Utangaçlık öldürdü SİVAS DHA
Sivas'ta Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı şüphesiyle hastanede tedavi gören Ömer Taşkafa (65) yaşamını yitirdi. Yaşlı adamın, kenenin testisine yapışmasından dolayı utandığı için kimseye söyleyemediği öğrenildi. Yıldızeli ilçesine bağlı Akçakoca köyünde çiftçilik yapan 2 çocuk babası Taşkafa, 5 gün önce tarlada çalıştığı sırada kene tarafından ısırıldı.
Taşkafa testisine yapışan keneyi koparıp attı. Erojen bölgesinin ısırıldığını söylemeye utanan yaşlı adam, yüksek ateş ve mide bulantısı belirtileriyle Tokat Sulusaray Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Buradaki ilk müdahalesinin ardından Tokat Devlet Hastanesi'ne sevkedilen yaşlı adam, tedavinin ardından taburcu edildi.
Evine döndükten sonra tekrar rahatsızlanan Taşkafa, ailesi tarafından dün Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne getirildi. KKKA hastalığı şüphesiyle tedaviye alınan Taşkafa tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı. Bu arada, rahatsızlandıktan sonra hastaneye kaldırılan Taşkafa'nın durumunun, eşinin doktorlara anlatması üzerine anlaşıldığı öğrenildi.
14 Ağustos 2008 Perşembe
Utangaçlık öldürdü
Yazar:
Manitu
Zamanı:
12:05
0
yorumlama
27 Nisan 2008 Pazar
Güne nane ile başlayın!
Güne nane ile başlayın!
Stres dolu toplantılar veya partilerle dolu geçen yoğun bir haftanın sonunda yorgun mu düştünüz? Kolayca eski performansınıza kavuşabilirsiniz.
Nanenin kokusu bir eğitim çavuşuna benzer; beyninize "Kalk ve işine konsantre ol!" emrini verir. Araştırmalara göre bu kokunun olduğu yerlerde çalışanlar, sıkıcı ama yapılması şart olan işlere daha fazla yoğunlaşabilmektedirler. Zihinsel olarak tembelleştiğinizi hissettiğinizde naneli bir sakız çiğneyin, şeker yiyin ya da nane kokusunu içinize çekin. Böylece beyninizin "Yapabilirim!" dediğinizi duyabilirsiniz.
Nane kokulu yerlerde titizlik gerektiren işlerde çalışan insanların daha iyi performans gösterdikleri bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Araştırmaya katılanlar arasından nane kokulu yerlerde çalışanların, kokusuz yerlerde çalışanlara göre, daha az yazım hatası yaptıkları ve alfabetik işlemleri daha çabuk gerçekleştirdikleri görülmüştür.
Tedavi amacıyla; detaylara olan dikkatinizi arttırmak için, zihninizi dinlendirmek için ya da kilo vermenize yardımcı olması için kokuların kullanılması, aromaterapinin uygulama alanına girer. Aromaterapi, güzel kokuların ciğerlere çekilmesi ya da cilde sürülmesiyle uygulanabilir.
Bazı esanslar, gevşeme ve zihinsel rahatlama gibi biyolojik tepkilerin oluşmasını sağlayan beyin aktivitelerini uyarır. Yakın zamana kadar aromaterapinin yararlarını destekleyen fazla kanıt bulunmuyordu. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda, artık aromaterapinin psikolojik ve fiziksel sağlık için gerçekten faydalı olabileceği görülmüştür.
RealAge
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:29
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
Sara cerrahisinde başarı arttı!
Sara cerrahisinde başarı arttı!
İlaç tedavisine yanıt vermeyen sara hastalarında yapılan ameliyatlarda yüzde 70 - 90 başarı elde ediliyor.
Pamukkale Üniversitesi Nöroşirürji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Feridun Acar, epilepsi cerrahisinde yüzde 90'lara varan oranda bir başarı yakalandığını söyledi. Antalya'da düzenlenen Türk Nöroşirürji Derneği 22. Bilimsel Kongresi'ne katılan Yrd. Doç. Dr. Acar, ülkemizde 700 bin epilepsi hastası bulunduğunu ve hastaların da yüzde 20'sinin ilaca direnç gösterdiğini belirtti. Hastalığın başında ya da ilerleyen evrelerinde ilaca dirençli hale gelen bu hastalarda nöbetlerin kontrol edilemez bir hal aldığını vurgulayan Acar, "İlaca cevap vermeyen bu hastalar günlük yaşamlarında yolda yürürken aniden nöbet geçirip düşüp kafasını vurabiliyor, ya da araç kullanırken nöbet geçirip kaza yapabiliyor. Bu grupta epilepsi cerrahisi olarak yapabileceğimiz çok değişik uygulamalar var ve bunların başarıları yüzde 70 ile 90 arasında. Hatta bazı özel durumlarda bu nöbetleri yüzde 95 oranında kontrol altına alabiliyoruz" dedi.
Hasarlı bölge zarar vermeden alınıyor
Epilepsi cerrahisinde uygulamalar hakkında bilgi veren Acar, ameliyatla beyindeki hasarlı bölgeyi çıkararak epilepsiyi kontrol edebildiklerini, tüm bunlar yapılırken beynin tüm fonksiyonlarını da denetim altında tuttuklarını söyleyerek, şöyle dedi:
"Bazı ameliyatlarda beynin içine ve üzerine elektrodlar koyup hem nöbetin kalktığı yeri net gösteriyoruz hem de beyin haritalandırması yaparak fonksiyonel bölgeleri ayırıp hastaya zarar vermeden problem yaratan o bölgeyi çıkarabiliyoruz."
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:28
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
Yaşam kaliten bozulmasın!
Yaşam kaliten bozulmasın!
Beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız basit değişiklikler ile İritabl Bağırsak Sendromundan kolayca kurtulabilirsiniz.
25 Nisan 2008 Cuma
Ülkemizde görülme sıklığı birçok Avrupa ülkesinden daha yüksek olan İritabl Bağırsak Sendromundan (İBS) şikâyetçi olanlar kimi bölgelerde nüfusun yüzde 20'sini buluyor. Oysa beslenme alışkanlıklarında yapacakları basit değişiklik çok şeyi değiştirebiliyor. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre İBS, soğuk algınlığından sonra işe veya okula gidememe nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Ancak hastaların çoğu bu durumu yaşam biçimi olarak kabulleniyor ve yaklaşık yüzde 70'i hekime başvurmuyor.
Novartis OTC tarafından düzenlenen II. Gastroenterohepatoloji Günleri çerçevesinde yapılan İBS sempozyumunda konuşan İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenterohepatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeynel Mungan, karın ağrısı, şişkinlik, ishal ya da kabızlık gibi belirtilerle ortaya çıkan rahatsızlıkta ilaç ve psikolojik tedavilerin yanı sıra yaşam kalitesinin yükseltilmesi için liflerin sürekli kullanımının önemini vurguladı. Hastalığın nedenlerinin bilinmediğini belirten Mungan, İBS şikâyetlerinde tavsiye edilen tahıl, ekmek, baklagil, meyve ve sebze gibi doğal liflerin şişkinlik yapması sebebiyle dikkatli önerilmesi gerektiğini ve prebiyotik ve probiyotik etkilerinden dolayı doğal bir lif olan hidrolize "guar gum" (PHGG) kullanımının önemine değindi.
Yorulmadan zayıflayın
Tüm vücudunuzu aynı anda ve zorlamadan çalıştıran Life Fitness Cross Trainer, yüksek kalori yakımını sağlarken, motivasyonu artıran birçok egzersiz programıyla adeta tek başına bir spor salonu gibi çalışıyor. X3 Cross Trainer, tüm vücudu bir arada çalıştırıyor ve yoğunluk belli bir bölgede toplanmadığı için hedeflenen kalori yakımına daha az yorularak ulaşılıyor. "Whisper stride" özelliği sayesinde istenilen her saatte sessiz bir şekilde spor yapmaya imkan veren X3 Cross Trainer, pek çok programı birarada barındırıyor. Manuel kullanım seçeneği, başarısı kanıtlanmış verimli Life Fitness programları Hill ve Random'un yanı sıra; direnci yavaş yavaş artıran EZ-Incline Resistance ve arazi koşulları simule edilerek, inişli çıkışlı ve farklı direnç seviyelerinin bir arada bulunduğu Sport Training programlarını sunuyor. X3 Cross Trainer ayrıca, kas ve dolaşım sisteminizi egzersize hazırlayan Warm Up Mode, egzersiz sonrası kalp atışlarını güvenle normal seviyesine döndüren Cool-Down Mode gibi özelliklere sahip.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:27
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
Sakızla saatte 11 kalori yak!
Sakızla saatte 11 kalori yak!
Çiğnemekten zevk aldığımız sakızın aslında sağlığımıza da faydalı olduğunu biliyor muydunuz?
"Sakız çiğnemek faydalı mı yoksa zararlı mı?" diye daha önce düşünmemiş olabilirsiniz. Hatta erkek çocuklarını "sakız çiğneme bıyıkların eğri çıkar" diye korkuturlardı eskiden. Oysa sakız endüstrisi o kadar gelişti ki marketlerde sakız reyonu gittikçe büyüyor. Artık çeşit çeşit sakız var. Aynı kahve sektöründeki veya yoğurt seçimlerindeki inanılmaz çeşitlilik gibi. Artan tüketim ve ilgiye bağlı olarak bu konuda yapılan araştırmalar da artıyor.
Sakız çiğnemek çoğumuzun çocukluğumuzdan kalan bir alışkanlıktır. Bazen kendimizi abur cuburlardan korumak bazen de sinirimizi yatıştırmak için sakız çiğnemeyi tercih ederiz. Her ne nedenle olursa olsun sakız çiğnemek çoğumuzun alışkanlıkları arasında yer alıyor. 270 milyon nüfusa sahip ABD'nin sakız tüketimi yılda 46 milyar adettir. Yani ABD'de kişi başına 184 sakız düşmektedir. Türkiye'deki duruma göz atacak olursak sakız tüketiminin her geçen gün arttığı göze çarpmaktadır. Aylık ortalama 10 milyon dolarlık bir pazar payından söz edilebilir. Bu rakamlara göre ülkemizdeki herkes yılda bir kez de olsa sakız çiğnemektedir. Peki, çiğnemekten zevk aldığımız sakızın aslında sağlığımıza da faydalı olduğunu biliyor muydunuz? Birçok tüketici şekersiz sakız çiğnemenin diş çürüklerini önlediğini ve nefesi ferahlattığını biliyor ama yeni araştırmalar gösteriyor ki sakız kilo kontrolünde de yardımcı olarak kullanılabilir, odaklanmayı, uyanıklığı ve konsantrasyonu artırır ve hayatın günlük stresini azaltır. İşte yararları:
Kilo kontrolüne yardımcı olur: Sakız pratik, ucuz ve düşük kalorilidir. Şekerli bir sakız yaklaşık 5 -10 kaloridir. Şekersiz olanlar da tercih edilebilir. Sakız, atıştırmayı engellemek ve kalori alımını azaltmak için harika bir yoldur.
İştahı azaltır: Sakız çiğnemek iştah kontrolü sağlamaya yardımcıdır. Appetite (iştah) dergisinde 2007 yılında yayımlanmış çalışma gösteriyor ki öğleden sonraki atıştırma öncesi sakız çiğnemek, açlığı ve kalori alımını azaltmaya yardımcı oluyor.
Öğünde daha az yemeye sebep olur: Yapılan bir çalışmada akşamüstü ara öğününden önceki üç saatlik bir zaman diliminde bir saat aralıklarla 15 dakika sakız çiğneyen yetişkinler, sakız çiğnemeyenlere göre ara öğünlerinde 36 kalori daha az yedikleri gözlenmiştir. Sakızın şekersiz ya da normal olması ise bir şey fark ettirmiyor ve her ikisi de az yemeye yardımcı oluyor.
