Sigara içen bir anne veya baba, her nefeste, aynı zamanda, bebeğini de zehirliyor. Bilim adamları, ebeveyni sigara içen bebeklerin idrarlarında, kansere neden olan kimyasallar bulunduğunu açıkladı.
Minnesota Üniversitesi Kanser Merkezi’nden Profesör Dr. Stephen S. Hecht, çocukların yanında kesinlikle sigara içilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Sigarada bulunan NNK (4-(metilnitrosamino)-1-(3-piridil)-1-bütanon) isimli kanserojen kimyasal, insan bedeninde, kansere neden olan NNAL (4-(metilnitrosamino)-1-(3-piridil)-1-bütanol) kimyasalının üretilmesine neden oluyor.144 bebeğin katıldığı araştırmada, aile bireylerinin içtikleri sigara nedeniyle çevresel kanserojen etkiye maruz kalmış bebeklerin %47’sinin idrarında NNAL tespit edildi.
Hecht, bebeklerde belirlenen NNAL miktarının, pasif içici durumundaki çocuklarda ve yetişkinlerde görülen seviyeden çok daha fazla olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “NNAL, sigaraya özgü NNK kanserojen maddesinin, açık bir göstergesidir. NNAL’ye sigara içmeyen veya pasif içici olmayan bebek, çocuk, veya yetişkin, hiç kimsede rastlayamazsınız.”
Daha önce yapılan başka bir çalışmada ise, annesi hamileliği boyunca sigara içmiş yeni doğan bebeklerin idrarında, pasif içici olan diğer bebeklere göre üçte bir oranında daha fazla NNAL bulunduğu belirlenmişti. Bu bebekler, ne yazık ki daha anne karnındayken, plasenta yoluyla kanserojen maddelere maruz kalıyorlar.
Yapılan çalışmada, idrarında NNAL tespit edilen bebeklerin ebeveynlerinin haftada ortalama 76 sigara içtikleri bildirildi. Yapılan çalışmaların, erken dönemde sigara yoluyla kanserojen maddelere maruz kalan bebeklerin genetiklerinin, ne şekilde etkilendiğini açıklamak için henüz yetersiz olduğunu söyleyen Hecht, bu araştırmayla, çocukluk döneminde pasif sigara içicisi olan kişilerde kanser riskinin yüksek olduğunun ortaya konduğunu belirtiyor.
14.01.2008 11:08:00
RealAge
14 Ocak 2008 Pazartesi
Pasif Sigara İcicisi Bebeklerde Kanser Riski
Meme Kanseri
Meme Kanseri
Kadınlarda en sık görülen kanser türünü oluşturan meme kanseri, nadir olarak erkeklerde de gelişebiliyor. Uzmanlar dünyada her 10 kadından birinin yaşamının herhangi bir döneminde meme kanserine yakalandığını belirtiyor.
Bazı ülkelerde ise örneğin ABD’de her 8 kadından biri bu kanserin pençesine düşüyor. Ancak bu karamsar tablo karşısında paniğe kapılmanıza gerek yok, çünkü meme kanseri erken teşhis edildiğinde artık ölümcül bir hastalık olarak görülmüyor.
Meme Kanseri
Belirtileri Nelerdir?
Meme kanserinde önemli olan belirtiler ortaya çıkmadan hastalığı yakalamaktır. Belirtilerin gelişmesi, hastalığın ilerlediği anlamına gelmektedir.
Meme kanserinde en sık görülen belirtiler ise şunlardır:
Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle,
Memenin boyutunda veya şeklinde oluşan değişiklik,
Memebaşından kanlı akıntı gelmesi,
Memenin veya meme başının derisinde şekil ve renk değişikliği,
Meme veya memebaşının özellik değiştirmesi (örneğin memebaşında çekintiler),
Memede kitle olmamasına rağmen koltukaltında ya da boyunda bir beze oluşması olarak sayılabilir.
Meme Kanseri
Risk Faktörleri Nelerdir?
Yaş ilerledikçe meme kanseri riski artıyor.
Bunun yanı sıra, ailede meme kanseri öyküsünün bulunması, erken yaşta adet görmek (12 yaş altı), doğum yapmamak, ilk doğumu 30 yaş sonrasında yapmak, geç yaşta menopoza girmek, özellikle menopoz sonrası kilo alımı, sigara tüketmek ve düzenli alkol almak riski artırıyor.
Bu faktörler söz konusu olduğunda hormon kullanımı da meme kanseri riskini artırıyor. Memede oluşan bazı selim hastalıklar tek başlarına risk teşkil etmeseler de diğer faktörlerin mevcut olduğu durumlarda riski artırıyorlar. Ancak meme kanseri hiçbir risk faktörüne sahip olmayan kadınlarda da ortaya çıkabiliyor.
Meme Kanseri
Erken Tanı İçin Neler Yapmalıyım?
Her kadının 20 yaşından itibaren, her ay kendi kendine meme muyenesi yapması gerekiyor.
40 yaşından itibaren her yıl bir kez doktor tarafından muayene edilmesi de erken tanı için çok önemli. Risk faktörlerine sahip olan kadınlar, örneğin ailesinde meme kanseri sık görülenler ve hormon kullananlar ise bu muayenelere 20 yaşından itibaren başlamalı.
Ayrıca her kadın 40 yaşında ilk mammografisini çektirmeli ve bu işlemi yılda bir kez tekrarlamalı. Bu yönteme, ailesinde sık meme kanseri görülenlerde veya risk taşıyanlarda erken yaşlarda da başvurulabiliyor.
Meme Kanseri
Tanı Nasıl Konuluyor?
Memede şüpheli bir kitle bulunması halinde tanı koymak için biyopsi yönteminden yararlanılıyor.
Biyopside ideal olan tümörün tamamının çıkartılması. Ancak özel durumlarda iğne biyopsisi de yapılabiliyor.
Meme kanseri tanısı konan hastada, hastalığın erken evrede olup olmadığının, başka organlara yayılıp yayılmadığının da araştırılması gerekiyor.
Meme Kanseri
Nasıl Tedavi Ediliyor?
Cerrahi tedavi, ilaç tedavisi (kemoterapi ile hormonal tedavi) ve radyoterapiden yararlanılıyor. Bu yöntemlerin birkaçı, hastalığın durumuna göre birlikte kullanılabiliyor.
Cerrahi tedavi:
Kanser bulunan memenin tamamen alınması veya tümörlü dokunun çevresiyle birlikte çıkartılarak memenin korunması şeklinde olabiliyor. Yapılacak olan ameliyatın türüne, hastalığın durumuna göre genel cerrah tarafından karar veriliyor. Meme ameliyatıyla birlikte o bölgedeki koltukaltı lenf bezleri de çıkartılabiliyor. Bazı durumlarda özel bir boya ile lenf yolları boyanarak (nöbetçi lenf bezi biyopsisi ile) koltuk altı ameliyatının yapılıp yapılmayacağına karar veriliyor. Bekçi lenf bezinde kanser hücrelerinin bulunmadığı belirlenirse, koltukaltındaki diğer lenf bezlerine yayılma olmadığı öngörülerek bu bölgeye başka bir girişim yapılmadan ameliyat tamamlanıyor. Biyopsi sayesinde koltukaltındaki lenflerin alınması sonucu oluşabilecek kolda şişme, enfeksiyon ve ödem gibi riskler ortadan kalkıyor.
İlaç tedavisi:
Meme kanserli hastada, tümörün durumuna göre ameliyattan önce veya sonra ilaç tedavisi gerekebiliyor. Bu tedavinin ne şekilde gerçekleşeceği tümörün özelliklerine göre belirleniyor. İlaç tedavisi, kemoterapi denilen kanser hücrelerini öldüren ilaçlarla veya hormonlarla yapılıyor. Kemoterapi genellikle serumla veriliyor, ancak ağızdan alınanlar da olabiliyor. Kanser oluşumunda önemli rol oynayan östrojen etkilerinin yapımına karşı hormonal ilaçlar da kullanılıyor. Bunlar genellikle ağızdan alınan ilaçlardan oluşsa da enjeksiyon şeklinde olanları da mevcut. Hastalık başka organlara yayıldığı takdirde ilaç tedavisinden yararlanılıyor.
Radyoterapi:
Gerektiği durumlarda memeye ve yayılma riski olan lenf bezlerine yapılan ışın tedavisi olarak da biliniyor. Memenin tamamen alınmadığı meme koruyucu ameliyatlardan sonra mutlaka radyoterapi uygulanıyor. Memenin tamamen alındığı durumlarda ise tümörün bazı özelliklerine göre veya lenf bezlerine yayılması halinde yine radyoterapiye başvuruluyor. Kanserli hücrelerin kemiklere yayılması durumlarında gerek görülürse yerel olarak radyoterapi yapılabiliyor.
Meme Kanseri
Meme Rekonstrüksiyonu Uygulaması
Ne zaman uygulanmalı?
Meme rekonstrüksiyonu; meme kanseri nedeniyle cerrahi olarak alınan memenin yeniden yapılması işlemine denilmektedir. Rekonstrüksiyon, memenin alınmasını izleyerek aynı ameliyatta veya aylar ya da yıllar sonra gerçekleştirilebiliyor. Ameliyattan sonra radyoterapi tedavisi düşünülüyorsa, rekonstrüksiyonun genellikle bu tedaviden sonra yapılıyor.
Kemoterapi ise rekonstrüksiyon için bir engel oluşturmuyor ve işlemin uygulanmasını geciktirmiyor.
