21 Mart 2008 Cuma

7 yillik kocasi kadin cikti

7 yıllık kocası kadın çıktı






Yedi yıl evli kaldığı adamın aslında kadın olduğunu ancak okul albümüne bakarken anladı.



Eski kocasının albümünü karıştırırken aslında kadın olduğunu öğrenen kadın, "Yatak odasında hiç ışık yakmazdı" dedi.

ABD'de yedi yıllık evliliğin ardından boşandığı kocasının okul albümüne bakan Jennifer Jack,7 yıllık kocası kadın çıktı sürprizle karşılaştı. 16 yaşında tanışıp evlendiği Andrew Mireles adlı adamın aslında kadın olduğunu öğrendi. Jack, erkek gibi görünmesine karşın tıbben kadın olan kocası çok iyi rol yaptığı için gerçeği anlamadığını; yatak odasında ışıkları hiç yakmadığını ve kendisine kısır olduğunu söylediğini belirtti. Kocasını mutlu etmek için sperm bankasından aldığı spermle hamile kalıp çocuk doğuran kadın, evliliğinin hiç olmamış gibi sayılması için dava açıp çocuğunun velayetini istedi.


Karısını iddialarını reddeden Mireles ise duruşmada, "Ona durumumu evlenmeden önce açıkladım. Şimdi yalan söylüyor" dedi.

5 milyon Turk genci yok!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin 2040 yılından sonra karşılaşabileceği "yaşlanan nüfus" tehlikesine karşı kadınlara "en az üç çocuk doğurun" çağrısı yapmıştı. Ancak BM'nin Türkiye'deki gençliğin durumu hakkında hazırladığı rapor, bırakın yeni doğacakları, ülkenin mevcut genç nüfusa bile yeterli imkanları sağlayamadığını ortaya koydu.

Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafından hazırlanan "Türkiye 2008- İnsani Gelişme Raporu- Türkiye'de gençlik" raporuna göre, ülkedeki 15-24 yaş arasındaki toplam 12 milyonluk genç nüfusun yüzde 40'ı, yani 5 milyon genç "atıl" durumda.

Aygen Aytaç liderliğindeki geniş bir akademisyen kadrosunun, BM kuruluşlarının tüm imkanlarından yararlanarak, Türkiye'nin 12 ilinde toplam 3322 gençle tek tek mülakatlar yapılarak hazırlanan raporda "atıl" kelimesi, bu beş milyon gencin, ne okula gittikleri, ne de çalıştıklarını ifade etmek için kullanılıyor.

Rapora göre, Türkiye'deki genç nüfusun yüzde 30'u okula gidiyor, yüzde 30'u ise çalışıyor. Yüzde 40'lık bölümü ise, deyim yerindeyse "hiçbirşey yapmıyor..."

2.2 MİLYON GENÇ KADIN "EVDE OTURUYOR..."

Rapora göre, 5 milyonluk "atıl" genç nüfusun 2.2 milyonunu "ne okuyan, ne de çalışan" genç kadınlar oluşturuyor. 300 bin kişi "ümidini kaybetmiş ve iş aramaktan vazgeçmiş" gençler, 650 bin kişi "fiziksel engelliler", 22 bini ise "genç hükümlüler" oluşturuyor. Diğerleri ise, iş aramayı sürdüren gençlerden oluşuyor.

NE YAPILMALI?

BM raporunda, Türkiye'nin bu 15/24 yaş arasındaki 5 milyonluk "atıl" gençleri topluma kazandırmak için neler yapması gerektiği konusunda da öneriler yer alıyor;

- Gençlerin fikirlerinin alınabilmesi için gençlik parlamentosu kurulmalı

-Gençlik sorunlarına eğilmek için merkezi ve bürokratik olmayan bir sistem oluşturulmalı

-Zorunlu eğitim 11 ya da 12 yıla çıkarılmalı (bunun için 10 yıllık süre içinde yaklaşık 25 milyar dolarlık bir yatırım gerekiyor)

- Tüm gençlere eşit eğitim imkanı sağlanmalı

- Kaliteli okul öncesi eğitim verilmeli

- Mevcut okullarda asgari eğitim kalitesi standardı getirilmeli

- E-yatırım sistemi ile okullara kamu yatırımının daha eşit yapılması sağlanmalı

- Dezavantajlı gençlere eşit fırsat sunmak için bunlara özel eğitim sağlayacak kurumlar yaygınlaştırılmalı

