BABALAR KIZLARI, KIZLAR BABALARI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜR?
0 yaşında
Baba: Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Gözleri
de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı: Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba: Prensesim benim, güzel kızım. Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı: En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep
benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba: Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı: Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle
evleneceğim. Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında
Baba: Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı,
bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert
konuşmalıyım.
Kızı: Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit
geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman
özgür olacağım?
20 yaşında
Baba: Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi
parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun
zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli
erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.
Kızı: Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen
gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi
hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında
Baba: Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor. Zaten
aramız eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni
terkediyor.
Kızı: Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu
var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden
yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan
o.
30 yaşında
Baba: Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem
torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da
bize gelemiyorlar ki...
Kızı: Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok
üzgün geldi sesi. Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında
Baba: Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre
çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben
yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni
beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
Kızı: Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir
şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya
ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da
olamadım.
45 yaşında
Baba: Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada
gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.
Kızı: Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır
değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden
alma!
50 yaşında
Baba: Dünyada mutlu kal kızım!
Kızı: Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım. Şimdi ben kime
danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu
ol. Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben, arada sırada
işaretler yolla mesela. Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında
Kadın: Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç
üzmeseydim demeyeceğim, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi
değiştiremeyeceğini biliyorum. Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni
üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
13 Ocak 2008 Pazar
Babalar ve Kizlar
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:20
0
yorumlama
10 Ocak 2008 Perşembe
Turk Aile Kulturu
Türk Aile Kültürü
KAYNANA ÇAYDANLIK GİBİDİR, FOKUR, FOKUR KAYNAR,
GELİN DEMLİK GİBİDİR, SİNSİ, SİNSİ DEMLENİR
OĞLAN BARDAK GİBİDİR, BİR GELİN DOLDURUR, BİR DE KAYNANA
GÖRÜMCE ÇAY KAŞIĞI GİBİDİR, ARADA BİR GELİR ORTALIĞI KARIŞTIRIR
ÇOCUK ŞEKER GİBİDİR, ORTALIĞI TATLANDIRIR
KAYINPEDER DE ÇAY TABAĞI GİBİDİR, OKKALICA OTURUR
9 Ocak 2008 Çarşamba
Hamilelikte Kullanilmamasi Gereken Bitkiler
Hamilelikte kullanılması sakıncalı olan bitkiler
Bitki Olası Etkisi
Aloe Vera Yaprakları müshil etkisi gösterdiğinden ağızdan alınmamalıdır
Sarı çiğdem, Cohosh, (Colichicum autumnale) Yüksek dozlarda alındığında hücre bölünmesini etkileyerek doğum defektlerine neden olabilir.
Fesleğen (reyhan) yağı Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Kanotu (Sanguinaria canadensis) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir. Kusmaya neden olabilir.
Aslan kulağı (Caulophyllum thalictroides) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Karanfil yağı Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Eşekkulağı, karakafes (Symphytum officinale) Bebek için toksik maddler içerdiğinden kullanılmamalıdır.
Pamuk kökü (Gossypium herbaceum) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Dong quai (Angelica polymorpha var. sinensis) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Koyungözü (Tanacetum parthenium) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir..
Kırlangıç otu (Chelidonium majus) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir..
Ardıç ve ardıç yağı (Juniperus communis) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Ökseotu (Viscum album) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir. İçerdiği toksik maddeler plasentadan bebeğe geçebilir.
Yarpuz (Hedeoma pulegioides) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Kınakına (Cinchona officinalis) Geçmişte sıtma tedavisinde kullanılan bu bitki körlük ve komaya neden olabilir.
Yalancı Ginseng (Panax notoginseng) Doğum anomalilerine neden olabilir.
Sedefotu (Ruta graveolens) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Kafuriye (Artemisia abrotanum) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir. Doğum anomalilerine neden olabilir.
Adasoğanı (Urginea maritima) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir. Doğum anomalilerine neden olabilir.
Solucan otu(Tanacetum vulgare) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir. Doğum anomalilerine neden olabilir.
Yabani yer elması (Diascorea villosa) Uterus uyarıcıdır. Rahim kasılmalarını başlatabilir.
Hamilelikte aşırı miktarlarda kullanılması zararlı olabilecek bitkiler.
Bitki Olası etkisi
Akçaağaç (Rhamnus frangula) Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.
Melekotu (Angelica archangelica) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Anason ve anason tohumu yağı (Pimpinella anisum) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır, düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir ancak yağı kullanılmamalıdır.
Kimyon (Carum carvi) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Akdiken kabuğu (Rhamnus purshiana) Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.
Kereviz tohumu ve yağı (Apium graveolens) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Papatya yağı Rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak papatya çayı içilebilir.
Tarçın (Cinnamomum zeylanicum) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Çuha Çiçeği(Primula veris) Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.
Rezene ve rezene yağı Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Çemenotu (Trigonella foenum-graecum) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Sarımsak(Allium sativa) Yüksek miktarlarda tüketilmesi mşde yanmasına neden olabileceği gibi emzirme döneminde süte kendine özgü kokusunu verebilir.
Yasemin yağı Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır.
Kore Ginsengi (Panax ginseng) Yüksek dozlarda alınması kız bebekte erkeklik hormonlarının yükselmesine neden olabilir.
Lavanta (Lavendula argustifolia) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Meyankökü (Glycyrrhiza glabra) Yüksek dozlarda kan basıncını arttırabilir.
Yaban kerevizi (Levisticum officinale) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Mercanköşk, keklik otu (Origanum vulgare) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Sarısakız, mür (Commiphora molmol) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Maydonoz (Petroselinum crispum) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı ve fetusu irrite edici etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Nane yağı Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak kuru nane ya da nane yaprağı yemeklerde kullanılabilir. nane yağı ise kullanılmamalıdır.
Ahududu yaprağı ve çayı (Rubus idaeus) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır. Doğumu kolaylaştırmak için kullanılabilir.
Ravent kökü(Rheum palmatum) Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.
Biberiye ve biberiye yağı Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Safran (Crocus sativa) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Adaçayı Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Sinameki (Senna alexandrina) Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.
Siyah çay(Camellia sinensis) Fazla miktarda alınması çarpıntıya neden olabilir.
Kekik yağı (Thymus vulgaris) Rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi olabilir ancak kuru kekik yemeklerde kullanılabilir.
Mine çiçeği (Verbene officinalis) Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.
Dr.Alper Mumcu
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’ İki yaşındaki Ezgi Yağan’a çocukluk çağı kanserlerinden "Nöroblastoma" tanısı konulunca minik kız için zor günler başladı.
Yüksek dozda kemoterapinin ardından, kendi kemik iliğinden toplanan kök hücrelerin nakledileceği Ezgi, en az üç hafta, dünyayla bağlantısının kesileceği KİT (kemik iliği transplantasyon odası) odasında kalacak.
ERZURUM’da oturan ev kadını Hatice Yağan ile bir fabrikada mobilya ustası olan Selahattin Yağan çiftinin, Ebru (9) ve Edanur (7) adlı kızlarının ardından 2 yıl önce Ezgi adını verdikleri kızları dünyaya geldi. Ancak 6 ay önce minik Ezgi rahatsızlandı. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne Ezgi’ye kaynağını sempatik sinir sisteminden alan tümör (nöroblastoma) teşhisi koyuldu. Genç çift, tedavi için İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi’ne sevk edildi.
Geçen yıl aralık ayında hastaneye yatırılan Ezgi, ancak özel giysili hekim ve hemşirelerin girip çıkabildiği, tamamen steril olan KİT odasına alındı ve yüksek doz kemoterapi verilmeye başlandı. Anne kız Yağanlar, en az üç hafta dışarı çıkamayacakları odada birlikte kalırken; Prof. Dr. Savaş Kansoy da tedaviyle ilgili şunları söyledi:
"Burada amaç, tümör için verilebilecek en yüksek doz kemoterapiyi verebilmek. Bu yüksek doz kemoterapiyle tümörde büyük bir antitümör etki yaratılıyor, ama bu arada kendi kemik iliği de yok oluyor. Daha önceden kemik iliği hücresini alıp, dondurarak saklıyoruz. Kemoterapiden sonra bu toplanan kök hücreleri hastaya tekrardan veriyoruz. Yeniden kemik iliği oluşuyor. Amaç yüksek dozda kemoterapiyi verebilmek. Bu bir kez yapılıyor. 10 yıllık hastalıksız yaşam şansı yüzde 10 iken böyle hücre nakli ve yüksek doz kemoterapiyle yüzde 40’a çıkabiliyor. Yani 4 kat hastalıksız yaşam şansını artırabiliyoruz. Ezgi’yi 3 gün önce KİT odasına aldık. Yüksek doz kemoterapi uygulanmaya başlandı. Ardından da kök hücre nakli yapılacak. Nakilden sonra da en az 15 gün o odada kalmak zorunda. Yani odadan hiç çıkmadan en az üç hafta kalacak."
Yılda 3700 çocukta kanser riski
EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar, her yıl 18 yaş altı 3 bin 700 çocukta kanser beklendiğini söyledi. Kanserin genetik özelliğine dikkat çeken Kantar, çocukta görülen kanser riskinde, ebeveynin sigara alışkanlığının da önemli olduğunu kaydetti. Kanser riskinin anne karnında başladığını belirten Kantar, "Hatta anne hamile kalmadan 3 ay öncesinde bebek için kanser riski başlar ve hamilelik boyunca devam eder" dedi.
DHA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, birey, çocuk, duyarlılık, kanser, LÖSEV, sağlık, yardım
Osteoporozdan korunmak icin risk testi yaptirin
Osteoporozdan korunmak için risk testi yaptırın
“Osteoporozdan korunmak için… Sağlık için… Sağlıklı süt için…” kampanyasının tarafları, Dünya Osteoporoz Günü çerçevesinde, 23 Ekim Salı günü The Marmara Oteli’nde bir araya geldi.
