bencillik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bencillik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2007 Çarşamba

Kalp Kirmis Olanlara

Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu?

Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar. Zira başka hiçbir canlıda böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz. Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar, sevgi dolu gözlerle bakar.


Biz insanlarda durum başka. Kalbiniz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır. Dünya başınıza yıkılmıştır. O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz. Onunla olan tüm iyi anılar birdenbire silinmiştir hafızalardan. Belki şok olmuşsunuzdur, böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan. Ama olan olmuş, kırılan kırılmıştır.
Yıllar önce Malatya'da huzur evinde bir yaşlı ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı insanları severim. Anıları çok olur onların. Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık. Sohbet sırasında derin bir iç çekerek;
"Kırma dostun kalbini,
Onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini,
Sulamaya ibrik yok." demişti.
Sevgiyle bakan, artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm. Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı. Zaten yine onunla cezalar, kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide;
"Cezaevleri boşuna. En güçlü cezaevleri vicdanımızdır. Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun affedilmiş, özgür kalmışsın ne çare? Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mapus damlarının sana faydası ne?" demişti.
O günden sonra davranışlarıma, sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum. İnsanları kırmamayı, kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, o vicdan azabı bana zaten yeter. O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım. İhtiyarın dediği gibi "Onaracak ustası yok" olmasına rağmen, usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. (her ne kadar bazen karşımdaki tarafından aptal yerine konulsam da)
Günümüz insanı daha gerçekçi, sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemi yok. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş, küserse küssün,onun bileceği bir iş mantığı hakim.
En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak, birbirimize daha saygılı, daha hoşgörülü yaklaşabilmek, hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası önyargıyı yok edebilmek.

kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Galiba onlar hayatlarında kendilerine hiç değer verilmemiş, sevilmemiş, öz güvenlerini kaybetmiş zavallılar.
karşınızdaki insanın iyi niyetini aptallık olarak görüyorsanız inanın siz aptalsınızdır.
kalbinizi inciten insanlara karşı kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı bir ruh yapısının ve her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür.

Herşeye rağmen kalp kırmayı ilke edinmiş ve bunu üstünlük sayanları da vicdanlarıyla başbaşa bırakıp yollarının açık olmasını dileyelim...

28 Ağustos 2007 Salı

Hayat Bu Kadar Kolay mi?

Hayat Bu Kadar Kolay mı?

Arkadaşlıklar, dostluklar, kazançlar, sevgiler... kolay.!
Sevgimizi, aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz..
Bizi yormasın, zorlamasın, başımıza bela olmasın......
İstediğimiz zaman olsun, onun dışında yok olsun....
Bir kumandanın ucunda olsun herşey, bir bilgisayarın düğmesinde, bir telefonun tuslarında....
Ulaşmak, yaşatmak, canlandırmak, hissetmek için çaba harcamayalım. ..

Sanal dünya giriverdi hayatımıza tam da bu çağın günlerinde, çok da işimize geldi.

Sanal alemin, sanal insanları olduk hemen... Duygularımızdan korkar olduk...

Hissetmek yok... Hersey bir yalan... Sanal alem değeri yok...
Düşünemedik ki kablonun diger ucunda gerçek insanlar oturuyor...
dokunmaya
hissetmeye
göz göze gelmeye korkar olduk...
bir bilgisayar, bir msn, bir kamera herşey tamam...

İnsan başka ne isterki... Böylesi daha güzel, sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok, bağlanma yok,
hesap vermek yok deyiverdik.. .
Canın isterse varsın, istemezse yok... Ne güzel, tam bu çağın insanına göre...

Kolay işin, hangi yoldan elde edildiğinin hiç önemli olmadığı kolay paranın peşinde koştuğumuz, hayata direk tepeden başlamak istediğimiz bu günlerde, kolay seks, kolay ilişkilerde giriverdi usulca yaşantımıza...

Zora gelemiyoruz, gerçek ilişkiler sıkıyor biraz...
Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluveriyor, hemen pilimizi, pırtımızı toplayıp arkamıza bile bakmadan ordan uzaklaşıveriyoruz...
Neden peki, bünyemizde barındırdığınız şeyden kaçmak niye, yok saymak, derinlere göndermek...
Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz, korkuyoruz birilerinin gözlerine bakmaktan...

Mekanik hayatlar, mekanik ilişkiler, mekanik sevişmeler istiyoruz...
O kadar rahatladık ki artık.. sevmeye bile uşenir olduk...
ben gelemem ama gelirsen de hayır demem...
burdayım, isteyen gelip alsın... ben kılımı kıpırdatmam...
uğraşamam...
çaba harcayamam.. .
ama şöyle yakınlarımda olsan o başka...
aşk aramıyorum, sevgi aramıyorum,
ilişki aramıyorum
sadece seks arıyorum deyiverecek kadar bir yerlerde unuttuk duygularımızı,
yitiriverdik insanı insan yapan ruhumuzu...

Sevmekten korkar olduk... Ne oldu bize, ne zaman, nerde kaybettik sevmeyi, kimlere bırakıverdik ruhumuzu,
kimler acıttı canımızı da bu kadar acımasız oluverdik...
Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem yani, diyecek kadar korkar olduk birseylerin pesinde kosmaya..
Bencil oluverdik...Birgün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacağı aklımıza hiç gelmiyor nedense...

Kendi doğamıza hasret yaşadığımızı bile anlayamadık...

18 Ağustos 2007 Cumartesi

Hayattaki Secenekler - Shay'in Hikayesi

HAYATTAKI SECENEKLER

Sevgili Dostlar,

Secenekler

Ne yapardiniz?....karari siz verin. Komik bir cumle beklemeyin, cunku yok.
Yine de okuyun. Sorum su: Ayni karari siz verir miydiniz?

Okuma ve ogrenme zorlugu ceken cocuklara ozel egitim veren bir okul icin
bagis toplama yemeginde, cocuklardan birisinin babasi katilimcilar
tarafindan asla unutulmayacak bir konusma yapti. Okula ve kendini adamis
ogretmenleri kutladiktan sonra soyle bir soru sordu: 'Disardaki etkenler
tarafindan etkilenmedikce doga herseyi mukemmel bir sekil ve sirada
yapiyor. Ama yine de oglum Shay, diger cocuklarin ogrendikleri gibi
ogrenemiyor. Diger cocuklarin anlayabildikleri gibi anlayamiyor. Oglumda
dogal olmasi gerekenler seyler nerede?'

