, Elektronik imza, AKBANK İnternet Bankacılığı hesabı olması gerekiyor.

26 Aralık 2007 Çarşamba

Yeni Istihdam Paketi

İŞTE YENİ YILDA MASAYA YATIRILACAK İSTİHDAM PAKETİ:


18-29 yaşındakilerin primi 5 yıl devletten


İstihdam paketi, yeni yılın ilk Bakanlar Kurulu toplantısında ele alınacak. Paket, genç istihdamını teşvik ederken, eski hükümlü çalıştırma zorunluluğunun kaldırılmasını içeriyor. Bakan Faruk Çelik, "İstihdam neşteri hazır" dedi
ÖNDER YILMAZ, GÜLÇİN ÜSTÜN Ankara

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın uzun süredir üzerinde çalıştığı, istihdam üzerindeki vergi yükünden kıdem tazminatına, zorunlu istihdamdan nitelikli işgücü yetiştirilmesine kadar pek çok konuyu içeren, "istihdam paketi" son aşamaya geldi. 18-29 yaş arasında ilk kez işe gerinlerin SSK işveren primlerinin 5 yıl Hazine tarafından ödenmesini, eski hükümlü çalıştırma zorunluluğunun kaldırılmasını içeren paketi, yılbaşından sonra sosyal tarafların görüşüne sunulacak.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Milliyet'in sorularını yanıtlarken, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in yeni yılın ilk işi olarak açıkladığı istihdam paketini, "işsizliğe vurulacak neşter" olarak nitelendirdi. Pakette kadınlar için pozitif ayrımcılığı içeren net hükümler olmamasına rağmen, kadın istihdamındaki engellerin kaldırılacağını kaydeden Çelik şöyle dedi:
"Mevcut düzenlemelere göre belirli sayının üzerinde kadın çalıştıran işyerlerinde emzirme odası bulundurmak ve kreş açmak zorunlu. Bu yükümlülük kadın çalışan sayısının daha düşük tutulmasına yol açıyor. Bu zorunluluğun kaldırılmasıyla işyerlerinde kadın çalışan sayısının artırılmasının önü açılmış olacak."
Spor tesisi kurma zorunluluğuna da değinen Çelik, "İşveren sanayi arsasının üzerine futbol sahası mı, yoksa istihdamı artıracak sanayi tesisi mi yapacak?" diye sordu. Çelik, bu gibi mecburiyetleri kaldırılarak istihdamın önünü açan köklü değişiklikler yapılacağını kaydetti.

Kıdem tazminatına formül

Kıdem tazminatı konusunda çeşitli alternatifler hazırlandığını ve Bakanlar Kurulu'na bu şekilde sunulacağını belirten Çelik, "Maaşa eklenmesi, fon oluşturulması gibi tüm alternatifler sosyal taraflarla bir araya gelinerek netleştirilecek. Bu düzenlemenin, kıdem tazminatının kaldırılması şeklinde takdim edilmesi doğru değil" dedi. Türkiye'nin önemli sorunlarının birisinin işsizlik değil, nitelikli işgücü olduğunu vurgulayan Çelik, işsizlik fonundaki 30 milyar YTL'nin bir kısmının İş-Kur'a aktarılarak iş garantili nitelikli eleman yetiştirme kurslarının açılmasının öngörüldüğünü kaydetti. Çelik şunları söyledi:
"Bütün olarak bakıldığında bu paket işsizliğe neşter olacak. Bir taraftan kayıtdışılığı önlerken, diğer taraftan istihdamın önündeki engeller kalkacak. 2008 çalışanlar ve işverenler açısından olumlu adımların atıldığı yeni bir yıl olacak. İşsizlik oranını yüzde 6-7'lere indirebilirsek, toplumda ciddi rahatlama olur. Türkiye bunu başaracak güçtedir."

