dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2008 Perşembe

Hz. Mevlana'dan

Hz. Mevlana kültürümüz için bir ışık kaynağı olmuştur. Bu çok eleştirdiğimiz Türk toplumu, biraz olsun Mevlana'nın öğretilerine riayet etseydi neler olurdu neler..! Bugün kültürünü tanımayan bir nesil ile karşı karşıyayız. İnsanını tanımayan, sevmeyen insanlar için üzülüyorum. Yine bugün birbirine düşman iki halk ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Eğer Kürtler ve Türkler düşman olursa bundan kim ne çıkar elde edecek bir düşünmek lazım.. Kürt haklarını savunmak uğruna ölçüyü kaçıran insanları ve bir kıvılcımı büyük yangınlara dönüştüren ateşli Türkler'i kınıyorum. Bu ülkemize ve milletimize en büyük zararını verecek tek şeydir... Sağduyu iyidir.


Sevgide güneş gibi ol.
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol.
Hataları örtmede gece gibi ol.
Öfkede ölü gibi ol.
Tevazuda toprak gibi ol.
Her ne olursan ol.
Ya olduğun gibi görün,
Ya da göründüğün gibi ol..



*Ne kadar bilirsen bil,söylediklerin
karşındakinin anlayabildiği kadardır.

*Dil, tencerenin kapağına benzer.
Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu
ne pişiyor anlarsın.

*Kalbi ve sözü bir olmayan kimsenin
yüz dili bile olsa,
O yine dilsiz sayılır.

*İnsan gözdür,görüştür,gerisi ettir.
İnsan gözü neyi görüyorsa,
değeri o kadardır.

*İki parmağının ucunu gözüne koy.
Birşey görebiliyormusun dünyadan?
Sen göremiyorsun diye,
bu alem yok değildir.

*Doğruluk Musa'nın asası gibidir.
Eğrilik ise ;
sihirbazların sihrine benzer.
Doğruluk ortaya çıkınca bütün eğrilikleri yutar.


MEVLANA

21 Eylül 2007 Cuma

Internet Arkadasligi Sahte mi?

İnternet arkadaşlığı sahte mi?

Sheffield Hallam University’de gerçekleştirilen bir araştırmada, son zamanlarda yaygınlaşan Facebook, MySpace, Bebo gibi sitelerin arkadaşlıkları güçlendirmediği ortaya koyuldu.
LONDRA - Araştırmada, web sitelerinin arkadaşlıkların temelini nasıl değiştirdiği inceledi.



Sosyal network aracılığı ile insanlar yüzlerce, binlerce arkadaş ediniyorlar.



Fakat araştırmacılar ‘gerçek’ bir arkadaşın ancak yüz yüze kurulan ilişkilerde gerçekleştiğini açıkladı

Sheffield Hallam Üniversitesi araştırma görevlisi Dr. Will Reader, “Bu sitelerde arkadaş sayısı bir sürü olsa bile, yakın arkadaşlıklar yüz yüze ilişkilerdeki gibi az sayılarda” dedi.

2004 yılında, Harvard Üniversitesi üyeleri tarafından kurulan Facebook’un dünyada 34 milyon kullanıcısı bulunuyor. Rupert Murdoch’un şirketi News Corporation’ın 2005 yılında satın aldığı MySpace 200 milyon üyeye sahip.

Araştırmada 200 kişinin verdiği cevaplardan alınan sonuçlarda, yüzlerce arkadaş arasında ortalama 5 arkadaşın ‘gerçek’ olduğu tespit edildi. Sonuçlarda 200 kişinin yüzde 90’ı yüz yüze ilişkileri gerçek arkadaşlık olarak değerlendirdikleri ortaya çıktı.

Dr. Reader “Arkadaşlıklarda temel altyapı güvendir. Biz arkadaşlık kurmak için vakit ve güç sarf ediyoruz. Bizim görmek istediğimiz o kişinin de bize vakit harcadığı ve gerektiği zaman yanımızda olması. Bu yüzden internet sahte ilişkiler yaratıyor” dedi.