Doku veya protez...
Rekonstrüksiyon için kadının kendi dokularından (otojen) ya da protezlerden yararlanılıyor. Uzmanların genel eğilimi erken ve otojen meme rekonstrüksiyonu yönünde. Bu yöntem ile hasta kadın olarak kendisini daha iyi hissediyor ve doğal kıvam ile şekilli memesine yeniden kavuşuyor.
Kadının kendi dokusu kullanılarak yapılan rekonstrüksiyonda en sık TRAM FLEP yönteminden yararlanılıyor. Burada fazla alt karın derisi, yumuşak yağ dokusuyla birlikte çıkarılan memenin yerine alınıyor. Bu teknik ile diğer memeyle aynı kıvamda ve benzer görünümde meme yapılabiliyor. Protez kullanıldığında meme alındıktan sonra cilt önce doku genişletici protez yardımıyla 2-3 ay boyunca içine serum fizyolojik enjekte edilerek genişletiliyor. Ardından genişletici etkiye sahip protez çıkarılıp kalıcı protez yerleştiriliyor.
Protezle uygulanan diğer bir yöntem ise genişleyen kalıcı protez kullanımı. Burada protez 2-3 ay boyunca içine serum fizyolojik enjekte edilerek genişletiliyor ve bu sürenin sonunda yerinde bırakılıyor. Bu yöntemde ikinci kez ameliyata gerek duyulmuyor.
Hangisi daha avantajlıdır?
Otojen rekonstrüksiyon teknik olarak daha zor ve yaklaşık 3-5 saat gibi uzun bir süreyi alıyor. Hastanede kalış süresi de ortalama 3-5 gün sürüyor. Yapılan meme, protez kullanımına kıyasla daha doğal kıvamda ve şekilde oluyor. Radyoterapiye de daha dayanıklıdır.
Protezler ise sızma, çevresinde sıvı ve kan birikmesi, asimetri bir görünüm oluşması, çevresinde ağrılı kapsül oluşumu, kıvam ve şekil olarak diğer memeye tam olarak benzeyememesi gibi riskler taşıyor. Avantajları ise teknik olarak girişimin daha kısa sürede yapılabilmesi (yaklaşık 1-2 saat) ve hastanede kalış süresinin daha kısa ortalama 1-2 gün olması.
Meme Kanseri
Nasıl Korunabilirim?
Meme kanserinden korunmak için:
* 30 yaşından önce doğum yapın
* Doğum yaptıktan sonra bebeğinizi emzirin
* İdeal kilonuzu koruyun
* Düzenli olarak spor yapın
* Kontrolsüz, gelişigüzel hormon (menopoz sonrası için ve doğum kontrol hapları) kullanmayın.
* Alkol alımını düşük düzeyde tutun
Meme kanserinin erken tanısı için her kadının 40 yaşından itibaren her yıl mammografi çektirmesi gerekiyor.
KAYNAK: Anadolu Sağlık Merkezi
+ Real Age
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:28
0
yorumlama
Kanserden Korunmak
Kanserden Korunmak
Anadolu Sağlık Merkezi doktorları tarafından RealAge için özel olarak hazırlanmıştır. Nisan, 2007 .
Yanlış beslenmenin kansere yol açan en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünürsek son yıllarda hızla değişen yaşam biçimlerimizin şekillendirdiği beslenme tarzının, kanser hastalığının artışı ile nasıl paralel olduğunu da fark ederiz. Artık çoğumuz işyerimiz ile evimiz arasındaki uzak mesafe nedeniyle erkenden uyanıyor, kahvaltıya zaman ayırmak yerine iş yerlerimizde birkaç poğaça yiyerek güne başlıyoruz.
Annelerimizden alışık olduğumuz çok emek isteyen sebze yemekleri yerine artık hazır olan ve paketinden çıkıp kolayca pişirilen yemekleri tüketiyoruz. İlle de sebze yemek istiyorsak konserveleri tercih ediyoruz. Durum böyle olunca raf ömrünü artıran katkılı maddeler de hayatımızın vazgeçilmez parçası haline geliyor. Şeker ihtiyacımızı da rafine edilmiş şeker pancarından alıyoruz.
Meyve içindeki karbonhidratın fruktoz (meyve şekeri) faydası varken iki küp kanser karıştırıyoruz çaylarımızın içine. Hafta sonları ancak yapabildiğimiz kahvaltılarımızda ise salam, sosis ve sucuğu ise gereğinden fazla tüketiyoruz. Bir de teknolojinin sunduğu boyanmış cipsleri, çikolataları, kızartmaları, kuruyemişi bir düşünün. İşte tüm bunların sonucunda da kaçınılmaz bir sonla karşılaşıyoruz; KANSER.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:27
0
yorumlama
Kanserden Korunmak icin
Kanserden Korunmak İçin
Genlerinizi değiştiremeyeceğinize göre yaşam tarzınız ve beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız akılcı değişiklerle kanserden korunabilmeniz mümkün. Bunun için sofranızda dikkat etmeniz gereken kurallar ise şöyle:
Bitkisel yağ tüketin: Fazla tüketilen yağ meme, kolon ve rahim ağzı gibi kanser türlerinin oluşma riskini artırıyor. Ayrıca doymuş yağ tüketimindeki artış yine kanser için ciddi bir risk oluşturuyor. Dolayısıyla total yağ alımımız günlük enerjinin yüzde 30’unu geçmemeli. Ayrıca doymuş yağ içeren pasta, tatlı, poğaça ile yağlı etleri alışkanlığınızdan çıkarın. Kullandığınız yağlar kesinlikle bitkisel olmalı. E vitamini yönünden zengin olan zeytinyağı, fındıkyağı ve soyayağı antioksidan özellikleriyle kanserden koruyucu etkiye sahip. Etin yağsız olan bölümlerini tercih edin, tavuk etinin derisini temizleyin.
Kırmızı etten kaçının: Kırmızı et içindeki aminoasitlerinden olan homosisteinin kanserojen etkisi mevcut. Aşırı protein alımının meme, rahim, böbrek, bağırsak ve pankreas kanserine yol açtığı tespit edilmiş. Ayrıca aşırı kırmızı et tüketenlerin diğerlerine nazaran 2.5 kat daha fazla kansere yakalandığı ispatlanmış. Bu nedenle kırmızı eti mümkün olduğunca az tüketmeye özen gösterin. Günlük protein ihtiyacınızı kırmızı et yerine beyaz etten karşılayın. Bol bol balık tüketmeye özen gösterin.
Rafine şekerden uzak durun: Rafine şeker, yani çay şekeri (sükroz) kanser riskini artırıyor. Basit şeker kullanılan tüm tatlılar da kansere yol açıyor. Dolayısıyla mümkün olduğunca basit şeker kullanılan tatlılardan kaçının.
Katkı maddelerine dikkat edin: Besinlerin raf ömrünü uzatmak, tat, renk ve koku vermek için kullanılan katkı maddelerinin birçoğu ile meyve sebzelerin olgunlaşmasında kullanılan hormonlar kanserojen etkiye sahipler. Salam, sosis ve sucuk yapımında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları da kanserojen etkileriyle tanınıyor. Dolayısıyla bu tür besinleri tüketmemeye özen gösterin. Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketin, olabildiğince doğal besin ürünleri tercih edin.
Tuz kullanmayın: Tuzun midede yine nitrit türevleri oluşturarak mide ve özefagus, kanserlerine neden olduğu biliniyor. Salamura, turşu ve tuzlama ile yapılan yiyeceklerden uzak durun. Yemeklerin pişirilme aşamasında asla tuz kullanmayın. Sonradan eklediğiniz tuzda tat eşiğinizi yavaş yavaş düzelterek azaltın.
Posalı besinlere ağırlık verin: Kompleks bir karbonhidrat olan posanın günlük tüketim miktarı kanser hastalığını önlemede oldukça etkili. Özellikle kolon kanserinden korumak için gerekli posayı kepekli ekmek yiyerek, meyve sebzeleri kabuklarıyla tüketerek karşılayın.
Taze meyve tüketimini artırın: Beslenmenizde özellikle karnabahar, lahana, soya fasulyesi ıspanak ve brokoli gibi C, A, E vitaminlerinden zengin besinleri tüketin. Ayrıca sofranızda turunçgiller, havuç, domates gibi karoteni ve selenyumu fazla besinlere yer verin. Bu besinler antioksidan etkiye sahipler.
Yani aldığınız kanserojen maddeler, bu tür antioksidanlarla karşılaştığında kanser yapıcı etkilerini kaybediyorlar. Öğle ve akşam yemeklerinde sofranızda mutlaka bir sebze yemeği olmalı. Ara öğünlerde de en az 3 porsiyon meyve tüketin. Sarmısak, soğan, maydonoz, nane gibi antioksidan etkileri çok fazla besinleri yemeklerinizde mutlaka kullanın. Özellikle sarmısak tansiyonunuzu düşürüyor ve doğal antibiyotik kimyasallarıyla hastalıklara karşı direncinizi artırıyor. Sebze yemeklerini az suda kısık ateşte pişirin, beklemeden hemen yemeyi alışkanlık edinin.
Kurubaklagilleri sofranızdan eksik etmeyin: Sofranızda haftada en az iki kez kurubaklagil olmalı. Çünkü kurubaklagiller magnezyum, folikasit ve beta karoten açısından oldukça zenginler.