Pakette 7 önemli değişiklik yer alıyor

3 yıl içinde işsizliğin belirgin düzeyde azaltılmasını hedefleyen pakette yer alan düzenlemeler şöyle:
  • Mevcut düzenlemelere göre 50 veya üzerinde işçi çalıştıran işyerleri zorunlu olarak belirli sayıda eski hükümlü, terör mağduru ve özürlü istihdam etmek zorunda. Bu uygulama nedeniyle işverenler işçi sayısını 49'da tutmayı ya da bu sayının üzerindeki çalışanlara sigorta yapmamayı tercih ediyor. Hem istihdamı sınırlayan hem de kayıtdışına yönlendiren bu uygulamada değişiklik yapılması planlanıyor. Paket, uygulanan zorunlu özürlü istihdamının sürmesini öngörüyor. Ancak pakette özürlü istihdamının teşvik edilmesi için bu kişilerin primlerinin belirli bir bölümün Hazine tarafından karşılanması, eski hükümlü istihdam edilmesi zorunluluğunun ise kaldırılması planlanıyor.
  • İşyerlerinin kreş açması, işyeri doktoru ve emzirme odası bulundurması zorunlulukları kaldırılacak. İşyerleri söz konusu hizmetleri dışarıdan satın alabilecek veya bu hizmetler için ortak birimler açabilecek. Mevcut düzenlemelere göre, 100-150 arasında kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde 1 yaşından küçük çocukların emzirilmesi için emzirme odası kurulması, 150'den fazla kadın işçinin çalıştığı işyerlerinde 0-6 yaş çocukların bakılmaları için kreş kurulması zorunlu.
  • Genç istihdamını artırmak için 18-29 yaş arasında ilk kez işe girenlerin SSK işveren primleri Hazine tarafından karşılanacak. Söz konusu uygulama en fazla 5 yıl sürecek.
  • Çalışan sayısı 500 ya da üzerinde olan işyerlerinde spor tesisi kurulması zorunluluğu kaldırılacak.
  • Kıdem tazminatı için fon kurulacak. Bu fon için işverenden yüzde 3 pay alınması, SSK primlerinden 2 puanın fona yönlendirilmesi, İşsizlik Sigortası Fonu için işverenin verdiği katkı payından 1 puanın da fona kaydırılması öngörülüyor. Pakette yer alan diğer bir alternatife göre ise kıdem tazminatı ücretlere eklenecek.
  • Nitelikli eleman yetiştirilmesi için işsizlik fonundan, İş-Kur'a kaynak aktarılarak, iş garantili meslek kursları açılacak.
  • 2009'dan itibaren işveren üzerindeki SSK prim yükünde 5 puanlık indirime gidilecek.


  • Şartlı destek

    Hükümetin yeni istihdam paketini Milliyet'e değerlendiren Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu, kıdem tazminatına ilişkin düzenleme yapılmasına tepki gösterdi. "Kıdem tazminatı tartışma konusu yapılmamalı" diyen Kumlu, tazminatlara dokunulması halinde genel grev kararı alacaklarını ifade etti. Kumlu, "Fon oluşturulması, tazminatların maaşlara eklenmesi ya da başka bir formüle tümüyle karşıyız" dedi. Mevcut yasadaki zorunlu istihdamla ilgili hükümlerin korunmasını istediklerini vurgulayan Kumlu, 18-29 yaş arası gençlerin işveren priminin devletçe ödenmesi konusuna ise şartlı destek verdi. Uygulamanın istihdamı artıracağını dile getiren Kumlu, "Bu tür teşviklerde sendikalı işçi istihdam edilmesi koşulunun da getirilmesi bizim taleplerimiz arasında. Çünkü bu hem kayıtdışı ekonomiyi azaltacak, hem de sendikal örgütlülüğün güçlenmesini sağlayacaktır" dedi.