- Ögrenci seçme sınavlarında reforma gidilmeli (tek sınav yerine, öğrencinin başarısını yıllar içinde performansıyla değerlendirecek kümülatif uygulamaya geçilmesi)

- Üniversiteye giremeyen gençlere, doğrudan çalışma hayatına atılmayıp, eğitim için şanslarını bir kez daha denemeleri için maddi yardım yapılmalı

- Öğretmenlerin eğitimine ağırlık verilmeli

- Gençlerin sağlık sorunları konusunda da, sosyal güvenlik yaygınlaştırılmalı, iş yeri kazalarının azaltılması için önlem alınmalı, çocuk işçilik tamamen ortadan kaldırılmalı

- Genç istihdamın arttırılması için acil ve kapsamlı bir istihdam programı hazırlanmalı

- mesleki eğitime ağırlık verilmeli

KÖY ENSTİTÜTÜLERİNE ÖVGÜ; 1980 DARBESİNE ELEŞTİRİ

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün gençliğin eğitim ve istihdamı için daha yeni ülkenin ilk yıllarında bile, ciddi politikalar ürettiğinin hatırlatıldığı raporda, bu dönemde gençlerin eğitildiği köy enstitütülerinden de övgüyle söz edildi.

Raporda, 1961 Anayasası'nın ise gençliğe topluma daha fazla katılım ve söz söyleme imkanı tanıdığı belirtildi, ancak 1980 sonrasında bu durumun değişerek, gençliğin "toplumun öncüsü" olarak değil, "daha ziyade kavgacı ve tehlikeli unsur" olarak görülmesini sağladığı vurgulandı. Raporda, "1982 Anayasası, gençlerin önüne yeni engeller dikti. Belediye düzeyinde mevcuat değişiklikleri ve gençlik örgütlerinin kapatılması dahil, genç insanların siyasete katılamasını engelleyen birçok yeni düzenleme getirildi" denildi .

GENÇLERİN DESTEĞE İHTİYACI VAR

Raporda, 15-24 yaş arasındaki gençlerin "desteğe ihtiyaç duydukları" da ifade edilerek, bu destek alanları şöyle sıralandı:

- İlk ve orta öğretimde okullaşma oranı hala yüzde 100 değil. Özellikle genç kızların büyük kısmı okulu terkediyor.

- Okul öncesi eğitim bu çağdaki nüfusun sadece yüzde 20'sini kapsıyor

- Gençlerin yarıdan fazlasının, devletin sağladığı kredi ve burslardan haberi bile yok

- 18 yaş üzeri genç erkeklerin büyük çoğunluğunun sağlık sigortasına erişimi yok

-İlk kez iş arayanlar, işsizlik ödeneğinden yararlanamıyorlar.


KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ YOK

Rapora göre, Türkiye'deki cinsiyet ayrımı, genç nüfusta da kendini gösteriyor. Rapora göre, kadın-erkek ayrımcılığı daha ailede başlıyor. Geleneksel olarak, erkek çocukların kızlara oranla "daha çok tercih edildiğinin" ve kayırıldığının ifade edildiği raporda, "ergenlik çağındaki erkeklerin ne yapacağı belli olmaz hırçın ruh hali 'delikanlı' deyimiyle de ifade edildiği gibi, olağan kabul edilirken, aynı yaşlardaki kız çocuklar bu anlayışı görmüyorlar" denildi.