Atıştırma olarak seçenek olabilir: Sakız çiğnemek düşük kalorili olduğu gibi, yüksek kalorili atıştırmaların yerine de geçebilir. Özellikle, 140 kalorilik 1 veya 2 parça çikolatalı kurabiye yerine 2 parça 20 kalorilik sakız çiğneyerek, 120 kalori kazanç sağlayabilirsiniz.
Kalori harcatır: Mayo Clinic Uzmanları yaptıkları bir deneyde, sakız çiğnemenin saatte 11 kalori yakımını sağladığını hesaplamışlardır.
Konsantrasyonu artırır ve stresi hafifletir:Beyne giden kanı artırıyor
Birçok sporcu ve koçları oyun sırasında sakin kalabilmek ve gerginliği azaltmak için sakız çiğnemeyi tercih etmektedir. Aynı zamanda bazı öğretmenler de okullarda sakız çiğneme kuralının değiştirilmesini ve çocukların sınav sırasında sakız çiğnemesinin onların uyanıklığını ve konsantrasyonunu daha iyi sağlayacağını savunmaktadır. Son yapılan araştırmalarsa sakız çiğnemenin, damarlardan beyne giden kan akımını yüzde 25 oranında artırdığını gösteriyor. Appetite (iştah) dergisinde 2002 yılında yayımlanmış bir başka çalışma gösteriyorki sakız çiğnemek bireylerin öğrenme, akılda tutma ve bilgiye erişme yeteneğini de artırıyor.
Ağız ve diş sağlığını destekliyor
Sakız çiğnemenin, nefesimizi ferah tutmaya yardımcı olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bunun yanında vücuttaki en güçlü savunma mekanizması olan tükürük salgısını da artırır. Bu nedenle gün içinde sakız çiğnemek iyi bir seçenek olacaktır. Şekersiz sakız, ağız sağlığını birçok yönden destekler. Plaklarının ve çürüklerin oluşumunu önler, diş minesinde mineral bozukluklarını onarır, diş lekelerinin oluşumunu önler, olanları azaltır. Sağlıklı bir ağız, sağlıklı bir vücutla birebir ilişkilidir. Ağız yoluyla bakterin alınması, çeşitli hastalıklara yol açar.
Sakızla kilo kontrolünü sağlamanın ipuçları
Çok yemek yediniz ya da kendinizi durduramıyorsunuz, hemen sakız çiğnemeye başlayabilirsiniz.
Yüksek kalorili abur cubur besinlerden yemek istediğinizde sakız çiğneyerek bu güdüyü bastırabilirsiniz.
Stres daha fazla yemek yemenize mi sebep oluyor? Sakız çiğneyerek stresinizi azaltmayı ve atıştırmalardan uzak durmayı deneyebilirsiniz.
Yemek pişirirken sakız çiğnemeniz de hazırlık aşamasında tadına bakma bahanesiyle yemeklerden atıştırmanızı engelleyecektir.
Konsantrasyonu arttırmanın ve gerginliğinizi hafifletmenin basit yollarını arıyorsanız, Sakız çiğnemek en kolay yollardan biri olacaktır. Çalışmalara göre sakız çiğnemek uyanıklığı ve konsantrasyonu arttırıyor ve hayatın günlük stresini azaltıcı yönde etki gösteriyor.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:26
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
18 Ocak 2008 Cuma
Her Yonu ile Keciboynuzu
HER YONU ILE KECIBOYNUZU
Latince adı: Ceratonia siliqua L.
İngilizce: Carob, St.Joh;s Bread, Locust bean
Almanca: Johannisbrot
Özellikleri:
Nefes darlığına karşı ;
alerjik nefes darlığı ;
soğuk alerjisi
iktidarsızlığa karşı ;
akciğer ödemine Karşı;
balgam söktürücü
akciğer kanserini önleyici
sperm sayısını artırıcı
astıma karşı tedavi edici.
İngilizcesi her ne kadar carob ise de,
genelde St. Johns Bread olarak bilinir.
Almancası da johannisbrot dur.
Her iki lisanda da Yakup Peygamberin Ekmeği"
anlamına gelir.
Yakup peygamberin çölde ekmek yerine
tükettiği bir meyvedir.
Keçiboynuzunun içerdiği çekirdeklerin her biri
0,2 gram gelir.
Bu çekirdeklerin ebatlarına bakılmaksızın
her biri aynı ağırlıktadır.
Yani, tek bir harnup çekirdeği 0,2 gram ağırlığındadır.
Bu 0.2 gram ağırlık neden bu kadar mühim diye
soracak olursanız,
cevabı eski çağlara kadar dayanır.
Antikçağda ve daha öncesinde altın ve kıymetli taşları
hassas olarak tartabilmek için
keçiboynuzunun çekirdekleri kullanılmıştır.
Günümüzde de 0,2 gramın karşılığı
1 Karat olarak kullanılmaktadır.
Kıymetli taş veya metal satanların kullandıkları
1 Karat buradan gelmektedir.
Karat kelimesi keçiboynuzunun (harnup)
latince adı olan Ceratonia dan türetilmiştir.
Beş tane keçiboynuzu çekirdeği 1 gram ağırlığındadır.
Yıllar içerisinde insanlar harnupun
beslenmedeki önemini unuttular.
Hazır besinler tüm süpermarketlerde çeşit çeşit
insanın hizmetine sunulurken,
tabii beslenme genelekleri ve alışkanlıkları da
yavaş yavaş ortadan kalktı...
Son bir kaç yıldan beri tekrar eskiye dönüş
yolları aranmaya başlandı...
Avrupa da reformhaus veya bioladen adı altındaki
marketlerde zirai ilaç ve sunni gübre kullanılmadan
yetiştirilen meyve ve sebzeler ayrıcalıklı olarak satılıyor.
Hem de nerede ise gösterişli sebze ve meyvelerin
iki katı fiyatına...
Bizde de durum pek farklı değil.
Aynı şekilde, kepeğini içeren pirinç,
normal pirinç fiyatının hemen hemen ikibuçuk misli
fiyatla satılıyor.
Halk pazarlarına giden insanlarımız satın alacakları
sebzenin yayla sebzesi olup olmadığını sorup öyle alıyor.
Onların yayladan kastettikleri, hormonsuz sebze.
Yoksa, sebzenin gerçekte yüksek yaylalarda
yetişmiş olması değil aranan.
Örneğin, yayla domatesi, hormonsuz domates olarak
algılanıyor.
Gerçekten de hormonsuz olarak yetiştirilen
domatesin tadı, içerdiği proteinlerin ve etkin maddelerin
oranlarıda farklı.
Biz tekrar harnup a dönelim.
Akdeniz bölgesinin sahil şeridindeki memleketlerden
İtalya, İspanya, Kıbrıs ve Türkiye de bol miktarda
yetişmektedir.
Keçiboynuzunun ortalama %35 i düşük moleküler yapılı karbonhidratlardan oluşur.
Yine yaklaşık %40 ı yüksek moleküler yapılı
nışastadan oluşur.
Yağ oranı ise oldukça düşük olup ancak %1 dir.
Kakaonun yerine kullanılabilen en mükemmel çözümü
getirmiştir.
Zira kakaoda bulunan kafenoid leri içermez.
Örneğin, keçiboynuzunda theobromin yoktur.
Kakaoda yüksek miktarda bulunan yağ
harnupta sadece %1 dir.
Kakaoya karşı alerjisi olanlara ideal bir çözüm
getirmektedir.
Eğer, kakaoya karşı alerjiniz var ise,
keçiboynuzunu rahatlıkla tercih edebilirsiniz.
Harnupun , sağlıklı ve dengeli beslenmede
çok önemli yeri vardır.
Çok düşük oranda yağ içermektedir.
Düşük kalorilidir.
Yenildiği zaman insanı uzun zaman tok tutar.
Eskiden beri bilinen olumlu yönleri vardır.
İshale karşı mükemmel takviyedir.
Kabızlık şikâyeti olanların da tüketmesi gereken
bir meyvedir.
Belirli bir dönem keçiboynuzu tüketenler,
sindirim sistemlerinin nasıl harekete geçtiğini ve
kabızlık problemlerinin de yavaş yavaş düzenli bir
şekilde ortadan kalktığını hayretle görebileceklerdir.
Kısaca, hem ishal hem de kabızlık şikâyetlerine karşı
kullanılır.
Dengeli ve sağlıklı beslenmenin bilincinde olan
bir çok bilim adamı tanımaktayım...
Onlar çikolata, kek veya kremalı pasta yerine
harnupu tercih etmektedirler.
Keçiboynuzu, Anadoluda harnup olarak da bilinir.
Batı Akdeniz bölgesinde kısaca boynuz da denilmektedir.
Keçiboynuzunun en önemli özelliği
nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır.
Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan
etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide
bulunmamaktadır.
Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım
rahatsızlıklarında öylesine etkilidirki,
kullanmaya başladıktan hemen sonra sonuç almak
mümkün olabilmektedir.
Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı
problemlerinde de büyük bir başarıyla uygulanabilir.
Bir çok insan tanıdım, alerjik nefes darlığı çeken,
bu insanlar yılın belli mevsimlerinde
kortizon tedavisinden başka çare bulamayanlardı...
Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu
anlatıyorlardı...
Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu
daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını
anlatıyorlardı.
Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) kürünü uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta,
günde bir defa ve sadece sabah kahvaltısı arasında
tüketilmesidir.
Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir.
Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de
bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir.
Harnupta bulunan bazı etkin maddeler
aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.
Tablo:
Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddeler
alpha-aminopimelic acid
concanavalin
beta-D- glucolgallin
myo-inositol
beta-D-...galloylglucose
pentosane
capronic acid
primverose
catechin-tannin
tannin
ceratose
tocopherol
chiro-inositol
xylose
Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı
üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan
bir maddedirki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki
tabloda belirtilmiştir.
Tablo:
Gallik asitin etkin özellikleri
Analgesic :ağrı kesici
Antiallergenic:alerjiye karşı
Antiasthmatic:astıma karşı
Antibacterial:bakteri yok edici
Antibronchitic:bronşite karşı
Anticancer:kansere karşı
Antihepatotoxic:karaciğeri toksinden arındırıcı
Antioksidant:serbest radikalleri yok edici
Immunostimulant:bağışıklık sistemini stimüle eder
Antiviral:mikroplara karşı etkili
Antiseptic:antiseptik
cancer-preventive:kansere karşı koruyucu
antinitrosaminic:nitrozamin yok edici
bronchodilator:bronş genişletici
antipolio:çocuk felcine karşı
Yukarıdaki tablodan da görüldüğü gibi
gallik asit çok yönlü bir maddedir.
Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve
takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor
maddelerdir.
Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddelerin
allosteric effector özellikleri oldukça baskındır.
Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği
bulunmaz bir imkan...
Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan
tedavi edici gücü çok fazladır.
Sigara içenler keçiboynuzu kürüne başladıktan
bir kaç gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyebileceklerdir.
Keçiboynuzunun, insanlığın korkulu rüyası
akciğer kanserini önlediğini gördüğüm zaman,
heyacanımdan günlerce uyku uyumadığımın
farkına bile varmamıştım.
Keçiboynuzunun bu koruyucu ve önleyici özelliği
tabiat ananın insanlara olan bir lütfudur.
Keçiboynuzu, akciğer kanserini önleyen
mükemmel bir meyvedir.
Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için
tedavi etme gücü çok çok zayıftır.
Burada da belirtmekte tekrar fayda görüyorum;
Bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile
o hastalığı tedavi etme özellikleri
birbirlerinden farklı şeylerdir.
Keçiboynuzu kürü insan vücudunda bulunan
OGG1 (8-OxoGuanine DNA Glycosylase) enzimini
aktive etme özelliğine sahiptir.
OGG1 enzimi, akciğer kanserinin oluşumunda
oldukça etkilidir.