    '30 yaş üstü işsizlik artar'

    DİSK Başkanı Sülayman Çelebi istihdam konusundaki düzenleme hazırlığını eleştirerek, "Bu, istihdam değil, olsa olsa yeni işsizlik paketidir" değerlendirmesinde bulundu.
    Paketin temel felsefesinin işvereni rahatlatmak olduğunun altını çizen Çelebi şöyle konuştu:
    "Bu düzenleme başladıktan sonra bakın bakalım 30 yaş üzerinde çalışan kalacak mı? Ya da 5 yıl boyunca primi devlet tarafından ödenecek olan bu kesim daha sonra ne olacak? İşveren elbette kendisine maliyeti daha az olanı işe almak isteyecektir."
    Kıdem tazminatına dönük önerilerin kazanılmış hakları geriye götüreceğini vurgulayan Çelebi, paketin işvereni, kıdemlileri işten çıkarmaya ve gençleri daha düşük aylıklarla çalıştırmaya yönlendireceğini aktardı. Kreş ve emzirme odası zorunluluklarının yumuşatılmasına da değinen Çelebi şunları söyledi:
    "Bu zorunluluklar kadınların çalışmasından kaynaklanan bazı sorunlarının çözülmesi için getirilmiştir. Emzirebilme, çocuğunun bakımını sağlama gibi sorunlara çözüm bulmadan kadının istihdamı nasıl sağlanabilir? Kaldı ki yasada öngörülen kadın işçi sayısına sahip olduğu halde kreşi, emzirme odası, doktoru olmayan yüzlerce örnek gösterebilirim. Yasa uygulanmıyor ki istihdamı caydırıcı olsun. Yasal çalışma süresi 8 saat olmasına karşın işçiler 14 saat çalıştırılıyor. Bu çalışma saatlerine uyulursa daha çok işçi çalıştırılması gerekeceğinden istihdam oranı zaten yüzde 20 artacaktır."

    25 Aralık 2007 Salı

    Yeni Sosyal Guvenlik Yasasi ve Yanlislar

    Sosyal Güvenlik ile ilgili yeni yasa hakkında gelen bir maili paylaşıyorum. Herkesin bilgisi olmalı. Bunun siyasi yönü olarak ilgili hükümeti eleştirmek gerekiyor. Oy verilsin ya da verilmesin; önemli olan yanlışı görmek ve ses vermektir.


    AKP Hükümeti'nin hazırladığı yeni Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM'ye gönderildi.

    • Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak.
    • Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak.
    • Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek.
    • Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak.
    • Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de "katılım payı" adı altında para ödenecek .
    • "Katılım payı" gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak.
    • Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak .
    • Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık sigortası primi yatırmak, hatta bir de "katılım payı" ödemek yetmeyecek . Şimdi bir de "ilâve ücret" adı altında para ödemek gerekecek .
    • Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anla
    • şılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter" mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.
    • Hastalanan sigortalılara verilen iş göremezlik ödeneği % 16 azalacak.
    • Emekli Bağ-Kur'lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel sağlık sigortası primi kesilecek.
    • Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek.
    • Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak.
    AKP Hükümeti'nin 2006 yılı Mayıs ayında IMF ve Dünya Bankası 'nın direktifiyle çıkardığı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun bir dizi maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Aralık ayında iptal edilmişti.
    Hükümet Kanun'un yürürlüğünü önce 1 Temmuz 2007'ye erteledi. Ancak vatandaşların çok büyük bölümünün sağlık ve sosyal güvenlik haklarını yok eden Kanun'a karşı toplumun göstereceği tepkiyi genel seçimler öncesinde göze alamadı ve yürürlük tarihi ikinci defa 1 Ocak 2008'e ertelendi. AKP Hükümeti'nin hazırladığı yeni Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM'ye gönderildi.
    Tasarı eğer yasalaşırsa
    sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda bir dizi kayıp oluşacak ..

