ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen Türkiye’nin, hala bu darbenin izlerinden ve sonuçlarından kurtulamadığını söyledi.
ANKARA - Uras, 12 Eylül askeri müdahalesinin 28. yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, toplumun 12 Eylül’ün yarattığı Anayasadan ve demokrasi ile alakası olmayan birçok yasadan, seçim ve siyasi partiler yasalarından, demokratik hukuk ilkeleri ile bağdaşmayan yargı sisteminden, çalışana düşman iş yasalarından kurtulamadığını savundu.
Uras, şöyle dedi: “Türkiye, 12 Eylül ile birlikte başlatılan neo-liberal ekonomi politikalarının toplumda yarattığı işsizlik ve yoksulluktan kaynaklanan yıkımı ve yolsuzluklar düzenini düzeltemedi. Toplum, Türkiye’yi 12 Eylül’e iteleyen derin devlet ve Ergenekon ilişkilerinden kurtulamadı.
12 EYLÜL’ÜN İZLERİ
Aradan 28 yıl geçti. Bugün Türkiye’nin gündemi yine demokratikleşmedir, yargı reformudur, aş, iş ve yoksulluğa karşı mücadeledir, yolsuzluğu ezmektir, Ergenekon rumuzlu devlet içi çetelerle, yeni darbe heveslileri ve derin devletle hesaplaşmadır, 12 Eylül darbecilerini yargılamaktır, siyasal ve toplumsal alan üzerindeki askeri vesayetten kurtulmaktır.”
Açıklamasında, “Türkiye’de medya-ticaret-siyaset arasında yolsuzluk ve rüşvet bağlarının güçlenmesi de tarikat-cemaat ilişkilerinin yarattığı yolsuzlukların gelişmesi de bu dönemin ürünüdür” ifadesini kullanan Uras, şöyle devam etti:
İKTİDAR OLANAKLARINI TEHDİT İÇİN KULLANILIYOR
“AKP’nin yolsuzluk ve usulsüzlüğü örtmek için iktidar olanaklarını bir tehdit olarak kullanması da medya sahiplerinin basın-yayın olanaklarını ekonomik çıkarlarını gerçekleştirmek için kullanması da 12 Eylül’le birlikte gelişen Özalizmin sonucudur.
İYİLİK DUYGULARI SÖMÜRÜLÜYOR
Deniz Feneri, Şaban Dişli ve belediyelerdeki yolsuzluklar da ‘hayırseverlik’ kisvesi altında patlayan ve insanların iyilik duygularını kullanan yolsuzluk da yılların bataklığının ve hortumculuğunun devamıdır.”
AHLAKİ KRİZ BÜYÜYOR
ÖDP Genel Başkanı Uras, yolsuzluk yapanlardan hesap sorulmadığı müddetçe işin çığırından çıktığını belirterek, olağanüstü bir çürümenin ve ahlaki Krizin “dal budak” sardığını, çalkantı arttıkça da pisliğin her tarafa bulaştığını bildirdi.
17 Eylül 2008 Çarşamba
Ufuk Uras: 12 Eylül’ün izleri sürüyor
Yazar:
Manitu
Zamanı:
13:27
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: savaş, siyaset, suç toplumu, toplumsal, türkiye
1 Mayıs 2008 Perşembe
Üniversiteli travesti gaspçı suç üstü yakalandı
Son iki ayda 8 hipermarket soygununu gerçekleştiren travesti Göksel G(30). Gazi Hastanesinde Gasp Büro Amirleri görevlilerince kıskıvrak yakalandı.
Ağzına ameliyat maskesi başına da kaşkol takıp elindeki silahla marketlerin kasasını boşalttıktan sonra taksiye binerek şoföre kendisini 'doktor', 'hasta' diye tanıtıp herhangi bir hastaneye gittiği ve burada izini kaybettirdiği belirlendi.Latince kursuna giden zanlı Göksel G. kurs parasını sağlamak için böyle bir yola başvurduğunu söyledi.Yunanistan'a gitmek için Latince öğrendiği ve ailesinin kendisini travesti olduğu için reddettiğini polis ifadesinde söyledi. Ayrıca gözaltına alınan Göksel G. (30) adlı kişinin Ankara’da özel bir üniversiteden atıldığı belirlendi.Zanlı Göksel G. marketin güvenlik önlemlerinin az olduğu için soyduğunu dile getirdi.
Soygun marketin güvenlik kameraları tarafından saniye saniye kaydedildi.. Zanlı üstünde siyah mont ve şapkayla yüzünü saklayarak markete girdi daha sonra silahını çıkarıp kasiyerden paraları isterken olay sırasında orda bulunan vatandaşlar panik halinde geriye çekildiler. Zanlı vatandaşları ve kasiyerleri silahını göstererek uzaklaştırdı ve daha sonra koşarak kaçtı.Girdiği diğer markete üstünde bu kez yeşil kapşonlu t-şhirt bulunan zanlı içeri girdikten bir süre sonra silahını çıkarıp kasiyere doğrulttu ve kasayı boşaltıp kaçtı.Üçünü soygunda ise kendisini siyah mont,şapka,yüzünde yeşil bir atkı ve ağzında doktorların kullandığı ameliyat maskesi bulunan Göksel G.kasadaki paraları alarak olay yerinden uzaklaştı.
Soyguncu Ankara Emniyet Müdürlüğü Gasp Büro Amirleri güvenlik kameralarını izleyerek soyulması muhtemel marketlerde ve hastanelerde güvenlik önlemi aldı.Soyguncunun yakalandığı gün başka bir marketi yine silah zoruyla soyduktan sonra olay yerinden taksiye binip Gazi Hastanesine giden soyguncuyu hastanede hazır bekleyen polis ekipleri kıskıvrak yakaladı.
Emniyetteki sorgusu biten travesti soyguncu Göksel G. bugün adliyeye sevkedildi.
DHA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
03:03
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: suç toplumu
27 Nisan 2008 Pazar
Hüseyin Üzmez Birilerini Üzdü Galiba
Anne L.Ç.: Benimle de ilişkiye girdi
MUDANYA'da tecavüz suçlamasıyla gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemede 14 yaşındaki B.Ç.'ye 'cinsel istismar' suçundan tutuklanan Vakit gazetesi yazarı 78 yaşınhdaki Hüseyin Üzmez, cezaevinde can güvenliği nedeniyle tek kişilik koğuşa konuldu. İlköğretim okulu öğrencisi B.Ç.'nin tutuklanan annesi Livaze Ç. de ifadesinde Hüseyin Üzmez'in kendisiyle de ilişkiye girdiğini öne sürdü.
Vakit gazetesi yazarı ve televizyon programlarındaki konuşmalarında 'şeriat' yanlısı tavrıyla tanınan Hüseyin Üzmez, cumartesi gecesi Bursa'nın Mudanya İlçesi'nde, İnegöllü Ç. Ailesi'nin ilköğretim okulu öğrencisi 14 yaşındaki kızları B.Ç.'ye tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alındı. Mudanya Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgusundan sonra dün adliyeye sevkedilen Hüseyin Üzmez, savcılıkta ve nöbetçi mahkemede 5 saat ifade verdikten sonra, B.Ç.'ye 'cinsel istismarda bulunduğu' iddiasıyla akşam saatlerinde tutuklandı.
Bursa'nın İnegöl İlçesi'ndeki Şükrü Nail Paşa İlköğretim Okulu 8-A sınıfı öğrencisi B.Ç.'nin annesi Livaze ve babası Bekir Ç. de, 'Çocuklarını fuhuşa teşvik etmek' suçundan gözaltına alınıp, adliyeye çıkartıldı. Anne Livaze Ç. tutuklanırken, baba Bekir Ç. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
İFADELERDE NELER VAR
Cumartesi gecesi yazlık olarak kullandığı Mudanya'daki evinde gözaltına alınıp Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanan Hüseyin Üzmez'le birlikte, şikayetçi olduğu belirtilen Bekir Ç. ve eşi Livaze Ç. ve kızı B.Ç.'nin de ifadeleri alındı.