Zeynep Gürcanlı - Hürriyet

18 Şubat 2008 Pazartesi

Mustafa Hakkinda Hersey

Mustafa hakkında her şey


Size Mustafa'nın hikâyesini anlatacağım bugün. 12 Aralık 1970'de Suriye sınırındaki bir köyde doğdu.Ana karnındayken, babası her şeyini kumarda kaybedince bir kamyonun altına atlayarak intihar etti.
Annesi Behiye, oğluna, ölen eşinin adını verdi. Mustafa 13 yaşındayken, üvey babası, kendisini aldattığı gerekçesiyle Behiye'yi oğlunun gözleri önünde kurşunlayarak öldürdü.
Mustafa cenazeden sonra sokağa terk edildi.
***
İstanbul'a gidip amcasının Kumkapı'daki otelinde çalıştı. Aksaray'da komilik yaptı. 6 sene kebapçılarda masa örtülerini yorgan yapıp masalarda yattı. Birkaç kez bıçakla yaralama gibi suçlardan yakalandı.
1990'da askere gitti. Hap kullanıp kendini kestiği için birliğinde 'Jiletçi Mustafa' diye tanınır olmuştu. 2 kez firar etti. 'Anti-sosyal kişilik' raporuyla terhis edildi.
1995'te Zeynep'e sevdalandı.
Tanışmalarından 15 gün sonra Zeynep, 'Gazi olaylarında' polis kurşunuyla öldürüldü.
***
Mustafa, intikamını almak için yanıp tutuştuğu Zeynep'in cenazesinde örgüte katıldı. Kısa bir silahlı eğitim gördü. Gazi olaylarından 6 ay sonra Maslak jandarma karakolunu taradı. İki eri şehit etti.
'Mustafa Duyar' adını Türkiye'ye duyuracak eylem emrini ise 1996 başında aldı:
Sakıp Sabancı'yı öldürecekti.
Sabancı o günlerde İrlanda ve Bask sorununun nasıl çözüldüğünü inceliyordu; hazırladığı 'Kürt Sorunu' raporuyla 'hoşa gitmeyecek' bir öneriyle ortaya çıkmak üzereydi.
Mustafa, 6 ay önceden Sabancı'da işe alınan Fehriye'nin yardımıyla Türkiye'nin en iyi korunan binalarından birine girdi; Özdemir Sabancı'yı, genel müdürünü ve sekreterini öldürdü. Önce binadan, sonra Türkiye'den rahatça kaçtı.
***
O yılın kasımında Susurluk patladı. Derin devletin birçok faili meçhul cinayette tetikçiler beslediği, Kürtlere para akıtan işadamlarını öldürttüğü ortaya çıktı.
Mustafa, Almanya'dan Şam'a geçmişti ve aklı karışmaya başlamıştı.
Kazada Çatlı'nın bulunduğu arabayı süren İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı'nın, bağlantılı olduğu temizlik şirketi aracılığıyla Fehriye'yi Sabancı'ya yerleştirdiği söyleniyordu.
TV'de Abdi İpekçi cinayetinin azmettiricisi olarak fotoğrafını gördüğü ülkücü Yalçın Özbey'le Almanya'da kendi saklandığı evde karşılaştığını hatırladı, dehşete kapıldı:
'İpekçi'yle Sabancı'yı aynı güçler mi öldürtmüştü?'
Mustafa, suikasttan sonra kendilerinden alınan Baretta marka silahın, Sedat Bucak'ın Susurluk'ta kaza yapan aracından çıktığını, konuyla ilgilenen ANAP milletvekili Eyüp Aşık'a telefonla bildirmişti. 'Sabancı'yı Güneydoğu işine el attığı için öldürmemiz istendi' demişti. Suikasttan 3 gün sonra birileri de onu öldürmeye çalışmıştı.
Örgüt kendisini yalnız bırakmıştı. Parasız, barınaksızdı. Nefrete kapıldı. Kullanıldığını anladı. Örgütün bunu hissedip kendisini takip ettiğini fark edince de Türkiye'nin Şam Büyükelçiliği'ne gidip teslim oldu.
Cezaevinde aynı örgüt davasından hükümlü Semra ile evlendi.
16 Ocak 1999'da doğan oğluna 'Özdemir' adını verdi. Bu, öldürdüğü adamın adıydı.
***
O günlerde büromu arayan 'örgütten' bir kişi 'Suikastçıların, olaydan sonra bir polisin yardımıyla kaçtıklarını' öne sürüyor, 'Bu işi devlet içinde bir kol yaptı. Bir iç hesaplaşma vardı. İşi bize çözdürdüler' diyordu.
İdamla yargılanan, anılarını kaleme almakta olan ve itirafçı affından yararlanmak için 'Bildiğim tüm sırları açıklamaya hazırım' diyen Duyar'la cezaevinde konuşmaya karar verdim.
Adalet Bakanı'na bu röportajın Susurluk'la ilgili ilginç bağlantıları ortaya serebileceğini söyleyerek izin istedim.
Bakan, Duyar'ın da istemesi kaydıyla şifahi izin verdi. Duyar'a sordular, 'Tamam' dedi. Yazılı izin bekliyordum.
Sonradan öğrendim ki, bana izin verecek merci, aynı günlerde Karagümrük çetesinin Afyon'a nakline izin vermiş.
Karagümrüklüler, Afyon'a nakledildikten 2 hafta sonra, 15 Şubat 1999'da Duyar'ı hücresinde öldürdüler.
***
Bugünlerde Belçika'dan gelen bir heyet, Fehriye Erdal'ın yeniden yargılanmasıyla ilgili inceleme yapıyor. Belçika iyi bilir bu işleri...
80'lerde Avrupa'yı istikrarsızlaştırma eylemleri düzenleyen Gladyo'nun bir kolu da Belçika'da çıkmıştı. Dünkü Taraf'ın hatırlattığı gibi 'onlar Gladyo ile hesaplaşmıştı'.
90'larda Belçika Gizli Ordusu'nu çözen Belçika makamları şimdi benzer bir düğümü çözmek için Türkiye'deler...
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'Günaydın' diyor, ama Türkiye hâlâ uyuyor.
Çünkü Susurluk yaşıyor ve o yaşadıkça, Mustafa'nın kendisi gibi babasını bilemeden yetim kalan oğlu Özdemir de babasının kaderini yaşamaya mahkûm görünüyor.