    Yunanistan'da genel grev yaşamı felç etti. Hükümetin sosyal güvenlik sistemiyle ilgili reform planlarına tepki olarak başlayan grev, Yunanistan'da hayatı durdurdu. Gemi ve uçak seferleri iptal edildi, mahkemeler, okullar kapandı. Televizyonlar ve radyolar yayınlarını durdurdu, gazeteler basılmadı .
    NTV-MSNBC VE AJANSLAR

    ATİNA - Yunanistan'da tüm kamu ve özel sektör çalışanlarının, hükümetin, çeşitli meslek kuruluşlarının oluşturduğu 155 emeklilik fonunu, yeni bir yasal düzenlemeyle 5 fonun çatısı altında toplamayı hedefleyen sosyal güvenlik reformu yapma girişimini protesto etmek amacıyla başlattığı 24 saatlik genel grev ülkede yaşamı felç etti. Sendikalar düşük emekli aylığı ve emeklilik yaşının yükseltilmesini öngören hükümet reformuna karşı çıkıyor. Yunanistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu (GSEE) ile Yunanistan Kamu çalışanları Konfederasyonu'nun (ADEDY) çağrısıyla yapılan ve son 60 yılın en büyük grevi olarak nitelendirilen greve, şehiriçi ve şehirlerarası otobüs, tren, metro, troleybüs, tramvay şoförlerinin katılması nedeniyle özellikle büyük kentlerde ulaşım zaman zaman durma noktasına geldi. Sivil hava yolu taşımacılığı ile deniz yolu ulaşımı çalışanlarının greve katılmalarıyla iç ve dış hat uçuşlarında tüm seferler iptal edilirken, ana kara ile adalar arasındaki bağlantı da koptu. Avukat ve yargı mensuplarının da katıldığı grev süresince duruşmalar ertelendi, mahkemeler kapalı kalırken, üniversiteler ve okullar da kapılarını kapattılar. Kamu bankaları, elektrik ve su işleri daireleri ile PTT çalışanlarının eyleme katılmasıyla da hizmetlerde aksaklıklar yaşandı.

    BİZİM ÜZERİMİZDEYSE ÖLÜ TOPRAĞI VAR.
    BEĞENMEDİĞİMİZ YUNANLILAR KADAR OLAMADIK.
    MEDYA, GERÇEKLERİ VERMEK YERİNE HERKESİ UYUTMAK İ
    ÇİN
    OLMADIK UYDURMA HABERLER ÜRETİP DURUYOR... YAZIK !!
    ZATEN HER MİLLET LAYIK OLDUĞU YÖNETİMLERCE YÖNETİLİR...

    18 Aralık 2007 Salı

    Ismet Pasa'nin Kurt Raporu

    İsmet Paşa'nın Kürt Raporu




    İsmet İnönü'nün yıllarca gizli kasalarda saklanan Kürt Raporu'yla Devletin “Kürt Politikası”na bakışı da ortaya çıktı. Gazeteci- yazar Saygı Öztürk'ün Doğan Kitap tarafından yayınlanan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” adlı kitabı bu konudaki bilgileri de ilk kez günışığına çıkarıyor.

    Yazar Emin Çölaşan “Raporun örneğini Saygı Öztürk’ten aldıktan iki gün sonra Uğur Mumcu bombalı saldırı sonucu öldürüldü” dedi ve bu trajik olayın ayrıntısı nı da “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabının önsözünde yazdı.



    1935 yılında Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu illerini, ilçelerini adım adım dolaşan dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün hazırladığı “çok gizli” rapor, 72 yıl sonra gün ışığına çıktı. İnönü’nün raporu üzerine başlatılan Umumi Müfettişlik uygulamasının da en çarpıcı raporları bu kitapta yer alırken, Türkiye’nin bugün tartıştığı tüm konuların 72 yıl önceki sorunlarla aynı olduğu anlaşılıyor..

    "Devletin Derinliklerinde”, “Kasadaki Dosyalar”, “Kırcı 5-6-2 Tamam Reis”, “Madalyalı Mahkum”, “Sınır Ötesi Savaşın Kurmay Günlüğü” kitaplarının da yazarı olan Saygı Öztürk’ün, Doğan Kitaptan çıkan “İsmet Paşa’nın Kürt Raporu” kitabında Erzurum’dan Erzincan’a, Ağrı’dan Diyarbakır’a, Kars’tan Muş’a, Diyarbakır’dan Tunceli’ye, Van’dan Bitlis’e, devletin politikaları ilk kez bu kitapta ayrıntılarıyla açıklanıyor, 1935 yılı Türkiye’sinin ne durumda olduğu da gözler önüne seriliyor. İsmet Paşa’nın ünlü raporunda hemen her il’le ilgili değerlendirmeler yer alıyor.