12 Eylül 2007 Çarşamba

Mutlak Mutluluk

Mutlak Mutluluk

Yüce insan

Seken ayağımı, çomak elimi anlayışla karşılayan insandır

Yüce insan

Kulaklarınım onun söylediklerini süzerek dinleyeceğim bilir

Yüce insan

Gözlerimin donuk, yanıtlanırım kısa olmasına bozulmaz

Yüce insan

Masaya çay döktüğümde başka yerlere bakınır


Yüce insan

Yüzünde sımsıcak gülücükle Bir dakikalığına bile olsa sohbet için yanıma yaklaşan insandır

Yüce insan asla "Bunu bana daha önceden anlatmıştın" demez

Yüce insan

Size sevildiğinizi ve yalnız olmadığınızı hissettirir

Yüce insan

Siz ona gidemediğinizde ayağınıza kadar gelen doktor gibidir

Yüce insan gününüzün iyi geçmesini Gün batımınızın sevecenlikle yoğrulmasını sağlar

Yüce insan çok sevdiğiniz ailenize benzer İlgisi bugün burada olmamızın sebebidir

Grace McDonald

Kalp Kirmis Olanlara

Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu?

Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar. Zira başka hiçbir canlıda böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz. Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar, sevgi dolu gözlerle bakar.


Biz insanlarda durum başka. Kalbiniz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır. Dünya başınıza yıkılmıştır. O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz. Onunla olan tüm iyi anılar birdenbire silinmiştir hafızalardan. Belki şok olmuşsunuzdur, böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan. Ama olan olmuş, kırılan kırılmıştır.
Yıllar önce Malatya'da huzur evinde bir yaşlı ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı insanları severim. Anıları çok olur onların. Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık. Sohbet sırasında derin bir iç çekerek;
"Kırma dostun kalbini,
Onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini,
Sulamaya ibrik yok." demişti.
Sevgiyle bakan, artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm. Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı. Zaten yine onunla cezalar, kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide;
"Cezaevleri boşuna. En güçlü cezaevleri vicdanımızdır. Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun affedilmiş, özgür kalmışsın ne çare? Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mapus damlarının sana faydası ne?" demişti.
O günden sonra davranışlarıma, sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum. İnsanları kırmamayı, kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, o vicdan azabı bana zaten yeter. O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım. İhtiyarın dediği gibi "Onaracak ustası yok" olmasına rağmen, usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. (her ne kadar bazen karşımdaki tarafından aptal yerine konulsam da)
Günümüz insanı daha gerçekçi, sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemi yok. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş, küserse küssün,onun bileceği bir iş mantığı hakim.
En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak, birbirimize daha saygılı, daha hoşgörülü yaklaşabilmek, hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası önyargıyı yok edebilmek.

kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Galiba onlar hayatlarında kendilerine hiç değer verilmemiş, sevilmemiş, öz güvenlerini kaybetmiş zavallılar.
karşınızdaki insanın iyi niyetini aptallık olarak görüyorsanız inanın siz aptalsınızdır.
kalbinizi inciten insanlara karşı kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı bir ruh yapısının ve her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür.

Herşeye rağmen kalp kırmayı ilke edinmiş ve bunu üstünlük sayanları da vicdanlarıyla başbaşa bırakıp yollarının açık olmasını dileyelim...