Can Dündar

13 Şubat 2008 Çarşamba

Burasi Turkiye..! Burdan Cikis Yok... Yuh artik..

YÜKSEL AYTUĞ - Sabah 5 Şubat 2008


Biz nasıl bu kadar duyarsız hale geldik?


Cumartesi gecesi saat 22.00 suları... Gözüm, Kanal 7'deki Mahmut Tuncer Şov'a takıldı. Birazdan anlatacaklarım, televizyon uğruna hep beraber nasıl "insanlıktan çıktığımızı" gözler önüne sermesi açısından ibret vesikası niteliğindedir. Anlatacaklarımın hepsi, birebir yaşanmış ve iki kez kayıtlardan kontrol edilmiş "gerçek" görüntülerdir. Lütfen "gazetenizin ayarları ile" oynamayın. İşte o "tarihi" program: Mahmut Tuncer her hafta olduğu gibi bir çifte canlı yayında resmi nikah kıyacaktı. Bu sürprizi damadın babasına da telefonla bildirdiler.

Adam araç kullanıyordu. Birkaç dakika sonra adamla yeniden telefon bağlantısı kuruldu. Damadın babası güçlükle konuşarak, "Ben kaza geçirdim. Arabayı yan yatırdım, Şimdi acil servisteyim. Müşahede altına alındım" dedi. Belli ki müjdeli haber dikkatini dağıtmış, buzlu yolda kayan aracı devrilmişti. Bu arada müstakbel kayınpederin stüdyoda bulunan eşi, yani damadın annesi aldığı bu haberle fenalaşıp, yere yığıldı. Hemen reklam arası verildi. Dönüşte Mahmut Tuncer
ne yapacağını bilemez haldeydi. Zira kayınvalide stüdyoda bir sedyede baygın yatıyor, kızı başında ağlıyor, sağlık ekipleri acil müdahalede bulunuyordu.

TÜRKÜLERE DEVAM
Damat Zafer ise babasının ve annesinin durumuyla yıkılmış, başı ellerinin arasında gözyaşı döküyordu. Gelin Şehnaz da en mutlu gününde büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaşıyordu. Mahmut Tuncer, "Bu durumda belki programı yapmayabilirim. Kusura bakmayın" dedi. Bu arada stüdyoda bayılan annenin tansiyonunun 2'ye 5 olduğunu söyleyince damat iyice panikledi. Tuncer daha sonra topu, stüdyodaki türkücü konuklarına bırakmayı uygun gördü. "Kürşat
kardeş sen en iyisi bir türkü söyle ben de bu arada hanım teyzemizle ilgileneyim" dedi. Kürşat söylemeye başladı. "Her dem Azrail gelip, canımı ister. Boynumda bir ilmik, ecel tuzakta. Olsun be güzelim, varlığın yeter..." Bu arada sedyedeki kadına serum takılıyordu. Endişe içindeki kızı,
annesinin ellerine sarılmış, kamera ellere yakın plan çekim yapıyor.

Sanırsınız ki, "fırsat bu fırsat" şarkıya klip çekiliyor!.. Diğer yanda stüdyodaki genç kızların elleri havada, bir o yana bir bu yana sallanıp, şarkıya eşlik ediyorlar. Kürşat coşmuş bir kere: "Boynumda bir ilmek, ecel
tuzakta... Olsun be güzelim, varlığın yeteeer..." Aynı anda gelin Şehnaz, beyaz duvağıyla kayınvalidesinin üzerine kapaklanmış.