Bu ifadelerde Hüseyin Üzmez'in, B.Ç.'nin annesi Livaze Ç. ile de ilişkisinin olduğu ortaya çıktı. Telefonda Livaze Ç. ile seks konuları konuşan Üzmez'in, daha sonra annesinden telefonu kızı B.Ç.'ye vermesini isteyip, aynı görüşmeleri kızıyla da yaptığı anlaşıldı.
Hüseyin Üzmez'in Bursa'ya gelip Mudanya'da ve İnegöl'de olduğu süre içersinde Livaze Ç. ve kızı B.Ç. ile gezip, yemek yediği ortaya çıktı.
B.Ç.: EDEP YERLERİMİ ÖPÜYORDU
İlköğretim okulu öğrencisi B.Ç. emniyette ve adliyedeki ifadelerinde, Hüseyin Üzmez'in kendisiyle kurduğu ilişkiyi detaylarıyla anlattı.
Hüseyin Üzmez'in kendisini Mudanya'daki yazlık evinde yanına oturup okşayıp sevdiğini söyleyen B.Ç., "Edep yerlerimi defalarca öpüyordu" dedi. Üzmez'in daha ileri gidemeyip kısa sürede tatmin olduğunu öne süren B.Ç., bu ilişkilerden sonra sürekli ağladığını anlattı.
Annesi Livaze Ç.'nin tutuklanması, babası Bekir Ç.'nin de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasından sonra devlet korumasına alınan B.Ç.'ye psikolojik destek verilmeye başlandı.
Adı gizli tutulan bir kız yetiştirme yurduna yerleştirilen ve yaşadığı çöküntüden kurtulması için özel seanslar uygulanacak olan B.Ç.'nin gerekirse kısa süre eğitimine ara verileceği, daha sonra okula gönderileceği kaydedildi.
TEK KİŞİLİK KOĞUŞTA
Tutuklanıp Bursa E Tipi Kapalı Cezaevi'ne konulan Hüseyin Üzmez, küçük yaştaki kıza yaptıkları nedeniyle diğer mahkumlar tarafından saldırıya uğrayabileceği indişesiyle, tek kişilik koğuşa konuldu. Geceyi uyumadan geçiren Hüseyin Üzmez'in uzun süre bu koğuşta kalacağı belirtildi.
Yetkililer, lise yıllarında Gazeteci Ahmet Emin Yalman'a düzenlediği suikast nedeniyle 10 yıl cezaevinde yatan Üzmez'in, Bursa E Tipi Kapalı Cezaevi'ndeki ilk gecesinin, kendisi için 10 yıldan çok daha ağır olduğunu söylediğini öne sürdü.
L.Ç. YAZARIN HESABINDAN PARA ÇEKMİŞ!
Öte yandan anne L.Ç.'nin, yazarın banka hesabından 350 YTL çektiği bildirildi. Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda, yazar Üzmez ile tutuklanarak Bursa E Tipi Kapalı Cezaevine
konulan 14 yaşındaki B.Ç’nin annesi L.Ç’nin dün Mudanya ilçesi Hasanbey Mahallesi’nde Vakit Gazetesi Yazarı Hüseyin Üzmez’e ait evden ayrılmasının ardından bir banka şubesinin ATM’sinden para çektikten sonra gözaltına alındığı öğrenildi.
Yapılan incelemede, L.Ç.’nin ATM’den Hüseyin Üzmez’in kartıyla 350 YTL çektiği belirlendi. Bu arada, Üzmez’in kız ve annesiyle ilçede kendi evine yakın yerde ev kiralamak üzere buluştukları öne sürüldü.
Öte yandan, B.Ç’nin "Hüseyin Üzmez’i uzun süredir tanıyordum. Annem daha önce onun yanında çalışmıştı. Bana yakın davranıyordu. Bu sırada bana defalarca cinsel yaklaşımda bulundu. Uyarması için anneme söyledim.
Annem de ’uyarırım’ dedi. Ama değişen bir şey olmadı" dediği öğrenildi.
Anne L.Ç’nin de "Zarar veremeyeceğini bildiğim için yalnız bırakmakta sakınca görmedim" yönünde söz sarfettiği kaydedildi.
14 yaşındaki kızın İnegöl’de oturan babası Bekir Ç’nin de polise, olayla ilgili hiçbir bilgisi olmadığını ancak yazar Hüseyin Üzmez’i uzun süredir tanıdığını söylediği bildirildi.
Yazar Hüseyin Üzmez’in ise "Susma hakkımı kullanacağım" diyerek ifade vermediği kaydedildi.
DHA - AA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:11
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: suç toplumu
23 Nisan 2008 Çarşamba
Mühendise çocuk pornosundan tutuklama
Ne denir ki böylesine.. Umarız ki hakettiği cezayı çeker. Meydanda emekçiler,işçiler dayak yerken polis diktatörlerinden bu adamlara hiçbir şey olmuyor. Cezaevlerinde linç edilirlerse ediliyorlar yoksa pek yakında çıkıp geziyorlar. Ama siyasi suçlular veya açlıktan ekmek çalanlar yıllarca fişleniyorlar, eziliyorlar bu ülkede.. Ondan sonra da kime sorsanız namus düşkünü, milliyetçi veya dindar.. Hepsi hikaye kalmıyor mu bu gerçek olaylar karşısında.. Sadece biraz empati diyoruz; etek altı fotoğrafı çekilen sizin kızınız olsa ne düşünürdünüz...? Ne olsun isterdiniz..? Peki bu satırları okuyan baylara soruyorum kaçınız bu görüntüleri heyecanla izlemek istediniz.. Acı şeyler bunlar.. Yıla size dokunmadan yaşayacak gidecek..
Mühendise çocuk pornosundan tutuklama
Maltepe'de duraklarda bekleyen kız öğrencilerin etek altı resimlerini çektiği ve bilgisayarına internetten çocuk pornosu içerikli görüntüler indirdiği öne sürülen makine mühendisi tutuklandı.
Çocuk pornosu içerikli bir site ilgili soruşturma başlatan Avusturya polisi bu siteden görüntü indiren kişileri tespit etti. Türkiye'den de bir kişinin IP numarasını belirlenerek Asayiş Daire Başkanlığı'na bildirildi. Talimat üzerine harekete geçen Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Büro Amirliği Ekipleri, Maltepe Feyzullah Mahallesinde bulunan bir eve operasyon düzenleyerek 35 yaşındaki makine mühendisi Uğur T.'yi gözaltına aldı.Bu kişinin evinde yapılan aramada ele geçirilen bilgisayarında yapılan incelemede otobüs duraklarında bekleyen kız öğrencilerin etek altından çekildiği belirlenen çok sayıda fotoğraf, çocuk pornosu içerikli görüntüler ve içerisinde kız öğrencilerin etek altı görüntüleri olan 1 cep telefonu ele geçirildi. Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanan ve eşinden ayrı yaşadığı öğrenilen makine mühendisi T.'nin, verdiği ifadesinde, eşinin kendisini terk etmesinin ardından bunalımlı günler geçirdiği gerekçesiyle bu yola başvurduğunu söylediği öğrenildi. Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemleri tamamlanan Uğur T., "çocuk pornoso ve cinsel taciz" iddiasıyla Kartal Adliyesi'ne sevk edildi. Burada ifadesi alınan Uğur T. Mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
12:57
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: suç toplumu
9 Ocak 2008 Çarşamba
Huzurevinde Yasliya Dayak iddiasi
Huzurevinde yaşlıya dayak atıldı iddiası
10 Ocak 2008
Özel Selimpaşa Huzurevi ve Yaşlı Bakımevi’nde kalan yaşlı insanlara yapılan kötü muamele, bir çalışan tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.Bir televizyon kanalında yayınlanan görüntüleri izleyen Sevgi Poşul, 79 yaşındaki teyzesini Güler Uyar’ı huzurevinden aldı. 10 ay önce huzurevine bıraktıklarında teyzesinin 76 kilo olduğunu söyleyen Güler Uyar, 2Şimdi kemikleri görünüyor. 45 kiloya düşmüş. Omzunda 20 gün önce olan kırık tespit edildi. Vücudunun her tarafı morarmış" dedi.