Akciğer kanserine yakalanmış hastalarda
OGG1 enziminin aktivitesinin düşük olduğu
gözlenmiştir.
Yapılan klinik deneyler OGG1 enziminin aktivitesinin
düşük olması durumunda, akciğer kanserine yakalanma
riskinin on misli artış gösterdiğini ortaya koymuştur.
Keçiboynuzu (harnup) kürü OGG1 enziminin
aktivitesini yükselterek,
bu kanser türüne karşı güçlü bir önleyici özellik
göstermektedir.
Bu özellik aynı zamanda taze sıkılmış havuç
küründe de bulunmaktadır.
Sigara içenlerin zaman zaman keçiboynuzu kürünü
uygulamalarında, akciğer kanserine karşı önleyici
gücünden dolayı büyük faydalar vardır.
OGG1 enziminin diğer bir özelliğide
DNA yı tamir etme özelliğinin olmasıdır.
Keçiboynuzu aynı zamanda hareketli sperm
sayısını artıran özelliğe de sahiptir.
Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından
dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının
kullanmasında çok büyük fayda vardır.
Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir
bitkisel çözümdür.
Bugüne kadar hareketli (aktif) sperm sayısının
azlığından dolayı baba olamayan onlarca insan
tanıdım, hemen hemen hepsi de keçiboynuzu kürünü
uyguladıktan 4-5 ay sonra baba olacaklarının
heyecanı ile beni aramışlardı.
İsviçreli çok yakın bir aile dostum aynı sorunla
karşı karşıya idi.
Kendisi uzun yıllar bu konuda çok değişik tedaviler
görmüş ve sonuç hep başarısızlıkla neticelenmişti.
Kendisine keçiboynuzu kürünü önerdiğim zaman
bana tereddütle bakarak ;şaka yapıyorsun herhalde;
demişti. Ne de olsa 13 yılın verdiği başarısızlık ve
ümitsizlikte vardı.
Ama bu konuda çok ciddi araştırma sonuçlarımın
olduğunu söyledim. Bunun üzerine derhal uygulamaya
karar verdi. Türkiye'den keçiboynuzu getirttim ve
kullanmaya başladı.
Kullanmaya başladıktan 5 ay sonra baba olabileceğini
öğrendiğinde mutluluğunu ilk benimle paylaştı.
Bir kaç ay sonra bana keçiboynuzunun içerdiği
ilgili etkin maddenin ne olduğunu sordu ve
bunu hemen ilaç sanayine kazandırabileceğimi ve
ticari olarak da iyi para kazanabileceğimi söylemişti.
Ben de bitkiler üzerine yaptığım tüm çalışma ve
araştırmalarımı insanlığın hizmetine karşılıksız olarak
sunduğumu ve herhangi bir beklentimin
olmadığını söyledim.
Meslekdaşım üç çocuk sahibi olmanın mutluluğunu
yaşıyor.
İktidarsızlığa karşı adeta mucize çözüm
keçiboynuzudur.
Keçiboynuzu kürünün etkisini viagra ile mukayese
etmek mümkün değildir.
Keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı bir defalık veya
bir gecelik çözüm getirmemektedir.
Aksine, iktidarsızlığı tedavi ederek uzun bir zaman
dilimi içerisinde kalıcı çözüm getirmektedir.
Dönem dönem uygulanacak kür ile de
iktidarsızlığı ortadan kaldırabilmektedir.
İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden
kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü,
iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür.
Herhangi bir yan tesiri olmayan bu uygulama
iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için
mükemmel bir yardımcıdır.
Viagranın bir gecelik getirdiği çözüme karşı,
keçiboynuzu kürü uzun zaman kalıcı çözüm
getirebilmektedir.
Viagranın belirtilen yan tesirlerinin hiç biri
keçiboynuzu küründe yoktur.
Keçiboynuzu kürü uygulanırken,
iktidarsızlığa karşı etken olan etkin maddelerinin
vücutta önce depolanmaları gerekir.
Bu etkin maddeler vücutta ancak belirli bir seviyeye
ulaştıktan sonra etkisini, hücre içindeki transformasyon mekanizmasını harekete geçirerek (uyararak)
göstermeye başlarlar.
Hücre içinde etkinliğini (aktifliğini) kayıp etmiş olan
bazı enzimleri aktive ederek şikayetlerin ortadan
kalkmasına neden olurlar.
Etkin maddelerin, vücudumuzda depolandıktan
sonra etkilerini göstermeye başlamaları
hemen hemen bütün bitkisel kürler için geçerlidir.
Genel olarak, bitkisel kürlerin sonuca ulaşması
(etki edebilmesi) zaman almaktadır.
Bunun nedeni kürün uygulanması esnasında
etkin maddelerin önce vücudumuzda depolanması
gerektiğindendir.
İşte, bu depolanma süresi zaman almaktadır.
Bu nedenle bitkisel kürleri uygularken sabırlı olmak
gerekir. Bu kürü uygulamak istiyen şeker hastalarının
hekimlerine danışmaları gerekir.
Çünkü, keçiboynuzu fazla miktarda şeker içermektedir.
Bu kürü uzun müddet uygulayanların göz ardı etmemeleri
gereken bir nokta da, bir miktar kilo aldırmasıdır.
İyi huylu prostat büyümesi
(benigne prostate hyperplazy) şikâyeti olanların
zaman zaman keçiboynuzunu çiğ olarak tüketmeleri
çok faydalıdır.
Çünkü, iyi huylu prostat büyümesine neden olduğu
bilinen 5-alpha-reductase enziminin aktivitesini düşüren
(inhibe eden) beş tane etkin maddeye sahiptir.
Bu etkin maddelerden en önemli iki tanesi
palmitic acid ve stearic acid'dir.
5-alpha-reductase enziminin aktivitesi ne kadar
yüksek ise iyi huylu prostat büyümesi o kadar
hızlı gelişir.
Prostatın büyümesi bir takım şikâyetleri de
beraberinde getirmektedir.
İyi huylu prostat büyümesinin neden olduğu
şikâyetlerin başında idrar yapma zorluğu,
idrar kesesini tam boşaltamama,
sık sık idrara çıkma isteğidir.
Geceleri bir den fazla idrara kalkma.
İdrar yaparken çatallanma veya fıskıye şekli.
Kitapta belirtilen tüm uygulamaları
size önerildiği şekilde hazırlayınız ve uygulayınız.
Uygulama sürelerine ve miktarlarına uyunuz.
Tabiatana bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur
ve de belirli kurallara göre çalışmaktadır.
İnsanda, tabiat ananın bir parçası olduğuna göre,
insan vücudu da aynı şekilde belirli dengeler
çerçevesinde çalışmaktadır.
Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için
hayati önem taşıyan bir maddedir.
Demirin eksikliği de, fazlalığı da insan vücudu için
zararlıdır.
Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına
inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla
kullanırlar.
Çünkü, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini
zannederler.
Unutmayınız ki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız
açısından hayati önem taşırlarken,
fazlasıda vücudumuza zarar verirler.
Aynı şekilde size önerilen bitkileri de
belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir.
Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye
düşünmek yanlıştır.
Doğru olan, hastalığın ve şikayetlerin durumuna göre
önerilen kürü dönem dönem tekrar etmektir.
Keçiboynuzunun değirmende öğütülerek
un haline getirilmiş ve hazır paketlenmiş şeklini
bulmak mümkündür.
Keçiboynuzunun pekmezi de satılmaktadır.
Ancak, her ikiside bahsettiğim kürler için
uygun değildir.
Çünkü, öğütülme (un haline getirme) esnasında
havayla temas eden bir çok etkin madde oksitlenerek
veya havanın oksijeni ile reaksiyona girerek
tedavi edici özelliğini kayıp etmektedir.
Tıpkı, taze sıkılmış meyve sularının
vakit geçirmeden içilmesi gerektiği önerisinde
olduğu gibi...
Örneğin, taze sıkılmış meyve suyunun içerisindeki
C-vitamininin havayla temas ederek (oksitlenenerek)
vitamin özelliğini yavaş yavaş yitirdiği gibi.
Keçiboynuzundan pekmez yapılırken de uzun müddet
kaynatıldığı içindirki içerdiği bir çok etkin madde
özelliğini kayıp etmekte veya önemli ölçüde
keçiboynuzunun şifa veren gücü zayıflamaktadır.
Bu nedenle, bahsettiğim keçiboynuzu kürlerinden
başarılı sonuç alabilmek için onun tabii halini
kullanmak gerekir.
Aktarlarda bu amaçla tabii halde keçiboynuzunu
bulmak mümkündür.
Hem daha ucuz hem de çok daha etkili.
Aktarlardan keçiboynuzunu alırken dikkat etmeniz
gereken şey, kırılmamış, ezilmemiş ve parçalanmamış
olmalarıdır.
Kısaca, satın alacağınız keçiboynuzlarının tüm halde
olmasına özen gösteriniz.
Uygulama 1:
Genel nefes darlığı ve alerjik nefes darlığı ve
de soğuk alerjisi durumunda
Orta büyüklükteki keçiboynuzundan altı-yedi adetini
önce soğuk su altında yıkayınız.
Daha sonra bunları küçük küçük ( 4 cm uzunluğunda)
kırarak, kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suyun
içine atınız.
Hafif ateşte 7- 8 dakika kaynatınız.
Soğuduktan sonra süzerek suyunu cam şişeye
doldurunuz.
Buzdolabında en fazla üç gün bekleyebilir.
Hergün sabah, kahvaltı arasında ve akşam yemeğinden
önce bir çay bardağı içilir.
Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız
keçiboynuzu suyu üç gün buzdolabında bozulmadan
korunabilir.
Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir.
Hiç ara vermeden yirmi gün uygulayınız.
Yirmi gün tamamlandıktan sonra aynı şekilde hiç ara
vermeden onbeş gün devam ediniz.
Onbeş günlük kürü uygularken bir çay bardağı içerisine
bir küçük çay kaşığı bal ilave edip karıştırınız ve
sabah kahvaltınız arasında ve de akşam yemeğinden önce
birer çay bardağı içiniz.
Keçiboynuzu kürünü uygularken sabah kahvaltınızda
ayrıca bal tüketmeyiniz.
Dikkat: 5 ile 12 yaş arasındaki çocuklarda
nefes darlığı veya alerjiye bağlı nefes darlığı
söz konusu ise, bu taktirde uygulama e göre
sadece bir çay bardağı sabah kahvaltısı arasında
içilecektir. Akşam yemeklerinde içilmeyecektir.
Dikkat: Bu kürü uygularken kahvaltıda ayrıca
bal tüketmeyiniz.
Daha güçlü olur diye bir çay kaşığından daha fazla
bal ilave etmeyiniz.
Uygulama 2:
Akciğer kanserini önleyici olarak
Uygulama 1 den en önemli farkı ve
dikkat edilmesi gereken nokta kaynama süresidir.
Soğuk su altında 6-7 adet keçiboynuzunu yıkadıktan
sonra 600-650 ml (yarım litreden biraz fazla)
kaynamakta olan suyun içine harnupları kırarak atınız.
3-4 dakika hafif ateşte ağzı kapalı olarak kaynadıktan
sonra 20 dakika soğumaya bırakınız.
Yirmi dakika sonra harnup parçalarını temiz bir kaşık ile
kabın içerisinden çıkartınız.
Soğuduktan sonra temiz bir kaba suyunu alınız.
Her ay dört gün, sabah ve akşam birer çay bardağı
içilir.
Uygulama 3:
Hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı ve de
erkeklerdeki iktidarsızlığa karşı
Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6;7 adet
keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız.
Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız.
Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını
kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz.
Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra
kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız.
Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna,
diğer yarısınıda akşam yatağa giderken içiniz.
Bu uygulamaya bir hafta boyunca hergün
devam ediniz.
Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca hergün
akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz.
Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.
Not:
Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız.
Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız.
Ancak, bilmeniz gereken nokta kullanacağınız
bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır.
Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız.
Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan
şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile
kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız.
Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı
teşhis amacı yoktur.
Kaynaklar:
Prof.İbrahim Adnan Saracoğlu
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:12
0
yorumlama
Karbonhidrat Tuketimini Ihmal Etmeyin
Karbonhidrat Tüketimini İhmal Etmeyin
Karbonhidratlar, beslenmenin makro 3 ögesinden biridir. Doğada genellikle kompleks halde bulunan bu moleküller enerji ve vücudun yapı taşı şeklinde kullanılırlar. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Cemal Aytaç Ak'ın verdiği bilgilere göre, insan beslenmesinin enerjisinin yüzde 50-60’ı karbonhidratlardan, yüzde 30’u yağ moleküllerinden, yüzde 12-15’i de protein moleküllerinden gelmelidir. 1 gramı 4 kcal enerji veren bu moleküller vücudumuzda enerji gerektiren tüm faaliyetlerin en temel enerji kaynağıdır.
Çocukların günlük beslenme programının bir öğününde mutlaka karbonhidratlı bir besin bulunmalıdır. Sık sık, az az beslenmenin önemli olduğu sağlıklı beslenme şablonunda şöyle bir beslenme programını örnek olarak verebiliriz:
7:30: Kahvaltı
Esmer ekmek
10:30: Meyve
12:30: Esmer ekmek, çorbalar, işlenmemiş kepekli pilav-makarna, patates, mercimek, nohut, fasulye, tüm sebzeler.
15:30: Meyve
19:30: Esmer ekmek, çorbalar, işlenmemiş kepekli pilav-makarna, patates, mercimek, nohut veya fasulye, tüm sebzeler.
22:30: Meyve
Yukarıdaki gibi karbonhidrat dağılımı sağlığımız açısından oldukça önemlidir. Beslenme biliminde çok temel basit bir bilgi vardır. Dalındaki yiyecek ile ağzımız arasında ne kadar kısa mesafe varsa o denli sağlıklıdır. Özellik karbodhidrat içeriği yüksek besinlerde bu bilgi çok önemlidir. Toz şeker (sükroz) bilindiği gibi şeker pancarından rafine edilerek besin sanayinden çıkmış bir üründür. Toz şekerle yapılan yiyeceklerin (kekler, pastalar, tatlılar) kanserojen olduğunu da unutmamak gerekir.
Karbonhidratlar Hangi Besinlerden Seçilmeli?
Ayrıca kan şekerimizi fizyolojimize uygun olmayan bir hızda yükseltiğinden bu tür besinler şeker hastalığına, şişmanlığa sebep olmaktadır. Ama meyvenin doğal halindeki aynı tadı veren molekül fruktozun bu etkileri kesinlikle yoktur. Nitekim şeker hastalarına bile meyve önerilmektedir.
Bu nedenle günlük hayatımızın özellikle çocukların beslenmesinde önemli parçası olan karbonhidratları, esmer ekmek, çorbalar, işlenmemiş kepekli pilav-makarna, patates, mercimek, nohut, fasulye, sebze ve meyve gibi besin türlerinden seçmeliyiz.
"Şeker İhtiyacı" Diye Bir Kavram Yok!
Doğum günleri çocukların hayatında oldukça önemli günlerdir. En güzel elbiseler giyilir. Herkesin ilgi odağı doğum günü çocuğudur. Bu ritüelin en önemli parçalarından birisi de doğumgünü pastasıdır. Ancak pastalar, çocuklarımıza ödül olarak sunduğumuz çikolata, şeker ve gofretler çocuklarda şeker, kanser, şişmanlık gibi hastalıklara yol açabilmektedir.
Ayrıca unutulmamalıdır ki; “şeker ihtiyacı” diye bir kavram yoktur. İnsan organizmasının basit şeker değil, yukarıda belirtilen kompleks karbonhidratlara ihtiyacı vardır. Bu nedenle çocuklarımızı çikolata, gofret, kek, pasta gibi tüm tatlılardan mümkün olduğunda uzak tutmalıyız.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:04
0
yorumlama
Kahve Yararli mi, Zararli mi?
Kahve Yararlı mı, Zararlı mı?
Kahve içmek pek çok kişi için büyük bir zevk ve vazgeçilmez bir alışkanlıktır. Ancak, zinde kalmak ve enerjimizi yüksek seviyede tutmak için hemen hemen her gün içtiğimiz kahvenin yararlarının yanında bir o kadarda ciddi zararları olduğunu unutmamak gerekir...
Kahvenin Zararları
Yüksek tansiyon: Yapılan araştırmalara göre, düzenli olarak günde 4-5 bardak kahve içenlerin kan basınçları, yani tansiyonları hızla yükseliyor.
Kalp: Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebiliyor. Düzensiz kalp atışları ve kalp çarpıntısına neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle kalp hastalarının sınırlı miktarda kahve içmeleri gerekiyor.
Mide: Kahve, ülseri tetikliyor ve midenin asit salgılamasını uyarıyor. Bu nedenle mide hastalarının günde 2 fincandan fazla kahve tüketmemeleri gerekiyor.
Şeker hastalığı: Yapılan araştırmalar, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyortı. Uzmanlar şeker hastalarının da kahveyi sınırlı tüketmesini öneriyor.
Su kaybı: Uzmanların bir kısmı kahvenin vücutta sıvı kaybına neden olduğunu savunurken, bir kısmı da bu kaybın önemsiz derecede az olduğunu savunuyorlar. Fakat yine de ağır basan görüş diğer kafeinli içecekler gibi kahvenin de vücutta su kaybı yarattığı yönünde.
Doğurganlık: Günde üç fincan veya daha fazla kahve içmek, kadının doğurganlık oranını azaltıyor. Çünkü aşırı miktarda kafein tüketimi yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Yapılan araştırmalarda ise her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu kanıtlandı. Kafeinin spermin üzerinde uyarıcı etkisi olduğunu savunan uzmanlar, bunun merkezi sinir sisteminde de aynı etkiyi gösterdiğini iddia ediyorlar.
Hamilelik: Kafeinin anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların günlük kafein tüketme sınırlarının 300 mg ile sınıtlı kalması gerektiğini belirtiyor.
Kahvenin Faydaları
Kanser: Kahve, yeşil ve siyah çay gibi antioksidanlar içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor. Ayrıca, yapılan bir araştırmada, kahvenin ve egzersizin güneş ışınlarının neden olduğu cilt kanserinden koruduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, fiziksel egzersizle birlikte ölçülü kahve tüketimi, güneşin ultraviyole B (UVB) ışınlarının yol açtığı kanserojen etkileri ortadan kaldırabiliyor.
Safra taşları: Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı.
Konsantrasyon: Kahve konsantrasyona yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda, okul çağındaki çocukların az miktarda kahve ile süt içtiklerinde sabahki derslerinde daha başarılı oldukları görülüyor.
Parkinson: Yapılan bir araştırmada günde bir fincan kahve içen erkeklerin parkinson hastalığı riskinin yüzde 40’a varan oranlarda azaldığı ortaya çıkarıldı. Buna karşın, menopoz sonrası ostrojen terapisi gören kadınlarda kahve tüketimi Parkinson Hastalığı riskini artırıyor..
Karaciğer: Kahve tüketmek özellikle siroz yüzünden oluşan karaciğer kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlıklarından daha az şikayet ettiği görülüyor.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
13:55
0
yorumlama
14 Ocak 2008 Pazartesi
Saglikli Genclesme Onerileri
Sağlıklı Gençleşme Önerileri
1. Vitaminlerinizi alın
Düzenli olarak C vitamini (1200 mg/gün), E vitamini (400 IU/gün), kalsiyum (1000-1200 mg/gün), D vitamini (400-600 IU/gün), folat (400 mikrogram/gün), ve B6 vitamini (6 mg/gün) almak gerçek yaşınızı 6 yaş geriye taşıyabilir.
2. Sigarayı bırakın ve pasif içici olmaktan sakının
Sigara gerçek yaşınızı 8 yaş ileriye taşıyabilir.
3. Kan basıncınızı öğrenin ve izleyin
Düşük kan basıncına sahip bir kişi (~115/75 mm Hg) yüksek kan basıncına sahip bir kişiden (160/90 mm Hg’dan daha yüksek) 25 yaşa kadar daha genç kalabilir.
4. Yaşamınızdaki stres kaynaklarını azaltın
Çok stresli olduğunuz zamanlarda gerçek yaşınız takvim yaşınızdan 32 yıla kadar daha ilerde olabilir. Sağlam sosyal ilişkiler kurarak ve stres azaltma stratejilerinden yararlanarak stresin sizi taşıdığı fazladan 32 yılın 30’unu geriye doğru katetmek mümkündür.
5. Diş ipi kullanın
Diş ipi kullanmak ve dişelrinizi düzenli olarak fırçalamak gerçek yaşınızı 6.4 yıl geriye taşıyabilir.
6. Aktif olun
Az miktarda egzersiz bile (günde 2 kez 20 dakikalık yürüyüş) gerçek yaşınızı neredeyse 5 yıl geriye taşıyabilir.
7. Emniyet kemeri kullanın
Emniyet kemeri kullanma alışkanlığını edinmek ve her zaman hız sınırının 10 km/ saat altında araç kullanmak gerçek yaşınızı 3.4 yıla kadar geriye taşıyabilir.
8. Lifli gıda tüketin
Günlük beslenme sırasında 25 gram lif tüketen birinin gerçek yaşı günde 12 gram lif tüketen birine göre 2.5 yıl daha geridedir. Erkeklerin günde 25 gramdan da daha fazla lif tüketmeleri gerekir.
9. Sağlığınızı yakından izleyin
Sağlığı ile ilgili gelişmeleri titizlikle izleyen, tedavi ve bakım konusunda standartlarını her zaman yüksek tutan kişiler bunu yapmayanlara göre 12 yaşa kadar daha genç kalabilirler.
10. RealAge önerilerini izleyin; kendinize bir Sağlıklı Gençleşme Planı oluşturun
Tüm yaşamınızı göz önüne aldığınızda gerçek yaşınızı 26 yıla kadar geriye taşımanız olanağı mevcuttur. Bu yaşamınızın bundan sonraki her gününü daha genç yaşamanız, ve kalan yaşamınızı olabilecek en uzun sürede ve en yüksek enerji ile sürdürmeniz anlamına gelmektedir.
11. Bol bol gülün
Kahkaha stresi azaltır, bağışıklık sistemini destekler ve gerçek yaşınızı 8 yıla kadar geriye taşıyabilir.
12. Yaşam boyu bir “öğrenci” olarak kalmayı hedefleyin
Yaşam sürecinde entelektüel faaliyetlerden uzak kalmayan kişiler gerçek yaşlarını 2.5 yıla kadar geriye taşıyabilirler.
RealAge, ünlü Tıp Doktorları Michael Roizen ve Mehmet Öz'ün imzasını taşımaktadır
Tıbbi Açıklama: Bu sitedeki bütün bilgiler geneldir ve sizin verdiğiniz bilgiler ve yorumunuz doğrultusunda değerlendirilmektedir. Buradaki bilgiler sizin özel sağlık durumunuz için kullanılamaz.
Real Age
Yazar:
Manitu
Zamanı:
12:00
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
Pasif Sigara İcicisi Bebeklerde Kanser Riski
Sigara içen bir anne veya baba, her nefeste, aynı zamanda, bebeğini de zehirliyor. Bilim adamları, ebeveyni sigara içen bebeklerin idrarlarında, kansere neden olan kimyasallar bulunduğunu açıkladı.