Stüdyodaki izleyiciler, şarkıyı bitiren Kürşat'a bağırıyor: "Bi daha, bi daha!.." Mahmut Tuncer acil servisteki babayla yeniden telefon irtibatı sağlıyor: "Baba sen bize dedin ki acildeyim, müşahede altındayım... Biz burada müşahede altına girdik vallahi... Bu arada hanımınızı da tebrik ederiz. Sizi o kadar seviyor ki, düştü bayıldı burada. Ama oğlunuz ağlıyor..." (Yahu, acil servisteki babaya söylenecek söz mü bu?) O sırada babanın sesi kesiliyor. Mahmut Tuncer endişeyle, adamın oğluna yani damada dönüyor: "Baba iyi değil herhalde. İyi olsa konuşurdu çünkü. Baban iyi mi, sen tanırsın! Sesi iyi miydi?" Damat şaşkın: "Değildi herhalde."

HEM SERUM HEM TÜRKÜ

Mahmut Tuncer bu sefer diğer türkücü konuğu Seyfi Doğanay'a dönüyor: "Seyfi Ağabey bir şarkı söyler misin?" Doğanay isteksiz: "Yok, söyleyemem şimdi." Tuncer ısrarlı: "Abi ama hayat devam ediyor. Bir tarafta cenaze bir tarafta düğün. Hayat da böyle bir şey işte..." İkna olan Seyfi Doğanay, acıklı türküsüne başlıyor: "Oldu gelin, oldu gelin, gözleri yaş doldu gelin. Ben
seni sevemedim, neden boynun büktün gelin..." (Sanki bu geceye özel repertuar, önceden hazırlanmış) Bu arada damat, elleri başının arasında gözyaşı döküyor. Gelinin de makyajı akmış. Sağlık ekipleri baygın yatan anneye serum takmaya çalışıyor.

Stüdyodaki kızlar simli mendil sallayıp, oturdukları yerden oynuyor. Bazıları dayanamayarak ayağa kalkıyor ve göbek atıp, halay çekmeye başlıyor... Kadın hala sedyede ve yaralı babadan henüz haber yok... Mahmut Tuncer eline mikrofonu alıp bir uzun havaya başlıyor.

Kürşat ile Seyfi Doğanay da ona katılıyorlar: "Yolcu yoluna kurban oliim, kalmadı derman bendeee..." Stüdyo kızları zılgıt çekiyor, eler havada, mendiller sallanıyor. Sonunda hep beraber "Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar" a bağlıyorlar. "Gezme ceylan bu dağlarda, seni avlarlar. Aneyden, babeyden, yardan ayrı koyarlaaaar..." Türkü bitiminde Mahmut Tuncer, "Hazır söz
ceylandan açılmışken bizim Urfa Ceylanpınar'da devlet ceylan yetiştirip, doğaya salıyor, biliyor musunuz?" diyor. Bana göre iş çoktan kontrolden çıktı ama nedense stüdyoda kimse bunun farkında değil. Rejiden ikaz eden de yok.

Damadın annesiyle babası ölüm-kalım savaşı veriyor ama düğün gecesi canlı yayında "tüm hızıyla" devam ediyor. Reklam arasından sonra stüdyoda
nikah masası kurulmuş. Bir belediye başkanı, önünde defterle masada. Gelin ile damat gözyaşı dökmeye devam ediyor. Mahmut Tuncer "Bu akşamki trafiğimiz biraz virajlı oldu ama ne yapalım bu nikahı kıymak zorundayız" diyor. Başkan, "Saat 12'ye kadar kıymamız lazım, yoksa tarih değişecek" diyor. Mahmut Tuncer "Güngören'deki bir sahayı çimlendirdim. Adı Mahmut Tuncer Tesisleri oldu. Bütün halkımız burada ücretsiz spor yapabilir" diyor.

Bu araya bu cümleleri niye sıkıştırdığını kimse bilemiyor. Gözlerini, ceketinin koluna silen damat "Annem orada baygın, babamın ne olduğu belli değil. Telefonlarına ulaşamıyoruz" diye ağlıyor. Mahmut Tuncer, stüdyonun diğer ucuna, sedyedeki kadına sesleniyor: "Anne iyi misin? İyiysen bir el salla bize... Hah, bak el sallıyor." Damat cayıyor: "Ben bu nikahın yapılmasını istemiyorum..." Mahmut Tuncer bozuluyor: "Yahu olur mu? Biz burada her şeyi, sanatçıları filan ayarlamışız. Olan olmuş, kalan sağlar bizimdir." (Vallahi de billahi de böyle söylüyor)