Her gün yoğurt yiyin: Günde en az 2 kase yoğurt yiyin. Yoğurdun içindeki kalsiyum bağırsak kanserleri için koruyucu etkiye sahip.
Alkolden kaçının: Alkol, sigarayla tüketildiğinde oluşan fusel yağların ve benzoprin maddesinin kansorejen etkileri biliniyor. Yapılan araştırmalar sonucunda aşırı alkol alımının larink, özefgus ve dudak kanserlerine yol açtığı tespit edilmiş. Eğer içki kullanıyorsnız, alkol oranı yüksek içkiler yerine (rakı, viski, votka gibi), daha düşük alkollü (bira, şarap) olanları tercih edin. Alkol tüketimini de haftada 4-5 kadehle sınırlayın.
İdeal kilonuzu koruyun: Yapılan çalışmalarda şişmanlığın önemli bir kanser nedeni olduğu sonucuna varılmış. Sindirim sistemi, rahim ve böbrek kanserlerinin fazla kilo ile ilişkili olduğu saptanmış. Dolayısıyla siz siz olun, kanserden korunmak için ideal kilonuzu korumaya özen gösterin.
Sağlıklı ve dengeli beslenme, kanserden korunmanın en etkili yollarından birini oluşturuyor. Bunun için sofranızda sebze ve meyveyi eksik etmeyin, bitkisel yağ tüketmeye de özen gösterin.
Kanserden korunmak için bol bol sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin.
Real Age
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:26
0
yorumlama
9 Ocak 2008 Çarşamba
Baslica Hastalik Nedenleri
BAŞLICA HASTALIK SEBEPLERİ
Fazla yemek: Çok yemek yenildiği zaman midenin daha çok enzime ihtiyacı olur. Enzimleri yapmak vücut için çok güçtür ve kıymetli maddeler gerektirir. Normal bir insan için 250 gr yemek yeterlidir. Bunu hazım ettirmek için kalp hiç zorlanmadan rahat çalışır. 2 kat yemek yenirse, kalbin yemeği hazım ettirmesi ve fazlalıkları çıkarttırması için 4 kat daha fazla çalışması gerekir. Bu da kalp için çok ağırdır. Mesela bir araba düzgün bir yolda hiç zorlanmadan harcadığı benzinin 2 katını taşlı, bozuk, dik yolda harcar. Mesafe aynı ama harcadığı benzin farklıdır. Böyle zorlanarak devamlı çalıştığında motor harap olduğu gibi insanın kalbi de devamlı ve çok çalışmaktan harap olur ve çabuk eskir. Genç insanlarda organlar kuvvetli olduğu için yenilen yemekleri hazım edebilir ve fazlalıklarını çıkarabilir. Fakat organların üzerine fazla yük bindiği için çok çalışmaktan çabuk eskir, kuvvetini kaybeder, zamanla fazlalıklarını çıkaramaz olur, depo yapar, vücudu yağ ve kireç toplamaya başlar.
Bazı insanlar çok yemelerine rağmen hep zayıf kalır ve bu durumlarının iyi olabileceğini düşünür. Hâlbuki hal öyle değildir. Çok yiyip zayıf kalanlar çok yiyip şişmanlayanlardan daha kötü durumdadırlar. Çünkü şişmanlar karışık ve yanlış yedikleri yemekten oluşan zehirlerin bir kısmını, vücudun topladığı yağlarda depolayarak, bu zehirlerin organları tahrif etmesini kısmen önleyebilmektedirler. Ancak çok yiyerek zayıf kalanlarda zehirli maddeler sürekli vücut içinde dolaşır. Böylece damarlarda, eklemlerde, organlarda ve kaslarda depolama yapar. Bu insanlar genelde sinirlidirler, sık hastalanırlar ve uyku bozukluğu yaşarlar.
Karışık yemek: Birbirine uygun olmayıp, hazım için ayrı enzim isteyen yemekler karışık yenirse hazım olunmaz çürür veya mayalanır. Örnek olarak karbonhidratlar ve proteinler birbirine zıt düşer. Çünkü bunların parçalanabilmesi için her ikisinin ihtiyaç duyduğu enzimler birbirine zıttır. Bu zıtlık her iki enzimin birbirini yok etmesini sağlayarak, hazmın gerçekleşmesini engeller ve böylece hazım yapılmayınca çürüme başlar. Hazım olunamayan yemek, bağırsakta toplanır ve zamanla bağırsağı genişleterek cepler oluşturur. Bu ceplerin içinde dışkısal taşlar toplanır ve yıllarca orada saklanır. Böylece bağırsağın duvarları kanalizasyon boruları misali zehirli artıklarla kaplanır. Buna bağlı olarak bağırsak ağırlaşır, hareketi yavaşlar ve sonuçta kabızlık meydana gelir. Bu durumda vücudun intoksikasyonu katastrofik şekilde büyür. (vücutta toksin birikmesi katlanarak artar) Vücut çok halsiz kalarak yorulur, gaz ve uyku meydana gelir. Çürümüş yemekler bağırsağı zehirleyerek kana karışır. Kandan bütün organlara ve hücrelere yayılarak onları zehirler ve hastalıklara yol açar. Çürümüş ve mayalanmış yemeklerden oluşan tuzlar vücutta kireçlenme yapar.
Çok sık yemek: Yemeğin hazmını beklemeden bir şeyler yemektir. En hafif yemek 4 saatte hazım olunabilir, yemeğin ağırlığına göre hazım süresi 6–10 saate kadar uzayabilir. Bu zamandan önce bir şey yemeye başlayınca mide hazmını tamamen değiştirir ve midedeki diğer yemekler, karışık yemek gibi, hazım olmadan çürümeye başlar ve hemen gaz ve şişkinlik oluşur.
Ters yemek: Proteinli yiyecekler (et, yumurta, peynir vs.) midede uzun zamanda hazım olunur. Karbonhidratlar, tatlılar, beyaz undan yapılmış yemekler, patates, meyve vs. midede çok durmadan bağırsağa geçerek orada hazmedilir. Su direk bağırsağa geçer. O yüzden önce su içmeli sonra meyve veya tatlı yenilmeli. Sonra sebze ve proteinli yiyecekler yenilmeli. Önce yemek yenilip, sonra meyve veya tatlı yenilirse, meyve hazım olmak için bağırsağa geçemez mayalanır, bütün yemek bozulur, çok gaz olur. Yemekten sonra su veya çay içilirse, yemekten ayrılmadığı için mideyi genişletir ve hazmı zorlaştırır.
Bekletilmiş eski, ısıtılmış ve hazır yiyecekler: Taze sebze ve meyveler güneşten aldıkları enerji ile dopdoludur. Vücuda çok enerji verirler ve hazmı kolaydır. Pişirilince güneşten aldıkları enerjiyi tamamen kaybederler. Bu yemekler eskiyince (2–3 saat geçince) hiç bir enerjisi kalmaz toprak gibi olur. Eskimiş ve doğal olmayan hazır yiyeceklerin hazmı çok zor veya imkânsızdır. Yemekler piştikten sonra soğuk olarak yenilebilir (et, yumurta, sebze yemekleri, tatlılar ). Fakat fayda beklememelidir. Beklemiş zeytinyağlı yemeği tekrar ısıtmak mümkün değildir. Mikro dalgalı fırında ısıtmak ise daha tehlikelidir. Fırın çalıştığı sürece mikro dalgalar, dışarıya sızarlar ve insan vücuduna zarar verirler.
Zararlı düşünceler ve hareketler: Zararlı düşünceler vücutta fazla miktarda hormonlar çıkarır. Bu hormonlar kana karışarak zararlı zehirler çıkmasına sebep olur. Bu zehirler beyindeki su havuzlarını bulandırarak çok sinir yapar ve psikolojik ve diğer hastalıklara sebep olabilir. Sinirli olan insanlarda, karaciğer sertleşmesi, çeşitli kalp hastalıkları ve dalak hastalıkları meydana çıkmaya başlar.
Çiftçilikte kullanılan ilaçlar: (Hormonlar, suni gübreler, D.D.T ve başka zehirli maddeler) Bu ilaçlar ve D.D.T, kullanan insanların vücudunun hücrelerinde toplanarak bütün hayatı boyunca etki yapıyor. En çok da karaciğer, yumurtalıklar ve beyne zarar veriyor. Belki şimdi D.D.T kullanılmıyor fakat 35–40 yaşlarından büyük insanlarda D.D.T'den meydana gelen hastalıklar hâlâ var. Çünkü önceden kullanılan D.D.T hiç bir şekilde etkisini kaybetmez, bütün hayatı boyunca vücut onu çıkaramaz ve çocuklara da anneden süt ile geçer; çocuklara zarar vermeye devam eder.
Ev temizliğinde kullanılan temizleyici ve deterjanlar: Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, mikroplara ne kadar zarar veriyorsa akciğer, karaciğer ve beyne de aynı şekilde zarar verir. Bütün hastalıklara, ayrıca mantara yol açar. Klorlu deterjanlar (Tuz ruhu, çamaşır suyu, kezzap) bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep olur. Bu kimyasal maddeler nasıl vücudu yıpratır zarar verirse hastalıkları tedavi için kullanılan bütün kimyasal ilaçlar ve haplar da (Ağrı kesici dâhil) vücudu yıpratıyor ve zehirliyor.
Bu yanlışlıkların hastalıklara yol açma sebepleri:
Bozulmuş, çürümüş ve mayalanmış yemekler bağırsağa inince bunların meydana getirdiği zehir kana karışır, organlar alarma geçer. Vücudu korumak için bademcikler şişer, o zaman bademcikle mücadele ve onu aldırmak yanlışlık ve haksızlıktır. Zaten yemekleri düzeltince bademcik şişmesi olmaz.