Minnesota Üniversitesi Kanser Merkezi’nden Profesör Dr. Stephen S. Hecht, çocukların yanında kesinlikle sigara içilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Sigarada bulunan NNK (4-(metilnitrosamino)-1-(3-piridil)-1-bütanon) isimli kanserojen kimyasal, insan bedeninde, kansere neden olan NNAL (4-(metilnitrosamino)-1-(3-piridil)-1-bütanol) kimyasalının üretilmesine neden oluyor.144 bebeğin katıldığı araştırmada, aile bireylerinin içtikleri sigara nedeniyle çevresel kanserojen etkiye maruz kalmış bebeklerin %47’sinin idrarında NNAL tespit edildi.
Hecht, bebeklerde belirlenen NNAL miktarının, pasif içici durumundaki çocuklarda ve yetişkinlerde görülen seviyeden çok daha fazla olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “NNAL, sigaraya özgü NNK kanserojen maddesinin, açık bir göstergesidir. NNAL’ye sigara içmeyen veya pasif içici olmayan bebek, çocuk, veya yetişkin, hiç kimsede rastlayamazsınız.”
Daha önce yapılan başka bir çalışmada ise, annesi hamileliği boyunca sigara içmiş yeni doğan bebeklerin idrarında, pasif içici olan diğer bebeklere göre üçte bir oranında daha fazla NNAL bulunduğu belirlenmişti. Bu bebekler, ne yazık ki daha anne karnındayken, plasenta yoluyla kanserojen maddelere maruz kalıyorlar.
Yapılan çalışmada, idrarında NNAL tespit edilen bebeklerin ebeveynlerinin haftada ortalama 76 sigara içtikleri bildirildi. Yapılan çalışmaların, erken dönemde sigara yoluyla kanserojen maddelere maruz kalan bebeklerin genetiklerinin, ne şekilde etkilendiğini açıklamak için henüz yetersiz olduğunu söyleyen Hecht, bu araştırmayla, çocukluk döneminde pasif sigara içicisi olan kişilerde kanser riskinin yüksek olduğunun ortaya konduğunu belirtiyor.
14.01.2008 11:08:00
RealAge
Kışın da Güneş Gözlüğü Takın!
Kışın da Güneş Gözlüğü Takın!
Yaz mevsiminin vazgeçilmez aksesuarı olan güneş gözlüklerinin, kış aylarında da takılması artık zorunlu hale geldi. Ozon tabakasının delinmesiyle birlikte güneşin zararlı morötesi (ultraviyole) ışınlarından korunmak için, yalnız gençlerin değil, yaşlıların özellikle de çocukların güneş gözlüğü kullanması öneriliyor. Memorial Göz Merkezi’nden Op. Dr. Mustafa Temel “Güneş gözlüklerinin göz sağlığının korunmasındaki rolü” hakkında bilgi verdi.
Güneş ışığı, gözle görebildiğimiz ve göremediğimiz kısımlardan oluşmaktadır. Dünyamızı çevreleyen atmosferden geçerek gelen bu ışınlar örneğin yaz aylarında olduğu gibi açık havalarda ve yansımanın fazla olduğu kar ve deniz gibi yerlerde gözümüze daha fazla girer. Bu ışığın ultraviyole yani morötesi kısmı oldukça zararlıdır.
Normalde göz bebeğimiz ışıkta küçülür ve güneş ışığının zararlarını azaltmaya çalışır. Ancak ışık fazla geldiğinde bu mekanizma yetersiz olabilir ve göz merceğinde katarakt gelişmesine ve retina tabakasının zarar görmesine neden olabilir. Ayrıca, gözün ön kısmında kornea dediğimiz şeffaf tabakada yüzeysel hasarlar oluşturabilir. Ozon tabakasındaki incelmeden sonra bu riskler daha da artmıştır. Bu nedenlerle, güneş ışığının fazla olduğu hava ve yer şartlarında güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Yani güneş gözlüğü öncelikle bir aksesuar değil, göz sağlığımız açısından gerekli bir araçtır.
Güneş Gözlüğü Seçerken...
Kullanacağımız güneş gözlüğü mutlaka “ultraviyole ışığını engelleyici” özellikte olmalıdır. Bu özelliği taşımayan güneş gözlüğü sadece fazla ışığın geçmesini engeller. Ancak bu engelleme hiçbir fayda sağlamaz, aksine zarar verir. Çünkü renkli cam takıldığında göz bebeği küçülmez ve böylece görünen ışık değil ama zararlı ultraviyole ışını göz içine bol miktarda girer.
Her güneş gözlüğü ultraviyole ışınlarının geçişini engellemez. Gözlüklerin kaliteli olması ve bunun belgeli olması gerekir. Polarize camlar bu konuda son derece başarılı camlardır.
Kullanmayı düşündüğünüz güneş gözlüğünü inceleyerek kalitesi hakkında siz de fikir edinebilirsiniz:
· Camın renginin koyu ya da açıklığından ziyade ultraviyole ışığını engelleyip engellemediği önemlidir.
· Camın rengi homojen (her yerde aynı) olmalıdır.
· Gözlüğü taktığınızda bulanık görmemelisiniz, detaylar kaybolmamalıdır.
· Gözlük camından bakarken gözlüğü hareket ettirdiğinizde görüntü hareket etmemelidir. (numarasız camlarda)
· Camların üzerinde güvenilir tescil bilgisi olmalıdır.
Her pahalı olan iyidir denilemez ama ucuz gözlüklerin de bu özellikleri taşımama olasılığı çok daha yüksektir.
Ayrıca, çerçeve seçmek tabii ki zevk, estetik, moda işidir ama çerçevenin amaca da uygun olması gerekir. Zararlı ışınlardan gözü azami derecede koruyabilmek için çerçeve etrafından girebilecek ışık en az olmalıdır. Bu nedenle camın göze yakın yerleşimli olması çok yararlı olabilir.
Güneş ışığından zarar görebilecek herkesin güneş gözlüğü kullanmasında yarar vardır.
Gözlük Camlarını Temizlerken...
Gözlük camlarını temizlerken de dikkatli davranmak gerekmektedir. Çünkü çizikler de görüntü kalitesinin bozulmasına ve zararlı ışınların göz içine girmesine neden olabilir. Elinize ne geçerse onunla silmek değil de yumuşak pamuklu bir bez, ya da en iyisi gözlükçülerden temin edilebilecek özel bezler kullanılmalıdır.
Yine ayrıca, güneş gözlüğü almadan önce bir göz muayenesi olmakta fayda vardır. Çünkü az da olsa var olan bir hastalık ya da risk olabilir. Ve bu durumda daha farklı bir güneş gözlüğü önermek, ya da güneş gözlüğünün de yeterli olamayacağı bazı hastalıklarda güneş gözlüğü kullanılsa bile yine de güneşten uzak durmak gerekebilir.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:31
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
Meme Kanseri
Meme Kanseri
Kadınlarda en sık görülen kanser türünü oluşturan meme kanseri, nadir olarak erkeklerde de gelişebiliyor. Uzmanlar dünyada her 10 kadından birinin yaşamının herhangi bir döneminde meme kanserine yakalandığını belirtiyor.
Bazı ülkelerde ise örneğin ABD’de her 8 kadından biri bu kanserin pençesine düşüyor. Ancak bu karamsar tablo karşısında paniğe kapılmanıza gerek yok, çünkü meme kanseri erken teşhis edildiğinde artık ölümcül bir hastalık olarak görülmüyor.
Meme Kanseri
Belirtileri Nelerdir?
Meme kanserinde önemli olan belirtiler ortaya çıkmadan hastalığı yakalamaktır. Belirtilerin gelişmesi, hastalığın ilerlediği anlamına gelmektedir.
Meme kanserinde en sık görülen belirtiler ise şunlardır:
Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle,
Memenin boyutunda veya şeklinde oluşan değişiklik,
Memebaşından kanlı akıntı gelmesi,
Memenin veya meme başının derisinde şekil ve renk değişikliği,
Meme veya memebaşının özellik değiştirmesi (örneğin memebaşında çekintiler),
Memede kitle olmamasına rağmen koltukaltında ya da boyunda bir beze oluşması olarak sayılabilir.
Meme Kanseri
Risk Faktörleri Nelerdir?
Yaş ilerledikçe meme kanseri riski artıyor.
Bunun yanı sıra, ailede meme kanseri öyküsünün bulunması, erken yaşta adet görmek (12 yaş altı), doğum yapmamak, ilk doğumu 30 yaş sonrasında yapmak, geç yaşta menopoza girmek, özellikle menopoz sonrası kilo alımı, sigara tüketmek ve düzenli alkol almak riski artırıyor.
Bu faktörler söz konusu olduğunda hormon kullanımı da meme kanseri riskini artırıyor. Memede oluşan bazı selim hastalıklar tek başlarına risk teşkil etmeseler de diğer faktörlerin mevcut olduğu durumlarda riski artırıyorlar. Ancak meme kanseri hiçbir risk faktörüne sahip olmayan kadınlarda da ortaya çıkabiliyor.
Meme Kanseri
Erken Tanı İçin Neler Yapmalıyım?
Her kadının 20 yaşından itibaren, her ay kendi kendine meme muyenesi yapması gerekiyor.
40 yaşından itibaren her yıl bir kez doktor tarafından muayene edilmesi de erken tanı için çok önemli. Risk faktörlerine sahip olan kadınlar, örneğin ailesinde meme kanseri sık görülenler ve hormon kullananlar ise bu muayenelere 20 yaşından itibaren başlamalı.
Ayrıca her kadın 40 yaşında ilk mammografisini çektirmeli ve bu işlemi yılda bir kez tekrarlamalı. Bu yönteme, ailesinde sık meme kanseri görülenlerde veya risk taşıyanlarda erken yaşlarda da başvurulabiliyor.
Meme Kanseri
Tanı Nasıl Konuluyor?
Memede şüpheli bir kitle bulunması halinde tanı koymak için biyopsi yönteminden yararlanılıyor.
Biyopside ideal olan tümörün tamamının çıkartılması. Ancak özel durumlarda iğne biyopsisi de yapılabiliyor.
Meme kanseri tanısı konan hastada, hastalığın erken evrede olup olmadığının, başka organlara yayılıp yayılmadığının da araştırılması gerekiyor.
Meme Kanseri
Nasıl Tedavi Ediliyor?
Cerrahi tedavi, ilaç tedavisi (kemoterapi ile hormonal tedavi) ve radyoterapiden yararlanılıyor. Bu yöntemlerin birkaçı, hastalığın durumuna göre birlikte kullanılabiliyor.
Cerrahi tedavi:
Kanser bulunan memenin tamamen alınması veya tümörlü dokunun çevresiyle birlikte çıkartılarak memenin korunması şeklinde olabiliyor. Yapılacak olan ameliyatın türüne, hastalığın durumuna göre genel cerrah tarafından karar veriliyor. Meme ameliyatıyla birlikte o bölgedeki koltukaltı lenf bezleri de çıkartılabiliyor. Bazı durumlarda özel bir boya ile lenf yolları boyanarak (nöbetçi lenf bezi biyopsisi ile) koltuk altı ameliyatının yapılıp yapılmayacağına karar veriliyor. Bekçi lenf bezinde kanser hücrelerinin bulunmadığı belirlenirse, koltukaltındaki diğer lenf bezlerine yayılma olmadığı öngörülerek bu bölgeye başka bir girişim yapılmadan ameliyat tamamlanıyor. Biyopsi sayesinde koltukaltındaki lenflerin alınması sonucu oluşabilecek kolda şişme, enfeksiyon ve ödem gibi riskler ortadan kalkıyor.
İlaç tedavisi:
Meme kanserli hastada, tümörün durumuna göre ameliyattan önce veya sonra ilaç tedavisi gerekebiliyor. Bu tedavinin ne şekilde gerçekleşeceği tümörün özelliklerine göre belirleniyor. İlaç tedavisi, kemoterapi denilen kanser hücrelerini öldüren ilaçlarla veya hormonlarla yapılıyor. Kemoterapi genellikle serumla veriliyor, ancak ağızdan alınanlar da olabiliyor. Kanser oluşumunda önemli rol oynayan östrojen etkilerinin yapımına karşı hormonal ilaçlar da kullanılıyor. Bunlar genellikle ağızdan alınan ilaçlardan oluşsa da enjeksiyon şeklinde olanları da mevcut. Hastalık başka organlara yayıldığı takdirde ilaç tedavisinden yararlanılıyor.