KASAP ET DERDİNDE

Bu arada Şanlıurfa'dan bağlanan "kirve", gelin ve damadın tüm beyaz eşya ihtiyacını karşılama sözü veriyor. Ayrıca, "Mahmut Ağabey her hafta olduğu gibi bize yine keyifli, neşeli bir program izlettiriyorsun" diyor. (Yahu iki kişi can çekişiyor, ne keyfi?) Mahmut Tuncer, "Artık beyaz eşyalara elektrik süpürgesi de dahil oldu, onu da verecek misin?" diyor. Kirve "He, vereceğim"
diyor. Arada damat, telefonla yaralı babasına ulaşıyor. Annesinin yanına gidiyor. İkisinin de "iyice" olduğunu öğrenince rahatlıyor ve nikah kıyılıyor.

İmzalardan sonra vur patlasın, çal oynasın... Tepeden konfetiler yağıyor, sedyedeki kayınvalidenin üzerine... Stüdyo kızları, folklor ekibiyle birlikte halay çekiyor. Bekliyorum ki, finalde Mahmut Tuncer kameranın karşısına geçip, "Bunların hepsi birer şakaydı sayın seyirciler. Biraz eşek şakası oldu ama olsun" diyecek. Yok, demiyor...

Onlar eriyor muradına, ben yanıyorum insanlığımıza...

18 Ocak 2008 Cuma

Askerlik Teciline Yeni Duzenleme

Askerlik teciline yeni düzenleme
Lisans eğitimini tamamlayanlar 2 yıl, yüksek lisans eğitimini tamamlayanlar ise 1 yıl askerliğini tecil ettirebilecek.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 22:31 TSİ 20 Kasım 2007 Salı


ANKARA - TBMM Genel Kurulu’nda, Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun tasarısı kabul edildi. Yasaya göre, 4 yıl veya daha uzun süreli yükseköğretim kurumlarından veya bunların dengi olduğu kabul edilen okullardan mezun olan yükümlülerin askere sevkleri, istekleri halinde mezuniyet tarihinden itibaren 2 yıla kadar, yüksek lisans eğitimini tamamlayan yükümlülerin askere sevkleri ise 1 yıla kadar ertelenecek.


Yurt dışındaki öğrenim kurumlarından mezun olanlara, talepleri halinde, denklik işlemlerini tamamlayabilmeleri için ayrıca 1 yılı geçmemek üzere sevk erteleme hakkı tanınacak.

İZİN
Askerlik hizmetinin gerektirdiği görev ve yükümlülükleri yerine getirme konusunda gayret ve çalışmaları sonucu emsalleri arasında üstün başarı gösteren erbaş ve erlerden, muvazzaf askerlik hizmetleri boyunca, disiplin amiri, disiplin mahkemesi veya askeri mahkemelerden herhangi bir ceza almamış olanlara, asgari Tugay Komutanlarının onayı ile 7 güne kadar ilave izin verilecek.

İlave izinlerin usul ve esasları Genelkurmay Başkanlığı’nca belirlenecek.

Radyoaktif ışınla çalışan erbaş ve erlere, radyoaktif ışınla yaptıkları 1 yıl hizmete karşılık 30 gün sıhhi izin verilecek. Bu hizmetin 1 yıldan az ya da çok olması durumunda verilecek izin süresi, 30 günlük izin süresine orantılı olarak belirlenecek.

Kendini askerliğe elverişsiz hale getirmeye teşebbüs eden personelin, bu fiilleri dolayısıyla yatarak gördüğü tedaviler veya istirahate ya da hava değişiminde geçirdikleri süreler askerlik hizmetinden sayılmayacak.

PROFESYONEL ORDU
Yasanın görüşmeleri sırasında görüşlerin açıklayan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, profesyonel orduya geçişle ilgili 8 yıl önce bir kanun çıkartıldığını, bununla ilgili kadrolar açıldığını belirtti. Gönül, “Bu kadroların bir kısmı dolu, bir kısmı boştur. Bu boş olan kadroların yeniden atamalar yapılmaktadır. Bu atamalar tamamlandığı zaman sayı 40 bin civarında olacaktır. Böylece profesyonel orduya geçişte önemli bir adım atılmış olacaktır” dedi.