Projedeki gelişmeler hakkında bilgilendirmelerin yapıldığı toplantıda, Türk halkına uyarlanarak, “Türkiye’nin osteoporoz risk haritası”nın çıkarılmasını sağlayacak “1 Dakikalık Osteoporoz Testi” de ilk kez kamuoyunun dikkatine sunuldu.
Her 3 kadından, her 5 erkek’ten de biri osteoporoz…
Tetra Pak A.Ş. desteği ile Sağlık Bakanlığı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği ve Hacettepe Üniversitesi işbirliği ile başlatılan kampanyada, Türkiye’de osteoporoz hastalığı hakkında halkın bilinçlendirilmesini ve bu hastalığın oluşumunun önüne geçilmesini amaçlanıyor. 11 ildeki sağlık ocaklarında, sağlık personeli tarafından yürütülen kampanya ile Türkiye genelinde 2,5 milyon kişiye ulaşılması hedefleniyor.
Sözcülüğünü Derya Baykal’ın yürüttüğü ve osteoporoza karşı herkesi “Hayata Karşı Hep Dimdik Dur”maya çağıran kampanya Ankara, Kütahya, Hatay, Nevşehir, Çankırı, Afyon, Isparta, Mersin, Şanlıurfa, Kayseri ve Tokat’ta gerçekleştirilecek bilgilendirme çalışmalarını ve eğitimlerini içeriyor.
Proje ile hedef, Türkiye’de osteoporoz hastalığının önlenmesi… Çünkü 8 milyon civarında osteoporoz hastasının bulunduğu Türkiye’de her 3 kadından ve her 5 erkekten 1’i osteoporoz hastası…
Osteoporoz risk haritası çıkarılacak…
Türkiye genelinde 11 ilde gerçekleştirilen eğitimlerin etkisi ise yaklaşık 20.000 kişiye uygulanacak anketlerle ölçülecek. Bu kapsamda, sağlık ocaklarında osteoporozun önlenmesi için gereken, sağlıklı beslenme, sağlıklı süt içimi ve egzersiz konularında halkı bilinçlendiren uzmanlar aynı zamanda, eğitim katılımcılarına “1 dakikalık osteoporoz risk” testini de uygulayacak.
Tekra Pak Kurumsal İletişim Müdürü Yasemin Ayginin, temelleri 2004 yılında atılan bu proje ile hedeflerinin, Türkiye’deki Osteoporoz hastalığının önüne geçilmesine destek vermek olduğunu belirterek, bu yıl daha da büyüyen kampanyanın “Osteoporozdan korunmak için… Sağlık için… Sağlıklı süt için!” adını aldığını söyledi.
Kampanyanın özellikle kadınları bilinçlendirmeyi hedeflediğini belirten Ayginin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sağlık Bakanlığı, Hacettepe Üniversitesi, Türkiye Endoriknoloji ve Metabolizma Derneği ile yürüttüğümüz bu eğitim ve bilinçlendirme projesinin yanı sıra, çok önemli bir çalışmaya daha birlikte imza atmış oluyoruz. Bu da Türkiye’nin Osteoporoz risk haritasını çıkarmak… Türk halkının yaşam tarzına uygun hale getirilerek revize edilen “1 dakikalık osteoporoz risk testi” iki anlamda önemli olacak. Birincisi, bu testin sonucunda kişiler riskli çıksın ya da çıkmasın, kendilerine verilen bilgi broşürüyle aslında ne kadar basit önlemlerle bu hastalıkla mücadele edebileceklerinin farkına varacaklar. İkincisi ise, bu testin sonuçları, ülkemizde net veriler sunamadığımız bu hastalıkla ilgili rakamsal bir veriye sahip olmamızı sağlayacak. Bu rakamsal sonuçların osteoporozla mücadele için, daha sağlam kemikler, yani daha aktif bir yaşam için yapılması gerekenler konusunda daha fazla insanın dikkatini çekeceğine, önlem almak için harekete geçeceğine, destek olacağına inanıyoruz.”
Türkiye’de 8 milyonun üstünde osteoporoz hastası var…
Osteoporozun, kadınlarda 40’lı yaşlardan sonra özellikle, menopoz döneminde ve 40 yaşından sonra da erkeklerde görüldüğü noktasının altını çizen Hacettepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Miyase Bayraktar, Türkiye’deki osteoporoz hasta sayısının 8 ila 10 milyon arasında olduğunu ifade ediyor. Ortalama her 3 kadından 1’inde bu hastalığın görülebildiğine dikkat çeken Prof. Bayraktar, konuya ilişkin açıklamasını ise şöyle sürdürdü:
“Osteoporoz öncelikle yaşam kalitenizi etkiliyor. Başlayan ağrılar, değişen vücut biçimi, hareket darlığı ve yaşanan kırıklar sizi bağımlı ve yalnız yaşayamaz hale getirebiliyor. Yapılan bir modelleme çalışmasında 50 yaşında bir kadının hayat boyu kalçasını kırma riskinin %17 olduğunu gösteriyor. Kalçasını kıran kadınların 1/4’ ü bir daha hiç ayağa kalkamıyor. Başlattığımız kampanya ile biz bu olumsuzlukların önüne geçmeyi hedefliyoruz.”
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler ise konuya ilişkin açıklamasında şu konulara değindi: “Bu hastalığın görülme yaşı sizi yanıltmasın. Hastalığın başlangıcı çocukluk döneminden itibaren aldığınız başta kalsiyum miktarı ve sağlıklı beslenme ile ilişkili. Bu durumda, içerdiği kalsiyumun tamamına yakını vücut tarafından kullanılabilen ve dolayısıyla en iyi kalsiyum kaynağı olan ayrıca, kemik sağlığı açısından çok önemli olan bir çok besini içeren sağlıklı süt ve süt ürünleri osteoporozun önlenmesinde büyük önem taşıyor.
Erken yaşlarda besinlerle alınan kalsiyum, yüksek kemik yoğunluğu sağlayarak ilerleyen yaşlardaki kemik sağlığına destek oluyor. Bunu sağlamanın en pratik yolu da her yaş grubundaki kişilerin en az iki su bardağı sağlıklı süt içmesinden geçmektedir.”
Hedef, herkesi osteoporoza karşı korumak…
Bu kapsamda sağlık ocaklarında osteoporoza karşı yapılması gereken sağlıklı beslenme, sağlıklı süt içimi ve egzersiz konularında halkı bilinçlendirmeye yönelik eğitim çalışmalarının başlatıldığı noktasına dikkat çeken Hacettepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Miyase Bayraktar, eğitim katılımcılarına “1 dakikalık osteoporoz risk” testinin de uygulanacağını açıkladı. Testin Türk halkının yaşam ve beslenme yapısına göre dünyada ilk kez özel bir hale getirildiğini noktasının altını çizen Bayraktar, ‘’1 dakikalık osteoporoz risk testi” Türkiye çapında bir araştırmayı da başlatmış oluyor. Türk halkının yaşam biçimi, risk faktörleri ve bugüne kadar edindiğimiz klinik verilere göre Türk halkına uygun hale getirdiğimiz ve daha gerçekçi verilerin elde edilmesini sağlayacak bu test, kampanyanın önemli bir sonucu olarak ortaya çıkacak.” şeklinde konuştu.
Derya Baykal kadınlara osteoporozu anlatacak…
Projenin basın sözcülüğünü yürüten Derya Baykal ise projede yer aldıktan sonra osteoporoz hakkında gerçek bilgilere ulaştığını ifade ederek, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“ Kadınlar, hayatlarının en huzurlu geçirebilecekleri dönemlerini, osteoporoz hastalığı nedeniyle hareket zorluğu ve ağrılar içinde geçiriyor. Kadınlarımız sadece onlarla konuşan, onlara osteoporozdan nasıl korunabileceklerini anlatan biri olmadığı için, ilerleyen yaşlarında osteoporoz riski ile karşı karşıya kalıyor. Oysa tüm kadınlar aynı kaderi paylaşmıyor mu? Hepimiz benzer zorluklar yaşamıyor muyuz? Ben de bir kadın ve anne olarak, sağlıkları için tüm kadınların yanında olmam gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle bu projede yer aldım.”
50 yaş üstü risk başlıyor…
Osteoporozun, hastayı artan kırık riskine maruz bırakacak düzeyde, kemik gücünde azalmaya neden olan bir iskelet hastalığı olduğunu anlatan Prof. Dr. Miyase Bayraktar, basın toplantısında yaptığı konuşmada kemik gücü, kemik yoğunluğu ve kemik kalitesinin bileşiminin, hastalık için sahip olunan riski ortaya koyduğunu söyledi. 50 yaş üzeri kişilerin, yaklaşık yarısının osteoporotik veya düşük kemik kütlesine sahip olduğuna dikkat çeken Bayraktar, bu hastalığın ülke ekonomilerine de büyük zarar verdiğinin altını çizdi. Bayraktar, konuya ilişkin açıklamasını şöyle sürdürdü:
“60 yaş üzeri kadınların yarısı, erkeklerin ise 1/3’ü osteoporotiktir. A.B.D’de 10 milyon, Avrupa ve Japonya’ da 55 milyon, Avustralya’ da 2 milyon ve Kanada da 3.5 milyondan fazla kişinin osteoporotik olduğu hesaplanmıştır. Almanya’da bu hastalığa bağlı bir kalça kırığının tedavi bütçesi 20 bin Euro, Türkiye’de ise bu rakam 26 bin YTL. Tüm kırıkların Avrupada maliyetleri ise 30 milyar Euro’yu aşmıştır. Ancak, osteoporoz ilerleyen yaşlarda yaşam kalitesini düşürmekle birlikte, önlenebilen bir hastalıktır. Sağlık Bakanlığı ile yürüttüğümüz çalışma da bunu hedefliyor. Bir dakikalık risk testimiz ise bu noktada çok önemli. Bu test, riskteki kişilerin önceden saptanmasına imkân vererek, hastalığın önlenmesine destek verecek.”