Radyoterapi:
Gerektiği durumlarda memeye ve yayılma riski olan lenf bezlerine yapılan ışın tedavisi olarak da biliniyor. Memenin tamamen alınmadığı meme koruyucu ameliyatlardan sonra mutlaka radyoterapi uygulanıyor. Memenin tamamen alındığı durumlarda ise tümörün bazı özelliklerine göre veya lenf bezlerine yayılması halinde yine radyoterapiye başvuruluyor. Kanserli hücrelerin kemiklere yayılması durumlarında gerek görülürse yerel olarak radyoterapi yapılabiliyor.
Meme Kanseri
Meme Rekonstrüksiyonu Uygulaması
Ne zaman uygulanmalı?
Meme rekonstrüksiyonu; meme kanseri nedeniyle cerrahi olarak alınan memenin yeniden yapılması işlemine denilmektedir. Rekonstrüksiyon, memenin alınmasını izleyerek aynı ameliyatta veya aylar ya da yıllar sonra gerçekleştirilebiliyor. Ameliyattan sonra radyoterapi tedavisi düşünülüyorsa, rekonstrüksiyonun genellikle bu tedaviden sonra yapılıyor.
Kemoterapi ise rekonstrüksiyon için bir engel oluşturmuyor ve işlemin uygulanmasını geciktirmiyor.
Doku veya protez...
Rekonstrüksiyon için kadının kendi dokularından (otojen) ya da protezlerden yararlanılıyor. Uzmanların genel eğilimi erken ve otojen meme rekonstrüksiyonu yönünde. Bu yöntem ile hasta kadın olarak kendisini daha iyi hissediyor ve doğal kıvam ile şekilli memesine yeniden kavuşuyor.
Kadının kendi dokusu kullanılarak yapılan rekonstrüksiyonda en sık TRAM FLEP yönteminden yararlanılıyor. Burada fazla alt karın derisi, yumuşak yağ dokusuyla birlikte çıkarılan memenin yerine alınıyor. Bu teknik ile diğer memeyle aynı kıvamda ve benzer görünümde meme yapılabiliyor. Protez kullanıldığında meme alındıktan sonra cilt önce doku genişletici protez yardımıyla 2-3 ay boyunca içine serum fizyolojik enjekte edilerek genişletiliyor. Ardından genişletici etkiye sahip protez çıkarılıp kalıcı protez yerleştiriliyor.
Protezle uygulanan diğer bir yöntem ise genişleyen kalıcı protez kullanımı. Burada protez 2-3 ay boyunca içine serum fizyolojik enjekte edilerek genişletiliyor ve bu sürenin sonunda yerinde bırakılıyor. Bu yöntemde ikinci kez ameliyata gerek duyulmuyor.
Hangisi daha avantajlıdır?
Otojen rekonstrüksiyon teknik olarak daha zor ve yaklaşık 3-5 saat gibi uzun bir süreyi alıyor. Hastanede kalış süresi de ortalama 3-5 gün sürüyor. Yapılan meme, protez kullanımına kıyasla daha doğal kıvamda ve şekilde oluyor. Radyoterapiye de daha dayanıklıdır.
Protezler ise sızma, çevresinde sıvı ve kan birikmesi, asimetri bir görünüm oluşması, çevresinde ağrılı kapsül oluşumu, kıvam ve şekil olarak diğer memeye tam olarak benzeyememesi gibi riskler taşıyor. Avantajları ise teknik olarak girişimin daha kısa sürede yapılabilmesi (yaklaşık 1-2 saat) ve hastanede kalış süresinin daha kısa ortalama 1-2 gün olması.
Meme Kanseri
Nasıl Korunabilirim?
Meme kanserinden korunmak için:
* 30 yaşından önce doğum yapın
* Doğum yaptıktan sonra bebeğinizi emzirin
* İdeal kilonuzu koruyun
* Düzenli olarak spor yapın
* Kontrolsüz, gelişigüzel hormon (menopoz sonrası için ve doğum kontrol hapları) kullanmayın.
* Alkol alımını düşük düzeyde tutun
Meme kanserinin erken tanısı için her kadının 40 yaşından itibaren her yıl mammografi çektirmesi gerekiyor.
KAYNAK: Anadolu Sağlık Merkezi
+ Real Age
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:28
0
yorumlama
Kanserden Korunmak
Kanserden Korunmak
Anadolu Sağlık Merkezi doktorları tarafından RealAge için özel olarak hazırlanmıştır. Nisan, 2007 .
Yanlış beslenmenin kansere yol açan en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünürsek son yıllarda hızla değişen yaşam biçimlerimizin şekillendirdiği beslenme tarzının, kanser hastalığının artışı ile nasıl paralel olduğunu da fark ederiz. Artık çoğumuz işyerimiz ile evimiz arasındaki uzak mesafe nedeniyle erkenden uyanıyor, kahvaltıya zaman ayırmak yerine iş yerlerimizde birkaç poğaça yiyerek güne başlıyoruz.
Annelerimizden alışık olduğumuz çok emek isteyen sebze yemekleri yerine artık hazır olan ve paketinden çıkıp kolayca pişirilen yemekleri tüketiyoruz. İlle de sebze yemek istiyorsak konserveleri tercih ediyoruz. Durum böyle olunca raf ömrünü artıran katkılı maddeler de hayatımızın vazgeçilmez parçası haline geliyor. Şeker ihtiyacımızı da rafine edilmiş şeker pancarından alıyoruz.
Meyve içindeki karbonhidratın fruktoz (meyve şekeri) faydası varken iki küp kanser karıştırıyoruz çaylarımızın içine. Hafta sonları ancak yapabildiğimiz kahvaltılarımızda ise salam, sosis ve sucuğu ise gereğinden fazla tüketiyoruz. Bir de teknolojinin sunduğu boyanmış cipsleri, çikolataları, kızartmaları, kuruyemişi bir düşünün. İşte tüm bunların sonucunda da kaçınılmaz bir sonla karşılaşıyoruz; KANSER.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:27
0
yorumlama
Kanserden Korunmak icin
Kanserden Korunmak İçin
Genlerinizi değiştiremeyeceğinize göre yaşam tarzınız ve beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız akılcı değişiklerle kanserden korunabilmeniz mümkün. Bunun için sofranızda dikkat etmeniz gereken kurallar ise şöyle:
Bitkisel yağ tüketin: Fazla tüketilen yağ meme, kolon ve rahim ağzı gibi kanser türlerinin oluşma riskini artırıyor. Ayrıca doymuş yağ tüketimindeki artış yine kanser için ciddi bir risk oluşturuyor. Dolayısıyla total yağ alımımız günlük enerjinin yüzde 30’unu geçmemeli. Ayrıca doymuş yağ içeren pasta, tatlı, poğaça ile yağlı etleri alışkanlığınızdan çıkarın. Kullandığınız yağlar kesinlikle bitkisel olmalı. E vitamini yönünden zengin olan zeytinyağı, fındıkyağı ve soyayağı antioksidan özellikleriyle kanserden koruyucu etkiye sahip. Etin yağsız olan bölümlerini tercih edin, tavuk etinin derisini temizleyin.
Kırmızı etten kaçının: Kırmızı et içindeki aminoasitlerinden olan homosisteinin kanserojen etkisi mevcut. Aşırı protein alımının meme, rahim, böbrek, bağırsak ve pankreas kanserine yol açtığı tespit edilmiş. Ayrıca aşırı kırmızı et tüketenlerin diğerlerine nazaran 2.5 kat daha fazla kansere yakalandığı ispatlanmış. Bu nedenle kırmızı eti mümkün olduğunca az tüketmeye özen gösterin. Günlük protein ihtiyacınızı kırmızı et yerine beyaz etten karşılayın. Bol bol balık tüketmeye özen gösterin.
Rafine şekerden uzak durun: Rafine şeker, yani çay şekeri (sükroz) kanser riskini artırıyor. Basit şeker kullanılan tüm tatlılar da kansere yol açıyor. Dolayısıyla mümkün olduğunca basit şeker kullanılan tatlılardan kaçının.
Katkı maddelerine dikkat edin: Besinlerin raf ömrünü uzatmak, tat, renk ve koku vermek için kullanılan katkı maddelerinin birçoğu ile meyve sebzelerin olgunlaşmasında kullanılan hormonlar kanserojen etkiye sahipler. Salam, sosis ve sucuk yapımında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları da kanserojen etkileriyle tanınıyor. Dolayısıyla bu tür besinleri tüketmemeye özen gösterin. Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketin, olabildiğince doğal besin ürünleri tercih edin.
Tuz kullanmayın: Tuzun midede yine nitrit türevleri oluşturarak mide ve özefagus, kanserlerine neden olduğu biliniyor. Salamura, turşu ve tuzlama ile yapılan yiyeceklerden uzak durun. Yemeklerin pişirilme aşamasında asla tuz kullanmayın. Sonradan eklediğiniz tuzda tat eşiğinizi yavaş yavaş düzelterek azaltın.
Posalı besinlere ağırlık verin: Kompleks bir karbonhidrat olan posanın günlük tüketim miktarı kanser hastalığını önlemede oldukça etkili. Özellikle kolon kanserinden korumak için gerekli posayı kepekli ekmek yiyerek, meyve sebzeleri kabuklarıyla tüketerek karşılayın.
Taze meyve tüketimini artırın: Beslenmenizde özellikle karnabahar, lahana, soya fasulyesi ıspanak ve brokoli gibi C, A, E vitaminlerinden zengin besinleri tüketin. Ayrıca sofranızda turunçgiller, havuç, domates gibi karoteni ve selenyumu fazla besinlere yer verin. Bu besinler antioksidan etkiye sahipler.
Yani aldığınız kanserojen maddeler, bu tür antioksidanlarla karşılaştığında kanser yapıcı etkilerini kaybediyorlar. Öğle ve akşam yemeklerinde sofranızda mutlaka bir sebze yemeği olmalı. Ara öğünlerde de en az 3 porsiyon meyve tüketin. Sarmısak, soğan, maydonoz, nane gibi antioksidan etkileri çok fazla besinleri yemeklerinizde mutlaka kullanın. Özellikle sarmısak tansiyonunuzu düşürüyor ve doğal antibiyotik kimyasallarıyla hastalıklara karşı direncinizi artırıyor. Sebze yemeklerini az suda kısık ateşte pişirin, beklemeden hemen yemeyi alışkanlık edinin.
Kurubaklagilleri sofranızdan eksik etmeyin: Sofranızda haftada en az iki kez kurubaklagil olmalı. Çünkü kurubaklagiller magnezyum, folikasit ve beta karoten açısından oldukça zenginler.
Her gün yoğurt yiyin: Günde en az 2 kase yoğurt yiyin. Yoğurdun içindeki kalsiyum bağırsak kanserleri için koruyucu etkiye sahip.
Alkolden kaçının: Alkol, sigarayla tüketildiğinde oluşan fusel yağların ve benzoprin maddesinin kansorejen etkileri biliniyor. Yapılan araştırmalar sonucunda aşırı alkol alımının larink, özefgus ve dudak kanserlerine yol açtığı tespit edilmiş. Eğer içki kullanıyorsnız, alkol oranı yüksek içkiler yerine (rakı, viski, votka gibi), daha düşük alkollü (bira, şarap) olanları tercih edin. Alkol tüketimini de haftada 4-5 kadehle sınırlayın.
İdeal kilonuzu koruyun: Yapılan çalışmalarda şişmanlığın önemli bir kanser nedeni olduğu sonucuna varılmış. Sindirim sistemi, rahim ve böbrek kanserlerinin fazla kilo ile ilişkili olduğu saptanmış. Dolayısıyla siz siz olun, kanserden korunmak için ideal kilonuzu korumaya özen gösterin.