    İşte rapordan bazı bölümler:

    - Ağrı'da Kürtlerin medenileşip, sükunet bulmaları bile kardır. Karaköse, hükümete bağlı bir Kürt şehridir. Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan'ın kurulmasından korkarım.

    - Iğdır'da Kürtlerin yerinden oynatılmasına ne lüzum, ne imkan vardır.

    - Türklüğe hevesli bir Arap şehri olan Siirt'in doğuya naklini tercih ederim

    - Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş Ovası'nda tedricen ve Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız.

    - Türklerle Kürtler aynı okulda okumalıdır. Bu Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır.

    - "Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır.

    - "Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve adamlarıdır. Fransız istihbarat zabitleri her istedikleri anda Kürt reislerini çeteler halinde memleketimize saldırtmağa muktedirdirler."

    - "Mardin vilayetinden çıkarılacak Hıristiyan ve Arapların yerlerini Kürtler derhal dolduracaklardır. Bu hal bizim için pek zararlıdır.”

    -"Siirt Türklüğe hevesli bir Arap şehridir. Hükümete yakın itaatkar halkı vardır. Havası gayet iyi olan Siirt susuz, pis bir trahom merkezidir. Siirt vilayetinde başlıca kuvvetimiz; idare merkezlerimiz, memurlarımız ve zabitlerimizdir. İdare merkezlerimiz çok kuvvetli olmalı. İcabında konulup kaldırılmak üzere özel adliye rejimi kurulmalıdır."

    - "Bitlis, Hizan ve Mutki arasında suni olarak daima devlet kuvveti ile vücuda getirilmiş bir Türk merkezidir. Bitlis olmasaydı bizim onu yaratmamız gerekecekti."

    - "Muş Ovası uzun süre boş kalmayacak, herhalde Kürtler yavaş yavaş dolduracaklardır."

    - "Van halkı derlemedir. Bütün halkın ümidi devletin göstereceği ilgidedir. Sağlam bünyeli şarkta Cumhuriyetin çok önemli bir temeli olacaktır. Böyle bir temel Türk hakimiyeti için her bakımdan lazımdır."

    - Malazgirt kadar bitkin ve fena bir yer güçlükle tasavvur edilebilir. Halbuki buranın, yeni temiz bir Türk şehri Türk merkezi olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır."

    - "Kürtleri verimli topraklardan nereye göndereceğiz? Hudut üzerinde bulunan yerleri derhal Kürtlerle dolacak. Ağrı'dan geçici olarak gelen Kürtleri de bir yere gönderemeyiz. Sükunet bulmuş olmaları bile kafi bir kardır."

    - "Bundan 10 sene sonra Sarıkamış'ın ordugahına askeri olarak ihtiyacımız olacağını zannediyorum."

    - "Kars'ı ve Artvin'i bir an evvel soyup tahrip etmek fikrinde değil, bütün kuvvetimizle son ana kadar muhafaza etmek kararında olduğumuza içeriyi ve dışarıyı kesin olarak inandırmak mecburiyetindeyiz."

    Saygı Öztürk

    - "Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, şimalde hududa karşı ve içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezini yeniden kurmuş oluruz."

    - "Az zamanda Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç Kürdistan'ın meydana gelmesinden kaygılanmak yerindedir."

    - "Bütün seyahatimizde en iyi şey olarak, belki bütün Türkiye'de bu bakımdan birincidir; Samsun hususi idare bütçesini gördüm."

    - "Türkler ve Kürtleri ayrı ayrı okutmakta yarar yoktur. İlk tahsili birlikte yapmalılar. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır."

    - Dersim Vilayeti'nin teşkili ile askeri bir idare kurulması ve Dersim ıslahının bir programa bağlanması lazımdır.