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, kadin-erkek, sağlık
ileri Yas Gebeligi
İleri yaş gebeliği
Annelik her kadının tatmak istediği bir duygu. Fakat yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı ileri yaşta anne olmayı beraberinde getiriyor. Ancak ileri yaşlarda anne olmanın bazı dezavantajları olduğunu unutmamak gerekiyor.
Birçok kadın ileri yaşlarda anne olmayı tercih ediyor. Özellikle çalışan kadınlar arasında ileri yaşta anne olmak giderek yaygınlaşıyor. Ancak yaş ilerledikçe risklerin arttığı da bilinen bir gerçek. Zaten riskli gebelik dendiğinde ilk akla gelen risk faktörlerinden birisi ileri yaş. Bu hamileliklerde Down Sendromu (Mongolizm) başta olmak üzere bazı kromozomal bozuklukların görülme sıklığında önemli artışlar gözleniyor. Öte yandan artan yaş ile birlikte anne adayında hipertansiyon, şeker hastalıkları gibi sistemik hastalıkların görülme sıklığında da bir artış var. İşte bu nedenlerden dolayı ileri yaş gebelikleri yüksek riskli gebelikler olarak kabul ediliyor. Acıbadem Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Tolga Ergin ”Anne olmak için 20 ile 35 yaşlar arası en uygun dönem gibi görünmektedir. Gebeliğinde 35 yaş ve üstünde olan anne adayları, ileri anne yaşı grubuna girmektedirler.” diyor.
Anneyi bekleyen riskler
Bilim alanında yaşanan gelişmeler sonucu yardımcı üreme teknikleri ile hamile kalan kadın sayısında büyük bir artış var. Yıllarca hamile kalamamış pek çok kadın bu yolla hamile kalmanın mutluluğunu yaşıyor. Bunun doğal sonucu olarak ileri yaş gebelikleri daha çok görülüyor. Öte yandan kadınların sosyal ve iş yaşantısında giderek artan rollerinin evlenme ve anne olma yaşını ilerilere çektiği bir gerçek. İşte bu açıdan her geçen yıl bir öncesine oranla daha fazla sayıda ileri yaş gebeliği yaşanıyor. Doç. Dr. Ergin ileri yaş gebeliklerin anne adayları açısından birtakım riskler taşıdığını belirterek konuyla ilgili şunları söylüyor: “İleri anne yaşı olan gebelerde gebeliğe bağlı hipertansiyon, şeker hastalığı, peripartum kardiyomyopati (doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği ), doğum sonrası kanamalar , plasental anormallikler, erken doğum, ölü doğum ve artmış sezaryen oranı dikkati çeken başlıca problemler arasındadır. Anne yaşının artmasıyla gebelikte diğer sistemik hastalıklar olma şansı da artmaktadır. Ancak ileri yaşta olmasına rağmen, genel sağlık durumu normal olan hastalarda bu risk minimale indirilebilir.”
Bebeği bekleyen riskler
İleri yaşta anne olmak sadece hamileler açısından değil bebekler açısından da riskler taşıyor. Doç. Dr. Ergin bu riskleri şöyle anlatıyor: “35 yaşın üzerinde oluşan gebeliklerde ortaya çıkan önemi sorunlardan biri de artmış kromozom anormalliği olasılığıdır. Bunlar arasında Down sendromu (mongolizm) önemli bir yer tutar. Annede oluşan gebeliğe bağlı hastalıklar, gebeliğe bağlı hipertansiyon, şeker hastalığı ve plasental anormallikler nedeniyle bebeğin erken doğurtulduğu durumlarda bebek erken doğumdan kaynaklanan risklere maruz kalmaktadır.”
Alınması gereken önlemler
Her ne kadar ileri gebelikler daha çok risk taşısa da bu konuda alınabilecek tedbirler mevcut. İleri anne yaşında bebekte oluşabilecek kromozom anormalliklerini tespit etmek amacıyla prenatal tanı yöntemlerinden olan, amniyosentez ve koryon villus biyopsisi (CVS) etkin olarak kullanılıyor. Doç. Dr. Ergin “Bu hastalar ileri yaş gebeliklerinde oluşabilecek problemler veya gebelik öncesi var olan hastalıklar yönünden yakından izlenmelidirler.”diyor.
Acıbadem Hastanesi
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Doç. Dr. Tolga Ergin
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, kadin-erkek, sağlık, yaşam
24 Aralık 2007 Pazartesi
Lisede Inanilmaz Olay
Lisede inanılmaz olay |
Mersin'de bir lisenin sınıflarının öğrenciler tarafından talan edilmesi, duvarlarının kırılarak ateş yakılması cep telefonu kamerası ile görüntülendi.LİSEDEKİ İNANILMAZ GÖRÜNTÜLER İÇİN TIKLAYIN... Kameraya yansıyan görüntülerde öğrenciler, duvarları sıraların demirleri ile kırıyor, deldikleri duvarın içinde ateş yakıyor. Öğrenciler, sınıfın tahtasını ikiye bölerek kırdılar. Görüntülerin Milli Eğitim Müdürlüğü'nün eline geçmesinin ardından soruşturma başlatılırken, polisin de görüntüleri incelemeye aldığı belirtiliyor. |
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:51
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, eğitim, insani kirlilik, kötülük, kültür, suç toplumu, türkiye
21 Eylül 2007 Cuma
Evlilikte 'problem cozmenin' 9 yontemi
Evlilikte 'problem çözmenin' 9 yöntemi
Her evlilikte birtakım sıkıntılar yaşanabilir.
Eşlerin birbirlerini tanımaları ve uyum sağlamaları esnasında bazı pürüzler olabilir. Sevginin yıpranmaması ve mutluluğun zedelenmemesi için dikkat edilmesi gereken husus; bu sıkıntıları probleme dönüştürmeden aşmaktır.
1) Problem kitabı değil, çözüm anahtarı olun
Evlilikteki problemi çözmenin tek yolu problem çıkarmamaktır. Çünkü problem kitabının olmadığı yerde çözüm kitapçığı da olmaz. Ancak insan iradesi olmadan çıkan problem karşısında çözüme odaklanmak, problem kitabı olmak yerine cevap anahtarı olmak gerek.
2) Çözüme harcayacağınız enerjiyi panikle tüketmeyin
Problem karşısında problemi çözmeye harcayacağınız enerjiyi panikle tüketmeyin. Tıpkı düşman askeri gelmeden düşmana saldırıp mermisini tüketen asker gibi olmayın. Su-i zanlarla ve "ben öyle tahmin etmiştim. Eee, ben şöyle sanmıştım" cümleleriyle anlayıp dinlemeden hareket etmeyin. Problem yokken problem varmış gibi davranmayın. Unutmayın ki, tahrip kolay, tamir zordur. Bir sözle eşinizin kalp sarayını yıkabilirsiniz. Fakat bin sözle tamir edemezsiniz.
3) 'Keşke' dememeye çalışın
Sürekli yanlış yapıp, problem çıkararak eşinizi canından bezdirmeyin. "Artık canıma yetti senin kaprislerini çekemeyeceğim" dedirterek sevgisini kaybetmeyin. "Keşke şunu yapmasaydım, keşke bunu söylemeseydim. Keşke şimdiki aklım olsaydı" vb. sözleri söylemek zorunda kalmayın. Çünkü sevgi güneş gibidir. Siz gönül pencerelerinizi sonuna kadar açarsanız o güneş içeriye bol bol girer. Pencerelerinizi sıkı sıkıya kapatırsanız yol bulup içeriye giremez. "Benim güneşim bir yolunu bulup girer" demeyin. Sonuna kadar açık olan gönül pencerelerinden birine kayabileceğini göz önünde tutun.
4) 'Ama' silahından uzak durun
Hata yapmayan bir melek gibi davranmayın. Hep kendinizi müdafaa etmeyin. Eşiniz "şunu neden şöyle yaptın?" dediği zaman "ama" silahına sarılmayın. Ya da sürekli "ama ben öyle söylememiştim. Ama, ama" diye "ama" silahının arkasına gizlenerek eşinize ateş etmeyin. Karşınızda ateş edecek düşman değil, sevgisini kazanmanız gereken dostunuz var. Unutmayın "dostun attığı gül" düşmanın attığı silahtan daha çok yaralar.
5) Kendinizi polis hafiyesi sanmayın
Kimi eşler, eşlerinin yanlışlarını yüzlerine karşı dobra dobra söylerler. Kendilerini eşlerinin yanlışlarını araştırmakla görevli polis hafiyesi gibi görürler. Sebebi sorulduğunda "ben doğruyu söylüyorum. Onun yanlışını gösteriyorum. Onun iyiliğini düşünüyorum" diyerek kendilerini müdafaa ederler. Halbuki, her doğru her yerde söylenmez. Her doğruyu söylemek insanın görevi değildir. Bir lokma ekmek bile çiğnenmeden yutulmaz. Önce ağızda çiğnenir, mide özsuyuyla parçalanır. Sonra ince bağırsakta süzülür. Şayet çiğnenmeden yutulursa ya boğaza oturur ya da mideye.