Bu soru karsisinda dinleyiciler sessiz kaldilar.

Baba devam etti. 'Ben inaniyorum ki, dunyaya fiziksel ve zeka engelli Shay
gibi bir cocuk geldiginde, gercek insan dogasi kendini gosterme firsatini
buluyor ve bu da insanlarin o cocuga davranis sekillerinde kendini
gosteriyor.'

Ve sonra asagidaki hikayeyi anlatmaya basladi:

Shay ve babasi bir gun parkta Shayin tanidigi birkac cocugun baseball
oynadiklarini gorduler. Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babasi cogu cocugun Shay gibi bir cocugun takimlarinda oynamasini
istemeyeceklerini ama ayni zamanda eger ogluna izin verirlerse oglunun o
cok ihtiyacini duydugu, engellerine ragmen baskalari tarafindan kabul
edilmenin ozguveni ve sahiplenme duygusunu verecegini de biliyordu.
Shay'in babasi cocuklardan birinin yanina yaklasti ve (fazla birsey
beklemeyerek) Shay in oynayip oynayamayacagini sordu. Cocuk soyle
danisabilecegi birilerine bakti ve sonra 'Su anda 6 sayi gerideyiz ve oyun
sekizinci turunda. Herhalde takima girebilir ben de onu dokuzuncu turda
vurucu olarak sokmaya calisirim' dedi.

Shay buyuk bir gayretle takimin yanina gitti ve yuzunde kocaman bir
gulumseme ile takim t-shirtini giydi. Babasi gozunde yas, kalbi sicak
duygularla dolu onu izledi. Cocuklar oglunun kabul edilmesinden dolayi
babanin mutlulugunu gorduler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takimi birkac
puan kazandi ama hala 3 sayi gerideydi. Dokuzuncu turun basinda Shay
eldiveni eline gecirdi ve sag acik sahaya cikti. Ona dogru hic top isabet
etmemesine ragmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasi ona
tribunlerden el salladigini gordugunde yuzunde kocaman bir gulumseme vardi.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takimi yine puan kazan di. Simdi butun
kaleler doluydu, oyunu kazanma sansi ortaya cikmisti ve topa vurma sirasi
Shay'e gelmisti.

Bu noktada Shay'in vurucu olmasina izin vererek oyunu kaybetme riskini mi
almaliydilar? Sasirtici bir hamleyle Shay'e sopayi verdiler. Herkes topa
isabet ettirme sansinin sifir oldugunu biliyorlardi cunku birakin topa
vurmayi Shay sopayi bile elinde tutmasini bilmiyordu.

Ama Shay sahaya ciktiginda top atici, diger takimin kazanma sanslarini bir
kenara birakarak Shay'e bu firsati tanidiklarini gorunce birkac adim one
giderek yumusak bir sekilde topu Shay'e dogru firlatti. Ilk topa Shay
zorlukla sopayi savurdu ama iskaladi. Atici tekrar birkac adim one dogru
geldi ve topu yine yumusak bir sekilde Shay'e dogru atti. Shay sopayi
savurdu ve hafifce topa dokunarak yere aticiya dogru vurdu.

Oyun simdi bitecekti. Atici topu yerden aldi ve ilk kalede ki adamina
kolaylikla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.

Ama atici topu aldi ve ilk kaledeki adaminin basinin uzerinden diger takim
arkadaslarinin erisemeyecegi yere firlatti.
Tribunlerdeki herkes ve iki takimda bagirmaya basladilar, 'Shay, ilk kaleye
kos, ilk kaleye kos!' Shay hayatinda hic bu kadar uzaga kosmamisti ama ilk
kaleye gidebildi. Saskinliktan buyumus gozleriyle yere coktu.

Herkes bagirmaya devam etti, 'Ikinci kaleye kos, ikinci kaleye kos' Nefes
nefese Shay zorlukla ikinci kaleye kosabildi. Shay ikinci kaleye geldigi
sirada acik sahada diger takimdan biri topu almisti ... takimin en kucugu
olan bu cocuk kahraman olma sansini elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki
adamina atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladigindan o da kasitli
olarak topu ucuncu kaledeki arkadasinin basinin uzerinden atti.

Herkes bagiriyo rdu, 'Shay, Shay, Shay, butun yolu kos Shay'

Karsi takimdan birinin yardim ederek onu ucuncu kaleye dogru dondurmesiyle
Shay ucuncu kaleye kosabildi, 'Ucuncuye kos! Shay, ucuncuye kos!'

Shay ucuncuye gelirken diger takimdaki cocuklar ve seyirciler ayaga
kalkmislardi ve bagiriyorlardi, 'Shay, hepsini kos! Hepsini kos!' Shay
hepsini kostu ve oyunu takimi icin kazanan bir kahraman olarak herkes
tarafindan alkislandi.

'O gun', dedi babasi, gozlerinden yaslar asagiya dogru suzulerek,
'iki takimdaki cocuklar da dunyaya bir parca sevgi ve insanlik getirmeyi
basardilar'.

Shay bir sonraki yaza yetisemedi. O kis oldu. Bir kahraman oldugunu ve
babasini mutlu ettigini, ve eve geldiginde annesinin de gozyaslari icinde
onu kucakladigini asla unutmadi.

Son NOKTA: E-mail ile hic dusunmeden binlerce fikra yolluyoruz, ama
hayattaki seciml er konusunda mesaj oldugunda insanlar tereddut ediyorlar.

Bunu size yollayan kisi hepimizin bir farklilik yaratabilecegimiz inancini
tasiyor. Hepimizin her gun binlerce firsati olabiliyor 'dogal olan seyleri'
gerceklestirmek icin.

Bilgin bir adam bir zamanlar demiski: her toplum, kendilerinden daha az
sansli olanlara nasil davrandigiyla degerlendirilir.

Simdi iki seceneginiz var:
1. Delete
2. Forward

Gununuz bir Shay gunu olsun!