    - Memur yetiştirecek büyük müesseseler güneyde yoktur. Orta mektebe girecekler içerisinde Kürtlerden de müracaat olursa, onları da reddetmemeliyiz.


    Hürriyet

    9 Kasım 2007 Cuma

    MEB 100 Temel Eser Fiyaskolari

    Milli Eğitim Bakanlığı'nın önerdiği kitap tartışılıyor

    Mİllİ Eğitim Bakanlığı tarafından önerilen 100 seçme eser arasında bulunan bilmece kitabı tepkilere neden oldu. İşte o bilmeceler Mİllİ Eğitim Bakanlığı tarafından önerilen 100 seçme eser arasında bulunan bilmece kitabı tepkilere neden oldu. İşte tepkilere neden olan bilmecelerden bazıları....
    * Ön kapıda karınız avaz avaz bağırıyor, arka kapıda ise köpeğiniz durmaksızın havlıyor. Önce hangisini içeri alırdınız?
    Elbette köpeği..... Çünkü köpek içeri girince susar.
    * Plajda üç kadın dondurma yiyormuş. Bunlardan biri dondurmayı emerek, diğeri yalayarak, diğeri ise ısırarak yiyor. Sizce bunlardan hangisi evledir?
    Parmağında yüzük olan.
    * Doktorlar ameliyatta niçin maske takarlar?
    Ölen hastalarda parmak izi kalmasın diye.

    30 Ekim 2007 Salı

    Akbilde Aktarma Kaldirildi

    İstanbul'da ulaşımda entegrasyon çerçevesinde, geçen yıl başlatılan tek bilet uygulamasındaki 90 dakikalık aktarma süresi, yarından itibaren tüm toplu taşıma araçlarında 2 saate çıkarılacak.


    İstanbul Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, ulaşımda entegrasyon çerçevesinde 1 Temmuz 2006 tarihinde tek bilete geçilen ve TCDD, Özel Halk Otobüsleri, deniz motorlarının da entegrasyona dahil edildiği sistemde, yeni düzenlemeler yapıldı.

    Kademeli fiyat sisteminin uygulanacağı belirtilen yeni düzenlemeyle, şimdiye kadar tüm toplu taşıma araçlarında uygulanan ve 90 dakika olan aktarma süresi, yarından itibaren 120 dakikaya çıkartılacak. Daha önce aynı hatta aktarmalara imkan tanımayan ve tam akbil ile ücretlendirilen yolculuklarda aynı hatta da aktarma yapılabilecek.

    Uygulamada, toplu taşıma araçlarına birinci binişler 1,25 YTL olacak, ancak 2 saatlik süre içinde, her aktarma için 62 kuruş aktarma ücreti ödenerek 5'i aktarma olmak üzere toplam 6 yolculuk yapılabilecek.

    İkisi aktarma, biri ilk biniş olmak üzere 2,5 YTL'ye yapılan toplam 3 yolculuk ile 1,25 YTL'ye yapılan ilk binişlerin fiyatlarında ise herhangi bir fiyat değişikliği olmayacak. Sürekli akbilde de ''günlük, haftalık, 15 günlük ve bir aylık'' tam ve öğrenci fiyatları aynen korunacak.

    METROBÜS VE METRO HATTINDA İNDİRİM SÜRECEK

    Yılbaşına kadar yüzde 50 indirimli bilet uygulaması yapılan Topkapı-Avcılar Metrobus Hattı ile Edirnekapı-Sultançiftliği arasındaki hafif metro hattında uygulama ilk binişlerde 62 kuruş, aktarmalarda 31 kuruş indirimli olarak sürecek. Açıklamada, Temmuz 2005 ile Haziran 2006 tarihleri arasında kentte 618,4 milyon, Temmuz 2006 ile Haziran 2007 tarihleri arasında ise 799 milyon yolcu taşındığına dikkat çekilerek, entegrasyonun başladığı tarihten itibaren akbilli yolcu taşıma sayısında yüzde 29 oranında bir artış olduğu bildirildi.

    AA