6) İnatlaşmayın
Kimi eşler evlilikte çıkan problemlerde bir türlü çözüme yanaşmaz, inatlaşırlar. "Böyle yapayım da bu ona ders olsun" havasına girerler. Acaba hangi öğrenci "ben bu problemi çözmeyeyim de öğretmene ders olsun" diyebilir? Bu düşünceyle öğretmenle inatlaşarak "ben bu problemi çözmem" diyen öğrenci sınıfta kalmaya mahkûmdur.
7) Kindar olmayın
Problemlerin çözümünde kilit nokta kindarlıktır. Eşler arasında bir sıkıntı yaşanmış geçmiştir. Eşlerden birisi olayı unuturken diğeri günlerce "neden sen bana öyle söyledin? Neden şöyle davrandın? Niye bana hakaret ettin?" vb. sözlerle olayı günlerce gündemde tutarlar. Halbuki evlilikte problem olduğu zaman "şu an matematik dersindeyiz. Önümüzde bir problem var. Bunu çözmeliyiz" diyerek problem çözülmeli. Sonra da "zil çaldı ve matematik dersi bitti" diyerek matematik dersinden çıkılmalıdır.
8) Affedici olun
İnsan olmak hasebiyle eşiniz hata yapabilir. Sonra bunun farkına varıp özür dileyebilir. Affedici olun "Neden öyle yaptın?" vb. sözlerle hesaba çekmeyin. Kim affedici olursa o daima kazanır. Nitekim ayette de:
"Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir." (4.149) buyruluyor.
9) Evliliği çözüm bekleyen problem değil, yaşanması gereken mutluluk olarak görün
Yüzünüzde tebessüm gülleri açsın...Lisan-ı haliniz mutluluğun şarkısını mırıldansın. Mutluluk tülleri evinizin her yanını sarsın. Eviniz saadet sarayı, siz iyilik perisi eşiniz de o sarayın sevgili prensi olsun.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:12
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, kadin-erkek, toplumsal, türkiye
28 Ağustos 2007 Salı
Anne ve Babalara
Anne ve Babalara
Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,
Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,
Kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
Sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse,
Kendisini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk devamlı desteklenip yüreklendirilmişse,
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyümüşse,
Adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
DOROTHY NOLTE
Anneden Cocuguna ilginc Bir Ceza
İlginç Ceza
ABD'de kızının yaramazlığından bıkan anneden bakın kızına nasıl bir ceza verdi
ABD'nin Tennessee eyaletine bağlı Memphis kentinde, 13 yaşındaki kızının yaramazlıklarından bıkan anne, üzerinde dikkat çekici bir yazıyla işlek bir caddede ayakta durma cezası verdi.
Tashara Wilkins adlı 13 yaşındaki kız, üzerinde "Anne, babama itaat etmiyorum. Ben bir yalancıyım. Annemden çalıyorum. Çok kötü bir huyum var" yazısıyla yoldan geçenlerin şaşkın bakışları arasında caddede bekleme cezasını çekti.
Anne Cherie Wilkins, verdiği ceza hakkında WMC-TV adlı televizyon kanalına yaptığı açıklamada, "Diğer hiçbir cezalandırma yöntemi işe yaramadı. Bu yüzden bugün kızımı toplum önünde utandırıyorum. Umarım bunun ona faydası olur. Çocuğumu seviyorum. Onu öldüresiye dövebilirdim ama yapmıyorum" diye konuştu.
CEZA İŞE YARAYACAK
Bayan Wilkins, kızını pazar sabahı yaptığı kötü bir davranış nedeniyle cezalandırdığını sözlerine ekledi. Cezasını çeken Tashara da yaptığı yaramazlıkları gösteren bir yazıyı üstünde taşımasının kendisinin gözünü açtığını belirterek "Bu ceza işe bile yarayabilir. Daha iyi davranmaya başlayacağım, çünkü herkes bana üstümdeki yazıyla deliymişim gibi bakarken burada dikilmek istemiyorum" dedi.
Bayan Wilkins, verdiği cezanın henüz bitmediğini, kızının salı günü kiliseye giderken de yine aynı yazıyı üzerinde taşıyacağını söyledi.
23 Ağustos 2007 Perşembe
Cocuk Yapmamak icin 40 Neden!!!
Çocuklar doğurulmasaydı şu an ne kendisi ne de bizler bu satırlara şahit olamazdık. Bunu bir kere daha düşünmeye gerek var sanırım... Eğer kolaya kaçar ve hiç çocuk yapmam diyorsanız yarının kurtarıcılarını yetiştirme ihtimalini azaltıyorsunuz demektir.
Çocuk sahibi olmamak için 40 neden
"Çocuklar rahatsız edici ve can sıkıcı yaratıklar."
43 yaşındaki Corinne Maier yazdığı "Çocuğa Hayır: Çocuk Sahibi Olmamak İçin 40 Neden" adlı kitabıyla ülkesi Fransa'da büyük tartışmalara yol açtı.
Yazara göre çocuklar rahatsız edici ve can sıkıcı yaratıklar. Maier "Çocuk yetiştirmek çok zaman alıyor ve üstelik buna değmiyor çünkü mükemmel bir çocuk yetiştirebilmek mümkün değil" dedi. Yazar bu nedenlerden dolayı çocuk yapmanın "gereksiz" olduğunu savunuyor ve son dönemlerde çocuk yapan ünlüleri de "modaya uygun olmak" için bu zahmete katlanmakla suçluyor.
Hürriyet
Yazar:
Manitu
Zamanı:
17:44
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, çocuk, dünya, ilginç, kadin-erkek, kitap
18 Ağustos 2007 Cumartesi
Hayattaki Secenekler - Shay'in Hikayesi
HAYATTAKI SECENEKLER
Sevgili Dostlar,
Secenekler
Ne yapardiniz?....karari siz verin. Komik bir cumle beklemeyin, cunku yok.
Yine de okuyun. Sorum su: Ayni karari siz verir miydiniz?
Okuma ve ogrenme zorlugu ceken cocuklara ozel egitim veren bir okul icin
bagis toplama yemeginde, cocuklardan birisinin babasi katilimcilar
tarafindan asla unutulmayacak bir konusma yapti. Okula ve kendini adamis
ogretmenleri kutladiktan sonra soyle bir soru sordu: 'Disardaki etkenler
tarafindan etkilenmedikce doga herseyi mukemmel bir sekil ve sirada
yapiyor. Ama yine de oglum Shay, diger cocuklarin ogrendikleri gibi
ogrenemiyor. Diger cocuklarin anlayabildikleri gibi anlayamiyor. Oglumda
dogal olmasi gerekenler seyler nerede?'
Bu soru karsisinda dinleyiciler sessiz kaldilar.
Baba devam etti. 'Ben inaniyorum ki, dunyaya fiziksel ve zeka engelli Shay
gibi bir cocuk geldiginde, gercek insan dogasi kendini gosterme firsatini
buluyor ve bu da insanlarin o cocuga davranis sekillerinde kendini
gosteriyor.'
Ve sonra asagidaki hikayeyi anlatmaya basladi:
Shay ve babasi bir gun parkta Shayin tanidigi birkac cocugun baseball
oynadiklarini gorduler. Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babasi cogu cocugun Shay gibi bir cocugun takimlarinda oynamasini
istemeyeceklerini ama ayni zamanda eger ogluna izin verirlerse oglunun o
cok ihtiyacini duydugu, engellerine ragmen baskalari tarafindan kabul
edilmenin ozguveni ve sahiplenme duygusunu verecegini de biliyordu.
Shay'in babasi cocuklardan birinin yanina yaklasti ve (fazla birsey
beklemeyerek) Shay in oynayip oynayamayacagini sordu. Cocuk soyle
danisabilecegi birilerine bakti ve sonra 'Su anda 6 sayi gerideyiz ve oyun
sekizinci turunda. Herhalde takima girebilir ben de onu dokuzuncu turda
vurucu olarak sokmaya calisirim' dedi.
Shay buyuk bir gayretle takimin yanina gitti ve yuzunde kocaman bir
gulumseme ile takim t-shirtini giydi. Babasi gozunde yas, kalbi sicak
duygularla dolu onu izledi. Cocuklar oglunun kabul edilmesinden dolayi
babanin mutlulugunu gorduler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takimi birkac
puan kazandi ama hala 3 sayi gerideydi. Dokuzuncu turun basinda Shay
eldiveni eline gecirdi ve sag acik sahaya cikti. Ona dogru hic top isabet
etmemesine ragmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasi ona
tribunlerden el salladigini gordugunde yuzunde kocaman bir gulumseme vardi.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takimi yine puan kazan di. Simdi butun
kaleler doluydu, oyunu kazanma sansi ortaya cikmisti ve topa vurma sirasi
Shay'e gelmisti.
Bu noktada Shay'in vurucu olmasina izin vererek oyunu kaybetme riskini mi
almaliydilar? Sasirtici bir hamleyle Shay'e sopayi verdiler. Herkes topa
isabet ettirme sansinin sifir oldugunu biliyorlardi cunku birakin topa
vurmayi Shay sopayi bile elinde tutmasini bilmiyordu.
Ama Shay sahaya ciktiginda top atici, diger takimin kazanma sanslarini bir
kenara birakarak Shay'e bu firsati tanidiklarini gorunce birkac adim one
giderek yumusak bir sekilde topu Shay'e dogru firlatti. Ilk topa Shay
zorlukla sopayi savurdu ama iskaladi. Atici tekrar birkac adim one dogru
geldi ve topu yine yumusak bir sekilde Shay'e dogru atti. Shay sopayi
savurdu ve hafifce topa dokunarak yere aticiya dogru vurdu.
Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldi ve ilk kalede ki adamina
kolaylikla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
Ama atici topu aldi ve ilk kaledeki adaminin basinin uzerinden diger takim
arkadaslarinin erisemeyecegi yere firlatti.