Vakit Kazandiran Uygulamalar

Vakit Kazandıran Uygulamalar

1.Toplantılar
Sadece faydalı toplantılara katılın. Toplantının
mutlaka gündemi olsun. Zamanında başlayın, zamana
sadık kalın, zamanında bitirin. Toplantı konularını
ilgili kişilere devredin. Görüşülecek konuları arka
arkaya ele alın.

2.Bugünün İşini Yarına Bırakmamak

Bitiş zamanını koyun, öncelikleri netleştirin.
Sonuçları başkalarına yazılı olarak verin. Büyük
projeleri küçük parçalara ayırın.


3.Telefon Engellemeleri
Bir proje veya bir problem üzerinde çalışırken telefon
konuşmaları işi böler. Ofisinizi terkedin. Rutin
telefon bağlantılarının zamanını sınırlayın.

4.Davetsiz Misafirler

Ayağa kalkın ve ziyaretçi ile konuşun. Konuşmak
istediğinizi, fakat şu an mümkün olmadığını söyleyin.
Doğrudan, fakat kibarca söyleyin. Açık kapı
bırakmayın.

5.Günlük Plan

Günlük plan kullanın, fakat çok karışık olmasın. Bu
teknik, bu kitaba yaptığınız yatırıma değer. Her gün,
akşam veya sabah,yapılacak altı tane şey yazın.
Çalışmaya bir numaradan başlayın. Bitiremezseniz
endişelenmeyin. Bitmeyenleri bir sonraki güne
erteleyin.

6.Hedefler

İşle ilgili ve kişisel hedefler koyun. Bu, sizin daha
üretken olmanıza yardım edecektir. Yönetim eksikliği
zaman ve çaba kaybına sebep olur. Hedef belirleme her
zaman başarının en büyük sırrıdır.


7.Rutin ve Sıkıcı İşler

Bu işleri bir programa göre yapın. Sadece ortaya
çıktıkları zaman yapmayın. Önemsiz yazışmaları,
telefon konuşmalarını ve okumayı enerjinizin düştüğü
veya boş, önemsiz zamanlara saklayın.

8.Karışık Masa

Ünlü bir perakende satış mağazasının yöneticisi
masasında her zaman üç parça kağıt bulundururdu. Her
biri ele alması gereken öncelikli işler içindi. Her
seferinde bir tanesini yapardı. Masanızı temiz tutun,
görüş alanınızda dikkatinizi dağıtacak şeyler olmasın.
Bir seferde önceliği olan tek şey yapın.

9.Kararsızlık

Bilgi toplayın ve harekete geçin. Hesaplanmış riskler
alın; bu yöneticinin görevidir. Başkalarının
kararlarınıza uygun şekilde katılmasını ve
bilgilenmesini sağlayın

10.Talimatlar

Açık olun ve gerekirse, size talimatlarınızı daha
kolay anlaşılır şekilde tekrar anlatmalarını veya
tekrar etmelerini söyleyin. Her zaman sonuçların
kontrolunun takipçisi olun. Eğer yapabilirseniz
talimatları yazılı verin.

11.Yazışmalar

Not yazmak yerine, telefon edin. Yeni bir mektup veya
not yazmak yerine, notları gelen mektup veya not
üzerine yazıp geri gönderin. Hiçbir zaman kağıt
parçalarını saklamayın.

ODTU'den Bilimsel Gelisme

ODTÜ'lü bilim adamları ekranları çok ucuzlaştıran madde geliştirdi

ODTÜ'den 'plastik devrimi'
ODTÜ'lü araştırmacılar cep telefonu, TV,elektronik gazete gibi görüntü cihazlarının ekranlarını ucuza üretilmesini olanaklı kılan yeni bir malzeme geliştirdi

Yeşil renk oluşturulamadığı için bugüne kadar kullanılamayan plastik malzemeler, ODTÜ'deki ''devrim'' niteliği taşıyan son gelişmeyle kullanılabilir hale geldi. Yeni teknoloji, bina ve taşıtlarda ısı ve ışık yalıtımında kullanılan ''akıllı camların'' literatürdeki eksikliklerini de tamamlarken, maliyetleri de düşürecek yenilikler getiriyor.

Çalışma bilim dünyasının önemli referans dergileri arasındaki ''Chemical Communications'' dergisine de kapak konusu oldu.

AA muhabirine bilgi veren ODTÜ Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Toppare, ODTÜ'de başkanlığını kendisinin yürüttüğü ve araştırma görevlileri Görkem Günbaş ve Asuman Durmuş'tan oluşan çalışma grubunun ''Polimer Tabanlı Görüntü Cihazları ve Eksik Renk Yeşil'' adlı çalışmalarını 2 ay önce tamamladıklarını ve patent için başvuru hazırlığı içinde olduklarını söyledi.