Çürümüş yemekler bağırsağa inince, bağırsağın içindeki artıkları, zehirleri kana karıştırmadan çıkarma görevi yapan kılları çürütür. Bağırsakta kısım kısım kelleşme olmaya başlar. Kılların dökülmesiyle kelleşen yerlerdeki yaralar koruma görevi yapamayıp faydalılarla birlikte zararlı bütün zehirleri kana karıştırmaya başlar. Bağırsaktan zehirleri toplayan kan direk karaciğere geçer. Görevi kanı temizlemek, oradan kalbe, akciğere ve bütün hücrelere yaymak olan karaciğer kandaki pisliği, yağları ve zehirleri kendinde toplar ve büyümeye başlar. Kanı temizleyemez hale gelir. Hayat boyu vücut zehirli kanla çalışır. Dolaşan pis kan hücreleri kirletir. hücreler hasta olur.
Karaciğerin dolmasına kadar bütün hastalık sebepleri aynıdır. Karaciğer hasta olduktan sonra insanın tabiatına göre farklı hastalıklar meydana gelmeye başlar. Onun için hangi hastalık olursa olsun sebebi aynıdır. O zaman tedavi de aynıdır. Önce yemekleri düzeltmeli, sonra bağırsak temizlenip çalıştırılmalı, sonra karaciğer temizlenmeli, ondan sonra diğer hastalıklar tedavi edilmelidir.
Yemekleri düzeltmek için yemeklerin faydasını ve zararını bilmek lazımdır. Faydalı ve şifalı yemekler; su*, bal**, meyve**, sebze***, süt****.
Su: En güzel su, akarsular, bataklıktan gelen sular ve buzdan eritilmiş sudur. Su buzluğa konulup pet şişede dondurulur. Erittikten sonra suyun üzerinde ve dibinde kirler oluşur. Üzerinden biraz boşaltılıp ortası içilmeli, dibinde kalan kirler yine bırakılmalıdır. Buzdan eritilen su 12 saat canlı sudur, sonra ağırlaşır. Bu sular hafif sulardır, vücudun bunları hazmında bir zorluk yoktur. Bu suların formülü vücudun suyunun formülü ile aynıdır. Kaynatılmış, durgun ve dükkândan alınan sular çok ağırdır. Vücut bu suları diğer sular gibi hafifletmek ve hazmetmekte zorlanır (Formül değiştirir). Sabah kalkıp abdest alındıktan sonra 3 yudum su içilirse bağırsaktaki kalıntıları indirir ve hemen büyük abdest gelir. Büyük abdest sorunu olanlar 3 yudum yerine 1 bardak su içmelidir.
Bal: En güzel ve şifalı bal, donmuş olan baldır. (Taze ve hakiki bal 3 haftadan sonra donar.) Eritilmiş ve hiç donmayan bal şifa değildir. Balın fazlası da zararlıdır. Günde 1–3 çorba kaşığı yeterlidir.
Meyveler ve Sebzeler: Çiğ olan sebze ve meyveler insanın beslenmesi için mükemmeldir ve yeterlidir. Bunların proteinleri aynen vücudun proteinleri gibidir, hazmı çok kolaydır. Meyve ve sebzeler içinde organik asitler vardır, vücut için temizleyici ve şifa vericidir. Bu organik asitler sadece çiğ olan sebze ve meyvelerde çok kıymetlidir. Mesela elma ve ıspanakta bu asitler çok kıymetlidir. Elma çiğ olarak veya sirkesi yapılarak tüketilse vücut için çok şifalıdır. Ispanak: Çiğ olarak yenildiği zaman bütün vücudun kireçlerini temizleyicidir. Pişirildiği zaman vücutta şiddetli kireçleme yapar.
Süt: Anne sütü iki yaşına kadar gerekli tek yemektir. Anne sütü olmazsa o zaman koyun veya keçi sütü insana inek sütünden daha uygundur. Bütün sütleri özellikle inek sütünü sağıldıktan sonra ılık içmek şifalıdır. Bekletilip ve kaynatıldıktan sonra içilirse yemek gibi olur şifası olmaz.
Pastörize sütlerin ise faydasından çok zararı vardır. Çünkü midede sütü hazım için sistem yoktur. Süt bağırsakta ve oradaki mikroplar ile hazım olunur. Eğer insan antibiyotik ile tedavi görmüş ise antibiyotik zararlılar ile beraber bağırsaktaki faydalı mikropları da öldürdüğü için süt hazım olunamaz. Balgam, kireçleme ve bütün damarlarda tıkanıklığa sebep olur. Yine de pastörize süt içilmek istenirse zencefil ile kaynatıp biraz ılıklaşınca bal ile karıştırarak içmektir. Zencefil sütün hazmını kolaylaştırır.
En güzel en sağlıklı olanı sütten yoğurt yapmaktır. Yoğurttaki mikroplar sütü hazmeder. Mikroplarla hazım olunmuş süt yoğurt olur ve vücut onu çok rahat hazmeder. Yoğurt sütte bulunan bütün faydaları taşır ve zararlarını yok eder. Yoğurt bir gün sonra biraz ekşiyince yenilmelidir. Mayalandıktan hemen sonra hiç ekşimeden yenilirse, süt sonuna kadar hazım olunmadan yenilmiş olur. Kefir ve kültürlemek de yoğurt gibi şifalıdır. Hatta kefir ve kültürlemek daha şifalıdır, çünkü onlarda bağırsakta bulunan faydalı mikroplar daha fazladır. Sabahları aç karna içilirse gazın yok olmasına ve bağırsakların çalışmasına yardımcı olur. Peynir yoğurtun suyu alındıktan sonra yapılır. Yoğurdun en şifalı sıfatlarını kaybeder, hazmı en ağır kısmı kalır. Peynirin hazmını kolaylaştırmak için domates salata gibi şeylerle birlikte yenilirse, bu sebzeler hafif sular taşıdığı için peynirin hazmına yardımcı olur.
3. FAYDALI YİYECEKLER
Meyveler yemekten önce veya ayrı zamanda, sebzeler yemekler ile yenilebilir. Sadece karpuz yemekten önce, sonra ve arasında yenilebilir. Bütün sebze ve meyveler tuz ve şekerle alerji yapabilir, sebze ve meyvelerin şifalı olması için karıştırmadan tek çeşit ve kesinlikle hiçbir şey eklemeden (şeker, kaymak) yenilmelidir.
Meyveler aynı cinsten olsa rengi de benzese yenilebilir. Mesela portakal greyfurt ile greyfurt mandalina ile portakal limon ile veya vişne kiraz ile yenebilir. Fakat aynı cinsten olduğu halde rengi farklı olsa, mesela biri beyaz biri kırmızı o zaman beraber karıştırarak yenilmemelidir, şişkinlik ve gaz yapar.
Limon: Limonun suyu suyla karıştırılıp aç karnına içilirse çok büyük şifadır. Kan asidini yok ediyor, bütün kireçleri eritiyor, taşları parçalayıp düşürüyor. Akciğerden balgamı çıkartıyor. Şeker veya tuzla yenilirse zehirdir.
Kavun: Yemekten ayrı yalnız yenilirse şifadır. Yemekten önce de yenilebilir. Yemekten sonra yenilirse çok zararlıdır.
Domates: Domates taze ve kabuklu yenilirse şifadır, ilaçsız ve tarladan yenildiğinde kansere karşı etkilidir. Piştikten sonra bekletilerek yenilirse vücutta taş yapar.
Patates: Çiğken kabuğuyla suyu sıkılıp, biraz su ile karıştırılarak içilirse bağırsak ve mide kanserlerine karşı etkilidir. Kabuklu olarak haşlanır veya fırında pişirilirse faydalıdır. Kabukları soyulup kavrulursa zararlıdır. Kalıntıları toplar, damarlarda tıkanıklığa sebep olur, varis ve basur yapar.
Anason: Böbrek, mesane, rahim, karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar. Baş ağrısı için, safravi hastalıklar için çayı faydalıdır. Ezilmiş anason gül yağı ile birlikte kulak hastalıkları için iyidir. Hayzı söker, süt ve meniyi çoğaltıcı, zehrin zararını gidericidir.
Hindistan Cevizi: Gözü, karaciğeri, dalak ve mideyi kuvvetlendirici, idrar getirici, toplardamarları temizleyicidir.
Tarçın: Göz perdelenmesi ve kararmasını giderici, nezleyi, öksürüğü def edicidir. Yüzdeki siğillere, titremelere, baş ağrılarına faydası çoktur. Karaciğer tıkanıklığına, rahim ve böbrek hastalıklarına faydalı, her bozukluğu düzeltici ve kalbi açıcıdır.
Zencefil: Karaciğere, mideye, bağırsağa çok faydalıdır. Devamlı zencefil kullananlarda kanser olma riski azdır. Bağırsak hastalığı olanların hepsi zencefil kullanmalıdır.
Keten Tohumu: Diş etlerindeki, yüzdeki, ses tellerindeki şişkinlikleri giderir, ses bozukluklarını anında yok eder. Böbrek ve mesane taşlarını düşürür. Meniyi çoğaltır, idrarı çoğaltır, doğumu kolaylaştırır (tesiri şehveti kamçılamaktır)
Kimyon: İdrar zorluğunu giderir, gaz çıkmasına yardımcı olur, taşları düşürür ve yaraları yapıştırır.