Teyzesini hastaneden eve götüren Sevgi Poşul, huzurevi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacağını belirterek "Ayda 850 YTL ödüyorduk. Omzundaki kırık ve vücudundaki morlukları sordum. Bana ’düşmüş’ dediler. Bunlar düşmeyle olacak şeyler değil. Teyzemin, küpesi, bileziği, tek taş yüzüğü, alyansı ve boynunda zinciri vardı. Onu aldığımda bunların hiç biri yoktu" dedi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insani kirlilik, kötülük, sağlık, suç toplumu, toplumsal
8 Ocak 2008 Salı
Gizli Numaraya Son..!
CEP TLF.GİZLİ NUMARALAR
Merhabalar herkesin dört gözle beklediği özellik ,
TK'dan gelen taleple ilgili olarak, "arayan hattın numarasının
gizlendiği durumlarda çağrının müşteriye ulaşmasını engelleyecek
özellik" olan ACR (Anonymous Call Rejection) tüm şebekede abonelerin
kullanımına açıldı.
Aboneler telefonlarından *253# tuşlayarak (USSD ile) kendilerine
gizli numaradan çağrı gelmesini engelleyebiliyorlar. USSD *253#
aktivasyon işlemiyle HLR da ACR-2 yapılmakta. Bu durumda gizli
numarayla arayan aboneye "Aradağınız kişi gizli numaradan çağrı kabul
etmemektedir. Numaranızı görünür yaparak kendisine ulaşabilirsiniz"
anonsu verilmektedir. Çağrı anons sonrasında çıkmamakta ve aranan
kişiye herhangi bir mesaj gitmemektedir. Diğer çağrılar aboneye normal
olarak ulaşmaktadır.
Aboneler telefonlarından #253# tuşlayarak (USSD ile) kendilerine
gizli numaradan da çağrı gelmesini sağlayabilirler. USSD #253#
deaktivasyon işlemiyle HLR da abonende ACR-1 yapılmaktadır.
Ayrıca müşteri hizmetleri kanalıyla da aynı işlemler (aktivasyon ve
deaktivasyon) yapılabilecektir.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:56
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: bilişim, problem, suç toplumu, türkiye
Alaturka Cadde Duzenlemesi - Necdet Guler
ALATURKA CADDE DÜZENLEMESİ
Yer, İzmit - Kuruçeşme… Atatürk Caddesi… İnsanlar toplanmış, ağaçların kesilişini seyrediyorlar.
- Ağaçları neden kesiyorlar ?
- Kaldırımlar yeniden yapılacakmış
- Yani daha güzel kaldırımlar için mi ?
- Evet...
Yıl 1998… Aylardan Ağustos… Türk ve İtalyan hükümetince ortak yürütülen Türkiye Kavakçılığını Geliştirme Projesi’nde görevli elemanlar olarak Orman Bakanlığı tarafından 4 mühendis 1 aylığına İtalya’ya gönderildik. Araştırma kurumlarında mesleki incelemeler yapıyor, tatil günlerinde ise bölgedeki şehirleri gezmeye gidiyorduk.
Bir seferinde yolumuz Alessandria şehrine düştü. Kuzeyde, İzmit kadar bir şehir. Şehri gezip yorulunca büyük bir parka girdik. Adeta orman görünümündeydi. Bir de ne görelim !… Bütün ağaçlar, yurdumuzda ancak birkaç örneği olan Gingko biloba. Bunlar Dinazorlar devrinden kalan bir türe aittir... Bu yüzden bilim adamlarınca canlı fosil sayılıyorlar... Hem geniş yapraklı, hem iğne yapraklı ağaçların botanik özelliklerini taşıyorlar, kuraklığa ve eksi 20 dereceye kadar dayanabiliyorlar.. Bu ağacın yapraklarının, tohumlarının, çiçeklerinin birçok hastalığa karşı etkili olduğu biliniyor. Örneğin alkolde tutulan yaprakları ülser tedavisinde kullanılıyor. Bu yüzdendir ki, italyanlar bu ağaca “albero della vita = Hayatın Ağacı” ismini vermiş. Biz dördümüz Gingko biloba’yı hayatımızda ilk defa gördüğümüzden, heyecanla ağaçlardan birinin dalını eğdik ve yapraklarını inceledik. Fakat bunu yaparken dal kırılacak diye ödümüz koptu, bir tek yaprak koparmaya da cesaret edemedik. Çünkü çevrede oturanlar polis çağırır, başımız büyük derde girerdi ve üstelik orman mühendisi olduğumuzu söylesek daha da utanacak duruma düşerdik.
Yıl 2007… Ekim’in 28’i… Günlerden Pazar… İzmit - Kuruçeşme’nin en işlek caddesi olan Atatürk Caddesi’nde mevcut kaldırımlar yenilenecek diye, 30-40-50 sene önce dikilmiş olan, herbiri 10-15 m boyunda ıhlamur, akasya ve çınar ağaçları dipten kesiliyor.
Bu caddede ticaret yapan esnaf, kahvehanelerinin müdavimleri, binalarda oturanlar, yayalar, hepinize müjdeler olsun !… Artık pırıl pırıl kaldırımlarda gezeceksininiz, üstüne iskemlelerinizi atıp sohbet edeceksiniz, güneş ışnları hiçbir engele takılmadan size ulaşacak ve vücudunuzdaki D vitamini artacak !… Bu pahalılıkta ne büyük avantaj değil mi ?… Hele yazın ısınan kaldırımlar sizin de içinizi ısıtacak… Ağaçların tepesine konan kuşlar üzerinize pisleyemeyecek. Hele o kargaların bed sesi hiç olmayacak. Yol kenarlarına bıraktığınız arabalarınız öyle ısınacak ki, içine binince o sıcaklığın fizyolojik etkisini hemen hissedeceksiniz, ağrılarınız hemen gececek.
Manzaranız mı bozuldu ?… Fazla üzülmeyin. Zaten manzara nedir ki ?... Siz kaldırım manzarasından herhalde habersizsiniz. Hem şimdi öyle ağaçlar var ki 3-5 senede elektrik direği gibi büyüyor. Büyüyenlerin şekli elektrik direği gibi olmaz ise budayıcılar var, ağacın bütün dallarını keserek onu direk haline getiriyorlar, geçen sene görmediniz mi? Kesilen ağaçlar tozu mu tutuyordu ?… Kaldırımlar kaymak gibi olacak… ortada toz mu kalır.
İnsanlara “güzel kaldırım mı istersiniz, yoksa ağaçları mı?” diye sorsalar Tanganika’da yaşayanların bile kaldırımı tercih edeceğini bilmiyorsanız yazık size… Sanki o ağaçların kesilmesine karar veren bunu bilmiyor… Kaldırım daha önemli… Esnaf kardeşlerim… Geniş ve yüzeyi pürüzsüz kaldırımın dükkan önüne daha fazla satılacak mal koymak olduğunu da mı bilmiyorsunuz ?... Bu ülkede kaldırımlar daha çok buna yaramıyor mu? Siz konut sahipleri…”Güneş giren yere doktor girmez” deyişini size ilkokulda öğretmediler mi ?… Güneş ışınlarının önündeki engelleri kaldırmakla size yapılan bu iyiliği yaz gelince daha iyi anlayacaksınız..