Tribunlerdeki herkes ve iki takimda bagirmaya basladilar, 'Shay, ilk kaleye
kos, ilk kaleye kos!' Shay hayatinda hic bu kadar uzaga kosmamisti ama ilk
kaleye gidebildi. Saskinliktan buyumus gozleriyle yere coktu.
Herkes bagirmaya devam etti, 'Ikinci kaleye kos, ikinci kaleye kos' Nefes
nefese Shay zorlukla ikinci kaleye kosabildi. Shay ikinci kaleye geldigi
sirada acik sahada diger takimdan biri topu almisti ... takimin en kucugu
olan bu cocuk kahraman olma sansini elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki
adamina atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladigindan o da kasitli
olarak topu ucuncu kaledeki arkadasinin basinin uzerinden atti.
Herkes bagiriyo rdu, 'Shay, Shay, Shay, butun yolu kos Shay'
Karsi takimdan birinin yardim ederek onu ucuncu kaleye dogru dondurmesiyle
Shay ucuncu kaleye kosabildi, 'Ucuncuye kos! Shay, ucuncuye kos!'
Shay ucuncuye gelirken diger takimdaki cocuklar ve seyirciler ayaga
kalkmislardi ve bagiriyorlardi, 'Shay, hepsini kos! Hepsini kos!' Shay
hepsini kostu ve oyunu takimi icin kazanan bir kahraman olarak herkes
tarafindan alkislandi.
'O gun', dedi babasi, gozlerinden yaslar asagiya dogru suzulerek,
'iki takimdaki cocuklar da dunyaya bir parca sevgi ve insanlik getirmeyi
basardilar'.
Shay bir sonraki yaza yetisemedi. O kis oldu. Bir kahraman oldugunu ve
babasini mutlu ettigini, ve eve geldiginde annesinin de gozyaslari icinde
onu kucakladigini asla unutmadi.
Son NOKTA: E-mail ile hic dusunmeden binlerce fikra yolluyoruz, ama
hayattaki seciml er konusunda mesaj oldugunda insanlar tereddut ediyorlar.
Bunu size yollayan kisi hepimizin bir farklilik yaratabilecegimiz inancini
tasiyor. Hepimizin her gun binlerce firsati olabiliyor 'dogal olan seyleri'
gerceklestirmek icin.
Bilgin bir adam bir zamanlar demiski: her toplum, kendilerinden daha az
sansli olanlara nasil davrandigiyla degerlendirilir.
Simdi iki seceneginiz var:
1. Delete
2. Forward
Gununuz bir Shay gunu olsun!
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:06
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, bencillik, çocuk, duyarlılık, eğitim, engelliler, insan, kültür, problem, psikoloji, sosyal
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Esler - Pasif iciciler - Sigara ve Esimiz
Sadece eşler de değil çocuklarda da böyle bir tehlike var. Yıllarca sigara içen bir ebeveynnin yanında bulunmak en azından onun üçte biri kadar sigara içmektir. Anne-babalar bu konuda yeterince hassas değiller.
Eşler birbirini sigara dumanıyla öldürüyor
Türkiye'de, her yıl yaklaşık 4 bin kişinin, eşinin sigara tiryakisi olması nedeniyle pasif içicilik sonucu hayatını kaybettiği bildirildi.
Sigarayla Savaşanlar Vakfı'na kayyum olarak atanan Necmettin Güngör, yaptığı açıklamada, sigaranın, insanların yaşam kalitesini düşürdüğünü, bedensel ve zihinsel sağlıklarını bozduğunu söyledi.
Türkiye'de yılda 100 milyon kilogram tütün tüketildiğini belirten Güngör, bu kadar yüksek rakamların, ancak geri kalmış ya da gelişmekte olan toplumlarda görüldüğünü vurguladı.
Güngör, özentiyle başlayan sigara kullanımının, eğitimsizlik nedeniyle sürüp gittiğini dile getirerek sigara kurbanlarının yüzde 90'ının 20 yaşından önce bağımlı olduğunu, uyuşturucu kurbanlarının ise yüzde 99'unun önce sigara kullandığını anlattı.
''SİGARAYA BAŞLAMA YAŞI 10'A KADAR DÜŞTÜ''
Türkiye'de 30 milyon kişinin sigara içtiğine, her yıl 11-19 yaşları arasında 600 bin çocuk ve gencin sigaraya başladığına işaret eden Güngör, sigarayla tanışma yaşının 10'a kadar düştüğünü, bu acı gerçek karşısında ilköğretim okulları hedef kitle yapılarak seferberlik başlatılması gerektiğini vurguladı.
Sigara tiryakiliği kadar pasif içiciliğin de sağlık açısından son derece zararlı olduğunu dile getiren Güngör, şöyle konuştu:
''Araştırmalarımıza göre ülkemizde her yıl 4 bin civarında kişi, eşinin sigara içmesi nedeniyle pasif içicilik sonucu hayatını kaybediyor. Yine her yıl yaklaşık 4 bin 500 çalışan, mesai arkadaşlarının sigara tiryakiliği nedeniyle ölüyor. Bunlar dehşet verici gerçeklerdir. Babamız, annemiz de olsa kimsenin bizim soluyacağımız havamızı zehirle kirletmeye hakkı yoktur.''
Güngör, sigara bağımlılığının eroin, esrar ve kokain gibi zehirli madde bağımlılıklarından hiçbir farkı olmadığını dile getirerek hepsinin öldürücü olduğunu sözlerine ekledi.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:35
0
yorumlama
6 Ağustos 2007 Pazartesi
Yaz Aylarinda Hamilelik - Neler Yapmali?
Yaz aylarında hamilelik İçin Dikkat Edilmesi Gereken Konular
Hamilelerin genellikle yaz aylarına ilişkin kafalarında soru işaretleri vardır. Bu yazıda hamilelerin yaz aylarına ilişkin meraklarına yanıt verdik.
1. TATİLDE ÇOK İÇKİ İÇTİM DAHA SONRASINDA HAMİLE KALDIĞIMI ÖĞRENDİM. SİZCE BEBEĞİMİ ALDIRMALI MIYIM?
İçki içilen esnada adet günü geçmediyse tıbben sakıncası yoktur. Çünkü ilk dört hafta gebelikte zararlı maddelerin etkisi olduysa bebek üzerinde öldürücü etkisi olur. Eğer gebelik devam ediyorsa hiç bir yan etkisi yoktur. Yani ya hep ya hiç kuralıdır.
2. 3 AYDIR HAMİLEYİM. HAVUZA GİREBİLİR MİYİM?
Havuz temiz olduğu sürece girilebilir. Aynı zamanda yüzme, sırt ve karın kaslarını kuvvetlendirir. Doğumu kolaylaştırır ve gebelikte çok sık görülen varis hastalığının oluşumunu da azaltır.
3. TATİLDE HAMİLE KALMAK İSTİYORUM NE YAPMAM GEREKİYOR?
Tatile gitmeden önce jinekolojik muayeneye mutlaka gidilmelidir. Gebelik öncesi rutin tetkikler yapılmalıdır. Aynı zamanda Folik-Asit vitamin takviyesine başlanmalıdır. Dengeli beslenilmeli, alkol ve sigaradan mümkün olduğunca uzak durulmalı ve tatil boyunca cinsel ilişkiye girilmelidir.
4. HAMİLELİĞİN KAÇINCI AYINDA TATİLE ÇIKABİLİRİM?
Hamileliğin ilk ve son ayları tehlikelidir. İlk 10. haftaya kadar düşük riski olduğu için tatil hiç bir hamileye önerilmez. Bir de son 8 hafta erken doğum tehdidi nedeniyle tatile çıkmak sakıncalıdır. Diğer dönemlerde de gebeliğin seyri ve hastanın durumuna göre, değişiklik olabilir.
Örneğin; hiç bir sorun yaşanmıyorsa tatil önerilir. Gebelikte kanama, erken doğum tehdidi varsa doktor kontrolünde kısa mesafeli tatiller önerebiliriz.
5. HAMİLE BİR BAYAN OLARAK GÜNEŞTE NE KADAR ZAMAN KALMALIYIM, GÜNEŞİN HERHANGİ BİR YAN ETKİSİ OLUR MU?
Hamilelerin güneşte kalması kesinlikle önerilmez. Çünkü ciltteki aşırı yanıklar vücuttaki su kaybına neden olur. Gebeliği olumsuz yönde etkiler.Gebenin bol su içmesi, gölgede güneşlenmesi doktorlar tarafından önerilir.
6. 5 AYLIK HAMİLEYİM. BRONZLAŞMAK İSTİYORUM.YAN ETKİSİ OLUR MU?
Gebelerin sabah 9:00 10:00 saatleri arasında ve akşam 16:00'dan sonra koruma faktörü 30-45 olan ürünler kullanarak güneşlenebilirler. Ancak bu sırada bol sıvı almaya, aşırı sıcaktan etkilenmemeye özen göstermeleri mutlaka şarttır. Çünkü güneşlenirken vücut ısısının yükselmesi bebeğe ciddi ölçüde zarar verir. Buna çok dikkat edilmesi gerekir.
7. ANNE ADAYLARII NASIL YOLCULUK YAPMALI?
Yolculuk süresince tuvalete gitmeyi asla ertelemeyin. Bu erteleme idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir. Yolculuğunuz süresince bol bol su için ve sık sık tuvalete gidin. Yolculuk süresince uzun süre hareketsiz kalmak kan dolaşımını yavaşlatarak ven trombozuno (pıhtılaşmaya) yol açabilir. Yolculuk sırasında sık sık dolaşın bacaklarınızı hareket ettirin. Varis problemi olan gebelerin mutlaka varis çorabı giymelerini öneriyoruz.