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Suyumuzu Kurtarmanin 10 Basit Yolu

Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu
Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu


Bildiğiniz gibi H2O, Dünyanın ¾’ü, vücudumuzun 2/3’si. Yaşamın ta kendisi. Yaşamın temel kaynağı olan su; tarımsal üretim, endüstriyel kullanım, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi konularda da önemli bir yere sahip. Suyun yeterli ve uygun kalitede olması, ekonomik ve sosyal kalkınma için de gerekli.

Türkiye’de suyun %75’i tarımda , %15’i evsel amaçlı ve %10’u da sanayide kullanılıyor. Sahip olduğumuz sınırlı su kaynakları, geri dönülemez biçimde tükeniyor. Türkiye’de son 40 yıl içinde 1 milyon 300 bin hektar sulak alan tarımsal amaçlı kurutma, doldurma, aşırı su kullanımı gibi nedenlerle ekolojik ve ekonomik işlevini yitirdi.


Türkiye’de su kullanımıyla ilgili en büyük sorun, özellikle tarımsal su kullanımında yaşanıyor. Tarımda kullanılan suyun büyük bir kısmı yanlış sulama teknikleri ve taşıma sırasındaki kayıplar nedeniyle boşa harcanıyor. Kaçak kuyular, aşırı yeraltı suyu çekimi sonucu su kaynakları kuruyor ve yok oluyor. Hotamış Sazlıkları, Eşmekaya Sazlıkları, Suğla Gölü bazı örnekler… Sulak alanların kaybı önce kuşları, sonra da insanları göçe zorluyor.


Türkiye’de suyun %10’u sanayide kullanılıyor ancak burada da su kaynaklarının aşırı kullanımı ve kirlenmesi gündeme geliyor. Tüm sektörlerde kaçak su kullanımının önüne geçilmesi ve sanayinin kullandığı suyu geri dönüştürerek yeniden kullanması gerekiyor. Yapılan araştırmalar bir litre atık suyun sekiz litre içme suyu kirlettiğini ortaya koyuyor. Su kaynaklarına yakın verimli tarım arazilerinin de sanayinin gelişimi için gözden çıkarılması diğer bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de nüfus artışı, köyden kente göç, plansız kentleşme ve su havzalarının yapılaşmaya açılmasına bağlı olarak içme suyu kaynakları kirlenip tükeniyor. Türkiye’de bugün nüfusun %7’si sağlıklı içme suyundan yoksun. Kişi başına düşen yıllık yaklaşık 1.400 m3 su miktarıyla Türkiye, su fakiri olma yolunda bir ülke. 2030 yılında Türkiye’de nüfusun 80 milyona ulaşacağı ve kişi başına 1.100 m3 kullanılabilir su düşeceği tahmin ediliyor. Bu da Türkiye’nin gelecekte su sıkıntısı çeken bir ülke olacağını gösteriyor.

Biz de şimdiden üzerimize düşeni yapmalı ve kısıtlı olan su kaynaklarımızı tasarruflu kullanmalıyız.

Evde ve iş yerlerimizde suyumuzu kurtarmanın 10 basit yolu

1. Musluğu Açık Bırakmayın
Her gün sebzelerimizi elde yıkamak yerine, su dolu bir kapta yıkarsanız, çok daha az su tüketirsiniz. 4 kişilik bir aile bu yöntemle yılda ortalama 18 ton su kurtarabilir.

2. Bulaşıklarınızı Elde Değil Makinede Yıkayın
4 kişilik bir ailenin günlük bulaşığını elde yıkarsanız, ortalama 84 - 126 litre su harcarsınız. Oysa bulaşık makinesi aynı bulaşığı sadece 12 litre su ile yıkar. Bu da bir yılda ortalama 26 - 40 ton suyu kurtarmanız demektir.

3. Diş Fırçalarken, Tıraş Olurken Suyu Kapatın
Diş fırçalarken ya da tıraş olurken, kullanmadığımız halde açık bıraktığımız su gideri, yılda kişi başı ortalama 12 tondur. 4 kişilik bir ailede bu rakam ortalama 48 tondur.

4. Daha Kısa Duş Alın
5 dakikalık bir duş sırasında ortalama 60 lt su harcarsınız. 4 kişilik bir ailenin her bir ferdi duş süresini 1 dakika azaltırsa yaklaşık 18 ton su kurtarırsınız.

5. Gereksiz Yere Sifon Çekmeyin
Tuvaleti çöp olarak kullanmayın. Dört kişilik bir ailenin her bir ferdi, günde bir kez sifonu amacı dışında çekerse yılda 16 ton su harcamış olur.

6. Sifona Plastik Bir Şişe Yerleştirin
1,5 litrelik bir pet şişeyi su ile doldurarak sifonunuzun içine yerleştirin. Sadece bu basit bir önlemle bile yılda 2 ton su kurtarabilirsiniz.

7. Duş Başlığınız Değiştirin
Yeni çıkan suyu daha iyi bir şekilde püskürten ekonomik duş başlıklarından alın. Böylece suyu daha az açarak daha tazyikli bir duş alabilirsiniz.

8.Muslukları Tamir Ettirin
Evdeki tüm muslukları su kaçırmadığından emin olum. Gerekirse tamir edin. Her saniye bir damla damlayan musluk yılda 1 ton su harcar.

9.Su Kaçaklarını Engelleyin
Evinizdeki ya da apartmanınızdaki su borularını yenileriyle değiştirin ya da tamir ettirin. Eski tip borular tonlarca su harcar.

10. Çamaşır Makinesini Ekonomik Kullanın
Bir çamaşır makinesi tek bir çalıştırmada 176 litre su harcar. Makinenizi haftada bir kez bile az kursanız, yılda 9 ton suyu kurtarırsınız.

Suyumuza sahip çıkalım. Çünkü su varsa hayat da vardır.

6 Ağustos 2007 Pazartesi

En Vahsi Ve Acimasiz Yaratik :. INSAN

En vahsi ve acimasiz yaratik:.INSAN

Eger bir Cin lokantasinin monusunde
kopekbaligi yuzgec corbasina rastlarsaniz
ismarlamadan once bir an dusunun.


Finners (yuzgecci) denilen balikcilar,
kopekbaliklarini aglarla cektikten sonra
sirt ve gogus yuzgeclerini keserler ve
canli canli denize geri atarlar.
Hareket etme yetenegini kaybeden balik
denizin dibine coker ve bogularak olur.