Kereviz: Karaciğere, böbreklere, dalağa, mesaneye faydalıdır. Kolesterolü (kanın yağını) düşürür.
Badem: İdrarı tutar, öksürüğü giderir, karaciğer ve dalak tıkanmalarını açar.
Kekik: İdrar yollarına çok faydalıdır. Mideyi, gözü kuvvetlendiricidir.
Karanfil ve Reyhan: Kalbi kuvvetlendiricidir. Basuru giderir. Koklanırsa uyku getirir.
Kepek: Yumuşatıcı ve temizleyicidir, bal ile beraber bağırsak problemlerini giderir. Dövülmüş badem ve bal ile boğaza ve öksürüğe çok faydalıdır. Sivilcelere ve saç dökülmelerine iyidir. Kırmız pancar, havuç, elma rende yapılıp kepekle karıştırılarak, zeytinyağı ve limon suyu eklenir. Bu salata kadınların güzelliği ve sıhhati için en güzel kahvaltıdır.
Nar: Kan temizleyicidir. Yeşili çok idrar yapar. Ekşisi mideye, iltihaplı hastalıklara faydalı, diyabete ilaçtır. Tatlısı boğaz ve göğüs hastalıklarına iyidir. Ateşli hastalıklara ve her derde iyi gelir. Yemeklerin en güzelidir.
Buğday ve Arpa: Arpa suyu bal ile göğüs hastalıklarına, öksürüğe, yüz sivilcelerine, yaşlılara, ameliyat geçirenlere, kalp hastalarına ve bağırsağa çok iyidir.
Çimlenmiş Buğday ve Arpa: Bir miktar dövülmemiş buğday veya arpa yıkanıp kırılmış olanlardan ayıklanır ve ıslatılır. 3 saat suyun içerisinde beklettikten sonra suyu süzülerek, üzerine ıslak bez kapatılır. Karanlık ve ılık yere koyulur. 24 saat sonra küçük filizleri çıkar, güzelce yıkanıp bal ile karıştırılarak 2-3 çorba kaşığı yenilir, kilo yaptığı için kilolu olanlara 1 çorba kaşığı yeterlidir. Yalnız olarak yemek yerine yenilmeli, yemekten önce de yenilebilir. Bütün ne hastalık olsa şifadır. Sinir sistemi hastalıklarına, bağırsağa, yaralara çok şifalıdır. (Filizleri daha büyük olana dek bekletilirse yemek zor olabilir.) 3 veya 5 gün bekletilerek filizleri uzatılmış buğdaylar eskimiş yaralar için mükemmel bir ilaçtır. Bu buğdaylar filizleri ile dövülüp beze sarılıp yara içine veya üzerine koyulur, günde 2-3 defa değiştirilmelidir. Buğdaylar ezilirken biraz ılık su ilave edilebilir. Buğdaylar kullanılmadan önce muhakkak yıkanmalıdır. En eski yaralar kısa zamanda kapanır.
Sarımsak: Kan temizleyici ve bütün hastalıkları yok edicidir. Kurtları döker ve bitleri öldürür. Günde 1-3 yutulması şartıyla.
İncir: Bütün meyvelerin faydaları içinde toplanmıştır. Kanı dondurucu, kan eritici, balgam sökücüdür. Yaraları iyileştirir, yemek borularını açar ve boşaltır, bütün hastalıklara şifadır. Elma sirkesi içerisinde sulandırılmış 3'er incir (taze veya kuru) yiyen ateşli hastalıklardan kurtulur, safradan zarar görmez. Karaciğer, dalak, böbrek, mesane tıkanıklıklarını açar.
5. DİKKAT EDİLECEK YİYECEKLER
Beyaz ekmek: Beyaz undan yapılan bütün ekmeklerin hazmı ağırdır, kanda asit yapar, toplardamarda tıkanıklığa sebep olur (varis). Mayalı ekmek kat kat ağır ve zarardır, sıcak yendiğindeyse tam zehirdir. Bütün hastalıkların meydana gelmesi için mayalı sıcak ekmek yeterlidir. Sağlıklı ve vücuda hayat veren ekmekler kepekli undan yapılan yufkalar veya natürel mayayla (Ömer otundan) yapılan ekmeklerdir. Bunlar yapılamazsa hamur turuşla da yapılabilir. Hamur turuş: Mayalanmış hamurdan bir parça ayrılıp bir daha hamur yapılıncaya kadar saklanır. Tekrar hamur yapılacağı zaman maya olarak bu parça kullanılır. Bu hamurdan da bir parça saklanıp tekrar hamur yapana kadar bekletilir. O zaman zararı tam kaybolmaz fakat azalır, hamur turuşla yapılan hamur biraz geç kabarır.
Kızartılmış yağlar: Yağ gliserin ve organik asitten oluşur. Yağ kızartıldığı zaman asit ayrılarak serbest kalır ve zehir olur. Karaciğer hastalıkları ve bağırsak kanserine sebep olur. Bütün kızartılmış yağlar kanserojendir. Patates kabuğu ile birlikte, hiç kullanılmamış yağda kızartılıp hiç bekletmeden bazen yenilebilir. 1.5 saatten sonra zehir olur. Kızartma yağını 1 defadan fazla kullanmak mümkün değildir.
Kavrulmuş kuru yemiş de zararlıdır çünkü kuru yemişlerin içinde bol yağ olduğu için kavrulduktan sonra kızartılıp bekletilmiş yağ gibi kanserojendir. Tuzlu olursa daha zararlıdır fakat taze tüketilen kuru yemiş vücut için hem çok faydalı hem şifalıdır.
Kavrulmuş kahve de kuru yemişler gibi en şiddetli kireç yapıcıdır. Taze kahve kullanılabilir (yeşil) veya taze kahve kavrulup öğütülür ve hiç bekletmeden kaynatılırsa içilebilir.
Kahve içmek isteyenler için, taze kahve bile olsa yemekten önce ve yemekten sonra içmek mümkün değildir, ayrı zamanda içilmelidir.
6. HASTALIKLAR, RAHATSIZLIKLAR,
YÜKSEK TANSİYON: Fazla ve karışık yemek sonucunda yemekler hazım olmayıp çürüyor, bunlardan meydana gelen zehirler kana karışıyor. Kan çok koyu ve köpüklü bir hale gelerek ağırlaşıyor. Vücut bu kanın organlara ve hücrelere dağılmaması için damarları sıkıyor, zehirleri daha şiddetli çıkarabilmek için damarlara baskı yapıyor ve kan hareketini hızlandırıyor. İnsanlar bunun üzerine ilaç kullanmaya başlıyorlar. Kullanılan ilaçlar damarları genişletiyor ve zehirler vücutta kalarak depolanıyor, hastalığı daha çok ilerletiyor.
Yüksek tansiyon olmaması için karışık ve fazla yememeli. karaciger temizlemesi yapmalıdır.
KALP HASTALIKLARI: Doğuştan olan kalp hastalıklarının dışındakiler yani sonradan olanların hepsi bozuk yemeklerden kaynaklanıyor. Karaciğer hastalanıp sertleştiği, kanı temizleyemez hale geldiği zaman kirli kan kalbe gelerek kalp damarlarını kirletir. O zaman tedavi için ilk yapılacak şey önce yemekleri düzeltmek, bağırsakları çalıştırmak ve karaciğeri temizlemektir. Daha sonra kalp için tavsiye edilen ilaçlar kullanılır.
TÜMÖR VE KANSERLER: Kanserin başlama sebepleri çok çeşitlidir fakat en çok yemek bozukluklarından meydana geliyor. Burada yemek bozukluğundan olan kanserden bahsedeceğiz. Yetişkin insanlarda kanser ve tümör oluşması genelde vücuttaki kireçleme 20 kiloyu geçince başlar. Kireç 15 kiloyu geçince tümörler 20 kiloyu geçince kanser başlar.
Çürümüş yemekler bağırsağa inerek bağırsağı zehirler ve kana karışır. Zehirden korunmak için bademcikler şişer. Bademcikler sık sık şişince yanlış bir uygulama olarak ameliyatla aldırılıyor. Bademcikler alınınca çürümüş yemekler bu sefer apandistin şişerek iltihaplanmasına sebep olur. Gene yanlış bir uygulama olarak ameliyatla apandisit aldırılıyor. Apandistin görevi bağırsak için gerekli mikropları üretmektir ki bu mikroplar tümör hücrelerini yok eder. Apandisit ameliyatından sonra tümör hücreleri kontrolsüz kaldığı için kanla birlikte bütün organlara gider ve tümörler oluşmaya başlar.
Rafine olunmuş yemekler: Beyaz un, şeker, rafine olmuş yağlar yenilince vücut çok enerji kazanır ve onu kullanamaz. Enerji ise vücutta hiç toplanamayan bir şeydir. Vücut onu muhakkak harcamak zorunda olduğu için, hücre ve çekirdeklerine gönderir. Hücre çekirdeklerini bozarak enerjisini kullanır ve tümörler oluşur. Kızartılmış ve bekletilmiş yağlar, kahve, kakao, bisküvi, kavrulmuş kuru yemişler de kanserojendir.