28 Ağustos 2007 Salı

Dost - Dostluk

Dost

Sokrates bir ev yaptırmış nasılsa;
Eş dost başlamış kusur bulmaya:
Kimi içini beğenmemiş:
Kızmayın ama demiş;
Şanınıza layık değil odaları.
Kimi cephesine çatmış:
Karşıdan görünüş berbatmış.
Hepsine göre de çok darmış bu ev.
Kim sığarmış bu kulübeye?
Koca Filozof, Ah demiş, keşke bu evin alabileceği kadar
Gerçek dostum olsa!
Sokrates'in sözü yerinde;
Bir ev dolusu gerçek dost nerede?
Sözde herkes dost, ama gel de inan.
Dosttan bol şey de yok dünyada,
Dosttan az şey de

16 Ağustos 2007 Perşembe

Yetsin artık bu ayrılık tohumları.. Nereye kadar sürecek bu kin ve öfke. Rum basını da Rum halkı gibi ayrılıkçı tohumlar ekiyor. Bizde de ülkenin refahının altına dinamit koyanlar var. Ama Rumlar bunu iyiden iyiye körüklüyor. İyi niyetli Rumlar ve Yunanlılar da var ama sesleri hep kısık kalıyor ayrılıkçıklar
yüzünden. Kardeşlik dileğiyle.


Yunan gazetesinde Kıbrıs skandalı

Ciddi Yunan gazetesi Katimerini, Kıbrıs'ta Rumlar tarafından katledilen Türkleri gösteren fotoğrafı, 'Türklerin öldürdüğü Rumlar' diye sunduktan 23 gün sonra özür diledi


Yunanistan'ın ciddi gazetelerinden sayılan Katimerini, 1974'te Rumlar tarafından öldürülerek toplu mezara gömülen Kıbrıslı Türklerin cesetlerinin başında ağlayan bir Kıbrıslı Türkü gösteren fotoğrafı yayımlarken, fotoğrafın altına, "Türklerin attığı napalm bombasıyla katledilen Rumların yanı başında ağlayan Kıbrıslı Rum" yazarak bir medya skandalına imza attı.
Katimerini gazetesi, geçen 22 Temmuz'da Türkiye'nin Kıbrıs'a yaptığı askeri müdahaleyi yorumlayan yazı ve fotoğraflar yayımladı. Söz konusu fotoğraf için, "Dehşet manzaraları: Bir Kıbrıs Rumu, napalm bombalarıyla yanarak kömür haline gelmiş akrabalarının yanı başında ağlıyor" ifadesi kullanıldı.

Ancak gazetenin ayıbını, bir internet blog yazarı ortaya çıkardı. Bu fotoğrafın daha önce, Kıbrıslı Rum gazeteci Makarios Drusiotis tarafından yazılan Kıbrıs'la ilgili bir kitapta, "EOKA'cıların barbarlığı: Kalandari köyünde Kıbrıs Türklerinin gömüldüğü toplu mezar" ifadeleriyle yer aldığı belirlendi.

Katimerini, tepkilerin giderek büyümesi sonucunda, 22 Temmuz'daki hatası için 23 gün sonra özür dilemek zorunda kaldı. Önceki günkü Katimerini'de aynı fotoğrafla birlikte tek sütun olarak yayımlanan kısa yazıda, "Yanlışımız için okurlarımızdan özür diliyoruz, fotoğrafta Türk toplu mezarı görüntüleniyor. Fotoğrafı Associated Press (AP) için 13 Ağustos 1974'te Peter Arnett çekmiş" denildi.

TAKİ BERBERAKİS Atina

24 Temmuz 2007 Salı

Asma Yapragi - Guzel Bir Hikaye

ASMA YAPRAĞI
Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı.

Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu. Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı. Genç kız günden güne eriyordu.
Bir gün, arkadaşı resim yaparken O da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu... geriye doğru sayıyordu. "On iki" dedi, biraz sonra da "on bir"; arkasından "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardına "sekiz" ve "yedi".

Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?

Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüs, yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yari boyuna kadar tırmanmıştı.

Dönüp arkadaşına "Neyin var?" diye sordu.

Hasta kız fısıltı halinde "altı" dedi. "Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı. Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı. Işte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."

"Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları. Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu. " Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.