İşte fark…”Sizi nikahıma davet ediyorum. Çicek göndermeyin, falanca vakfa fidan bağışı yapın” şeklinde davetiyeler yazan, bir fidan dikilmesi için didinip, Tema gibi kuruluşlara üye olan Türkiye’nin insanları… Kesince oluyor.. Yazıklar olsun…
NECDET GÜLER
Yazar:
Manitu
Zamanı:
21:53
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, eğitim, siyaset, suç toplumu, toplumsal, türkiye, yaşam
26 Aralık 2007 Çarşamba
Kopek Oldurmenin Cezasi 1971 YTL
Köpek öldürmenin cezası 1971 YTL
DHA
Antalya'da 14 Aralık sabahı 3 sokak köpeğini tüfekle öldüren Halil Altınok'a 1971 YTL ceza verildi. Molla Yusuf Mahallesi'nde 14 Aralık sabahı silah sesleri duyan mahalle sakinleri balkonlara fırladı. Konyaaltı İlköğretim Okulu'na 15 metre uzaklıktaki müstakil bir evde oturan Halil Altınok'un 3 köpeğe tüfekle ateş ettiği görüldü. 3 köpek kanlar içinde yere yığıldı. Mahalle sakinleri ve Konyaaltı Dostları Derneği yöneticileri Altınok'tan şikâyetçi oldu. Antalya Valiliği'nden dün yapılan açıklamada, Altınok'a 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca 1971 YTL para cezası verildiği bildirildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:47
1 yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, hayvanlar, insani kirlilik, kötülük, mevzuat, problem, suç toplumu, türkiye, yaşam
24 Aralık 2007 Pazartesi
Lisede Inanilmaz Olay
Lisede inanılmaz olay |
Mersin'de bir lisenin sınıflarının öğrenciler tarafından talan edilmesi, duvarlarının kırılarak ateş yakılması cep telefonu kamerası ile görüntülendi.LİSEDEKİ İNANILMAZ GÖRÜNTÜLER İÇİN TIKLAYIN... Kameraya yansıyan görüntülerde öğrenciler, duvarları sıraların demirleri ile kırıyor, deldikleri duvarın içinde ateş yakıyor. Öğrenciler, sınıfın tahtasını ikiye bölerek kırdılar. Görüntülerin Milli Eğitim Müdürlüğü'nün eline geçmesinin ardından soruşturma başlatılırken, polisin de görüntüleri incelemeye aldığı belirtiliyor. |
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:51
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, eğitim, insani kirlilik, kötülük, kültür, suç toplumu, türkiye
25 Ekim 2007 Perşembe
Seri Katilin Acimasizligini itirafi
63 kişiyi öldüren katilden tüyler ürperten itiraflar
Rusya’da 63 kişiyi öldürdüğünü söyleyen seri katil Aleksandır Piçuşkin, kurbanlarını öldürüp öldürmeme kararı verdiğinde, kendisini "Tanrı" gibi hissettiğini söyledi.
Başkent Moskova’da "Bitsevski sapığı" olarak adlandıran ve işlediği cinayetlerle tüyler ürperten seri katil Piçuşkin, bugün yapılan duruşmasında 48 cinayetten sorumlu tutularak, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Piçuşkin, bugünkü duruşmada son savunmasını yaparken, "Mahkemede anlattığım her şey gerçekti. Ben en değerli şey olan insan hayatını aldım" diye konuştu.
Kurbanlarından hiçbir şey çalmadığını söyleyen Piçuşkin, "Onlardan değerli olan başka hiçbir şey almadım. Para veya mücevher almadım, çünkü bunlara ihtiyacım yok. Kendimi Tanrı gibi hissettim" dedi.
Piçuşkin, 500 gündür cezaevinde bulunduğunu ve bu süre zarfında birçok insanın kaderi hakkında karar verdiğini belirterek, "Polisler, avukatlar, uzmanlar ve şahitler. Oysa 63 kişinin kaderine ben tek başıma karar verdim. Ben hem hakim, hem jüri hem de savcıydım. Kimin yaşaması veya ölmesi gerektiğine ben karar verdim. Hepinizin tüm bu görevlerini ben tek başıma yerine getirdim" diye konuştu.
Mahkemede 63 kişiyi öldürdüğünü söyleyen Piçuşkin, 48 cinayetten ve 3 kişiyi öldürmeye teşebbüsten ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, polisin, Piçuşkin öldürdüğünü iddia ettiği diğer kişilerle ilgili vakaları soruşturduğu kaydedildi.
Dedektifler, seri katilin öldürdüğü kişilerin adlarını satranç tahtasına yazdığını ve amacının 64 kişiyi öldürerek, satranç tahtasındaki boşlukları tamamlamak olduğunu açıklamışlardı.
Piçuşkin daha önceki duruşmalarında özellikle ilk cinayetini detaylarıyla anlatarak, "İlk cinayet, ilk aşk gibi unutulmaz" ifadesini kullanmıştı.
Mahkeme, daha önce de cinayet işlediğini iddia eden Piçuşkin’i, Moskova’daki Bitsevski Parkı’nda 2001 yılından sonra işlediği cinayetlerden yargıladı.
Bitsevski Parkı’ndaki cinayetleri nedeniyle "Bitsevski sapığı" olarak adlandırılan Piçuşkin, çoğunlukla erkek olan kurbanlarını, çok sevdiği ölen köpeğinin anısına Bitsevski Parkı’nda votka içmeye davet ederek öldürüyordu.
Savcılık, Piçuşkin’in 2001 yılında 6’sı bir ay içinde olmak üzere toplam 11 kişiyi öldürdüğünü belirterek, yaklaşık 40 kurbanını lağım çukuruna atarak, bazılarını iple boğarak, bazılarını kafalarına sert cisimlerle vurarak öldürdüğünü açıklamıştı. Piçuşkin’in 2005 yılından itibaren cinayetlerini giderek daha vahşi şekilde işlemeye başladığını belirten Moskova Savcılığı, seri katilin uyuşturulmamış kurbanlarının kafasına defalarca çekiçle vurduğunu ve sonra kırılan kafataslarından içeri şişelerinde kalan votkayı boşalttığını ifade etmişti.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:21
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: cinayet, insani kirlilik, kötülük, psikoloji, suç toplumu
21 Eylül 2007 Cuma
SSK’da 2 bin Kisiye Sahte Belgeli Emeklilik
SSK’da 2 bin kişiye sahte belgeli emeklilik
Paravan şirketler kurarak, para karşılığı sahte evraklar düzenleyerek 6 ayda
yaklaşık 2 bin kişiyi emekli ettiği veya sağlık karnesi çıkardığı tespit
edilen 72 zanlı gözaltına alındı. [image: 2 bin kişiye sahte belgeli
emeklilik]
Gözaltına alınan 72 zanlıdan 33'ü Ankara Adliyesi'ne sevk edildi.
Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü Mali
Suçlar Büro Amirliği'nden yapılan açıklamaya göre, Mali Suçlar Büro Amirliği
ekipleri bazı şahısların örgütlü bir şekilde kurdukları paravan şirketler
aracılığıyla, bu şirketlerde çalışmayan kişileri sigortalı göstererek
devleti zarara uğrattıklarını tespit etmeleri üzerine çalışma başlattılar.
Ankara Cumhuriyet Savcısı Şadan Sakınan'ın talimatları üzerine SSK
müfettişleri ile yaklaşık 6 ay şüphelileri takibe alan ekipler, ''Revizyon''
adını verdikleri bir operasyon gerçekleştirdiler.