Yuzgec ticaretini onlemek icin
uluslararasi bir kampanya yurutuluyor
ama nafile.
Her yil 100 milyon, evet yanlis okumadiniz,
100 milyon kopekbaligi bu yontemle olduruluyor.


İnsanlar sadece karadaki yaban hayati yok etmiyor,
hayatin basladigi okyanuslarda tur kirmakta.


Kristof Kolomb, Amerika'ya ikinci gidisinde
Buyuk Antiller'in aciklarinda yesil kaplumbaga
suruleriyle karsilasti.
O kadar coktular ki, buyuk kâsifin kalyonlari
neredeyse uzerlerinde karaya oturuyordu.


Bugun yesil kaplumbagalar,
nesli tukenmekte olan yaratiklar listesinde.


Yeryuzundeki en vahsi ve acimasiz yaratik
olan insan, en buyuk barbarligi dogaya karsi isliyor.


mmunir

26 Temmuz 2007 Perşembe

Araniyor: Kayip "Empati"

Aranıyor: Kayıp empati

Bu da son yıllarda hayatımıza girmiş, lakin en çok yoksunluğunu çektiğimiz kavramlardan biri.

Şimdilerde uygun olsun olmasın herkesin diline pelesenk empati, aslında şu bildiğimiz kendini başkasının yerine koymak, acıları sevinçleri paylaşmak, halden anlamak filan demek. Psikoloji sözlüğündeki karşılığı aynen şöyle: “Başkalarının düşünce ve duygularının ve bunların olası anlamlarının, objektif bir şekilde farkında olma; karşısındakinin duygu ve düşüncelerini temsili olarak yaşama.”

Bu tanımların hepsi doğru ama ben en çok anneannemin lafını seviyorum. O hep, insanlar arasında bir sorun, bir anlaşmazlık olduğunda “evladım, insan acıkanı yanağından, susayanı dudağından anlamalı” der. Onların ömürleri uzun olsun; zira halimize bakılırsa, onlara ne kadar çok ihtiyacımız olduğu ortada! Çünkü bizler büyük laflar edip, küçük şeyleri bile ifade edemez, anlatamaz, anlayamaz olduk.

Son zamanlarda anneannemin bu sözüyle yaşar oldum iyiden iyiye aklımın bir tarafında. Böyle bir dünyanın yoksulluğu ve yoksunluğunu çok belirgin, çok vahşice yaşadığımızdan olsa gerek. Bırakın susayanı dudağından anlamayı, “ölüyorum” dese dönüp bakmıyoruz neredeyse. Hatta – mümkünse- öldürüvereceğiz oracıkta! Aşkla yeni tanışan gençler kendileri gibi gençleri, küçücük çocuklar birbirlerini doğruyor. Daha “dünya neresi, ben kimim, burada ne işim var, var olmak ne?” sorularını sormadan “yok etme”ye başlıyorlar. Erkeğin kadını, kadının çocuğu dövmesiniyse çoktan kanıksamıştık zaten!

Şu kocaman “dış güçler”, öteki’leştirme berikileştirme hikayelerini filan bir yana bırakalım arkadaşlar; önümüze, kendimize bir bakalım! Bu ülkede hep hırstan dövdü birbirini insanlar, o yüzden öldürdü. Belki istediğince yaşayamamanın/ olamamanın hırsından, belki sevilmemişliğin, gönlünce sevememişliğin hırsından… ama hep hırstan. Yetersizlikle, itilip kakılmışlıkla, zavallılıkla yoğruldu durdu benlikler, yokluğun, yoksulluğun aşağılanmasıyla kavruldu. Soruyorum size, böyle biri başkasının halinden anlamaya uğraşır mı!? Hele de kendi devlet adamlarından başlayarak herkesin şamar oğlanına dönüşmüş bir toplumda… Her şeyin, hatta herkesin pazarlandığı bir dünyada, beş para edemeyen bir toplumun genci, kimi anlamaya çalışabilir hırsını yenip de!? Ne yani, oyuncak diye eciş bücüş ve öldürücü(!) yaratıklarla oynayan, televizyonda her saniye sille tokat, patlama, ölüm ve uçuşan cesetler gören çocukların, saklambaç ya da evcilik oynamalarını mı bekliyoruz!

Beynimi patlatır, yüreğimi buruştururcasına olup bitenlerle uğraşırken, işte böyle bir coğrafyaya düştüm. Yine fena halde kendimizden ve sahicilikten uzaklaşıp, koca laflar eden büyümüş de küçülmüş sevimsiz bebelere dönmüştük. Sürekli ona buna dil çıkarıp “aptaaal bak n’aaptırttın!” diyorduk! Camı kıran, canları kıran, hayatları kıran bizdik ama “başkaları” yaptırttırıyordu hep! İyi de biz niye yapıyorduk, buna bakan yoktu hiç.

Özünde insan şiddeti kendisi için tehdit oluşturana yönlendirir. Siz kendinizi ne kadar “zavallı” hissederseniz, tehdit algınız da o kadar artar, çoğalır. Gün gelir “vay, yan baktın, çamura yattın!” noktasına gelir ki, bugün o gündür. İşte bu yüzden hemen, şimdi hatırlamalıyız. Yüreğimizi ısıtacak, aklımızı salimleştirecek, bedenlerimizi gevşetecek en sahici şeyleri hatırlamalı ve bebelerimize de belletmeliyiz. Yani ki aşkı, bilgiyi ve toprağı, üretmeyi… Çünkü “güç”, bunların toplamıdır.

Psikolog Yeşim Akbulut
yesim.akbulut[at]mynet.com

Empati - Empati - Empati : Toplumumuza Bolca Lazım!!

21 Temmuz 2007 Cumartesi

Cok Guzel Bir Yazi

ÇOK GÜZEL BİR YAZI
Soğuk bir kış gecesinde eve dönerken, sarhoşa benzeyen bir adam gördüm. Bir sağa bir sola yalpalıyordu. Ve yanındaki direğe sarılmıştı. Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim. Otuz yaşın üstünde olmalıydı.