Sağlıklı ve dengeli beslenme, kanserden korunmanın en etkili yollarından birini oluşturuyor. Bunun için sofranızda sebze ve meyveyi eksik etmeyin, bitkisel yağ tüketmeye de özen gösterin.
Kanserden korunmak için bol bol sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin.
Real Age
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:26
0
yorumlama
13 Ocak 2008 Pazar
Akcigerlerde Alarm! Sigara...
| Dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye'de sigara kullanımı hem kadın, hem erkeklerde fazla. |
RADİKAL - İSTANBUL - Türkiye'de dokuz ilde yaklaşık 7 bin 300 akciğer kanseri hastası üzerinde yapılan araştırmanın çarpıcı sonuçları: Türkiye'de her yıl 18 bin 479 kişiye kanser tanısı konulması bekleniyor. Hastaların yüzde 91.5'inde kanserin nedeni sigara. Kanserin diğer önemli nedeniyse badana ve sıva olarak kullanılan asbestli toprak. Sivas ve Diyarbakır bu bakımdan riskli iller.
Türk Toraks Derneği Akciğer ve Akciğer Zarı Kanserleri Çalışma Grubu tarafından 2005 yılında başlatılan araştırma İzmir, Bursa, Antalya, Sivas, Erzurum, Trabzon, Diyarbakır ile İstanbul ve Ankara'nın içinde bulunduğu dokuz ilde, 50-60 yaş grubunda yer Alan 7 bin 300 akciğer kanseri hastasıyla yapıldı. Sonuçlar dün Proje Sorumlusu Doç. Dr. Tuncay Göksel ve dernek başkanı Prof. Dr. Eyüp Uçan tarafından açıklandı. İşte sonuçlar...
Türk kadını DA sigaraya düşkün
Yasaklama şart!
Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Eyüp Uçan, "Akciğer kanserinin en etkili ve ucuz tedavisi sigarayla mücadeledir" derken, Doç. Dr. Tuncay Göksel ise sigara içme alışkanlığının aynı hızda devam etmesi halinde, 2020'ye kadar tüm yetişkinlerin üçte birinin ölümünün beklendiğini belirterek, "Sigara yasağı tam anlamıyla uygulanmalı" dedi.
| Akciğer kanserlilerin sigara kullanım oranı |
| Sigara içmeyen | Sigara içen | |
| (%) | (%) | |
| Ankara | 11.5 | 88.5 |
| Antalya | 11.4 | 88.6 |
| Bursa | 7.1 | 92.9 |
| Diyarbakır | 10.5 | 89.5 |
| Erzurum | 16.1 | 83.9 |
| İstanbul | 5.9 | 94.1 |
| İzmir | 7.2 | 92.8 |
| Sivas | 16.4 | 83.6 |
| Trabzon | 10.3 | 89.7 |
| Toplam | 8.5 | 91.5 |
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:27
0
yorumlama
Zayiflatan 10 Bitki
BU 10 BİTKİ SİZİ ZAYIFLATACAK!
Sağlıklı kilo vermek isteyenler, iştah azaltan ve yağ yakımını hızlandıran bu bitkileri tercih ediyorlar. Örneğin tere vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor, At kuyruğu ise bünyenin kimyasını hızlandıyor, adaçayı zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Biberiye, tere, sinemaki, balık otu... bunların sağlıklı zayıflamada mucizevi etkileri çok fazla. İşte mucizevi bitkiler ve etkileri;
At kuyruğu bitkisi idrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor. Fakat tüm idrar söktürücü bitkilerde olduğu gibi fazla dozda kullanılırsa böbreklere zarar verebilir.
Maydanoz, metabolizmayı hızlandırarak bağ dokusunu güçlendiriyor. Maydanoz yemek ve çayını içmek, ödemlere ve vücudun su toplamasına karşı çok etkili bir yöntem olarak biliniyor.
Adaçayı zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Çay ve yemeklerde baharat olarak da kullanılabiliyor.
Fesleğen vücutta biriken fazla suyu atmaya yardımcı oluyor. Üstelik, içindeki eter yağların moral yükseltici etkisi bulunuyor.
Kekik, sindirim sorunlarını tedavi edici etkiye sahip ve metabolizmayı hızlandırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra yorgunluktan şikayet edenlere zindelik veriyor.
Civanperçemi, tatlıya karşı iştahı keser, tokluk hissi verir. Tazelik veren lezzeti, ağır yemeklerin tadını hafifletir.
Biberiye, sindirimi düzenler. İyi bir canlandırıcıdır, kan dolaşımını hızlandırır, cildi sıkılaştırır. Et yemeklerinde kullanılabilir.
Tere, vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor. İnce yaprakları pişince acılaştığı için çiğ yemek gerekir. Ayrıca içinde birçok vitamin barındırır.
Sinameki, kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapar. Uzun süreli kullanımlarda bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.
Balık otu, bünyenin kimyasını hızlandırarak zayıflamaya destek olur. İçindeki maddeler tırnakları güçlendirerek saçlara parlaklık verir. Salata ve meyveli içecekler içinde kullanılabilir.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:19
0
yorumlama
Aspirin - Harika Bir ilac
ASPİRİN: HARİKA İLAÇ
Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men's Health'in, uzman görüşlerine başvurarak yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirini'nin iyileştirici etki yaptığı belirlenen 12 yeni hastalık daha masaya yatırıldı. Amerikan Kalp Vakfı'nın sözcüsü olan ve Mayo Clinic'te ilaç uzmanı olarak görev yapan Dr.Gerald Fletcher, "Bu kadar farklı amaçlarla kullanılabilecek başka bir ilaç yok. Hala Aspirin'in yeni faydalarini bulmaya devam ediyoruz" diyor.
İşte mucize ilacın 12 yeni marifeti....
Kaşıntıyı kesiyor:
Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin. Elde ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin'in cilde nüfuz etmesini sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır.
Tansiyonu düşürüyor:
İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin'in yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100 miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor.
Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil, geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı:
Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su toplanmasını azaltır.
Kalp dostu:
Günde en az 75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin çignemek, olası kalp krizini bastan önlemeye yardımcı oluyor ve kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor:
5-6 adet Aspirin i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Aspirin'in içindeki asit nasırı yumusatacak ve süngertasıyla biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Prostatı önlüyor:
Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic'in uzmanları tarafından 1400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi.
Kolon kanserini önlüyor:
Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81 miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski, almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor.
Uçukları geçiriyor:
Macar uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor.
Alzheimer'dan koruyor:
Hollanda'daki Erasmus Tıp Merkezi'nde görevli bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80 oranında daha az ortaya çıkıyor.
Kadında kısırlığa iyi geliyor:
Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram Aspirin verildi.
Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20 artış görüldü.
Siğilleri söküp atıyor:
Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize yapıştırın. Uçu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz haline getirdiğiniz Aspirin'i sürün ancak cildinizin diğer taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyilesecektir.
Felçten koruyor:
Felcin nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin'in en önemli özelliği de pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin'in, felç geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek olabileceğini gösteriyor.
Bu yeni faydalarıyla Aspirin'in gerçekten mucize ilaç olduğu bir kez daha kanıtlandı. Ancak her ilaç gibi Aspirin'in de zararli etkileri olabiliyor. Uzmanlar özellikle mide hastalarını uyarıyor: Dikkat, Aspirin mideyi delebilir. Çünkü mide asit salgılayan bir organ. Aspirin veya romatizma ilaçlari* midenin koruyucu örtüsünü ortadan kaldırıyor. Böylece iç örtü asitle doğrudan temasa geçiyor.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:18
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
Stress'e Boyun Egmeyin...
Strese Boyun Eğmeyin!...
Stres bağışıklık sisteminin ve genel direncin zayıflamasına neden olur. Duygusal dengeyi dengeleyen faktör ise sizin geliştirdiğiniz kişisel baş etme becerilerinizdir. Eğer baş etme becerileriniz iyi geliştirilmemişse dengesizlik devam edecektir. Güçlü sosyal destek ve uygun baş etme becerileriniz varsa problem çözülebilir ve dengeyi yeniden kurabilirsiniz. İşte bu becerilerinizi geliştirmeniz için öneriler...
Stres Kaynaklarınızı ve Tepkilerinizi Tanıyın
Troya filminde Brad Pitt’in canlandırdığı karakter achilles’i (aşil) hatırlarsınız. Mitolojiye göre tanrıça olan annesi onun savaşlarda zarar görmesini engellemek için bebekken kutsal suya daldırır. Ancak onu bileğinden tutarak suya daldırırken tuttuğu yerler, suyla temas etmediği için tek zarar göreceği yer orasıydı nitekim yıllar sonra Aşil, Troya savaşında bu zayıf noktasından aldığı ok darbesiyle ölür. Bu efsaneden “aşil kemiği” ve insanların zayıf noktalarını simgeleyen bir terim doğmuştur. Sizin zayıf yanlarınız neler? Stres baskısı altında kaldığınızda sizi nereden vuruyor?
Stresin pek çok kaynağı olabilir. Bu olayların anlamları hakkında kendinize ne söylüyorsunuz? Sizi neler strese sokar, ve vücudunuz stres altında nasıl tepkiler verir? Gergin mi olursunuz, ya da çok mu sinirli?
Strese Karşı Duygusal Tepkilerinizi Azaltın
Bu kısım sizin stres kaynağını nasıl algıladığınızla ilgilidir. Durum karşısında nasıl hissediyorsunuz? çaresiz mi, pasif mi kabul eden mi? Hepimiz, bir durumu algılayış şeklimize göre hisseder ve bir tepki veririz.
Acaba olayları çok kritik ya da acil oldukları konusunda kendinize gereğinden fazla mı yükleniyorsunuz?
Ya da zorlandığınız durumları çok daha zor durumlara gelecek şekilde mi yorumluyorsunuz.
Kendinizi “eğer kazanamazsam….”, ya da “eğer beceremezsem…” şeklinde sınav dan sonraki olacaklara odaklamayın. Sonrasını düşündükçe kaygınız ve stresiniz artacaktır.
Duygusal Kaynaklarınızı Harekete Geçirin
Unutmayın bu sınava ve onun zorlayıcı sürecini sadece siz yaşamıyorsunuz. Arkadaşlarınızla yaşadıklarınızı paylaşın.
Stres Yönetimi
Stresle mücadele şeklimiz iki türlü olmakta. Ya geri çekiliyoruz yaşanılanlar karşısında ki bunlar bastırma, inkar etme, yansıtma ve mantığa bürüme şeklinde oluşmakta ya stresle mücadele etme yolunu seçeriz.
Baş Etme:
Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinde de en alt basamağı fiziksel ihtiyaçların karşılanması oluşturur. Fiziksel iyi oluşunuz karşılanmadan diğer ihtiyaçlarınız karşılanamaz. Bunlar da dinlenme ve beslenmenize dikkat etmenizle mümkün olacaktır. Beden direnciniz fazla olduğu zaman sizi zorlayacak durumlara karşı direnciniz daha fazla olacaktır. Dengeli beslenme, ideal kilonuzda kalma ve yeterli süre uyuyun ne çok fazla ne çok az.
Kendini Yönetme:
Stresle ilgili önemli bir faktör, zaman yönetimi dir. Bir saatte 60 dakika ve 1 günde sadece 24 saat var. Bu, ders çalışmak, kendimize zaman ayırmak, ailevi sorumluluklar, dinlenme gibi faaliyetler için elimizdeki zamandır. Zaman yönetimi ile ilgili en önemli şey kendini yönetmektir; Çünkü siz esnek olabilirsiniz ama zaman asla esnek olamaz.
Yaşamınızdaki öncelikleri belirleyin. Gerçekten planlarınız ve programlarınız çok aksıyorsa ve bu durum sizin için başa çıkılmaz bir stres kaynağıysa yaşamınızdaki öncelikleri belirleyin ve hayatınızdaki gerçekten önemli şeyleri feda etmeden daha az önemli olanları biraz bekletin.