Fakat O; "Işte bir tanesi daha gidiyor. Hayır çorba filan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü görmek istiyorum. Ondan sonra ben de gideceğim." diyerek cevap verdi.

Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt kattaki yaşlı ressamı ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.

Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen rüzgardan sonra, bir asma yaprağı hala yerinde duruyordu. Sapına yakın tarafları hala koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sari rengi gelmiş olan yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.

"Bu sonuncusu" dedi hasta kız. "Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm. Rüzgarı duydum. Bu gün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."

Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar alacakaranlıkta bile, asma yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.

Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı hala yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti.

Sonra arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu. Ölümü istemek günahtır. Simdi biraz bana çorba verebilirsin." dedi.

Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; "Şimdi alt kattaki bir hastaya bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree. Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor," dedi.
Ertesi gün doktor: "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi. O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki yaşlı adamı anlattı.
Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş. Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu aşağıda, odasında sancıdan kıvranırken bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yani buz gibi bir haldeymiş.

Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akil sır erdirememişti kimse. Sonra, hala yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar.
O zaman o son yaprağın sırrı da çözülmüş. Rüzgar estiği zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam, son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.

William Sydney Porter (O. Henry)

21 Temmuz 2007 Cumartesi

Dostluklarin En iyisi Evlilik

Dostluğu, biri mutlulukların, diğeri ise zorlukların paylaşıldığı dostluklar şeklinde iki ana gruba ayırabiliriz. İnsanlar arasında evlilik genellikle dert ortaklığı gibi görülse de, evlilikte insanî güzellikleri paylaşabilmek, kişilere daha çok mutluluk verir.

Mutluluk hormonlarıBir kadın için doğal afrodizyak almış gibi, beyininde mutluluk hormonları salgılatan bir diğer unsur, gebelik ve doğumdur. Mutluluk sağlayıcı doğal afrodizyaklar arasında sanat, müzik, oyun ve ritim de vardır. Tasavvuf, yoga ve meditasyondaki ritimler, farkında olmadan beyinde mutluluk hormonları salgılatır. Üretken çalışmak, yeni bilgiler keşfetmek, ilahi aşk, dinî duygular da beyindeki mutluluğu ateşler.

Evliliğin amaçlarıBiyolojik ihtiyacımız bizi evlenmeye yönlendirir.
Genlerimizin bizi evlenmeye sevk ettiğini bilmeliyiz. Bu olgu insan neslinin devamı içindir. Genlerimizde, en iyi adayı bulmak, onunla birlikte yaşamak ve çocuk meydana getirmek gibi bir talimatname vardır.

Ayrıca, psikososyal ihtiyaçlar da ancak evlilikle karşılanabilir. İnsanlar modernitenin değerlerini ne derece benimserse, evlilik kurumuna olan bağları da o kadar zayıflar.
Modernizm evli çiftlere “Özgür yaşa, bağımsız ol, canının istediğini yap, çocuk seni engeller” tarzında bir mesaj vermiştir.

Annelikten kaçınmaKadın, fizikî özelliklerinin aşırı yüceltilmesi sonucu, bu görüntüsünü kaybedince kendini çok kötü hisseder.

Evlilik ise kadını fiziksel olarak yıpratır. Bu durumda kadın, çocuk doğurduğunda oluşabilecek beden yıpranmasını düşünerek, kadınsı özelliklerini kaybetmemek ve aşınmamak için, annelik rolünden kaçınabilir. Meselâ bazı kadınlar, doğumdan sonra göğüslerinin bozulmaması için çocuklarını emzirmezler.

Ne ez, ne ezilGençlere, “Evlendikten sonra ne kendini ezdir, ne de karşı tarafı ez, evlilik bağlarını güçlendirmeye çalış!” fikri aşılanmalıdır.