Kendisine biraz daha sokuldum. Üstü başı son derece temizdi. Yanından geçen bazı kişiler, yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da alay edip gülüyorlardı. Yavaşça yanına gidip:

- İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı? Dudaklarından, iniltiye benzeyen tek bir kelime çıktı:

- Hastayım! .. Düşmemesi için, bir kolumu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum. Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış ve yavaş yavaş buzlanmaya başlayan yollarda, birbiriyle yarışan sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı. Araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi. Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim. Hastamızı arka koltuğa yatırarak hastaneye götürdük ve verilen serum tamamlanana kadar başucunda bekledik.

Nöbetçi doktor, hastayı en azından donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, genç adam ise, henüz konuşamadığı için, bize bakıp gülümsemekle yetiniyordu. Şoför de yanımdaydı... Hastamız bir süre sonra kendine geldi. Onu tekrar arabaya bindirip evine götürdük. Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve oğlunu da alarak sokağa fırlamıştı. Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve büyük bir sevinç içinde kucaklaştılar.

Saatlerce süren yorgunluğumuzdan eser bile kalmamış, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karşısında gözlerimiz dolmuştu. Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumu sordum. Başını sallayarak:

-Borçlu değil, alacaklısın dostum! .. dedi. Çünkü böyle bir iyiliğe beni de ortak ettin. Ama belki de yirmi yıldır ağlamayı unutan bir adama bu güzel duyguyu hatırlattığın için, alacaklı duruma düştün.

O mert adamla kucaklaşıp ayrılırken, gecenin ayazını hissetmiyor ve evime yürüyerek dönmek istiyordum. Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde, yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim.

(Alıntı)

3 Temmuz 2007 Salı

KAN BAGISI

Kan bağışı yapın, kan bağışı yapılmasına önayak olun!

Aşağıda kan bağışı hakkında kısa bir bilgi ve kan bağışı sırasında doldurmanızı isteyecekleri formdaki soruları bulacaksınız. Hiç ihtiyaç duymamanız dileğiyle sizi ihtiyaç duyanlar, zor durumdaki hastalar ve hasta yakınları için kan vermeye davet ediyoruz.


KAN BAĞIŞI

Ülkemizde genel olarak kan bağışlama alışkanlığının yerleşmemiş olması kan ve kan ürünleri açısından bir kaynak darlığı oluşturmaktadır. Hastalarımız için gereken kan ve kan ürünü ihtiyacımızı, resmi Kan Merkezlerinden karşılama çabamız, o kurumların da sınırlı olanakları nedeni ile bazen sonuçsuz kalmaktadır.
Bu nedenle hastanemizde, acil kan ihtiyacı olan, ameliyat olacak veya kronik kan hastalığı nedeni ile sürekli kan alması gereken hastalarımız için gerekli kanı, onların yakınlarından veya çevremizdeki kan verme duyarlılığı gösteren kişilerden yararlanarak, temin etmeye çalışıyoruz.
Kan bağışlamak tamamen gönüllülük esasına dayanır, hiç kimse bir diğerini kan bağışı için zorlayamaz !

Kan bağışında bulunmadan önce bunun için uygunluğunuzu lütfen kontrol ediniz !

KİMLER KAN BAĞIŞLAYABİLİR ?

18-60 YAŞ ARASINDAKİ KADIN VE ERKEKLER,
VÜCUT AĞIRLIĞI 50 Kg'ın ÜZERİNDE OLANLAR,
KAN BASINCI SİSTOLİK 100-200 mm/Hg, DİASTOLİK 50 - 100 mm/Hg OLANLAR,
VÜCUT ISISI 37.5 ° C'nin ALTINDA, NABIZ SAYISI 50-100/dk. OLANLAR,
HEMATOKRİT DEĞERİ %38'in ÜZERİNDE OLANLAR,
HEMOGLOBİN DEĞERİ, KADINDA 12.5 g/dL, ERKEKTE 13.5 g/dL'nin ÜZERİNDE OLANLAR,
SON BAĞIŞ TARİHİ ÜZERİNDEN EN AZ ÜÇ AY GEÇMİŞ OLANLAR.


KİMLER KESİNLİKLE KAN BAĞIŞI YAPAMAZLAR?

HBsAG, HCV, ANTİ-HIV VEYA VDRL TESTİ POZİTİF OLANLAR,
KALP HASTALARI,
ASTIM HASTALARI VE ALLERJİSİ OLANLAR,
EPİLEPSİ HASTALARI (SARA HASTALIĞI OLANLAR),
YÜKSEK TANSİYONU OLANLAR,
SÜREKLİ İLAÇ KULLANANLAR,
HAMİLE BAYANLAR,
KALP HASTALARI,
İMMUN YETMEZLİĞİ OLAN HASTALARIN 1.DERECEDEN YAKINLARI.

Kan bağışında bulunmadan önce, gönüllü vericilerin kan vermelerinin kendileri açısından uygunluğu kontrol edilir. Bu nedenle, kan sayımı için önce bir tüp kan alınır, tansiyon ve nabız kontrol edilir. Eğer bunlar uygun ise kan verecek kişinin arkadaki sorgulama formunu doğru olarak doldurması istenir.
Kanınız, B ve C tipi sarılık, AIDS ve FRENGİ gibi hastalıklar yönünden kontrol edilmiş olacaktır. Kan verme işlemi sırasında her kişi için ayrı steril iğne ve kan seti kullanılmaktadır.
"Donör Sorgulama Formun" daki sorular kan vericisi ve kanı alacak olan kişiyi korumak amacıyla düzenlenmiştir. Unutmayınız ki verdiğiniz kan korumasız, şuuru kapalı, kanı reddetme şansı olmayan masum bir hastaya ya da yeni doğmuş bir bebeğe verilebilir.
Örneğin AIDS virüsü taşıyor olabilir, kendinizi iyi hissetseniz dahi bu virüsü bulaştırabilirsiniz.
Formu doldurduğunuzda kafanızda kan verme konusunda hala şüpheleriniz varsa kimseye bir açıklama yapmadan Kan İstasyonunu terkedebilir veya Kan İstasyonunu sorumlusu ile özel olarak görüşebilirsiniz.


TEŞEKKÜR EDERİZ !




Form No/Nr.: 6220.162 Rev No/Nr.: 00

Evet Hayır

Bugün kendinizi kan verecek kadar iyi ve sağlıklı hissediyor musunuz?

Daha önce hiç kan verdiniz mi?