Bir gününüze saatler ekleyemezsiniz ancak “kullanışlı” zamanı artırabilirsiniz programınızı sahip olduğunuz tüm zamana göre yapın. Zaman kayıplarınızı belirleyin ve azaltın.
Zamanın acilliğini azaltabilirsiniz. Belki de vazifeniz kendinizi zorladığınız kadar acil bitirilmek zorunda değildir. Zamanın uygun kullanımını olumsuz etkileyen bir diğer problem yaptığınız vazifede mükemmel olmaya çabalamak. Kendinize “mükemmel olmamak” konusunda izin vermek size bir sorun çıkartmayacaktır. Tabii ki baştan savma iş yapmak istemezsiniz ama şunu hatırlayın ki pek çok ürün ve tasarılar önce ortaya çıktıktan sonra siz üzerinde yapılan düzenlemelerle mükemmelleşir.
Bir vazifeyi bitirememe korkusunun kaytarma yaratacağının farkında olun. Vazifeniz size altında ezileceğiniz kadar çok büyük görünebilir. Elinizdeki işi –ya da dersi- daha küçük alt vazifelere bölebilirsiniz. Bitirme korkusu bir şeyi yerine getirme konusunda kendine güvensizlikten kaynaklanır olumlu bir tutum geliştirebilirsiniz bunu denemeden bilemezsiniz. Ayrıca bir görev ya da vazifede başarısız olmak sizin beceriksiz yada yeteneksiz olduğunuz anlamına gelmez. Bunun yaşamınızı zenginleştirecek bir deneyim olduğu düşüncesi bir vazifeyi üstlenmenizi daha kolaylaştıracaktır.
Belki de yaşamı olduğu haliyle kabul edebilmemiz bizim stres yaşamamızı en aza indirecektir.
Çerçeveler:
Fazla gerilime neden olacak durumları yeniden tanımlayın örneğin sınavlara ne bildiğinizi gösterme fırsatı olarak görün ne bilmediğiniz ölçme testi değil. Bu bakışınızın size ne kadar güçlü hissediş sağladığını göreceksiniz.
Kapatma:
Sıkıntı veren düşüncelerinizi yarıda keserek kapatın.
Rahatsız edici durumu aklınıza getirin. Şimdi bu rahatsız eden durumla ilgili düşüncelerinizi kesin. Parmak şıklatarak veya elinizi çırparak yapabilirsiniz. Bu sembol işinizi kolaylaştıracaktır. Bu düşünceler kaybolana kadar devam edin.
Telkin:
Geçmişte moraliniz bozuk olduğunda yanınızda aileniz vardı ve size sürekli size olumlu telkinlerde bulunuyorlardı. Ancak bu defa kendiniz yapmak zorundasınız. Ne yazık ki bu ihtiyacımızı karşılamayı ihmal ediyoruz. Unutmadıklarımızsa bizim kendimizi baltaladığımız olumsuz telkinlerdir. “Yapamayacağım” “başaramayacağım”la başlayan cümleler buna örnektir.
Eğer hatayı hayal ederseniz, başınıza bu gelecektir. Eğer başarıyı arzularsanız başarılı olursunuz. Buradan hareketle kendinize aşağıdaki cümleleri tekrarlayabilirsiniz.
“Hissettiklerim, sadece bedensel tepkiler. Onunla baş edecek gerekli becerilere sahibim.”
“Yaşadığım bu his beni durdurmaz, işime devam edebilirim.”
“Endişeli olmam normal yakında geçer.”
Mola:
Stres durumu karşısında etkili bir yöntemdir. Baş döndürücü akışa kaptırıp unuturuz yaşamlarımızda kendimize küçük molalar vermeyi. Yürüyüş yapmak, kitap okumak, hayal kurmak birkaç örnek olabilir.
Stres yalnızlığın duygusudur. Stres nedir diye sorduğunuzda pek çok kişi “sıkışık trafik” ve “o trafikte adım adım ilerlerken yaşanılan duygu der.” Kişi asla içinden çıkamadığı ve sonlandıramadığı bir zorunluluk içindedir, yapmayı çok istese de arabayı bırakıp kaçamaz üstelik. Oysa aynı kişi sevdiği bir kişi o an yanında olsa ya da çok ilgisini çeken bir işle meşgul olduğunda yaşadığı duygu çok farklı olurdu. Sınav döneminde yaşadıklarınızı da trafikteki sıkışıklığa benzetebiliriz. Bu örnek de destek kaynaklarının önemini ortaya çıkarmaktadır. Çevrenizden (Arkadaşlarınız ve aileniz) alacağınız destek, hobileriniz, uğraşlarınızın size sağlayacağı destek
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:07
0
yorumlama
Sagliğiniza Dair 16 Ipucu!
Sağlığınıza Dair 16 İpucu!
Tırnağınızdan gözlerinize, avuç içlerinizden ayak bileklerinize kadar vücudunuzdaki herşey sağlığınızın birer göstergesi... Vücudunuzu iyi tanıyarak, belirli aralıklarla da kontrol ederek sağlık durumunuz hakkında ipuçları elde edebilirsiniz. İşte sağlığınıza dair, belki de hayatınızı kurtaracak 16 ipucu...
Tırnaklar: Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik ya da morluk görürseniz, bu bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karşı karşıya olduğunuzu gösterebilir.
Nefeslerinizi sayın: Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız, sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demektir. Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız, o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
Gözler: Aynada gözlerinizden birine bakın. İrisin etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu aynı şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.
Avuç içinize bakın: Avuç içlerinize dikkatle bakın. Eğer kırmızı ve lekelilerse, karaciğerinizde sorun var demektir.
Hafıza kontrolü: Bir tepsinin üstüne rast gele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakın. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer ile karşılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.
Kas kontrolü: Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınızda bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.
Görüş: Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin. Kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.
Tiroit kontrolü: Kollarınızı yere paralel olarak tam karşınızda bir şeye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa, o zaman tiroit olma riskiniz çok yüksek.
Düz yürümek: Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.
Doğum kilonuz: Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Beliniz kalınlığı: Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.
Tuvalet sıklığı: Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık tuvalete gitmektir.
Nabız kontrolü: Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70’in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.
Dişlerinizi fırçalayın: Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.
Parmak uzunluğu: İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla olduğu iddia ediliyor.
Ayak bilekleri: Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:04
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: sağlık
Meslek ve Stress
Mesleğiniz Kalbinizin Kiralık Katili mi?
“Stres ve koşuşturma hangi meslekte varsa, o meslek risklidir. Çünkü stres, kalbin kiralık katilidir.” diyen Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç Dr. Ergun Demirsoy, mesleki stresin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgiler verdi.
Türkiye’de her yıl 2 milyon koroner kalp hastasının 130 bini hayatını kaybediyor. Yalnızca İstanbul’da günde 300 kişi kalp krizi geçiriyor. Kalp hastalıklarının artmasındaki en önemli nedense stres. Stres dozu yüksek meslek grupları kötü alışkanlıkları da beraberinde getirdiği için kişinin kalp hastalıklarına yakalanma riski yükseliyor. Kalp hastası yapan meslek grupları adeta bir stres deposu. Öyle ki kişi bu stresi bir süre sonra kontrol altına alamıyor ve kötü alışkanlıklara yöneliyor. Alkol, sigara, uyuşturucu gibi…
Hangi Meslek Grupları Risk Altında?
Stres ve koşuşturma hangi meslekte varsa o meslek çalışanlarının kalp krizi riski oldukça yüksek oluyor. Milletvekilleri, politikacılar, gazeteciler, avukatlar, öğretmenler ve bankacılar vb… Bunlar, yüksek stres ve kalp krizine yol açma riski çok yüksek meslek grupları arasında yer alır.
Bu tür stresli işlerde çalışanlar erken yaşta koroner kalp hastalıklarına yakalanıyor. Bunda ekonomik krizin etkisi de var. Krizle birlikte henüz mesleğinin başında yükselmekte olan insanların yaşadıkları büyük sıkıntılar da artıyor. Sıkıntılar ve stres de damarlarda ciddi tahribat yapıyor.
Ancak bunların dışında iki meslek grubu var ki, onlar meslekleri boyunca ölümle iç içe oldukları için kalp hastalığı ve kalp krizi riskini maksimum düzeyde yaşanmaktadır. Pilotlar ve kalp cerrahları…
Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Ergun Demirsoy, kalp hastalıklarına en çok pilotların ve kalp cerrahlarının yakalandığını, bu iki meslek grubunun kalp krizi geçirme riskinin ise diğer meslek gruplarına göre iki kat fazla olduğunu söyledi.
Neden Havayolu Pilotları ve Kalp Cerrahları?
Özellikle sivil havayolu pilotları arkalarında 200 yolcu ile uçağını havalandırıyor. Yapabilecekleri en küçük bir elektronik hatanın ya da ihmalin kişi ile beraber yüzlerce insanın ölümüne yol açabileceğini de çok iyi biliyorlar. Çünkü havadasınız ve başınız ağrıdığında çok da yardımcınızın olmadığı ortadadır. Havada ölüm korkusu yaşamaları, yolcuların can güvenliğinin sorumluluğunu taşımaları ve bir sorun oluştuğunda bunu yalnızca kendilerinin çözmesi gerektiğini bilmeleri stres dozunu yükseltiyor.
Kalp cerrahları için de aynı şey geçerli. En küçük bir hatada hastanın ölebileceğini biliyorsunuz ve bunu her gün yapmak zorundasınız. Sadece hasta değil sorumlu olduğunuz onun yakınları ve bütün sevdikleri sizden bir şeyler bekliyorlar. Bu durum her gün defalarca tekrarlanır. Bu durum hekim için çok büyük bir strestir. Bu stres, her iki meslek grubunu da diğerlerinden çok daha fazla kalp hastası yapabilmektedir. Ölümle iç içe olan ölümü yakınında hisseden bu iki meslek grubunun kalbi olumsuz etkilenmektedir.
Gazeteciler Kalpten Ölüyor
Gazetecilerin karşılaştığı hastalıklar birebir gazetecilik mesleğinden kaynaklanmıyor. Ancak genetik faktörlerin etkisiyle birlikte, yüksek stres, düzensiz yaşam, düzensiz beslenme ve yüksek sigara kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak, kalp krizi ortaya çıkıyor.
Polisler de Kalp Hastası Oluyor
Ekonomik sıkıntılar ve ağır çalışma koşulları polislerin kalp sağlığını tehdit ediyor. Yoğun iş temposundan bu kadar çok etkilenmelerinin nedenleri; ölüm korkusu ve heyecan. Polislerin en çok stres yaşadığı dönemler, tayin dönemleri. Gidecekleri yeni kent ve bu yeni kente alışma dönemi polisleri stresi sokuyor. Polisler uyku düzeni bozuk, aşırı stresli ve şiddetle yüz yüze bir meslekte çalışıyor. Bu da kalp krizi riskini artırıyor.
İşadamları da Tehdit Altında
İşadamları ve üst düzey yöneticilerde kalp krizi geçirme ve kalp hastalıklarından ölüm oranları yüksektir. İş adamları ve yöneticiler ile ilgili en büyük sorun, aslında egzersiz eksiğidir. Bir de buna yönetici olmanın sorumluluğu eklenince, duygusal zorlanmalar ortaya çıkmaktadır. Çalışanlarını yönetmek için alması gereken kararların tüm yöneticilere manevi baskısı söz konusudur. Stres ortamında kalp krizi geçirme riski artmaktadır. Buna en önemli örneklerden biri; 11 Eylül saldırıları. ABD’de bu saldırılar sonrası kalp krizi geçirme oranı yükselirken, Türkiye’de kalp krizi geçirme nedenlerini ve kalp hastalıklarından ölüm oranlarını, 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi tetiklemiştir.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
13:54
0
yorumlama