Operasyonda aralarında Ankara Sigorta İl Müdürlüğünde yönetici olarak
çalışan Celalettin G. ile birlikte Serdar Ö, Hasan Y, Mesut A, Ahmet Ö,
Şakir B, Salih K, Serkan T. ve Nevzat Ş. gözaltına alındı. Zanlıların 10 bin
YTL karşılığında, kurdukları paravan şirketler aracılığıyla fiil çalışma
karşılığı bulunmayan kişileri çalışıyormuş gibi göstererek, çalışma günü
eksikliklerini tamamlamak suretiyle usulsüz emekli olmalarını sağladıkları
tespit edildi.
Şüphelilerin aynı şekilde 2 bin YTL karşılığında sağlık karnesi çıkardığı,
işsiz kişileri yüksek maaşlarla paravan şirketlerde çalışıyormuş gibi
göstererek usulsüz ''iş göremez'' raporu düzenledikleri ve Sosyal Sigortalar
Kurumundan ''tavan limitle'' ''iş göremez ödeneği almalarını'' sağladıkları
tespit edildi.
Zanlıların ayrıca rüşvet almak suretiyle SSK'ya borcu bulunan gerçek
şirketlere sahte olarak tanzim ettikleri ''Borcu yoktur'' belgesi
düzenledikleri, ve pirim borçlarının kapatılmasını sağlayarak devleti zarara
uğrattıkları belirlendi.
Zanlıların ifadeleri doğrultusunda operasyonu derinleştiren ekipler, Çubuk
ilçesinde düzenledikleri eş zamanlı operasyonlarda 72 kişiyi gözaltına
aldılar. Gözaltına alınan kişilerle birlikte çok sayıda usulsüz düzenlenmiş
sağlık karnesi, paravan şirketlere ait belgeler ve kaşeler, sigortalı işe
giriş bildirgeleri, imzalanmış ama tanzim edilmemiş sicil kartları, boş
vizite kağıtları, hizmet bildirim cetvelleri, pirim belgeleri, tahakkuk
fişleri ve çok sayıda sahte evrak ele geçirildi.
Yaklaşık 6 ay süren çalışma sonucu gerçekleştirilen operasyonunun sonunda,
zanlıların bu süre içinde yaklaşık 2 bin kişiyi usulsüz emekli ettiği veya
sağlık hizmetinden faydalanmasını sağlayarak devleti milyonlarca YTL zarara
uğrattıkları belirlenirken, çalışmaların sürdüğü ve zararın boyutunun çok
daha büyük olmasından endişe edildiği kaydedildi.
Zanlılardan usulsüz olarak sigortalı gösterilen 39'u ifadeleri alındıktan
sonra cumhuriyet savcısının talimatıyla emniyetten serbest bırakılırken,
işlemleri tamamlanan 33 kişi Ankara Adliyesine sevk edildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:44
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: mevzuat, problem, suç toplumu, türkiye
19 Eylül 2007 Çarşamba
Akademisyen Docente Sokak Ortasinda Dayak
Bu tip olaylar neden belirli bölgelerde olur? Ne kadar kolay can yakılabiliyor
böyle? Soruların sonu yok.. Aynen sorular gibi darp edilen akademisyenlerin de
sonu yok. Canı sıkılan can yakıyor...
Doçente sokakta dayak
KARADENİZ Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Temel Kayıkçıoğlu, Merkez Kanuni Kampusu'nda önceki gün kimliği belirsiz 3 kişinin saldırısına uğradı. Kayıkçıoğlu’nun başına vuran saldırganlar olay yerinden kaçtı.
Elektrik ve Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Doç. Dr. Temel Kayıkçıoğlu, jandarmaya verdiği ifadede, geçen hafta içinde yapılan Görüntüleme Teknolojisi sınavı sonrasında öğrencisi F.E. ile tartıştığını, öğrencinin kendisini tehdit ettiğini söyledi. Kayıkçıoğlu, “Bana saldıran tanımadığım kişileri bu öğrencim azmettirmiş olabilir'' dedi.
Jandarma tarafından gözaltına alınan ve saldırıyla ilgisi bulunmadığını söyleyen F.E. ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü ve saldırganların arandığı bildirildi.
DHA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
16:05
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: kavga, kötülük, kültür, problem, suç toplumu, türkiye
25 Ağustos 2007 Cumartesi
Kardeslerin Enteresan Plani
‘Seks’ gerçeği şoke etti!
Kız arkadaşıyla sadece ışıkları söndürdükleri zaman seks yapan adamın foyası 2 ay sonra ortaya çıktı.
Almanya’da Manfred Schub adlı bir genç kız arkadaşı ne zaman seks yapmak istese ışıkları kapatmalarını istiyordu. 2 ay sonra seviştikleri sırada ışıkları yakan kız karşısında sevgilisi yerine bir başkasının olduğunu görünce neye uğradığını şaşırdı.
Schub’un kız arkadaşı olayı mahkemeye taşıdıktan sonra gerçekler su yüzüne çıktı. 26 yaşındaki Schub’un cinsel organının küçük olduğunu söyleyerek seks yaptıkları zaman ışıkları kapattığı ve tuvalete gittiği, burada 28 yaşındaki erkek kardeşi Walter ile yer değiştirdiği ortaya çıktı.
Walter’ın tecavüz suçundan erkek kardeşi Manfred de suça ortaklıktan yargılandığı bildirildi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:00
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: birey, dumur, dünya, ilginç, kötülük, suç toplumu
23 Ağustos 2007 Perşembe
iran - Recm - idam - Kirbac ???
İdam cezası sürekli sorgulanıyor ülkemizde. İran diyince aklıma geldi. Nedeni ise sürekli karşılaştığımız acı verici olaylar, suçlar. Gerçekten de bunu insan yapmaz dediğimiz suçlarla karşı karşıya kalıyoruz. İdam cezası kesinlikle olmamalı. Ancak cezalar öyle iyi ayarlanmalı ki suça yönelmenin önüne geçebilsin. Mesela yine bir örnek olay vereceğim. Ancak yer ve kişi adı vermeyeceğim. Çünkü bu yaşanmış bir olay. Kişilere saygısızlık olmasın.
"Kuzeydoğu illerinden birinde.. Bir adam ve bir güzel genç kız varmış. Genç kızın güzelliği bütün köyün dilindeymiş. Adamsa piskopat geçinen, şereften yoksun bir mahlukatmış. Bir çokları gibi güzel kıza tutulmuş. Kızla zorla evlenmek istemiş. Kız ve ailesi istemediği için bir gün ev büyüklerinin evde olmadığı bir anda silahı ile eve dalarak genç kızı vahşice öldürür. Silah ile vurur ve bıçak ile parçalar tüm bedenini..."
Evet bu eksikleriyle verdiğim bir gerçek hikayedir. Fazlası yoktur, eksiği vardır. Çünkü bu adam yazmak istemediğim şeyler yapmıştır. Bunun cezası ne olmalıydı sizce. Artı olarak evdeki diğer bir bayanı da öldürmeye çalışmıştır. En kötüsü ise bu adam "Rahşan Affı" ile çoktan dışarı çıkmış durumdadır. Sizinle aynı havayı teneffüs ediyor. Ve aynı haklara sahip. Bunun adı adalet değil. Bunun sorumlusu kimlerse çekerler umarı cezalarını....
Tüm bunlardan sonra idam, kırbaç, recm gibi gibi infaz çeşitleri tartışılıyor... Neden tartışılmasın ki? Böyle bir dünyada böyle cezalar gayet doğal. Yine de öyle bir sistem olsun ki kişiler suçtan uzak kalsın veya suçlarının karşılığını çeksinler. Zaten ikisi de birbirini tamamlıyor.
1000 kişi Yol ortasında kırbaçlanan adamı izlemek için toplandı!