Son 2-3 ay içinde kan veya kan ürünü (plazma, trombosit v.b. ) verdiniz mi?

Hastane, doktor, hemşire, iğne, kan tutma v.b. korkularınız var mı?

Son 3 gün içinde aspirin veya aspirin benzeri ilaç kullandınız mı?

Son 3 gün içinde dişhekimine gittiniz mi?

Son 1 ay içinde aşı yaptırdınız mı?

Son 1 ay içinde ilaçla veya başka bir şekilde tıbbi tedavi gördünüz mü?

Şeker hastası mısınız veya tedavi görüyor musunuz?

Sara (epilepsi) hastası mısınız veya tedavi görüyor musunuz?

Bugüne kadar kalp, akciğer, böbrek hastalığı geçirdiniz mi?

Bugüne kadar hiç sarılık (10 yaş sonrası), karaciğer iltihabı, karaciğer hastalığı geçirdiniz mi?

Son 1 yıl içinde sarılıklı veya hepatitli bir şahısla yakın ilişki içinde oldunuz mu?

Size hepatit immünglobülini (serumu) verildi mi?

Son 1 yıl içinde size kan veya kan ürünü verildi mi?

Doku veya organ nakli yapıldı mı?

Son 1 yıl içinde önemli hastalık (doktor kontrolünde) ameliyat geçirdiniz mi veya size cerrahi bir müdahalede bulunuldu mu?

Bugüne kadar kanser, kan hastalığı veya kanama problemli bir hastalık geçirdiniz mi?

Son 3 yıl içinde yurt dışında bulundunuz mu?

Son 1 yıl içinde kulak veya cildinizin başka bir yerini deldirdiniz mi?

Döğme, akupunktur yaptırdınız mı?

Kaza ile iğne batması oldu mu?

Bugüne kadar pıhtılaşma (hemofili gibi) hastalığı nedeniyle faktör konsantresi kullandınız mı?

Böyle bir uygulama içerisinde olan bir şahısla bir kez dahi olsa seks yaptınız mı?

1 yıl içinde kuduz aşısı oldunuz mu? Sahipsiz veya şüpheli bir hayvan tarafından ısırıldınız mı?

Son 1 yıl içinde frengi (sifilis) testiniz pozitif oldu mu? Veya bu süre içinde sifiliz, bel soğukluğu hastası oldunuz mu?

Veya tedavi gördünüz mü?

Bugüne kadar size büyüme hormonu (growth hormon) verildi mi?

Verem hastalığı geçirdiniz mi?

Yakın zamanda tekrarladı mı?

Sedef hastalığı geçirdiniz mi?

Bu hastalık için ilaç (Tegison) kullandınız mı?

Sivilce tedavisi için ağızdan ilaç alıyor musunuz?

Son 3 yıl içinde sıtma hastalığı geçirdiniz mi?

Sıtma hastalığı tedavisi gördünüz mü?

Son 1 yıl içinde para karşılığı seks yaptınız mı?

Bugüne kadar homoseksüel biriyle, son 1 yıl içinde yabancı uyruklu biriyle seks yaptınız mı?

Bugüne kadar uyuşturucu (eroin, esrar v.s.) kullandınız mı?

Uyuşturucu kullanan biriyle bir kere bile olsa seks yaptınız mı?

AIDS misiniz?

Şüpheleriniz var mı?

Bu özellikte olan biriyle hiç seks yaptınız mı?

Kan testi yaptırmak için mi bağışta bulunuyorsunuz?

Bugüne kadar; beklemediğiniz hızlı kilo kaybı, gece terlemeleri, deri altında veya üstünde mavi,mor lekeler, bir aydan fazla süren bezeler, 10 günden fazla süren yüksek ateşli hastalık, uzun süreli tedaviye cevap vermeyen ishal, ağız içinde beyaz lekeler, alışılmadık yaralar oldu mu?

Kadınlar için: Son iki ay içinde düşük yaptınız mı?

Kürtaj oldunuz mu?

Hamile misiniz?

Hamilelik şüphesi duyuyor musunuz?

Şu anda adet görüyormusunuz?

Veya adet dışı kanamanız var mı?
Yukarıdaki açıklamaları okuyup sorulaı doğru olarak yanıtladım. Kan vermemde bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Kanımı alacak olan doktor, hemşire ve laboratuvar teknisyenlerini, kan vermemin oluşturabileceği tıbbi yan etkilerden kanun karşısında kendim veya vekillerim tarafından yapılacak olan her türlü şikayet ve tazminat taleplerinden sorumlu tutmayacağımı bildiririm.
Bağışladığım kan ve ürünlerinin, adına bağış yaptığım hasta için kullanılmadığı takdirde, ihtiyacı olan herhangi bir hasta için kullanılmasına izin veriyorum.

Bağış Yapanın,
Adı, Soyadı : Yaş / Cinsiyet : Tel. No.:
İmza : Protokol No. : Torba No:
Bağış Nedeni : RED NEDENİ :

Form No/Nr.: 6220.162 Rev No/Nr.: 00

www.amerikanhastanesi.com.tr

26 Haziran 2007 Salı

Kan Bankasi - Acil Kan İhtiyaclari

KAN BANKASI WEB SİTESİ

Bu siteyi oluşturmaktaki temel amacımız, yaklaşık olarak 1 sene önce bir dostumuzun küçük oğlunun okulda soba ile bir kaza sonucu yanarak ağır yanıklar içerisinde hastaneye kaldırılması ve hastanede kaldığı süre içerisinde ihtiyacı olan kanı gerekli zamanlarda bulamayıp yaşamına veda etmesidir.

Sinan'ın yaşama umudu sadece AB Rh (-) kanın bulunmasına bağlıydı. Ağır yanık tedavisi gören, Ankara Numune Hastanesi'nde gün aşırı Kan verilen Sinan'ın yaşamı. Sinan henüz 11 yaşındaydı. Göreceği, mutlu-mutsuz olacağı yaşayacağı güzel yıllar vardı. Sinan ve onun gibi kan ihtiyacı olan nice hastaların, kan verecek gönüllülerin, bir birlerine internet ortamıyla ulaşabilecekleri bir site olmalı diye düşünerek yola çıktık.