8. ARABAYLA YOLCULUK YAPARKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİM?
Rahat edebileceğiniz koltuğu seçin, gerekirse sırtınızı ve boynunuzu yastıkla destekleyin ve mutlaka emniyet kemerinizi bağlayın. Uzun sürecek yolculuklarda, saatte bir durarak inip biraz dolaşın. Hafif besleyici yiyecekler ve meyve suyu gibi içecekler yanınızda bulundurun. Araba tutması gibi bir yakınmanız varsa, yolculuk öncesi bu problemi önlemek için kullanabileceğiniz ilaçları mutlaka hekiminize danışın.
9. HAMİLEYİM. KENDİ ARABAMI KULLANARAK SEYAHAT EDEBİLİR MİYİM?
Anne adayı araba kullanırken çok dikkat etmeli. 1 saatten fazla araba kullanmamaya özen göstermelidir. Uzun yola gidilmesi gerekiyorsa hekime danışıp onayı mutlaka alınmalıdır. Emniyet kemerlerini takmaları ve uzun yolda 1 saat araba kullandıktan sonra mutlaka inip yürüyüş yapmaları gerekir.
10. 7 AYLIK HAMİLEYİM. UÇAKLA YOLCULUK YAPARBİLİR MİYİM?
Uçakla yolculuk yapacak gebelerin mutlaka doktor muayenesi, ultrasoni grafik değerlendirme ve stres testi yaptırması gerekir. Hiç bir erken doğum riski yoksa, kısa mesafelere yani en fazla 2-3 saatlik mesafelere müsade edilebilir. Eğer seyahate gidilmeye karar verildiyse, seyahatin dönüş tarihi gebelik haftası gözönünde bulundurularak planlanmalıdır. Uzun sürecek uçak yolculuklarında mutlaka bol sıvı tüketilmeli, her yarım saatte bir dolaşılarak bacaklar sık sık hareket ettirilmelidir.Tüm uçuslar boyunca kemerin bağlı tutulması gerekmektedir.
11. SAĞLIKLI BİR TATİL GEÇİRMEK İSTİYORUM. ÖNERİLERİNİZ NELERDİR?
•Gideceğiniz yerdeki sağlık kurumlarını ve kapasitelerini mutlaka araştırın, acil durumda başvurabileceğiniz telefon numaralarını öğrenin
•Kan grubunuzu, kullandığınız ilaçları, varsa alerjinizi, gebeliğinizle ilgili tıbbi bilgileri ve doktorunuza ulaşabilecek telefon numaralarını yanınızda bulundurun.
•Tatil döneminde de düzenli beslenmeniz gerekir. Bol sıvı ve lifli gıdalar tüketmeniz kabızlığı önler. Ayrıca hijyenik açıdan güvenilir olmayan yerlerde yemek yememeye özen gösterin.
•Rahat, ince, hava alan giysiler ve alçak topuklu ayakkabılar giyin.
• Tatilinizi sürekli gezmek yerine sık sık dinlenerek geçirmeye çalışın.
12. HANGİ ANNE ADAYLARI İÇİN TATİL RİSKLİ OLABİLİR?
• Düşük yapmış olan,
• Rahim ağzı yetmezliği,
• Dış gebelik öyküsü,
• Erken doğum öyküsü,
• Plasental anomaliler (bebeğin eşine ait problemler),
• Vajinal kanama veya düşük tehditi,
• Çoğul gebelik,
• Gebelik zehirlenmesi,
• Hipertansiyon,diyabet (şeker hastalığı), kalp hastalığı ve diğer organ sistemlerine ait kronik hastalığı olanlar,
• Ağır anemisi (kansızlık) olan gebelerin özellikle yurt dışı ve uzak yerlere seyahat etmekten kaçınmaları gerekir.
13. HAMİLEYİM. TATİLE ÇIKIYORUM NASIL BESLENMELİYİM?
Yaz aylarında çok sık görülen yaz ishalinin anne adayından bebeğe olan kan akımı bozularak bebeği olumsuz yönde etkiler. İshalin oluşumunu önlemek için özellikle tatilde içilen suya çok dikkat edilmelidir. Sadece kapalı kutularda satılan içecekler içilmelidir ve kesinlikle içlerine buz eklenmemelidir. Dışarıda hazırlanmış salata, az pişmiş et ve mayonezli ürünlerin tüketilmesinden kaçınılmalıdır. İshal görüldüğünde bol sıvı alınıp doktora başvurulmalıdır.
14. HAMİLEYKEN DENİZE GİRMEK Mİ DAHA GÜVENLİ YOKSA HAVUZA GİRMEK Mİ?
Deniz yada havuz temiz olduğu sürece ikisine de girilebilir. Fakat, sağlık açısından temiz olduğu sürece denize girmek daha sağlıklıdır. Çünkü denizdeki tuz oranı hamilelere iyi gelmektedir.
15. YAZ AYLARINDA HAMİLELERİN SOĞUK SUYLA MI BANYO YAPMASI DAHA İYİ SICAK SUYLA MI?
Yaz aylarında ılık suyla banyo yapılması tercih edilmelidir. Tamamen soğuk su veya tamamen sıcak suyla banyo yapılmamalıdır. Ilık banyo, bebek için de anne için de herzaman daha sağlıklıdır.
17. HAMİLEYİM. DANSA ÇOK DÜŞKÜNÜM. TATİLDE DANS EDEBİLİR MİYİM, BU BEBEĞİMİ ETKİLER Mİ?
Hamilelikte dans ederken dikkat edilmesi gerekir. Eğer düşük riski taşıyorsanız dans etmemeye dikkat edin. Eğer düşük riski taşımıyorsanız dans edebilirsiniz ama yinede tedbirli davranmakta yarar vardır.
18. HAMİLE BİR KADIN SEYAHAT EDERKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?
Tatil mekanı seçerken iyi düşünün. Aşırı sıcak ve yüksek rakımlı bölgeler anne adayları için uygun değildir. Yurtdışına gitmeyi planlıyorsanız, az gelişmiş ülkelere yapılacak seyahatlerden kaçının. Bu ülkelere yapılacak olan seyahatler sırasında hem o ülkedeki tıbbi imkanların yetersizliği hem de bu ülkelerde yaygın olarak görülen malarya (sıtma) gibi mikrobik enfeksiyonlar gebeliği olumsuz etkiler. Seyahate çıkan kişilerde en sık görülen problemlerden biri de ishal, aşırı su kaybına yol açar. Bu durum anne adayını ve bebeği olumsuz etkiler. Özellikle gezi sırasında içilen suya çok dikkat edilmesi, sadece kapalı kutularda satılan içeceklerin içilmesi, kesinlikle buz kullanılmaması gerekir. Seyahate çıkarken ishali önlemek için önerilen antibiyotikleri anne adaylarının kullanması sakıncalıdır. Anne adaylarında ishal görüldüğünde bol sıvı almak ve hekime danışarak antibiyotik kullanmak gerekebilir.
Op.Dr. Seval Taşdemir
Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi Klinik Direktörü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
seval.tasdemir[at]mynet.com
Ropörtaj - Mynet.com
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:58
0
yorumlama
26 Temmuz 2007 Perşembe
Bebek Aglamalarinda Duygusal Nedenler de Var
Ailelerin, çocuklarıyla ilgili en fazla yakındıkları sorunların başında gelen ''ağlamanın'', herhangi bir biyolojik rahatsızlık değil, sevgisizlikten de kaynaklanabileceği bildirildi.
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Acil Tıp Birimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz yaptığı açıklamada, bebeklerin sadece hastalandıklarında değil, duygusal yönden açlık hissettiklerinde ve ilgisiz kalındığında da ağlayabildiklerini söyledi.
Doç. Dr. Yılmaz, hiçbir rahatsızlığı olmamasına rağmen günde 3 saatten daha uzun süren, haftada 3 günden daha fazla tekrarlayan bebek ağlamasının mutlaka dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Yılmaz, ''Ağlayan bebek yakınması, çocuk acil polikliniklerinde sık karşılaşılan, hem anne ve babayı endişelendiren hem de hekime dedektiflik görevinde genellikle faili meçhul dosyalar açıp kapattıran bir yakınma'' dedi.
Ağlamanın genellikle fiziksel sağlık açısından sorun oluşturmadığını belirten Doç. Dr. Yılmaz, ''Bu durumlarda hekimin ağlayan bebeğin ağlama nedenini çok dikkatli bir öykü, fizik inceleme ve yakın gözlemle bulması ve tedavi etmesi gereklidir'' dedi.
Doç. Dr. Yılmaz, ağlama nöbetlerinin bebeklerde genellikle yaşamın 2 ve 3. haftasında başladığını, saatlerce sürebildiğini, ağlamanın çoğunlukla ikindi zamanı, akşamları ve gece yarısında tetiklendiğini, 4'üncü aydan sonra ise genellikle ortadan kalktığını, ancak günde 3 saatten fazla süren ağlamanın mutlaka nedeninin araştırılıp çözüm yoluna gidilmesi gerektiğini kaydetti.
DİKKAT ÇEKME İSTEĞİ
Hiçbir neden bulunmamasına rağmen ağlayan bebeğin, sevgisiz kalıp dikkat çekme isteğinde olduğunun akla getirilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Yılmaz, şunları söyledi:
''Aileler, bebekleri ağladığında önce hasta oldukları akıllarına geliyor, oysa sevgisiz kalmış olabileceği düşünülmüyor. Bebeği rahatlatmak sadece altını temiz tutmak, karnını doyurmakla olmaz, sevgiyi de hissettirmek zorundayız. Bebeğin hafif dokunuşlarla saçının okşanması, vücuduna yine hafif dokunuşlarla masaj yapılması ona inanılmaz bir mutluluk verir. Onunla ilgilenmek, gülmesini sağlamak, küçük hediyelerle şaşırtmak ya da ilgisini çekecek ortamlarda bulunmasını sağlamak bebeği duygusal yönden besler.''