İran’da evlilik dışı seks yaptığı ve alkol aldığı belirlenen adam caddenin ortasında kırbaçlandı.
Yol trafiğe kapatılırken 1000 kişi olayı izlemek için yolun çevresinde toplandı. Çoğunluğu erkek olan grupta kırbaçlanma anını cep telefonuyla kaydedenler olduğu görüldü.
İran’ın başkenti Tahran’ın 90 mil Batısında yer alan Qazvin bölgesinde Saeed Ghanbari adlı adam evlilik dışı seks yaptığı ve alkol aldığı iddiasıyla tutuklandı. Ahlak yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle kırbaç cezasına çarptırılan 25 yaşındaki Ghanbari yüzü maskeli polisler eşliğinde işlek bir caddeye getirildi. 1000 kişi 80 kırbaçlık cezasını çekmek üzere yüzükoyun yatırılan genç adamı izlemek üzere toplandı.
Birkaç darbeden sonra sırtı kanamaya başlayan adamı izleyen kalabalık arasında korkunç olayı cep telefonuyla videoya çekenler oldu. Bazılarıysa ceza anını daha yakından görmek için trafik lambalarına tırmandı. Kalabalığın en arkasında saf tutanlar arasında yetişkin erkeklerin omuzlarından olayı izleyen çocuklar olduğu görüldü.
Milliyet
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:27
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: cinayet, duyarlılık, insani kirlilik, kültür, problem, suç toplumu, türkiye
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Yine Bir Cinsel istismar!
Yuvada kalan 14 yaşındaki kıza, ağabeyinin 2 eşli patronu tecavüz etmiş
BATMAN’da, Sosyal Hizletler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na ait çocuk yuvasında kalan lise öğrencisi 14 yaşındaki H.S.’ye, ziyaret ettiği ağabeyinin çalıştığı restoran sahibinin tecavüz ettiği ortaya çıktı. 4 aylık hamile olan H.S. ile ilgili Savcılık soruşturma başlatırken, H.S.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alanan ve 2 eşli olduğu belirtilen 35 yaşındaki Erkan Bayer, tutuklanarak cezaevine konuldu. Batman Valisi Recep Kızılcık, olayın çocuk yuvasının dışında meydana geldiğini belirterek, “Buna rağmen çocuk yuvasındaki görevliler hakkında soruşturma başlatıldı'' dedi.
Siirt’in Eruh İlçesi'nden, 31 Mart 2007 tarihinde Batman’da çalışan ağabeyi Mehmet Sezen’in yanına gelen ve burada İMKB Lisesi'nde eğitimine devam eden H.S., kalacak yeri olmadığı için çocuk yuvasına yerleştirildi. 4 ay önce Turgut Özal Bulvarı'ndaki, ağabeyi M.S.’nin çalıştığı restorana giden H.S., restoran sahibi ile tanıştı. İki eşli olduğu belirtilen restoran sahibi Erkan Bayer, iddiaya göre daha sonra genç kıza 2 kez tecavüz etti. Korkusundan 4 aydır olayı kimseye anlatamayan H.S. geçen cuma günü fenalaşınca, yurt görevlileri tarafından Batman Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Hastanede yapılan kontrollerde, H.S.’nin 4 aylık hamile olduğu ortaya çıktı.
Konu Batman Valiliği'ne aktarılınca, Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlatarak tecavüz zanlısı Erkan Bayer'i gözaltına aldı. Bugün öğle saetlerinde adliyeye çıkartılan Bayer tutuklanarak cezaevine konuldu.
YUVA GÖREVLİLERİNE SORUŞTURMA
Batman Valisi Recep Kızılcık, olayın çocuk yuvasının dışında meydana geldiğini vurgulayarak, “Ancak buna rağmen çocuk yuvasındaki görevliler hakkında soruşturma başlatıldı. Bundan böyle yurtta kalan çocuklar izinde bile gözetim altında tutulacak. Kız çocuğumuz şu anda yurtta psikolojik tedavi görüyor. Durumu iyi. Son derece üzücü ve çirkin bir olaydır'' diye konuştu.
Arif ARSLAN/BATMAN, (DHA)
Yazar:
Manitu
Zamanı:
19:15
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: çocuk, insani kirlilik, kötülük, problem, suç toplumu, toplumsal, türkiye
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Cete icinde inanilmaz vahset
Çete içinde inanılmaz vahşet
Başka bir çeteyle çalışmak isteyen arkadaşlarını öldürüp cesedini parçaladılar
Beykoz'un Yavuz Türk Mahallesi, Çınarlıdere Mevkii'nde 15 Mart 2007 günü iki çöp poşeti içinde erkek kolları, bir ay sonra ise Beykoz Küçüksu Deresi'nde siyah renkli bir bavulda iki bacak ve kaburga kemikleri bulunmuştu. Ceset parçalarının Adli Tıp Kurumu'nda yapılan incelemesinde cesedin Müslüm Kanyılmaz'a (15) ait olduğu belirlendi.
Yürütülen soruşturmada Kanyılmaz'ın çevresinde 'çok iyi cep telefonu hırsızı' olarak nam yaptığı öğrenildi. Şimdiye kadar iki kez Emniyet'e geliş kaydı bulunan Kanyılmaz'ın son olarak Sinan Aracı (20) ve Nazım Yıldırım'ın (46) yanında çalıştığı belirlendi. Kanyılmaz'ın bu kişilerin yanında hırsızlık yapmak istemediği için öldürülmeden bir hafta önce Zonguldak'a kaçtığı, ancak geri getirildiği öğrenildi.
Bunun üzerine Çengelköy'de yapılan operasyonda Aracı, Yıldırım ve sevgilisi Beyhan Türkoğlu (45) gözaltına alındı. Yıldırım'ın evinde banyoda ve otomobilinde kan izlerine rastlandı. Evde bulunan iki bıçak, bir balta ve bir tabancaya el kondu. Zanlılar sorgularında, aşırı derecede uyuşturucu alan Kanyılmaz'ın kendiliğinden öldüğünü, cesedi parçaladıklarını söyledi.
Yetkililer, Kanyılmaz'ın Ümraniye'de bir başka şebekeyle çalışmak istediği için arkadaşlarıyla arasının açıldığı için öldürüldüğünü söyledi.
ELVAN EZBER İstanbul
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:21
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: cinayet, insani kirlilik, suç toplumu, türkiye
21 Temmuz 2007 Cumartesi
Turkiye'nin Kaybolan Nesli
İçimi yaralayan bir şiirdi. Uzun zaman oldu dinlemeyeli. Ve bugün internette rastlayınca paylaşmak istedim. Bir yerlerde rastlarsanız eğer dinlemizi tavsiye ederim.
Türkiyenin kaybolan nesli
SOKAK ÇOCUĞU
Sayfa no YOK
Cilt no YOK
Hane no YOK
Ana adı?
Ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması asılı kalan çocuk varya,
bilyelerini rüyalarında unutan çocuk,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran çocuk
o benim işte , o benim abi
sahi, bir annem olmalıydı değilmi?
ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
sahi abi, tadı nasıldı anne sütünün?
anneler nasıl okşar çocuklarını
anne kokusu nasıldır kimbilir?
ana ha?
bir anne çizebilirmisin benim için
karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
unutulmuş çocukların ürkek avuçlarına bir anne
ve yanına beni eklermisini abi?
tıpkı sulu boya resimlerdeki gibi
sımsıcak...
Sahi abi, senin gözlerni kesmiyor değilmi
bir köprünün soğuk giergin ve karanlık bedeni
sahi sen hiç seyrettinmi ay dedeyi bir köprünün altından?