ŞEKER HASTALIĞI: Gerçek şeker hastalığı (diyabet) genç yaşlarda başlar. Bu pankreas bozukluklarına bağlıdır ve tedavi etmek çok zordur. omur boyu seker hastalrı ıcın onerılen tedavı uygulanmalıdır
İleri yaşlarda başlayan şeker hastalığı diyabet değil sadece şeker dengesizliğidir. Onlar yemekleri düzeltmeli, bağırsakları ve karaciğeri temizlemelidir. O zaman şeker yükselmez. Daha emniyetli ve çabuk geçmesi için diyabetliler için yazılanlar tatbik edilmelidir.
GUATR: Guatr vücuttaki bütün bezlerin dengesizliğini gösterir. Bütün bezler bozuk olduğuna göre, sadece guatrı tedavi etmek faydasızdır. Bütün temizlemeler yapılmalı, sonrasında guatr ıcın onerilen ozel tedavisi uygulanmalı
ROMATİZMA: Romatizmanın sebebi de bütün hastalıklarda olduğu gibi çok, karışık ve bayat yemeklerdir. Tedavisinde ilk olarak bağırsak, karaciğer ve kireçler temizlenmeli. sonrasında romatizma ıcın onerilen tedavisi uygulanmalı
DALAK: Kandaki hastalıklar genelde dalak ile bağlıdır. Hangi dalak hastalığı olursa olsun tedavisi için yemekleri düzeltmeli, muhakkak karaciğer temizlenmelidir.
GÖZ: Göz hastalıkları böbrek, ince bağırsak, karaciğer ile bağlantılıdır. Önce bu organların tedavisi yapılmalı o zaman göz tamamen iyileşmese de daha kötüye gitmez. Ayağın orta parmağında sızlama olması da göz hastalığının işaretidir.
SAÇ DÖKÜLMESİ: Saçların durumu, karaciğer, bağırsak, böbrek, akciğer ve yumurtalıklara bağlıdır. Karaciğer ve bağırsak sağlıklı olmazsa saçlarda çok dökülme oluyor. Böbrek zayıf olursa saçlar seyrek, ince ve zayıf olur. Akciğere bağlı olursa kuru ve cansız, yumurtalıklara bağlı olursa çatallaşma olur. Karışık, düzensiz ve bayat yemeklerden meydana gelen zehirli kan saç diplerine gelir, bu zehirli kan saç kökündeki soğancıkları yakar. Saçlar ve tırnaklar vücut için çöplük yerindedir. Vücut fazlalıklarını ve atıklarını saçlara ve tırnaklara gönderir. Soğancıklar tam kurursa saçlar tamamen dökülür. Kelliğin yeni başladığı kişilerde saçlar zayıf da olsa belki yeniden gelebilir. Fakat eski olan kellikte saçların çıkması imkânsızdır (Çünkü soğancıklar kurur ve hiç bir zaman çoğalmaz). Saç dökülmesinde klorlu temizleyiciler, deterjanlar ve ilaçların (kortizon, mantara karşı ilaçlar, doğum kontrol hapları v.s.) etkisi çok büyüktür.
Kimyasal madde üreten fabrikalara yakın yaşamak, trafiğin sık olduğu yerlerde çok bulunmak, bilgisayarla çok çalışmak, eski bilgisayar ve mikro dalga fırın kullanmak, saç dökülmelerine sebep olur. Mikro dalgalı fırın kullanmak bütün vücut için tehlikelidir. Yemeği tekrar ısıtmak zaten mümkün değildir.
MANTAR: Kanın p.h. dengesi bozuk olursa ve kan asitli olursa mantara sebep olur. Tedavi için yemekler düzeltilmeli, karaciğer temizlenmeli ve bütün temizlemeler yapılmalıdır.
KURT olanlarda çok farklı ağrılar olabilir buna teşhis koymak çok zordur. Her yerde kurt yumurtası bulunur. Bu yumurtalar nefes veya ağız yolu ile herkesin vücuduna girebilir. Vücut sıhhatli olursa zaten onları çıkartır, sıhhatli vücut kurtların yaşayabilmesi için müsait değildir. Vücut sıhhatsiz olup bağırsakta devamlı pislik olursa kurt yumurtaları orada yerleşir ve çoğalmaya devam eder. Veya kurt yumurtaları nefes yolu ile vücuda girip akciğere ve kalbe, kalpten de damarlar yolu ile bütün organlara yerleşebilirler. Tedavisi için kanın p.h. dengesi çok önemlidir.
Hazır yiyecekler (konserve, bisküvi, salça, kavrulmuş hazır yiyecekler, hazır meyve suları, kola, çay, kahve, çikolata, şeker, beyaz ekmek) kanda asit yapar, asitli kanın temizlenmesi çok önemlidir. Çünkü kan asitli olmamış olsa kurt yaşayamaz. Küçük çocuklarda sadece yemekleri düzeltmek ve iç çamaşırını temiz tutmak yeterlidir.
MİGREN: Migren ağrısı, safra kesesi ve kalın bağırsakla bağlıdır. Kabızlık olsa, kalın bağırsağın sonundaki kısım genişliyor. Makat etrafında yaklaşık 100 tane akupunktur noktaları vardır ve hepsi beyinle bağlantılıdır. Bu ceplerde toplanan pislik akupunktur noktalarına baskı yapıyor, migren ağrıları meydana geliyor.
Varis ve basur hastalıklarında da bağırsak çalıştırılıp, temizlemeler yapıldığında, görüntüleri tamamen düzelmese de, her hangi bir rahatsızlık vermez.
TIRNAK BATMASI: Tırnak batması ayak başparmağında olur. Başparmağın iç tarafı karaciğer, dış tarafı dalak ile bağlantılıdır. Tırnak batması tırnağın tek tarafında veya 2 tarafında olabilir. Tırnak batması olduğu zaman sadece tırnak ile uğraşmak boşuna ve faydasızdır. Yemekleri ve fikirleri düzeltmek, karaciğeri temizlemek, dalağı tedavi etmek cok daha faydalıdır.
Zatürree: Zatürree akciğerde balgam toplandığının belirtisidir. Akciğerde balgam toplanınca nefes almayı zorlaştırır. Vücut yüksek ateşle, öksürmeyle, toplanan balgamları çözmeye ve çıkarmaya çalışır. Ateş ve öksürük zatürreenin geçmesi için çok faydalıdır. Zatürreenin iyileşmesi için akciğerdeki balgamların çıkması gerekir. Vücutta ateşin başlaması koruma sisteminin güzel çalıştığını gösterir. Ateşi geçirmek için ateş düşürücüler ve antibiyotikler alındığında ateşi keser kişi iyileşmiş gibi görünür fakat balgam vücutta hapsolunduğu için daha büyük rahatsızlıklara yol açar. Antibiyotik alındığında ise zararlı mikroplar ile beraber faydalı mikropları da öldürür, vücut dirençsiz kalır.
Kabızlık : Kabızlık çok tehlikeli, bütün hastalıkları davet edici, bütün hastalıkların başlangıcıdır. Anne sütü dâhil her yemekten sonra büyük abdest olmalıdır. Kabızlık 1 günden fazla olsa kendiliğinden geçmesini beklemek mümkün değildir. 1 gün çıkarmamış olsa hemen yemekleri düzeltmek gerekir ve bagırsakları harekete gecirmek uzere gerekli tedavi uygulanmalıdır.
İdrar tutamama: İdrar tutamama bezlerden kaynaklanıyor. 2 haftadan sonra çocuğu çişe alıştırmak lazım (çok kolay alışıyor) her emzirdikten sonra çişe götürülmelidir. Bezli çocuklar idrarın birikmesini beklemeden devamlı çiş yapar ve idrar tutma kilidi fonksiyonunu kaybeder ve çalışmamaya başlar. Çocuklarda ananizmaya yol açıyor (çocuklar az idrar yapmaktan zevk alır) Makat etrafında 100'ü geçkin akupunktur noktası vardır, bunlar beyinle ve başka organlarla bağlantılıdır. Bu noktaların devamlı bezin içinde pis kalmaları çocuğun zekâsını etkiler.
Bazen çocuklarda idrar tutamama kireçlenmeden de olabilir. (Büyüklerde sebep muhakkak kireçlenmedir.) O zaman idrar kilidi refleksini kaybeder, kontrolsüz açma kapama olur.
İdrar tutamama hormon dengesizliğinden de olabilir.
Alerji: yanlışlık ve hatalardan meydana gelir. Fakat tabiatı güçlü ve dirençli olanlarda vücut hastalığı kabullenmek istemez. Vücut alerjiyi ateş ve akıntı ile çıkarmaya çalışır. Alerji de, ateş gibi tabiatı güçlü olanlarda olur. Alerji, çok güzel bir vücudu zehirden koruma hareketidir. Bu şekilde vücuttan zehirler çıkar. Alerjiden kurtulmak için ne ilaç ne teste gerek yoktur. Hemen yemekler düzeltilmeli ve vucudun kendini tedavi edebilmesi icin vucuda gerekli sure; vucudun enerjıharcamasına sebeb olmadan.. tanınmalıdır.. O zaman alerji için bir sebep kalmaz. Meyvelerden alerji olanlar meyveleri şeker, tuz, kaymak gibi hiç bir şeyle karıştırmadan ve meyveleri de birbirine karıştırmadan tek çeşit yemelidir. Ve meyve yemeyi kesinlikle bırakmamalıdır.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’
Ezgi’yle annesinin umut ’hapishanesi’ İki yaşındaki Ezgi Yağan’a çocukluk çağı kanserlerinden "Nöroblastoma" tanısı konulunca minik kız için zor günler başladı.