Doç. Dr. Yılmaz, bebeğin gelişiminde uyku, beslenme ve iyi bakım ne kadar önemliyse sevgi ve güven gibi ona ilk yıllarda aşılanabilecek duyguların da büyük önemi bulunduğuna işaret ederek, annelere şu önerilerde bulundu:
''Annenin sıcaklığı, kulağa fısıldanan tatlı sözler, kucağa alınıp okşanması, bebeğe hayattaki ilk dersi olan sevgiyi öğretir. Bebeğiniz daha ilk doğduğunda, onu kollarınızın arasına aldığınızda, kendisine değer verdiğinizi hisseder. Zaman içinde bu sıcak duyguları iyice öğrenen bebeğiniz, sevginizi karşılıksız bırakmayacaktır. Sevgi bir annenin bebeğine öğretebileceği en güzel duygudur. Aslında tanımlanması zor olan bu duyguyu ona dokunarak, konuşarak, sarılarak öğretebilirsiniz. Bu duygunun kendisi için önemli olduğunu anlayan bebeğiniz, sizin yokluğunuzda bu duyguyu arayacak, sevgiyi böylece öğrenmiş olacaktır.''
Doç. Dr. Yılmaz, bebeğin ilk aylarda öğrenebileceği bir başka duygunun ise güven olduğunu belirterek, şöyle dedi:
''Her zaman yanında olduğunuzu bilmek, ağladığında kucağınıza almanız, onu önemsediğinizi gösterir. İlk aylarda aşılanan bu güven duygusu, ileride onun yaşantısını önemli ölçüde etkiler. Kendine güvenli bir birey olarak yetişmek için, güven duygusunu hissetmelidir.''
Real Age
21 Temmuz 2007 Cumartesi
Turkiye'nin Kaybolan Nesli
İçimi yaralayan bir şiirdi. Uzun zaman oldu dinlemeyeli. Ve bugün internette rastlayınca paylaşmak istedim. Bir yerlerde rastlarsanız eğer dinlemizi tavsiye ederim.
Türkiyenin kaybolan nesli
SOKAK ÇOCUĞU
Sayfa no YOK
Cilt no YOK
Hane no YOK
Ana adı?
Ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması asılı kalan çocuk varya,
bilyelerini rüyalarında unutan çocuk,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran çocuk
o benim işte , o benim abi
sahi, bir annem olmalıydı değilmi?
ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
sahi abi, tadı nasıldı anne sütünün?
anneler nasıl okşar çocuklarını
anne kokusu nasıldır kimbilir?
ana ha?
bir anne çizebilirmisin benim için
karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
unutulmuş çocukların ürkek avuçlarına bir anne
ve yanına beni eklermisini abi?
tıpkı sulu boya resimlerdeki gibi
sımsıcak...
Sahi abi, senin gözlerni kesmiyor değilmi
bir köprünün soğuk giergin ve karanlık bedeni
sahi sen hiç seyrettinmi ay dedeyi bir köprünün altından?
üşüdünmü abi kayan bir yıldıza bakarken?
abi sen, abi sen? boşver...
gel boyat istersen ayakkabılarını
ben, aha şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum yaşama
gel boyat ayakkabılarını
boyat da resmi çıksın
dostun, düşmanın tüm kaldırımlara
sayfa no yok
cilt no yok
hane no yok
yokların varlığında tam göbek bağından yakalandınmı hiç yalnızlığa?
sahi bir de birde babam olmalıydı değilmi?
baba?
beni döveecek bir babam bile yok biliyormusun?
nasırlı ellerinde şefkat arayacağım bir insan
kim bilir bayramda neler alır babalar çocuklarına
unutmuşum !!
Bayramlarınızda vardı sizin öyle değilmi
arefeleriniz...
bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum
güneşe ve mehtaba...
yankısız, benstelenmemiş ve bestelenmeyecek
serseri ıslıklar...
bir babam olsaydı belki yeterdi
çocuk olurdum eskisi gibi
şımarırdım öylesine
boşver abi, kimin neyine bayram
kimin neyine hediye, baba kimin neyine abi
sahi senin düşlerin vardır
söylesene, göremedğini rüyanın düşünü kurarmısın
ahmet, bir düş görmüş geçenlerde
yorgun ve geç gelen bir geccede
utanırken anlattı, anlatırken utandı
bir ip bağlamış gök kuşağına
"bak ana uçurtmamı gördünmü
ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları?"
ahmetin düşü işte...
bana düşlerini kiralarmısın abi
bedava boyarım ayakkabılarını
bana düşlerini, düşlerini abi
boşver..
bak iyi parlayacak bu ayakkıbılar
en parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
sen düşünme, sokaklar düşünsün beni
gazete manşetleri, 3. sayfa haberleri düşünsün
isimsiz bir damla gözyaşı düşünsün
sen beni düşünme, düşünme be abi
nasıl olsa ben olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla
basıyorum tüm kaldırımlara...
olmasa da annesi babası sokakların
sokak çocuğuyum işte
ben sokak çocuğuyum
kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde
ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan
oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya
işte o benim
o benim abi
o benim....
Bedirhan GÖKÇE
Yazar:
Manitu
Zamanı:
14:51
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, çocuk, duyarlılık, insan, kültür, problem, suç toplumu, toplumsal, türkiye
12 Temmuz 2007 Perşembe
Annemizi Kurtarın...
"3 yıl önce lenf kanserine yakalanan 2 çocuk annesi Derya DEMİREL (27), ilik nakli için gerekli olan 100.000 YTL'yi bulamazsa ölümle karşı karşıya kalacak." (AA 19 Aralık 2006)(İHA 20 Aralık 2006)
Öncelikle benim için zaman ayıran,sorunuma duyarlı davranan herkese teşekkür ediyorum.
Hepinize merhaba,Allah'ın selam'ı üzerinize olsun.
Tam olarak üç yıldır zor bir (deyim yerindeyse) savaş veriyorum. Evet,"KANSER" hastasıyım. Her ne kadar kibarca hoçkin lenfome deselerde,ben bir "KANSER" hastasıyım.
İlk öğrendiğimde, uğruna milyonlarca insanın öldüğü/öldürüldüğü, tüm güzellikleri içinde barındıran, dünya başıma yıkıldı. Adeta bedenim taş kesildi ve beynim durdu. O an da bedenimi ikiye değil onikiye bölseler dahi hissetmeyecek duruma gelmiştim. Tek aklıma gelen; çok kısa bir zaman içerisinde öleceğim olmuştu. Aslında her ne kadar yaşım genç ve gençliğin verdiği hevesle ölümden korkulur gibi düşünsenizde, ölümden değildi korkum. Gerçeklerden kaçılmayacağını bilerek yaşayan biriyim. O sebepledir ki, birgün hepimizin öleceği gerçeğini bilerek yaşayan ve tabir yerindeyse; ölümden korkmayan bir insanım. Korkularım var elbette, işte o andaki korkum da:
Bana ihtiyaçları olan iki tane evladımın Annesiz kalacak olmaları gözümde canlandı.Hayalleri gözümün önünde şimşekler çakarken, henüz daha çocuk yaşta benim sevgi ve şefkatimden yoksun kalacak olmaları korkularımı artırdı.
Hayat bir mücadele deriz ya, işte benim mücadelem de burada başlıyordu. İnsanların gayeleri vardır yaşamak için. Benim gayemde; iki evladım için yaşamak, onları boynu bükük bırakmamaktı artık. Kararım kesindi, bu hastalıktan ölmeyecektim, kendime söz verdim.
21 Haziran 2007 Perşembe
Ailenin Aşağılayıcı Tutumu İntihara Sürüklüyor
Anne-babasına, ilgi çekmek için intihar edeceğini söyleyen, ilgi çekmeye çalışırken ya hayatından olan ya da ciddi sağlık sorunlarına maruz kalan birçok genç var. Gençler yaptıklarının nelere yol açacağını tam olarak düşünseler böyle bir davranışa kalkışmazlar.
Fakat genellikle bir anlık öfkeyle hareket ettiklerinden geri dönülmez bir yola giriyorlar. Gençleri bu tür davranışlara iten nedenler arasında sevgi ve ilgi eksikliği ile anne-babanın aşağılayıcı davranışları başta geliyor.
Bir anne-baba, çocuğunu bir yandan canı gibi severken bir yandan da nasıl aşağılayıp hakaret edebilir?.. Gerçek şu ki tutumların çoğu çocuk yaşta edinilmiş olup çoğu otomatik davranışlar olarak ortaya çıkar.
Bazı anne-babalar çocuğunun hoşlanmadığı davranışı karşısında bağırıp çağırıp hakaret ederken o anda onun ruh dünyasında nasıl derin yaralar açtığını düşünemezler. Çünkü öfkelerine yenik düşmüşlerdir. Öfke kişinin mantıklı ve doğru hareket etmesini engeller . Bu da duygu ve tepki eğitimi ile ilgilidir. Bu şekildeki davranışlara maruz kalan çocuk da benzer şekilde davranışlar sergilemeye, öfkesine hakim olmamaya başlar. Hatta anne-babasının ilgisini çekmek için kasten yanlış davranışlar yaptıklarını yetişkin olduktan sonra hatırlayan birçok genç vardır.
Gencin ilgi çekmek için yanlışlar yapması aile üyelerinin kısırdöngü içine girmesine yol açar. Tabii ki aynı ailede kardeşler farklı davranabilir. Kardeşlerden birisi anne-babasını kızdırmamak için kendisini aşırı zorlarken diğeri tutumları modelleyerek kontrolsüz davranabilir. Bu da aynı anne-babanın çocuklarına farklı davranmasına yol açar.