üşüdünmü abi kayan bir yıldıza bakarken?
abi sen, abi sen? boşver...
gel boyat istersen ayakkabılarını
ben, aha şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum yaşama
gel boyat ayakkabılarını
boyat da resmi çıksın
dostun, düşmanın tüm kaldırımlara
sayfa no yok
cilt no yok
hane no yok
yokların varlığında tam göbek bağından yakalandınmı hiç yalnızlığa?
sahi bir de birde babam olmalıydı değilmi?
baba?
beni döveecek bir babam bile yok biliyormusun?
nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan
kim bilir bayramda neler alır babalar çocuklarına
unutmuşum !!
Bayramlarınızda vardı sizin öyle değilmi
arefeleriniz...
bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum
güneşe ve mehtaba...
yankısız, benstelenmemiş ve bestelenmeyecek
serseri ıslıklar...
bir babam olsaydı belki yeterdi
çocuk olurdum eskisi gibi
şımarırdım öylesine
boşver abi, kimin neyine bayram
kimin neyine hediye, baba kimin neyine abi
sahi senin düşlerin vardır
söylesene, göremedğini rüyanın düşünü kurarmısın
ahmet, bir düş görmüş geçenlerde
yorgun ve geç gelen bir geccede
utanırken anlattı, anlatırken utandı
bir ip bağlamış gök kuşağına
"bak ana uçurtmamı gördünmü
ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları?"
ahmetin düşü işte...
bana düşlerini kiralarmısın abi
bedava boyarım ayakkabılarını
bana düşlerini, düşlerini abi
boşver..
bak iyi parlayacak bu ayakkıbılar
en parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
sen düşünme, sokaklar düşünsün beni
gazete manşetleri, 3. sayfa haberleri düşünsün
isimsiz bir damla gözyaşı düşünsün
sen beni düşünme, düşünme be abi
nasıl olsa ben olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla
basıyorum tüm kaldırımlara...
olmasa da annesi babası sokakların
sokak çocuğuyum işte
ben sokak çocuğuyum
kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde
ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan
oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya
işte o benim
o benim abi
o benim....
Bedirhan GÖKÇE
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:51
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, çocuk, duyarlılık, insan, kültür, problem, suç toplumu, toplumsal, türkiye
8 Temmuz 2007 Pazar
TUrkiye'de Ruh Sagligini Tehdit Eden Sorunlar
Türkiye'de Ruh Sağlığını Tehdit Eden Sorunlar
Ankara Üniversitesi Psikiyatrik Kriz Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Işık Sayıl, merkezlerine en çok kadın ve gençlerin başvurduğunu söyledi.
“Türkiye’de ruh sağlığını tehdit eden en büyük sorun, gençlerdeki sınav kaygısı ile aile içi şiddet” diyen Prof. Dr. Sayıl, Türkiye’deki gençlerin risk altında olduğunu belirtti.
Eğitim sisteminin, gençlerin ruh sağlığını öne çıkaran bir modele oturtulamadığını ifade eden Prof. Sayıl, “Sınav ve sınavda performans kaygısı ile anne babaların beklentileri, çocuğun ruh sağlığını bozuyor. Dolayısıyla çocuklar, çocukluklarının gereğini yaşayamıyorlar” dedi.
GENÇLERE VERİLEN MESAJLAR ÖNEMLİ
Gençlerde çok büyük bir enerji olduğuna işaret eden Sayıl, bu enerjinin doğru yola yönlendirilmesi gerektiğini söyledi. Sayıl, televizyon kanallarının da bu konuda duyarlı olması gerektiğini vurgulayarak, “Diziler, gençleri yönlendiriyor. Televizyonlar bilgilendirici, eğitici programlar yapmıyor. Halbuki televizyonlar aracılığıyla topluma pek çok bilgi verilebilir. Buralarda toplumsal sorunlara yönlendirilecek mesajlar yer almalı” diye konuştu.
AİLE İÇİ ŞİDDET KADINA ÇARESİZLİK YÜKLÜYOR
Kriz merkezine çoğunlukla gençler ve kadınların başvurduğunu anlatan Sayıl, kadınların aile içi şiddet, gençlerin ise sınav kaygısı ve ebeveynleriyle olan sorunları nedeniyle başvuruda bulunduğunu söyledi. Sayıl, aile içi şiddetin kadınların kendilerine olan saygılarını yitirmelerine neden olduğunu ifade ederek, şiddetin, kadına çaresizlik yüklediğini, her şeye rağmen kendisine şiddet uygulayan eşiyle birlikte yaşamasının, kadını depresyona ittiğini anlattı.
KORUYUCU RUH SAĞLIĞI HİZMETİ
Kriz Merkezi’nde günlük yaşamın zorlayıcı koşullarıyla baş etmede güçlük çekenlere yardım ettiklerini kaydeden Sayıl, merkezde “sağlıklı insanlarla hasta insanlar arasında kalan gruba” bakıldığını söyledi. İnsanların yaşadığı sorunlarla baş edemediklerinde kendilerine başvurduklarını belirten Sayıl, zaman zaman pek çok insanın böyle bir dönemden geçtiğini ifade etti.
İNTİHARLARA MÜDAHALE
Kriz durumlarında ortaya çıkabilecek intiharlara da müdahale ettiklerini anlatan Sayıl, merkezde koruyucu ruh sağlığı hizmeti verdiklerini söyledi. Sayıl, merkezde hasta olmaya aday kişilere de müdahale ettiklerini belirterek, bu nedenle de Türkiye için çok alışıldık bir merkez olmadıklarını kaydetti. Aile terapisti, psikiyatrist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının görev aldığı merkezdeki görüşmelerin tamamen gizlilik ilkesi çerçevesinde yapıldığını anlatan Sayıl, merkeze gelemeyenlerin telefon ya da e-mail aracılığıyla da başvurabildiklerini ifade etti.
ACİL SERVİSLERE KRİZ ODASI
Sayıl, merkez tarafından İbn-i Sina Hastanesi Acil Servisinde 1994 yılında oluşturulan “Kriz Odası”nın çalışmalarının devam ettiğini, burada hastanın ruh sağlığını korumaya yönelik bir tedavi düzenlediklerini söyledi. Sayıl, Kriz Odası’nın intihar teşebbüsünde bulunmuş kişinin gelecekte daha sağlıklı bir yaşam sürmesi ve intihar girişimlerinin tekrar riskini önleme açısından çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bu odalar Türkiye genelindeki tüm acil servislerde kurulmalı” dedi.
Real Age
Yazar:
Manitu
Zamanı:
15:12
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, insani kirlilik, neden, problem, psikoloji, sağlık, sosyal, suç toplumu, türkiye
3 Temmuz 2007 Salı
Terbiyesiz Bir Soz..! Hepiniz Ermenisiniz!
Geçen gün yapılan Hrant Dink davasının ilk duruşmasında Yasin Hayal'in avukatı olan şahıs Hrant Dink'in yakınları ve avukatına bağırarak "Hepiniz Ermenisiniz!", "Hepinizde Ermeni pasaportu var." demiş.
Bu sözler ve bakış açısı bizim ülkemize ve insanımıza yakışmıyor. Anadolu insanı yüzyıllardır barış içinde yaşamış, birbirine bu tarz ağır ve bölücü sözler söylememiştir. Söyleyen olmuştur ancak onlar zaten bizden değildir.
Bizler Yunus Emre'nin, Mevlana'nın, bir sevgi kültürünün çocuklarıyız. Bütün bu güzel duyguların yaşandığı topraklar üzerinde başlı başına bir değer ise Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Bütün bu değerlerimizin yanında nasıl olur da insanları renginden, dilinden, dininden, ırkından dolayı ayırırız.
Bu ayrım önce de belirttiğim gibi bizim fıtratımızda yoktur. Olanlar da bizden değildir.