İnternet sadece eğlence aracı olarak bir iletişim sistemi değil, topluma hizmet de eden bir bilişim aracı da olmalıydı. Bu düşünce ile hazırlandı Kan bankamız.


Sinan'ımızı yaşatamadık, o kaderine yenik düştü. Diğer Sinanların yaşama umutlarının, ölmeden ellerinden alınmaması için kan bankası var, hep sizinle olacak. Sinanların ve tüm insanların yaşama umudu için, umudu biten insanlar ölmeden önce ölen insanlardır. Umutlarımızın hep varolması dileğiyle.

KANbankasi.gen.tr sitesi tüm Türkiye'nin. Biz sadece bu projeyi başlatan kimseleriz.. Proje sahibi ve sorumlusu bizler elimizden geldiğince bu siteyi desteklerinizle ayakta tutmaya çalışıp büyütmeye çalışacağız.Her zaman yardımlarınızı bekliyoruz.

Vereceğinizi umduğumuz destekleriniz için şimdiden teşekkür eder, saygılarımızı sunarız.
Lütfen site hakkında istek, öneri ve eleştrileriniz için bizlerle iletişim'e geçin.

Bizlerle iletişim için bilgi[at]kanbankasi.gen.tr adresini kullanabilirsiniz.
Oğuzhan ve Hidayet'e teşekkürler. Güzel bir oluşum meydana gelmiş
sayelerinde.
Toplumsal

14 Haziran 2007 Perşembe

Otobuste - Metroda - Vapurda - Tunelde ve Hatta Ucakta Türk İnsanı

Bu yazımızda insanımızın içinde bulunduğu "kaçıyor" psikolojisini inceleyeceğiz. İnsanımız kaçıyorcasına koşturuyor sürekli. Metroda, vapurda, otobüslerde, trende, uçakta karşılaştıklarımız bize günümüz Türk toplumunun sürekli bir şeyleri kaçırmak modunda yaşadığını gösteriyor.

OTOBÜSLER - İETT
Durağa yanaşan otobüse neden bir çok kişi hücum eder. Neden durakta bir sıra yoktur ve neden zar zor oluşturulan sıraya girilmez. Neden siz otobüse binerken arkadan birilerinin otobüs sanki kaçacakmış gibi sizi ileri doğru itip durması... Ve neden binen her insanın arkaya doğru ilerlemek yerine orta yerde dikilip durması. Her zaman aynı teranelerin yaşanması. Neden yaşlı veya oturmaya ihtiyacı olan kişilere yer verilmez. İnsanlar küçük çocuklarını yanlarındaki boş koltuğa yerleştiriyorlar. Bir yaşlı ayakta kaldığında ise umurlarında bile olmuyor. Bunu yapan özellikle değerli bayanalarımızdır. Babalardan bu tarz harekette bulunanı görmedim henüz. Babalar genelde ihtiyaç sahiplerine kendileri yer veriyorlar. Problem daha yok mu ? Tabi var.. İETT var, toplumumuzdan kişiler var..! Daha olmaz mı...! Bunlar sadece ilk akla gelenler.

VAPUR
Vapur daha yanaşmadan neden inmek için hamle yaparız. Neden iskelenin kapıları açılmadan önce birbirimizin önüne geçmek için stratejiler üretiriz. Neden kapılar açıldığında en iyi yerlere oturmak için "kaçıyor" psikolojisine gireriz. Neden! Neden! Neden!

METRO
Daha metroya inerken başlar koşuşturma ve "akıllı" geçinmek. Bazı akıllılar metrodan çıkanlara ayrılan merdivenleri kullanarak kendilerini fazladan bir kaç adım atmaktan kurtarırlar. Diğer daha da çok "akıllı" olanlar ise engelli ve yaşlı asansörüne saldırırlar. Özellikle bu kişiler söz konusu olunca sinirlerime hakim olamıyorum. Bu nasıl bir görmemişliktir. Diğer taraftan metro yanaşırken perona insanlar hemen kendilerini içeri atacak bir kapı tutturmak için durdu zannedip kapıların peşinden koşarlar..! İki üç tane kapı mesafesini koşarak kovalayanları hatırlıyorum. Bu da yetmez; metro durur ve sakin sakin binmek için ilerlersiniz. Bir bakarsınız ki yandan birisi önünüze doğru atlıyor. Çarpmamak için yol verirsiniz. Bu konuda da fazlasıyla sinirliyim maalesef.

VE UÇAK..
Toplumumuz bir teknolojik imkanı daha kendine benzetmek üzere. Eğer eğitim sistemimiz yanıt vermezse uçaklar da eskiden köylerimize gitmek için kullandığımız eski otobüs ortamlarına dönecek. Uçağa binerken bir koşuşturma zaten var. Ama binişte önce binmek, eşyaları yerleştirmek ve inişte de önce inmek, eşyalarını hemen almak tam bir sıkıntı yaratıyor. İnsanlar daha uçak durmadan eşyalarına yöneliyorlar. Telefonlarını kapatmayı unutanlar, çocuğunun yaptığı gürültüden başkalarının da kendileri gibi rahatsız olmadığını düşünenler var. En son yaptığım yolculukta hemen yanımda ve hemen arkamda oturmakta olan iki küçük çocuk bana dünyayı dar ettiler. Ve aileleri bu konuda herhangi bir adım atmadılar. Yola çıkmadan başladılar mesailerine ve yol bittiğinde serviste bile kurtulamadım şamatalarından. Çocuklar çok tatlıdır. Ama toplu taşıma araçlarındayken maruz kalırsanız yolunuzun uzadığını hissedersiniz.

YORUM
Bütün bu gözlemlere ulaşmamda yaptığım iş ve diğer gezilerim etkili olmuştur. Benim kadar başka kimler rahatsız oluyor bilemem ama sanırım bu sayı biraz yetersiz. İnsanlar günlük koşuşturma içinde kendilerini bile dinleyemedikten sonra çevrelerine mi dikkat edecekler. İnsamızı bazen eleştiriyorum ama onun içinde bulunduğu şartların zorluğunu da iyi biliyorum. Her bakan göremez belki ama görmek için de bakmak gereklidir. En azından baktığımızda insanlarımızın yaşam şartlarının çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Eğer refah düzeyi yükselirse o zaman olgunlaşma da toplumda yerini alacaktır.