Stresli aile ortamı, aile üyelerinin birbirine düşmanca, reddedici şekilde davranması hem ruh sağlıklarını hem de beden sağlıklarını bozduğundan sorunlar katlanarak büyür. Bunun sonucunda intihar eğilimi de görülür. İntiharın en önemli nedenleri arasında depresyon gibi ruhsal hastalıklar ve sevgi, ilgi eksikliği gelir. Her ne kadar dinî inançlar intihara eğilimi azaltsa da ruh sağlığının bozulmasının mantıklı düşünmeyi engellediği durumlar da vardır.
Bir yetişkinden daha olgun davranabilen gençler de var. Bu gençler anne-babalarının davranışlarının hatalı olduğunu görmekle beraber bundan dolayı onlara aşırı öfke duyup reddetmiyor, onları tekrar tekrar kızdıracak davranışlardan kaçınıyor ve intihar gibi çözüm değil, çözümsüzlüğe götüren yanlışları da yapmamış oluyorlar.
Aile ne yapmalı?
Anne-baba tutumlarını gözden geçirmeli.
Beden sağlığına ve dinlenmeye önem vermeli.
Yaptığı hatalı davranıştan sonra çocuğuyla konuşup mutlaka kendi yaptığı kısmından özür dilemeli.
İntiharla ilgili sözler ciddiye alınmalı.
Tıbbî ve psikolojik destek ihmal edilmemeli.
*Uzman Psikolog Farika Teymur Artır* Zaman
Sırada Bekleyen Çok; Ama Evlatlık Çocuk Yok!
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürü İsmail Barış, iki bin ailenin sırada beklemesine rağmen evlatlık verecek çocuk olmadığını söyledi.
Barış, bunun yerine çocuk sahibi olmak isteyenleri, koruyucu aile olmaları yönünde teşvik ettiklerini bildirdi. Koruyucu aile olmak için çocukların ailesinden izin alınmasına gerek olmadığını ifade eden Barış, "Üstelik koruyucu ailelere para bile veriyoruz." dedi. Batı'da yaygın olarak kullanılan koruyucu ailelerin sayısının artması için 6 Temmuz'da, açılışını Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun yapacağı bir kampanya başlatılacak.
Televizyon ekranlarına yansıyan şiddet olayları ile kamuoyunun dikkatini çeken yetiştirme yurtları, karanlık günlerini geride bırakıyor. Yurt ve yuvalardaki şiddet uygulamalarının tüm dönemlerin en düşük seviyesinde olduğunu belirten İsmail Barış, alınan önlemlerin sonuçlarını vermeye başladığını söyledi.
Yurtlardaki şiddet olaylarının azalmasında alınan önlemlerin yanı sıra koğuş tipinden vazgeçilerek, çocuk ve sevgi evleri projelerinin geliştirilmesinin yanında personele yönelik eğitimlerin de etkili olduğunu anlatan İsmail Barış şunları söyledi: "Şu an 20 bin personelimiz var. Eskiden bir bakıcı anne 12-13 saat çalışır ve 25-30 çocuğa bakardı. Şimdi bir bakıcı anne 8 saat çalışıyor ve 8 çocuğa bakıyor. Bakıcı annelerimizin yüzde 90'ı kız meslek liselerinin çocuk gelişimi bölümlerinden mezun. Bunlarla birlikte ciddi manada iyileşme ve rehabilitasyon söz konusu oldu."
Evlat edinme şartlarının aile ve çocuk açısından birtakım zorlukları bulunduğunu ve ailelerin kimsesi olmayan çocukları evlat edinmek istediklerini söyleyen Barış, bu özelliklerde çocuklarının ise olmadığını ifade etti. Şu anda 2 bin civarında aile, evlatlık edinmek için sıra bekliyor. Kenan Baş, Mesut Mercan, Antalya
19 Haziran 2007, Salı
20 Haziran 2007 Çarşamba
Kan Uyuşmazlığı Ne Demektir? Tehlikesi Nedir?
Son derece duyarlı olunması gereken bir konu. Günümüzde hala örnekleri var
ülkemizde. Kötü olan ise cehalet ile özdeşleştirdiğimiz akraba evlilikleri
şehirli ailelerde dahi görülmektedir. İyi bir bilinçlendirme hareketi ile bu
konuda ancak yol alınabilinir.
Kan uyuşmazlığı, anne ve babanın kan gruplarından yola çıkarak oluşacak olan bebek kan grubunun anne kanıyla uyumsuzluk göstermesi olasılığına verilen addır. Eğer bebeğin kan grubu elemanları anne kanı tarafından yabancı nesne olarak işlem görürse annenin kanındaki savunma mekanizmaları bebeğin kan grubu elemanlarına saldırıda bulunur. Bunun sonucunda bebeğin kanındaki hücreler parçalanmaya başlar ve çeşitli problemler ortaya çıkabilir. Kan uyuşmazlığı çok çeşitli olabilmesine karşın en sık rastlanılan babanın Rh faktörünün pozitif olması ve annenin Rh faktörünün negatif olmasıdır. Bu durumda çiftler arasında bir uyuşmazlık vardır.
Kan uyuşmazlığı olması mutlaka bebeğin hastalanacağı anlamına gelmez. Bebeğin kan uyuşmazlığından etkilenip etkilenmeyeceği öncelikle bebeğin kan grubunu daha sonra da annenin bebeğin bu "yabancı" olarak algıladığı kan hücrelerine saldırıp saldırmamasına bağlıdır. İlk gebeliklerde kan uyuşmazlığı nadiren problem yaratır. Sonraki gebeliklerde de gerekli önlemler alındığında kan uyuşmazlığının problem yaratması beklenmez.
Kan uyuşmazlığı durumunda ne olabilir?
Op. Dr. Burçak Erzik: Anne Rh (-), bebek Rh (+) ise fetustan anneye geçebilecek çok az miktarlarda kan bile (0.1 ml ) annenin kanına karışırsa annenin bağışıklık sistemi Rh proteinlerine karşı antikor denilen koruyucu maddeler oluşturur. Bu şekilde kendi kan dolaşımındaki Rh proteinlerini temizler. Ancak bu antikorlar bebek eşi olan plasenta ve kordon aracılığı ile Rh (+) fetusun kan dolaşımına girdiğinde kırmızı kan hücrelerini yok etme özelliğine sahiptir. Bu şekilde anne ve fetusta Rh duyarlılığı gelişmiş olur. Geçen antikor miktarı ile doğru orantılı olarak, bebeğin anne karnında, kansızlığa bağlı kalp yetmezliğine ve buna bağlı ölümüne kadar giden bir hastalık tablosu görülebilir.
Ne yapmak gerekir?
Op. Dr. Burçak Erzik: Annenin bağışıklık sistemi bir kez uyarıldıktan sonra geri dönülmez bir şekilde bu yabancı kırmızı kan hücrelerine karşı antikor ürettiğinden bu uyarının hiç oluşmaması en önemli korunma prensibidir. Bu uyarılma işlemi ilk doğumda %1 oranında mümkündür. Ancak her uyarı doğumla olmak zorunda değildir.Yanlış kan nakli, kan ile bulaşmış cerrahi aletler ile girişim veya enjeksiyonlara bağlı olarak da kan uyuşmazlığı gelişebilir.
Bu yüzden Rh (-) olan her anne, gebeliğin hemen başında anti-Rh antikorlar açısından indirekt coombs adındaki basit bir testle araştırılır.
Bir hekim olarak nelere dikkat ediyorsunuz?
Op. Dr. Burçak Erzik: Bu tür bir problemle karşılaşmamanın temel kuralı korunmadır.
-Çiftin öncelikle gebelik öncesinde kan grupları tespit edilmelidir.
-Eğer Rh uyuşmazlığı varsa indirekt coombs testi 4 hafta aralıklarla tekrarlanmalıdır.
-İlk gebelikte 28.haftada erken korunma iğnesi (300 mikrogram Rh hiper immün globulin)yapılabilir.
-Doğumdan sonra bebeğin kan grubu Rh pozitif ise; sonraki bebekleri korumak için antikor üretimini engelleyecek Rh hiperimmunglobin enjeksiyonu doğumu takip eden 72 saat içinde yaptırılır. Hiperimmune globulin enjeksiyonuna rağmen hastaların % 0,4’ünde duyarlılık gelişebilir.
-Eğer anne adayı duyarlı hale gelmişse bebek risk altındadır.Duyarlılığı ortadan kaldırmak mümkün değildir. Gebelik ilerledikçe kandaki antikor düzeyleri düzenli olarak kontrol edilir. Eğer yüksek düzeylere çıkarsa, özel testlerle bebeğin sağlığı mutlaka bir perinatoloji kliniğinde takip edilmeli ve uygun tedavi yapılmalıdır. Rh duyarlılığı gerçekleştikten sonraki gebelikler de genellikle etkilenen gebelikten daha erken başlayan ve daha ağır seyreden bir tablo oluşur.
-Düşük sözkonusu ise gebelik 3 aydan büyükse immunglobulin uygulaması tam doz yapılmalıdır. İlk 3 ay içinde ise düşük doz, 50 mikrogram hiperimmünglobulin (koruyucu iğne) yapılması uygun olur.
-Tıbbi nedenlerle veya isteğe bağlı kürtaj sözkonusu ise Rh hiperimmunglobulin müdahaleden önce uygulanmalıdır.
Mersin'de bir lisenin sınıflarının öğrenciler tarafından talan edilmesi, duvarlarının kırılarak ateş yakılması cep telefonu kamerası ile görüntülendi.