Toppare, elektrokromik malzemelerin günümüzde inorganik yapıda olduklarını söyledi. İnorganik malzemelerin görüntü cihazlarında kullanımında bazı eksiklikler bulunduğunu dile getiren Toppare, bu malzemelerin renk çeşitliliğinin kısıtlı olduğunu, ayrıca renk dönüşümü için uzun süreler gerektirdiğini, maliyetlerinin de yüksek olduğunu kaydetti.

Görüntü cihazlarının yapımında yeni bir ''devrim'' yaratacak çalışmalarının temelini oluşturan ''polimerik elektrokromik'' (özel bir çeşit plastik) malzemelerin ise inorganik malzemelere göre pek çok üstünlüğü bulunduğunu ifade eden Toppare, bu konuda şunları söyledi:

''Polimerik elektrokromik malzemelerde renk çeşitliliği sağlanabilmekte ve renk dönüşümleri bir saniyenin altında dahi gerçekleşebilmektedir. Buna ek olarak, polimerik madde, inorganik eşdeğerlerine göre çok daha ucuz elde edilebilmektedir. Bütün bunların yanı sıra polimerik malzeme iletken ve şeffaf plastik malzemelerin üzerine de uygulanabildiğinden elastik elektrokromik cihazları yapmak da mümkün olabilmektedir.''

-EKSİK YEŞİL RENK TAMAMLANDI-


Literatürdeki elektrokromik malzemelerin (iletken plastik malzemeler) genellikle indirgenmiş halde mavi ve kırmızı renkte bulunduklarını, ancak çalışmalarından önce indirgenmiş halde yeşil renkte olabilen tek bir polimer bulunmadığını anlatan Toppare, sözlerine şöyle devam etti:

''Dr. Gürsel Sönmez tarafından ABD'de gerçekleştirilen ve çığır açan bu çalışma ilk indirgenmiş halinde yeşil renkli polimerin sentezi ve elektrokromik özelliklerini içermekteydi. Fakat daha sonra bu polimerin yükseltgenmiş halinin kahverengi olması nedeniyle görüntü cihazlarında kullanımı bugüne kadar mümkün olamamıştı. Bizim bilim dünyasına katkımız, dünyada ilk defa indirgenmiş halde yeşil, yükseltgenmiş halde şeffaf polimerin sentezlenebilmiş olmasıdır. Ayrıca elektrokromik malzemelerin karakterizasyonunda kullanılan pek çok üstün özellikler gösteren bu malzeme, çok yeni olarak yaptığımız bir çalışmada bazı organik çözücülerde çözülebilir hale de getirilmiştir. Dolayısıyla her türlü boyutta elektrokromik cihaz yapma olanağı da ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak doğadaki bütün renklerin sağlanabilmesiyle polimer elektrokromik tabanlı görüntü cihazlarının yapılması artık olanaklı hale gelmiştir.''

Prof. Dr. Levent Toppare, çalışmaları ile özellikli plastik malzemelerin görüntü cihazları yapımında eksik rengin tamamlanmasıyla kullanım yolunun açıldığını belirterek, böylece görüntü cihazlarının bükülebilen, esnek yapıya kavuşturulabileceğini söyledi.

-ÖZEL PLASTİKLER AKILLI CAMLARI UCUZLATACAK-

Toppare, bina ve taşıtlarda ısı ve ışık yalıtımında kullanılmaya başlanan akıllı camlarda da bu elektrokromik malzemelerin rahatlıkla kullanılabileceğini belirtti. Otomobillerin dikiz aynalarında arkadan gelen ışığın engellenmesiyle gözün daha az yorulmasını sağlayacak camların istenildiği zaman karartılması ve aydınlatılmasıyla da ciddi anlamda ısı yalıtımı yapılabileceğini vurgulayan Toppare, bunun da ekonomik getirilerinin çok büyük olacağını kaydetti.

Çalışmalarının bilim dünyasının önemli referans dergilerinde geniş yer bulduğunu aktaran Toppare, çalışmanın ''Chemical Communications'' dergisinde ön kapak olarak yer aldığını söyledi. Yakın zamanda ise ''Chemistry of Materials'' ile ''Advanced Materials'' dergisinde de sonuçların yayına kabul edildigini de dile getirdi.

AA