9 Haziran 2007 Cumartesi

Bizim Millet!

Bizim milletin yaptıklarına, hareket tarzına hiç mi hiç anlam veremez oldum. Yolda yürümeyi bilmeyen bir milletimiz var. Nasıl olur da insan bu kadar dikkatsiz, karşısındaki insana saygısızca yaşar gününü..!

Yolda yürürken bile rahat edemezsiniz ülkemizde maalesef. İnsanlar ne geliş yönüne ne de gidiş yönüne dikkat ederler. Normalde bizlere ilkokuldan, anaokulundan itibaren öğretilir giderken sağdan yürümek olayı. Her zaman yolun sağından gidilmesi gerektiği anlatılır derslerde. Ama uygulamada yine büyük bir eksiklik var. İnsanlar yollarda, kaldırımlarda saçma sapan şekillerde hareket ediyorlar. Kaldırımın sağı ya da solu onlar için bir. Halbuki yolun sağından gitmeyi akıl edebilse karşısından gelenin yolunu kesmemiş olup oluşan düzene katkıda bulunucaktır. Ama bizim insanımızın kafası her daim meşgul, her daim başka yerlerde.

Yolun sağından gitmek bir yana; hayatı çekilmez hale getiren bir düşüncesizlik var. Yolda ya da kaldırımda yürüyen gruplar. Bir kişiden fazla olan insan grupları yola yanyana dizilirle ve yolu geçişe kapatırlar.. Arkadan ya da karşıdan gelen insanlar umurlarında bile olmaz..

Bu sinir bozucu bir durum. Bu şekil yanyana dizilmiş insanları görürsünüz ve yanlarından hafifçe kenara kayıp yol vererek geçmeye çalışırsınız. Ve karşı taraftan yol verme gibi bir anlayış göremezsiniz. Eğer siz dikkatli olmazsanız belki de çarpışacaktınız. Belki de siz şanslı olmasaydınız kavga gürültü olacaktı. Belki de siz şanslı olmasaydınız güzel bir dayak ile güne devam edecektiniz :)

İnsanlarımız bize günlük hayatı çekilmez hale getiriyorlar bazen. Özellikle bayan vatandaşlara büyük bir sitemim olacak. Neden yolda yürürken sağınıza solunuza dikkat etmezsiniz. Ben günlük hayatta sürekli dikkat halindeyim. Mümkün oldukça bayanlara yol veririm. Ama bazen sıkışık bir yolda kenara çekilmeme rağmen karşımdaki bayandan omuz yiyorum.

Bir defasında diye yine bir anımı anlatacağım :D

Antepte bir kaç günlük misafirim. Arkadaşlarla çarşıda yürüyoruz. Nereden geldiğini anlamadığım bir bayandan çok sağlam bir omuz darbesi aldım. Beni öyle bir sarstı ki anlatmak için argo tabirlere ihtiyaç var.. Geriye döndüm şoktan çıkınca. Böyle bir şey olamaz.. Bana çarpan kadın hiç bir şey olmamış gibi yürüyor. Arkasından seslendim, bağırdım, çağırdıysam da para etmedi. Belki bir sinek dokundu arkadaşa :)
O kadar minik de değilim ama ne diyeyim...!

Eğer bu satırları okuyan bir bayan varsa; lütfen biraz daha fikkatli yürüyelim kaldırımlarda falan :) Bayanlar nadide çiçeklerdir. Biz her zaman kabalığı erkeklerden görüyoruz diye şikayet ediyoruz ama onlarda da bazen olumsuz hareketler görüyoruz..

16 Nisan 2007 Pazartesi

Otobüs Durakları- Toplum ve İett Halleri

Bu yazıyı yazmak imkanı bulduğum için o kadar mutluyum ki anlatamam..! Nedeni ise ya sinir olduğum toplum parçaları ile ya kavga edecek olmam ya da en azından burada yazıya dökerek rahatlamamdır. Kavga tercih edeceğim bir yol değil. Çünkü toplum parçaları üç-beş kişiden oluşmuyor. Bir yığından bahsediyoruz. Konuya gelirsek eğer... Paylaşmak istediğim ilk bozuk kültür örneği İETT otobüs duraklarında gördüklerim ve bizzat olayların içinde yer aldığım can sıkıcı bazı durumlar olacak..
Bunlardan ilki otobüs geldiği zaman insanların birbirlerinin önüne atlamaları. Otobüs kaçıyor ya hani...! Önce binmek lazım belki cam kenarı boştur! Oysa ki otobüs ağzına kadar dolu zaten. Öyleyse ayakta durmaya konforlu bir yer lazım insana, nedeni belki de budur..?
Ne olursa olsun ben oturacağım mantığı var. Boşalan bir koltuk olduğu zaman etrafını inceleyip de ihtiyaç sahibi olabilecek biri var mı diye kontrol eden yok. Ya da gerçekten yaşlı bir insan varsa yer vermeye tenezzül bile etmeyen bir çok insan var. Bunların yerine ben utanıyorum genç olduğum için. Yüzlerine bakıyorum sert sert. Ama nafile! Onlar da bu toplumun bir parçası haline gelmişler.
İnsanlar özellikle akşam eve dönerken stressli oluyorlar ve birbirlerine sataşmak için en küçük nedenler büyüyor. Bir cam açma olayı bile kavgaya dönebiliyor. Ve yine toplumsal duyarlılığı yüksek insanlar az da olsalar aradan çıkıp olayı yatıştırıyorlar. Diğer toplum parçacıklarına kalsa kavgada taraf olup stress atmak isteyeceklerdir. Bu İETT ortamlarında çok sık yaşadığım toplumsal bir olay haline geldi.
Genel bir özet ile devam edecek olursak eğer insanların bencil bireyler olarak bencil bir toplum yapısı oluşturduklarını görüyoruz. Bir bir daha iki, iki iki daha üç derken benciller ordusu bir toplum haline gelmiş. Hiç kimse diğerine jest olsun diyerek yol vermiyor ki. Veya gerçekten ihtiyacı var, yorgun, yaşlı deyip de yer vermiyor bir diğerine. Otobüs daha durağa yanaşmadan önüne atlayanları göreceksiniz mutlaka. Toplum toplum dedikleri bir ceza olsa gerek diyorum başka bir şey diyemiyorum.