Türkiye'de, Anadolu'da yaşayan bütün halklar kardeştir. Türk, Kürt, Ermeni, Gürcü, Çerkez, Laz, Abhaza, Arap, Yahudi, Hristiyan, Müslüman, Alevi, Sunni ve akla gelen gelmeyen tüm insanlar kardeştir. Yaratanları birdir. Herşeyden önce her vatandaş bir insandır. Kriter din, dil, ırk değil kriter insanlık olmalıdır.
Soruyorum bu katillerin ve azmettiricilerin avukatlarına ve her ortamda savunucularına;
- Siz bu ülke için masum kanı dökmekten, halkları ayrılığa sürüklemekten başka ne yaptınız?
Türkiye'de yaşayan her insan, okuyup bu ülkeyi çağdaş toplumlar seviyesine çıkarmakla yükümlüdür. Ve siz herkesten çok milliyetçiyim diyen insanlar neden okumazsınız? Neden okumak yerine illegal yollara saparsınız. İnsan öldüren insan değildir. Kınıyorum sizleri. Sadece Türkiye'de değil, sadece ülkemde değil dünyanın neresinde kimler cana kıyıyorsa onları da kınıyorum. Zalim zulmünün karşılığını alır umarım.
Ülkemizde artık canlar yanmasın. Siz duyarlı insanlar; unutmayın ki bu canım ülke sizler sayesinde ayakta duruyor. Güzel insanlarımız var çok şükür. İyi ki varsınız duyarlı vatandaşlarımız. Önünüzde saygıyla eğiliyorum..
Toplumsal
"Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım.
Sevginin ürünüdür insan, nefretin değil kızım.
Zulmün önünde dimdik tut onurunu,
Sevginin önünde EĞİL kızım...
Ataol Behramoğlu"
Astegmen Kubilay Olayi - Menemen Olayi
KUBİLAY OLAYI...
Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı...
23 Aralık 1930
"Kubilay Olayı", Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.
Adı Mustafa Fehmi Kubilay.
Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep.
Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu.
Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni.
1930 yılında İzmir'in Menemen İlçesi'nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında.
Bu genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü.
Genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı,
"Menemen Olayı - Kubilay Olayı" olarak tarihe geçti.
Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.
Kubilay Olayı ile ilgili olarak, Atatürk'ün Silahlı Kuvvetlere mesajı, Genelkurmay Başkanı'nın mesajı, TBMM'de soru önergesi ve Başbakan İsmet İnönü'nün konuşması, Bakanlar Kurulu'nun sıkıyönetim ilanı kararı, Sıkıyönetim ilanının TBMM görüşmeleri, yargılamanın ilk günkü tutanakları, Savcılığın Esas Hakkındaki İddianamesi, Divanı Harp Kararnamesi, TBMM Adliye Encümeni Mazbatası ve TBMM Genel Kurul kararları, tam metin olarak yer almaktadır.
Aşağıdaki dökümanlara Belgenet.com bağlantısı yoluyla ulaşabilirsiniz.
- Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in orduya mesajı
- Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (Kansu) ve 43 arkadaşının soru önergesi
- Başbakan İsmet Paşa ile Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Bey'in konuşmaları
- Bakanlar Kurulu'nun sıkıyönetim kararı
- TBMM'de sıkıyönetim ilanı görüşmeleri
- Sanıkların yargılanması (1) - Sanıkların kimlik bilgileri
- Sanıkların yargılanması (2) - İlk ifadeler
- Sanıkların yargılanması (3) - İlk ifadeler
- Sanıkların yargılanması (4) - İlk ifadeler
- Sanıkların yargılanması (5) - İlk ifadeler
- Esas Hakkındaki İddianame
- Divanı Harp Kararnamesi
- Kararların TBMM'ye sevki...
- TBMM Adalet Komisyonu Raporu ve TBMM kararı...
- Anadolu Ajansı haberi...
Menemen’de 23 Aralık 1930’da patlak veren Cumhuriyet karşıtı olayda yedek subaylığını yapmakta olan öğretmen Kubilay şeriat isteyenler tarafından öldürüldü.
Olayın elebaşısı “mehdi” olduğunu iddia eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) adında Nakşibendi tarikatına bağlı biriydi. 7 Aralık’ta 6 müridiyle (Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan) Manisa’dan yola çıkan Derviş Manisa’dan yola çıkan Derviş Mehmet, 23 Aralık sabahı, gün doğarken Menemen’e girdi. Belediye Meydanında çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle zikrederek şeriat ilan etmeye kalkıştı. Meydandaki kalabalığın bir bölümü çağrısına uymuş, bir bölümü ise seyirci kalmayı yeğlemişti. Silahlı olan asiler bir müfrezenin başında olaya müdahale eden yedek subay Asteğmen Kubilay’ı hemen ardından da Hasan ve Şevki adındaki iki mahalle bekçisini öldürdüler.
Olay, arkadan yetişen askeri birlikler tarafından şiddetle bastırıldı. Bu arada Derviş Mehmet de vuruldu. Kaçanlar yakalandı, ilişkisi olanlar hakkında hemen kovuşturma başlatıldı.
27 Aralık’ta, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile Ordu Komutanı Fahrettin Paşa (Altay) İstanbul’a giderek Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e olay hakkında bilgi verdiler.
Mustafa Kemal Paşa, 28 Aralık’ta orduya gönderdiği başsağlığı mektubunda şöyle diyordu:
"Mürtecilerin (gericilerin) gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmaları bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir."31 Aralık 1930’da toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmesine karar verdi. Sıkıyönetim komutanlığına 2. Ordu Kumandanı Fahrettin Paşa (Altay), Divan-ı Harp Reisliği’ne 1. Kolordu Komutan Vekili Muğlalı Mustafa Paşa atandı.
Olay 1 Ocak 1931’de Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (KANSU) ve arkadaşlarınca verilen soru önergesiyle TBMM Gündemine getirildi. Soru önergesini Başbakan İsmet Paşa (İnönü) cevaplandırdı. Daha sonra Sıkıyönetim ilanına ilişkin önerge tartışıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.
7 Ocak 1931’de Çankaya’da, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında, Başbakan İsmet Paşa, Meclis Başkanı Kazım Paşa (Özalp), Sıkıyönetim Komutanı Fahrettin Paşa (Altay), İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Milli Savunma Bakanı Zekai Bey’in (Apaydın) katıldıkları bir toplantı yapıldı ve Menemen Olayı bütün yönleriyle ele alındı. Olayın gerici nitelikte, düzenli ve siyasi olduğu görüşüne varıldı.
Sıkıyönetim mahkemesi, 105 sanığı 15 Ocak 1931’de yargılamaya başladı. Duruşmalar, 25 Ocak’ta sona erdi ve 105 sanıktan 37’si için ölüm cezası verildi. 6’sının ölüm cezası yaş haddi nedeniyle 24 yıl “idama bedel hapis cezası”na çevrildi. Diğer sanıklardan 20’sine bir yıl, 14’üne üç yıl, 6’sına 15 yıl, birine 12,5 yıl hapis cezası verildi, 27 sanık beraat etti.
Karar, 31 Ocak 1931’de TBMM’ye sunuldu. Aynı gün Adalet Komisyonu’nda görüşüldü. Komisyon, 31 ölüm cezasından 28’ini onayladı. 2 kişinin ölüm cezasını 2 yıl hapis cezasına çevirdi. Bir kişinin cezası da, ölmesi nedeniyle kalktı. TBMM Genel Kurulu, 2 Şubat 1931’de cezaları onayladı.
Ölüm cezaları 3 Şubat 1931’de yerine getirildi.
Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931'de de Menemen’den kaldırıldı.
www.Belgenet.com
Mersin'de bir lisenin sınıflarının öğrenciler tarafından talan edilmesi, duvarlarının kırılarak ateş yakılması cep telefonu kamerası ile görüntülendi.