Bizim kültürümüzde, evlenilen insanın ailesine “Kaim valide ve kaim peder” denilir. Bu tabir, “Anne ya da baba yerine geçen” anlamına gelir. Kayınvalide ve kayınpeder, oğlunu evlendirdiği kişiyi kızı gibi görmelidir. Büyükler, gelin ne kadar yanlış yaparsa yapsın, kendi kızında hissettiği duyguları hissetmeli, hak duygusunu elden bırakmamalıdır. Aksi halde, “Geçinemezse, bırakır gider” düşüncesi, karşı tarafta bir ön kabul olur.

Önceliklerin değişmesiBu noktada boşanmaların artması sadece bir sonuçtur. Boşanmalar, pek çok kavramın zayıflamasının, toplumsal bağların ve insandaki erdemlerin azalmasının, ahlakî çöküntünün ve kişilerin şekle fazla önem vermesinin neticesidir.

İnsanlar çok güzel giyinmelerine rağmen, gönülleri zayıflamış olabilir. Eş seçilirken önceliklerin değişmesi sonucu, boşanmalar, evlilikten korkmalar ve çok eşliliklerin sayısı giderek artmaktadır.

Referans: Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Real Age

19 Haziran 2007 Salı

Dostluk, Kardeşlik ve Barış..!

Ülkemiz her zamanki gibi gerilimli günler geçirmekte. Artan terör olayları, seçim sürecinin çoktan başlamış ve sonlara yaklaşılmış olması, senaryo söylentileri, maddi zorluklara gömülen halk ve bunun gibi sorunlar sonucu ortam fazlasıyla gerildi.

İnsanlar birbirlerine güvenmiyorlar. Birbirlerinin kuyusunu kazmak için uğraşanlar var. Tüm bu şartlarda tüm ümidimiz barış, kardeşlik ve dostluk olacak yine. Herkes içindeki insanı dinleseydi herşey ne güzel olurdu. Oysa ki günlük hayat bizleri kirletiyor. Kötü insanlar iyi insanların arasında eriyip yok olmalı normalde. Ama bizde durum çok farklı..! Bizde iyi insanlar zamanla eriyorlar ve çevrelerine uyum sağlıyorlar. Nasıl ki yeni atanan bir öğretmen diğerlerinin arasında idealistliğini yitiriyorsa iyi insan da iyi olmayanlar içinde değerlerini yitiriyor.

Bizde anı çok; bir anıyla devam ediyorum :)

Geçtiğimiz hafta sonu bir arkadaşıma davetliydim. Mangalı yakmış, sofraya rakıyı koymuştu ben gitmeden. Onunla aramızda siyasi farklar yoktu. Ama sonradan gelen arkadaşlar ile beraber masada bir mozaik oluşturduk adeta. Bir AKP'li, bir MHP'li ve diğer bir kaç partili bir araya geldik. Aramızda din ile ilgilenmeyen de vardı, dindar olan da vardı.

Her şey çok güzeldi; rakı, mezeler, mangal.... Ama en güzeli bu insanların ortak bir dil kullanabilmeleri ve bir araya gelebilmeleriydi. Herkes fikrini söyledi. Herkes birbirinini dinledi. Bazı şeyler kabul görmese de bazı taraflardan en azından saygı duyuldu.

Demokrasi insanlığın gereğidir. Onur, özgürlük, sevgi, saygıdır.

Masada bunu gerçekleştirmek güzeldi. Gece bittiğinde herkes aynı fikirdeydi. Gün güzel geçmişti. Masadaki bir çok kişi yeni dostlar kazandığı için mutluydu.

Bizler yıllardır bu coğrafyada bir arada yaşayan insanlarız. Herkesin herkeste hakkı vardır. Bu nedenle birbirimizi bırakın öldürmeyi, kırmak yerine tam tersi bir bağlılık içine girmeliyiz.

Dostluk, barış, sevgi, saygı, kardeşlik özlenilmiş duygular bizler için.

Gel! Ne olursan ol! Gel.....!