Yüksek dozda kemoterapinin ardından, kendi kemik iliğinden toplanan kök hücrelerin nakledileceği Ezgi, en az üç hafta, dünyayla bağlantısının kesileceği KİT (kemik iliği transplantasyon odası) odasında kalacak.
ERZURUM’da oturan ev kadını Hatice Yağan ile bir fabrikada mobilya ustası olan Selahattin Yağan çiftinin, Ebru (9) ve Edanur (7) adlı kızlarının ardından 2 yıl önce Ezgi adını verdikleri kızları dünyaya geldi. Ancak 6 ay önce minik Ezgi rahatsızlandı. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne Ezgi’ye kaynağını sempatik sinir sisteminden alan tümör (nöroblastoma) teşhisi koyuldu. Genç çift, tedavi için İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi’ne sevk edildi.
Geçen yıl aralık ayında hastaneye yatırılan Ezgi, ancak özel giysili hekim ve hemşirelerin girip çıkabildiği, tamamen steril olan KİT odasına alındı ve yüksek doz kemoterapi verilmeye başlandı. Anne kız Yağanlar, en az üç hafta dışarı çıkamayacakları odada birlikte kalırken; Prof. Dr. Savaş Kansoy da tedaviyle ilgili şunları söyledi:
"Burada amaç, tümör için verilebilecek en yüksek doz kemoterapiyi verebilmek. Bu yüksek doz kemoterapiyle tümörde büyük bir antitümör etki yaratılıyor, ama bu arada kendi kemik iliği de yok oluyor. Daha önceden kemik iliği hücresini alıp, dondurarak saklıyoruz. Kemoterapiden sonra bu toplanan kök hücreleri hastaya tekrardan veriyoruz. Yeniden kemik iliği oluşuyor. Amaç yüksek dozda kemoterapiyi verebilmek. Bu bir kez yapılıyor. 10 yıllık hastalıksız yaşam şansı yüzde 10 iken böyle hücre nakli ve yüksek doz kemoterapiyle yüzde 40’a çıkabiliyor. Yani 4 kat hastalıksız yaşam şansını artırabiliyoruz. Ezgi’yi 3 gün önce KİT odasına aldık. Yüksek doz kemoterapi uygulanmaya başlandı. Ardından da kök hücre nakli yapılacak. Nakilden sonra da en az 15 gün o odada kalmak zorunda. Yani odadan hiç çıkmadan en az üç hafta kalacak."
Yılda 3700 çocukta kanser riski
EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar, her yıl 18 yaş altı 3 bin 700 çocukta kanser beklendiğini söyledi. Kanserin genetik özelliğine dikkat çeken Kantar, çocukta görülen kanser riskinde, ebeveynin sigara alışkanlığının da önemli olduğunu kaydetti. Kanser riskinin anne karnında başladığını belirten Kantar, "Hatta anne hamile kalmadan 3 ay öncesinde bebek için kanser riski başlar ve hamilelik boyunca devam eder" dedi.
DHA
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:39
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: anne-baba, birey, çocuk, duyarlılık, kanser, LÖSEV, sağlık, yardım
30 Ekim 2007 Salı
Kanseri Neler Tetikliyor?
Kanseri neler tetikliyor?
21 ünlü uzman tarafından yapılan ve beş yıl süren araştırmadan kanserle ilgili şu sonuçlar çıktı.
Günde 1 porsiyon köfte bile kanser riskini artırıyor
Beş yıl süren araştırma sonucuna göre günde bir dubleden fazla içki de kanseri tetikliyor
Dünya Kanser Araştırmaları Fonu tarafından yapılan bir araştırmaya göre, kırmızı et ve alkol çok az miktada tüketilse bile kanser riskini artırıyor. Kamu sağlığı, diyet ve beslenme konusunda 21 dünyaca ünlü uzman tarafından yapılan ve beş yıl süren araştırmaya göre, günde 100 gram bile kırmızı et tüketmenin özellikle bağırsak kanseri riskini artırdığı belirlendi.
Uzmanlar tarafından yayınlanan tavsiye raporunda günde 80 gramın üzerinde kırmızı etin kesinlikle tüketilmemesi gerektiği kaydedildi. Rapora göre, alkol tüketiminin ise sıfır olması gerekiyor. Erkekler günde iki bardak, kadınlar ise bir bardak alkolü geçtiklerinde kanser riski katlanıyor.
HANGİ MENÜDE KAÇ GRAM ET VAR?
*Hamburger'deki köfte 110 gr.
* İskender 120 gr.
* Bir porsiyon köfte 100 gr.
Organik gıda kanser düşmanı
ORGANİK gıdalar üzerinde bugüne kadar yapılan en büyük araştırmanın sonuçlarına göre, organik besinler diğer besinlerden çok daha sağlıklı. 4 yıl süren ve tam 24 milyon dolar harcanan araştıma sonucunda organik meyve ve sebzelerin yüzde 40 daha fazla antioksidan içerdiği, diğer meyve sebzelere oranla demir ve çinko açısından çok daha zengin olduğu belirlendi.
Organik yöntemlerle üretilen sütte ise antioksidan oranı yüzde 90 daha fazla olabiliyor. Organik besin tüketenlerde kanser ve kalp rahatsızlıkları azalıyor. Bu araştırmayla AB hükümetlerinin organik yiyeceklerle ilgili tavsiye kararları alması bekleniyor.
Yazar:
Manitu
Zamanı:
19:55
0
yorumlama
19 Eylül 2007 Çarşamba
Ucretsiz Losemili Cocuklar Hastanesi
ÜCRETSİZ LOSEMİLİ ÇOCUKLAR HASTANESİ..........
Merhabalar,
LÖSEV (Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı) 3.5 yıllık bir vakıf olmasına rağmen Türkiye'nin ilk lösemili çocuklar hastanesi Lösante’yi Ankara'da kurdu. Yemeğinden pijamasına, muayenesinden tahliline herşey ücretsiz olarak çocuklara sunuluyor. Ankara dışından gelen ailelere de apart oda hizmeti veriliyor. Vakıf kullanmadığımız giysi, ev eşyası, oyuncak, bisiklet ve yiyecek yardımlarını kabul ettiği gibi, YKB 477 Şube 1-002666 hesaba tutar ne olursa olsun bağış da yapılabiliyor.
Tel : 0312- 447 06 60
LÖSEV - Destek Olun - Bu Haberi Yayın
Yazar:
Manitu
Zamanı:
15:03
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, kanser, LÖSEV, sağlık, türkiye
18 Ağustos 2007 Cumartesi
Sigara Ani Bir Kararla Birakilir!
Sigara Ani Bir Kararla Bırakılır
Sigarayı bırakmak için genellikle bir günün belirlenmesi ve bir strateji izlenerek planlı bir şekilde hareket edilmesi önerilir. Ancak bu tavsiye ne kadar doğru?
Yapılan yeni bir çalışmada, ani bir kararla sigarayı bırakanların, bu konuda daha başarılı oldukları tespit edildi. British Medical Journal’da yayımlanan çalışmadan elde edilen sonuçların, klasik sigara bırakma yöntemlerinin yetersiz kaldığını ortaya çıkardığı düşünülüyor.
Boston Üniversitesi’nde sosyal bilimler ve davranış bilimleri profesörü Dr. Michael Siegel açıklıyor: “Daha önce planlanmış sigara bırakma girişimlerinde, motivasyon düşük oluyor. Ancak planlanmamış ani bir karar, daha önce oluşan potansiyel gücü tetikliyor ve yüksek bir motivasyon sağlıyor, ve bu nedenle başarıya ulaşmak daha kolay oluyor.”
Çalışmaya katılan bilimadamları Robert West ve Taj Sohal bu plansız sigara bırakmanın matematikteki “katastrof teorisi”ne benzediğini belirtiyor ve açıklıyorlar: “Yeterli potansiyel sağlandığı zaman, küçük bir tetikleyici bile ani ve dramatik bir olayın oluşmasına neden olabilir. Örneğin çığda bu tür kuvvetleri görmek mümkün. Aynı şekilde, sigarayı bırakmak isteyen kişilerde bu alışkanlığa karşı nefret oluşuyor, ve küçük bir karar bunu başarmaya yetiyor.”
Siegel, sigara içen kişilerin öncelikle sigara bırakma konusunda motive olmaları gerektiğini belirtiyor.
College Üniversitesi’nde psikoloji profesörü West, sigaranın yol açtığı sağlık problemlerinin ve maddi yükünün, insanlarda bu alışkanlığa karşı nefretin oluşmasının başlıca sebepleri olduğunu açıklıyor.
Bazı kişilerin sağlık sorunları nedeniyle veya hamile kaldığı için sigarayı bıraktığını söyleyen West, ayrıca sigaranın çok pahalı olmasının, ve aile veya arkadaş baskısının da sigara bırakma nedenleri arasında olduğunu belirtiyor.
West ekliyor: “Buradaki en önemli şey, sigara içen kişinin kendini çok kötü hissetiğinde nikotin bantı kullanabilmesi, veya telefonla veya yüz yüze özel bir destek alabilmesidir.”
Real Age
Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara - Sigara sağlığa zararlıdır...
Yazar:
Manitu
Zamanı:
11:09
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, kanser, problem, psikoloji, sağlık, sigara, yardım
15 Ağustos 2007 Çarşamba
'Kara' Tehlike
'Kara' tehlike
Atık maddelerin işlenmesiyle elde edilen kanserojen riski yüksek naylon poşetlerin sağlık açısından risk taşıdığı, bu tür malzemeler yerine geçmişte yaygın kullanılan geri dönüşümü mümkün kese kağıdının tercih edilmesi gerektiği bildirildi.
Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, pet şişe, kova ve tıbbi atık gibi maddelerin toplanarak tekrar işlenmesiyle üretilen siyah naylon poşetlerin saçtığı sinsi tehlikeye dikkat çekti.
‘KAĞIT POŞET İSTİYORUZ’
Siyah poşet kullanımının özellikle kenar mahallelerdeki semt pazarlarında hızla sürdüğünü, seyyar satıcı ve pazarcı esnafının, birinci sınıf poşetlere oranla çok daha ucuz olduğu için siyah poşeti tercih ettiğini belirten Göktaş, bunun önlenmesi için, yetkili kurum ve yerel yönetimlerin gerekli tedbirleri almaları için girişimde bulunduklarını ifade etti. Her türlü naylon poşetin doğada uzun yıllar varlığını sürdürdüğünü belirten Göktaş, şöyle konuştu: "İnsan sağlığı açısından risk taşıyan siyah renkli poşet tüketimi yıllık 260 bin tonu buluyor. Bu oran, birinci sınıf malzemeden yapılan naylon torbalarla katlanıyor. ÇETKODER olarak, bu tür malzemeler yerine kağıt poşet kullanımının yaygınlaşması gerektiğine inanıyor, bunun için 15 yıldır çaba harcıyoruz. ABD ve Avrupa ülkelerinde 30 yıldır sağlığa zararlı olmayan kağıt torba kullanılıyor.”
GIDALARDAN UZAK TUTUN
Çukurova Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hunay Evliya da çöplerden toplanarak hijyenik olmadan elde edilen koyu renkli naylon poşetlerin, gıda amaçlı kullanılmaması gerektiğini söyledi
Yazar:
Manitu
Zamanı:
18:50
0
yorumlama
İlgili Başlıklar: duyarlılık, kanser, türkiye
26 Temmuz 2007 Perşembe
Prostat Kanseri Nasil Belirlenir?
Prostat Kanseri Nasıl Belirlenir?
Günümüzde doktorlar prostat kanserinin varlığını belirlemek üzere pek çok çeşit yöntem kullanmaktadır:
Prostat kanserin belirlemede en sık kullanılan yöntem rektum incelemesi yoludur. Prostatı inceleme için hekim rektal tuşe ile normal büyümesi ile kanseri kolayca ayırdedebilir.
Dijital rektal muayene ile birlikte sıklıkla kullanılan başka bir işlem bir PSA testidir. (prostata özgü antijen PSA testi). Bu test vücutta prostat özgü antijen düzeylerini ölçer. Prostat hastalığının en erken evrelerinde bile, hastanın PSA düzeyi artmaya başlar ve bu test ile belirlenebilir. Bu da hekimin, hastada fizik muayene ile belirlenemeyecek değişiklikleri ortaya çıkarmasını sağlamaktadır. Ancak PSA düzeyinin yüksekliği , hastanın muhakkak kanser olduğu anlamına gelmez. Bazı kanser dışındaki durumlar da PSA miktarını arttırabilir: Örneğin BPH (prostatın kanser olamyan büyümesi) yüksek PSA düzeyine neden olabilen en sık görülen durumdur. Prostat dokusu büyüdükçe , bu dokudaki hücreler normalden daha fazla PSA üretir. Diğer bir sebep Prostatit olabilir. Prostatın iltihap veya enfeksiyonuna bağlı irritasyonu bezdeki hücrelerin artmış miktarda PSA salgılamasına neden olabilir. Yine prostat bezindeki enfeksiyon gibi üriner sistem enfeksiyonu da PSA düzeyini arttırabilir.
Kanser olmayan durumlarda da PSA seviyeleri yükselebildiği için genellikle transrektal ultrasonografi (TRUS ) yapılması gerekmektedir. Bu işlem sırasında hekim, prostat görüntüsünü yansıtan acısız ses dalgaları üreten bir aleti rektuma yerleştirmektedir. Yansıyan ses dalgaları, daha sonra hekimin görebileceği bir televizyon ekranında bir görüntü haline dönüştürülür. Bu işlem lokal anestezi altında yapılabileceği gibi, hastanın daha stresli olduğu durumlarda genel anestezi ve 3 boyutlu Sonografi ile de gerçekleştirilebilir. Prostat kanserinden şüpheleniyorsa hekim, iğne biyopsisi yoluyla ufak bir prostat dokusu örneği alabilir. Daha sonra doku örneği, kanser hücresi içerip içermediği belirlenmek üzere mikroskop altında incelenir. Bu, prostat kanserini kesin olarak teşhis etmenin tek yoludur.
Kanser varlığı biyopsi ile doğrulandıktan sonra yapılması gereken ilk şey kanser evrelemesi olarak ta adlandırılan, kanserin hızlı ya da yavaş gelişen bir kanser olarak nitelendirilmesi olmalıdır. Doktorunuz kanser evresini tespit ettikten sonra en uygun tedaviyi önerecektir.
Prostat kanseri özellikle erken dönemlerinde çok sinsi bir hastalıktır, kişide kanserle birlikte prostat büyümesi ve buna bağlı şikayetler mevcut değilse kanserin kendisine özgü hiç bir belirtisi bulunmayabilir. Ancak erkeklerde en çok görülen kanser olan prostat kanserinde erken teşhis hayat kurtarır. Gelişmekte olan teknoloji küçük müdahaleler ve minimum yan etkilerle iyileşme sağlayabilmektedir.
Prostat kanseri de diğer kanser türleri gibi vücuttaki normal hücre büyümesinin bozularak sonuç olarak tümör adı verilen bir doku kitlesi oluşturması durumudur. Tam olarak sebebi bilinmese de, yaş, ırk ve genetik faktörlerin büyük rol oynadığı tespit edilmiştir. Prostat kanseri erken safhasında teşhis edilirse, doğru ve yerinde bir tedavi ile iyileşme şansı yüksek bir hastalıktır. Henüz kapsül dışına yayılmamış ise kanserin yok edilmesi mümkündür. Bu nedenle, 45 yaşını aşan erkeklerin yılda bir kez prostat kontrolünden geçmesi çok büyük önem taşır.
Prof. Dr. Halim Hattat
Hattat Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı
Cerrahpaşa Tıp Fak. Androloji Bilim Dalı Başkanı
hhattat[at]hattathospital.com
Yazar:
Manitu
Zamanı:
09:00
0
yorumlama
12 Temmuz 2007 Perşembe
Annemizi Kurtarın...
"3 yıl önce lenf kanserine yakalanan 2 çocuk annesi Derya DEMİREL (27), ilik nakli için gerekli olan 100.000 YTL'yi bulamazsa ölümle karşı karşıya kalacak." (AA 19 Aralık 2006)(İHA 20 Aralık 2006)
Öncelikle benim için zaman ayıran,sorunuma duyarlı davranan herkese teşekkür ediyorum.
Hepinize merhaba,Allah'ın selam'ı üzerinize olsun.
Tam olarak üç yıldır zor bir (deyim yerindeyse) savaş veriyorum. Evet,"KANSER" hastasıyım. Her ne kadar kibarca hoçkin lenfome deselerde,ben bir "KANSER" hastasıyım.
İlk öğrendiğimde, uğruna milyonlarca insanın öldüğü/öldürüldüğü, tüm güzellikleri içinde barındıran, dünya başıma yıkıldı. Adeta bedenim taş kesildi ve beynim durdu. O an da bedenimi ikiye değil onikiye bölseler dahi hissetmeyecek duruma gelmiştim. Tek aklıma gelen; çok kısa bir zaman içerisinde öleceğim olmuştu. Aslında her ne kadar yaşım genç ve gençliğin verdiği hevesle ölümden korkulur gibi düşünsenizde, ölümden değildi korkum. Gerçeklerden kaçılmayacağını bilerek yaşayan biriyim. O sebepledir ki, birgün hepimizin öleceği gerçeğini bilerek yaşayan ve tabir yerindeyse; ölümden korkmayan bir insanım. Korkularım var elbette, işte o andaki korkum da:
Bana ihtiyaçları olan iki tane evladımın Annesiz kalacak olmaları gözümde canlandı.Hayalleri gözümün önünde şimşekler çakarken, henüz daha çocuk yaşta benim sevgi ve şefkatimden yoksun kalacak olmaları korkularımı artırdı.
Hayat bir mücadele deriz ya, işte benim mücadelem de burada başlıyordu. İnsanların gayeleri vardır yaşamak için. Benim gayemde; iki evladım için yaşamak, onları boynu bükük bırakmamaktı artık. Kararım kesindi, bu hastalıktan ölmeyecektim, kendime söz verdim.
9 Temmuz 2007 Pazartesi
John Hopkins'den KANSER Raporu
Not:Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır.
Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar.
Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
John Hopkins'den KANSER Raporu
1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4) Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5) Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
7) Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.
8) Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11) Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.
KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:
a- Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b- Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c- Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d- %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C'de yok olurlar.
e- Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12) Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13) Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14) Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15) Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır.
Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar.
Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16) Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.
JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN KANSER GÜNCELLEMESİ
1) Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.
2) Dondurucuya su şişesi koymayınız.
3) Mikro dalga fırınına plastik ambalaj koymayınız.
4) John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur. Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı.
Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (İngilizce metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır. Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır. Kağıt uygundur, ama kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu. Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.
Bu makale hayatınızda sizin için önemli olan herkese gönderilmelidir.